Felsefe

 

 

 

İçinizdeki Aynaya Bakın

Charlotte Kasl


1.1 KENDİNİZİ GİZLEDİĞİNİZİ KABUL EDİN 

"Size kendimi anlatamam, üzgünüm, gördüğünüz gibi

ben aslında ben değilim."

Lewis Carroll, "Alice Harikalar Diyarında" 

Kendimizi keşfetme yolunda nerede olursak olalım aslında kendimizi sakladığımızı hatırlamanın bize yararlı olacağı çok açıktır. Çocukluğumuzda bir çoğumuz kendimize uygun olduğunu düşündüğümüz iyi, kibar, sessiz, sevimli, kaba, zeki, cömert çocuk gibi ve buna benzer imgeler kullanarak maske takardık. Ne yazık ki, bu maskeler hayatta kalmamızda önemli bir rol oynamaya başlarsa üzerimize yapışır kalır ve biz onları gerçek bir parçamız olarak görmeye başlarız. Sonuç olarak hayatı gerçek kişiliğimizden uzaklaşarak yaşamaya devam ederiz. Bu maskelerin ardına saklandığımızın farkına vardıkça ve üzerimize yapışan bu maskeleri söküp atmaya istekli oldukça ilişkilerimizde daha fazla güven, itimat ve içtenlik yaratabiliriz.

Maskelerden kurtulmak onların varlığını kabullenmekle başlar. Maskelerimizle oynayacağımız bir oyun, yararlı olduğunu düşündüğüm güzel bir uygulamadır. Seminerlerde insanlara bir odanın içinde sırayla etkileyici, öfkeli, alımlı, çapkın, utangaç, çılgın ve bunlara benzer tavırlar takınarak dolaşıp durmalarını öneririm. Sergiledikleri her farklı tavırda biraz yürümelerini ve oldukları yerde kımıldamadan durup bedenlerinde hissettikleri duygulara dikkat etmelerini söyler ve bu duygulan hangi yoğunlukta yaşadıklarını, yani kendilerini güçlü, gergin ya da tatsız hissedip hissetmedikleri söylemelerini isterim. İnsanlar yaşadıkları bazı duyguların kendilerini rahat hissetmelerine yol açtığını, bazılarının ise kendilerini utandırdığını ve kimi duyguların ise kendilerine tamamen yabancı olduklarını söylediler. Bir role soyunabileceğimizin farkına varabildiğimizde, ondan kurtulabilmenin de mümkün olduğunu kavramamız kolaylaşır.

Evli çiftlerle de benzer bir uygulama yapmaktayız. Örneğin, eşlerden birinin sevgi ve ilgiye ihtiyacı olabilir ve diğeri buna tepki gösterebilir. Biri kendi kabuğuna çekilip üzgün bir halde dururken diğeri onu neşelendirmeye çalışıyor olabilir. Bu uygulamaların sonucunda olağanüstü bir enerji ve gerçekte çoğu zaman rol yapmakta olduğumuz gerçeği ortaya çıkar.

Tom ve Jody yaklaşık yirmi yıldır ilişkilerinde birçok şeyden sorumlu olmuşlardır. Jody annelik yapmak, güvenilir olmak ve kendini kısıtlamak durumundadır, "Bunu yapmak bizim harcımız değil" örneğinde olduğu gibi. Bu arada Tom, uysal ve aynı zamanda herkese meydan okuyan bir çocuk edasıyla Jody'nin annelik  rolünü kabullenmeye razı, içinden geldiği gibi para harcayan, şakacı, candan ve yaratıcı biri gibi davranmaktadır. Her ikisi de aslında ardına gizlendikleri bu maskelerin altında yatan ve kendilerine sıkıntı veren boşluktan kurtulmaya can atmaktadır.

Jody'nin "annelik" maskesini incelemekle başlayalım. Şöyle bir sahne düşünün. Tom işten eve gelir ve sızlanarak:"Çok zor bir gün geçirdim, insanların istekleri hiç bitmiyor, kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki" der.

Jody odaya girer. Yumuşak ve tatlı bir sesle: "Hadi bebeğim gel otur. Sana sıcak bir şeyler getireyim. Söyle bakalım ne istersin? Çay ya da başka bir şey?"

Bunun devamında her ikisi de önce kıs kıs gülmeye ardından da kendilerini tutamayıp kahkaha atmaya başlarlar.

Sonrasında Jody her zamanki ses tonuyla, "Kendimi çok gülünç hissediyorum. Bu çok aptalca bir şey. Uzun zamandır bunu yapıyor olmamıza inanamıyorum" der.

Tom Jody'e gülümser.

"Çocuklar, ikiniz de gerçekten harikasınız. Tom, kendini kaç yaşında hissettin?" diye sordum.

"Sekiz yaşındaki bir çocuk gibi" dedi gülümseyerek. Kaç yaşında olduğumu düşünmek hoşuma gidiyor. İnsan her şeyi daha kolay görebiliyor."

"Peki, biraz düşünün. Eski maskeleriniz olmadan gereksinimlerinizi nasıl karşılayabilirsiniz?" diyerek devam ettim, Jody'e Tom gerçekte ne istediğini söyleyene kadar beklemesini önerdim. Birkaç denemeden sonra ortaya şu çıktı.

Tom içeri girer ve her zamanki ses tonuyla, "Ne gündü una. Çok yoruldum" der.

Jody ona bakıp gülümseyerek: "Zor bir gündü öyle mi?" diye sorar.

Tom:"Evet" der ve biraz sonra:"Bana içecek bir şeyler getirebilir misin?" diye sorar.

"Tabii ki getiririm" diye yanıtlar ve "Ne istersin?" diye

sorar.

Tom uzun bir aradan sonra, "Aslında sana şöyle bir sarılmak istiyorum" diyerek cevap verir.

"Elbette" diye yanıtlar Jody.

Tom ve Jody, ardına gizlendikleri maskeleri ve oynadıkları rolleri açığa vurdukça her ikisinin de üzerinde konuşmadan anlaştıkları bu oyun kesintiye uğramaktadır. Onlar rollerinin zamanla kemikleşmiş olduğunu ve otomatik olarak bu şekilde davrandıklarını fark ettiler: "Ben sızlanıp dururken sen bana göz kulak oluyordun", "Ben sana annelik  yapıyordum, böylece sen hep yanımda kalacaktın" gibi vesaire.

Maskelerini bir kenara atarak kendi öz ve gerçek kişiliklerini keşfetme yolunu da açmış oldular. Jody Tom'a annelik  yapıyordu çünkü kendinin değersiz biri olduğuna inanıyordu ve Tom'a aşırı ilgi göstererek onun sevgisini kazanabileceğine sanıyordu. Bir dereceye kadar kendisine çocuk gibi davranılması Tom'un hoşuna gitse de zaman zaman bu durum sinirlerine dokunuyordu. Fakat gülümseyerek ve birbirlerine sarılarak maskelerinden kurtulmaya başladıkça, "biz" olma yolunda çok büyük adım atmış oldular.

Eğer eşiniz ve siz önceden tahmin bile edemeyeceğiniz bir tartışmaya takılı kaldıysanız, olaya bir de rollerinizi değiştirerek bakın. Kendi rolünüzü abartılı bir şekilde, içtenlikle oynayın. Dramatik olun. Kendinizi tüm benliğinizle rolünüze verin. Bu sizi rahatsız edebilir ancak bunu yapmayı başarabilirseniz kendinizi ve eşinizi tamamen göz önüne serebilirsiniz. Bu size komik gelebilir. Fakat oynadığımız rolleri itiraf etmemiz ve ardına gizlendiğimiz maskeleri çıkarıp atmamız artık özgür olduğumuzu gösterir. Her ikinizin de bunu yapması sizi birbirinize daha çok yakınlaştıracaktır. İnsanın özgürlüğü saklanacak hiçbir şeyi kalmadığında elde edebilir.

 

1.2 "KENDİMDEN Mİ SÖZ EDİYORUM?" DİYE SORUN

Dolunay içinde senin.

Mevlana, "Eriyen Kar"

Birçok insan başkaları hakkında daha az yargıda bulunmak ister. Bilinçli olmanın ilk adımı da diğer insanlar hak

Kında yargılarda bulunduğumuzda aslında kendi yargılarımızı yansıttığımızın farkına varmaktır. Bir insanı duygusuz, düşüncesiz diye eleştirmeye başladığınızı fark ettiğinizde bir an durup kendinize "Ben kendimden mi söz ediyorum?" diye sorun. Eğer insanları sürekli umursamaz oldukla suçluyorsam bu benim ara sıra başkalarını önemsemediğim anlamına gelmez mi? Eşimi kendisinden sürekli bir eyler bekleyen patronuna karşı zayıf olmakla eleştirdiğimde, bu durumu kendimize, "Benim de kendimi güçsüz hissedeceğim durumlar var mı?" diye sorarak yansıtabiliriz.

Tepkilerimiz bir ayna görevi yapar. Bu bizim de benzer bir durumu aynı dinamikle yaşadığımızı ya da geçmişte bir şeyin bizde takıntı olarak kaldığını ortaya koymaktadır. Her iki durumda da dışarıya yöneltmiş olduğumuz yargıların aslında kendi yaşadıklarımızın bir yansıması olduğunu hatırlamamız çok önemlidir.

Aynı şeyi aynaya bakıp kendimize "Diğer insanın ne hissettiğini düşündüğüm şeyi ben hissediyor muyum?" diye alarak inceleyebiliriz. Mesela birinin size öfkelendiğini düşündüğünüzde kendinize "Ben öfkeli miyim?" ya da "Kızgınlığımı saklamaya mı çalışıyorum?" diye sorun. Ortada hiçbir neden yokken eşinizin bir başkasıyla ilişkisi olduğunu düşünmeye başlarsanız kendinize, "Cinsel olarak bir düş kırıklığı mı yaşıyorum? ve "Başka biriyle ilişki kurmayı mı düşlüyorum?" diye sorun. Dikkatli bir araştırma yapmadan bu soruyu geçiştirmeye çalışmayın. Sık sık kötü ya da yanlış olduğunu düşündüğümüz kendi gerçek duygularımızla yüz yüze gelmektense belli bir izlenim elde etmeye çalışırız.

Ayna aynı zamanda bize sevgi dolu, sevecen yönlerimi/1 de gösterir. Huysuz ve sinirli olduğunuz bir anda herhangi bir insanın size anlayış gösterdiğine rastladınız mı? Eğer rastladıysanız içinizi karartan o ruh halinin, o kişinin size sevecenlikle ve sabırla yaklaşması sonucunda kaybolmasına ve sevgi dolu barışık yönlerinizin farkına varmanıza neden olduğunu bilirsiniz.

İlişkilerinde başarılı olan çiftlerin, beraberliklerini kucaklayan bir içtenlik, güven ve mutluluk yaratmayı başardıkları ve birbirlerinin en iyi yönlerini yansıtmakta ustalaştıkları bir gerçektir. Olumsuz bir imaj takınarak bunu inatla sürdüren insanlar için, yine de iyi yanları ile doğal yeteneklerinin yansıtılması rahatsız edici olabilir, çünkü bu onların olumsuz imajlarını zedeler. Olumsuz ya da abartılmış bir imaja bağlı kalmak bencilce bir davranıştır çünkü bu her iki durum değişmez ve farklı bir kişiliğimiz olduğu inancını desteklemektedir. İnançlarımızın katı ve yoğun oluşunun varoluşumuzun özüyle ilişki kurmamızı engellediğini görürüz. Aynı zamanda bu insanlarla bireysel ilişkilere giremememize neden olmaktadır.

Duygusal yolculuklarımızda hepimiz başkalarından bir şeyler öğreniriz çünkü her insan bize bir ayna sunar. Samimi olabilmek aynaya her gün bakmaya istekli olmayı ve kendimizle ilgili ortaya çıkanları görmeyi gerektirir. Aynaya bakmaya istekli değilsek, onu kırıp yok etmeyi ya da yansıttığı kişiden kurtulmayı isteriz. Aynaya şöyle bir göz atmaktan kaçınmazsak gizlemek istediğimiz her şeyin aslında insanın doğal özelliklerden ya da duygulardan başka bir şey olmadığını gerçeğine ulaşırız.

 

1.3 "SORUNLARA NEDEN OLAN KİM?" DİYE SORMAYI UNUTMAYIN

İlişkilerin uyum içinde olmasında sorunlara tek bir kişinin mi neden olduğunun belirlenmesi ya da her iki insandan mı kaynaklandığının ortaya çıkarılması çok önemlidir. Birbirimizi sevmek ve birbirimize değer vermek arzusuyla ilişkiye girmemiz birbirimizin sorunları altında kaybolup gittiğiniz anlamına gelmez. Terapiye gelen çiftlere genellikle itilasından aşağı doğru çizgi çekilmiş bir kağıt uzatarak bir kenara kendilerine ait şeyleri, diğer tarafa da eşlerine ait utanları yazmalarını isterim.

Örneğin, eşlerden biri bir arkadaşı ile tartıştığında bu onun sorunudur. Fakat durmadan eşine bu konudan bahsediyor olması ise "biz"in özünü etkilemektedir. Ya sürekli bu konuda konuşmaya bir son vermeli ya da arkadaşıyla ilgili sorunlarına bir çözüm bulmalıdır. Bu konuda kısıtlamalar (içtirerek, önerilerde bulunarak ya da onu destekleyerek eşi de kendisine yardımcı olabilir. Verilecek olan her yanıt, yeter ki içtenlikle verilmiş olsun, işe yarayacaktır. "Arkadaşınızla aranızdaki sorunlardan dolayı üzgün olduğunu biliyorum, fakat her akşam bu konuda konuşulmasını istemiyorum. Bunu sorunu çözümlemende sana seve seve destek olacağımı biliyorsun. Ancak ben akşamları seninle başka şeyler konuşmak istiyorum. Sorunlarından haberim var, sıkıntılarını ben de önemsiyorum, fakat bu kadarı çok fazla. Lütfen bir eyler yap ve çözümle şunu" demektir.

Çoğu zaman sorunun kimden kaynaklandığının altını çizmek tamamlanması gereken ve sürekli gelişen bir süreçtir. Yani yaşantımızın ilk birkaç yılında ilgi merkezinde olduğumuzu ve herkesin duygu ve düşüncelerimizde etkilendiğini düşünürüz. Bu genellikle herhangi bir insan ilgisini tam olarak bize yöneltmez ise ya da duygu ve düşüncelerimizi öğrenmek istemezse o kişinin bizi sevmediği ve umursamadığı inancını içerir.

Geçmişe sünger çekip bugüne dönmeli ve yetişkin olduğumuzu bunun da hayatımızı geliştirmek sorumluluğunu üstlenmek anlamına geldiğini hatırlamalıyız. Eckhart Tolle "Şimdinin Gücü" adlı kitabında bir sorunla karşı karşıya kaldığımızda üç seçeneğimiz bulunduğundan söz eder. Bunlar için de bulunduğumuz durumdan uzaklaşmak, bu durumu değiştirmek ya da bütünüyle onu kabullenmektir. Yoksa bu durumun yarattığı o büyük enerji bugünü yaşamamızı engeller.

Yaşadığımız düş kırıklıklarını sürekli eşimize taşımamız onun yıpranmasına ve kendi sorunlarımızı çözmek için hiçbir çaba göstermememize yol açar. Tam tersine sıkıntılarımızın üstesinden geldiğimizde ise ilişkimiz ve "biz" ışıl ışıl parıldar.

 

1.4 HAYATIN İÇİNDE OLUN VE ONU DOYASIYA YAŞAYIN

Kollarım ve bacaklarım hayatın dokunuşuyla mükemmelliğe ulaştı.

Rabindranath Tagore

Kendinizi hayatın akıntısına kaptırdığınızda ve tutkularınızın ritmini içinizde hissettiğinizde ilişkinize ve etrafınızdaki her şeye canlılık katarsınız. Hayatın "biz" konumuna yapılan bu katkı içimizdeki coşkuyu birey olarak sürekli yaşamamızı sağlar.

Kimilerine göre kendimizi hayatın akışına bırakmak televizyona ya da bilgisayara bağlanıp kalmaktan kurtulmamızı, oturduğumuz yerden kalkmamızı ve yaşantımızı zenginleştirecek yeni şeylerle ilgilenmemizi gerektirir. Bazıları için ise hayatı daha sakin yaşamak ve sürekli aynı şeylerle uğraşmak bilincimizin çözülmesini engeller. Kendi kabuğumuza çekilmemize ya da enerjimizin tükenmesine neden olan şeylerden kurtularak zamanımızı nasıl harcadığımızı yeniden gözden geçirmemiz ve hayatımızı zenginleştirecek güzelliklere nasıl ulaşacağımıza kafa yormamız gerekir. Seçim yapmak zor olabilir, yine de bizim için önceliği olan şeyleri belirlemek durumundayız.

Kendinize sizi mutluluk veren ve geliştiren şeylerin ne olduğunu sorun. Hep yapmak istediğiniz şeyler nelerdi? Unutmayın, yeni bir şeylerle ilgilenmekteki amaç üstün ya

da çok iyi biri olmak değildir, bu durumun gerçekleşmesi insana keyif verir şüphesiz, fakat bu insanın kendi hayatının nabzını tutması gibidir. Bu insanın keyfine düşkünlüğü gibi gözükebilir. Bu durum Budist öğretiler içinde yer alan Ruhsal yolculuğumuzda diğer insanlara yardımcı olmak düşüncesi ile bağdaşmamaktadır. Boş bir şişeden kimseye bir şey veremeyeceğimiz ya da boş bir kuyuda su bulamayacağımız açıktır. Dünya üzerinde huzurlu bir yürek ve neşeli bir ruhla dolaştığımızda, gittiğimiz her yere ışık saçarız. Amaç "iyilik etmek" ya da "iyi olmak'tan çok yüreklerimizde iyilikle yaşamak ve kendi çağrımızın peşinden gitmektir. Sevinci ve doyumu yaşayan kişiler diğer insanlara yardımcı olmak için doğal olarak istekli davranırlar.

Kendi yaşantımızın içinde olmak içimizdeki bilincin farkına varmamıza ve bu farkında oluşun bize yol göstermesine böylece doğru kararlar verip vermediğimizden ya da insanların hakkımızda ne düşüneceğinden kaygılanmamıza son verir.

Hayata daha fazla sarıldıkça sevgi dolu ve gerçek bir ilişkiye girebiliriz.

 

1.5 KENDİNİZE ANLATTIĞINIZ MASALLARIN FARKINA VARIN

Aydınlanma yolundaki en önemli ve benzersiz tek adım zihninizle özdeşleşmemeyi öğrenmektir. Zihninizde açtığınız her bir boşluk daha fazla bilinçlenmenizi yol açar.

Eckhart Tolle, "Şimdinin Gücü"

Düşünceler anlamsız, boş ya da etkili, açık ve yalın olabilir. Düşüncelerimiz fazla değişmeyip gittikçe somutlaşma

ya başladığında yaşantımızdan ve etrafımızdaki insanlardan iyice uzaklaşmaya başlarız. Her zaman yaşantımızla ilgili bir şeylerden söz açıldığında sürekli her zamanki masalları dilimize dolarsak düşünceler kesin bir şekil almaya yani somutlaşmaya başlar. Örneğin; "Pek iyi okuyamam çünkü 2. sınıftaki öğretmenimiz çok kötüydü." "Yemek yapamam çünkü annem çocukluğumda yaptığım her şeyi sürekli eleştirirdi." "Durmadan bir şeyler atıştırıyorum çünkü biriyle yakın olmak beni korkutuyor." Sürekli aynı masalları tekrarlamak onların zihnimize sıkıca yerleşmelerine ve içimizde, "gerçek" olarak yaşamalarına yol açar. Sorun şu ki; Bizler birer masal değil, yaşayan, nefes alan ve yaşadıklarımızı paylaşan canlılarız. Kendimize sürekli eski masalları anlatıp durmaya bir son vermeli ve bugünü yaşamalıyız.

İkili ilişkilerimizde eşimizle ve onun kim olduğu ile ilgili bir masal yaratmaya yöneliriz. Eşimizi kusursuz biri olarak görebilir, onun hakkında tam tersini ya da hem olumlu hem de olumsuz yönlerinin bulunduğunu düşünüyor olabiliriz. Ne yapıyor olursak olalım yaşayan, nefes alan ve sürekli değişen bu insanla hemen ilişkiye geçmek yerine bir hayal kurmakta olduğumuzu anlamamız oldukça önemlidir.

Öncelikle bir masal anlattığımızın farkına varmalıyız. Daha sonra kendinize "Eğer sürekli o eski masallardan söz etmeye son verip içinde yaşadığım şu an ile ilgilenmeye başlarsam neler olabilir?" diye sorun. Bunu başarabilmek duygularımızın, düşüncelerimizin ve korkularımızın tamamen bilincinde olmaya hazır olmamızı gerektirir. Bu nedenle, "Güzel yemek yapamıyorum çünkü annem çok sinirli ve aksi biriydi" demek yerine bir arkadaşınızı eve yemeğe davet edin ve birlikte yemek yapmayı deneyin ya da yemek kitabından herhangi bir yemeğin tarifini alıp kendi başınıza yapmaya çalışın. Ortaya çıkan şey ne olursa olsun onu tatmaktan kaçınmayın. Eski düşünceler size rahatsızlık veriyorsa yumuşak bir şekilde artık çocuk olmadığınızı söyleyin kendinize. O günler artık çok geride kaldı.

İnsanlar ilişkilerinde çoğu zaman bahanelere sığınırlar. " Hasta olduğumu nasıl söylerim, işten eve zaten çok yorgun geliyor. Ona kumarda çok para kaybettiğimi asla söyleyemem, çıldırır yoksa." Masallarımız geçmişten kaynaklanan bilgi ve düşüncelerimize dayanmaktadır. Tüm bunlar eşimizle bugünü bilinçli olarak yaşamamıza engel olur. Çiftler çoğu zaman eşlerinin bir başkasıyla ilişkisi olduğu masalına sarılırlar. Böyle bir ilişki geçmişte yaşanıp sona erdiği halde hala zihnimizde canlı tutmak sadece daha fazla acı ve üzüntüye neden olur. Bu yaşantımızdaki en değerli anlarını yitirmekte olduğumuz anlamına gelir. Eşinizle sizin yakın olmanıza engel olan tüm masallarınızı birkaç dakika boyunca bir düşünün. Sonrasında tüm bu masalları bir kenara bırakıp eşinizin gözlerinin içine bakarak bugün orada kimin olduğunu gördüğünüzü hayal edin.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült