Felsefe

 

 

 

Gerçeklik ve İdeoloji

Elif Çağlı


Marksizm yıllardır, kapitalizmin küreye yayılma ve evrenselleşme ihtiyacı içinde yaşadığını açıklayıp duruyor. Anlaşılacağı gibi kapitalizmin küresel gelişim arzusu yeni bir olgu değildir. Ancak küreselleşme düzeyi kuşkusuz olduğu yerde durmamış, zamanla daha da ilerlemiştir. Bu hareketlilik karşımıza kapitalist gerçekliğin yeni boyutlarını ve yeni problemlerini de çıkartmıştır. Nihayet 1980’lerle birlikte burjuva ideolojisi bu kez küreselleşme adı altında atağa geçmiştir.

Küreselleşme veya uluslararası arenada kullanılan karşılığıyla globalizasyon (globalleşme), glob yani yuvarlak anlamına gelen sözcükten türetilen bir kavramdır. Böylece yer yuvarlağını kucaklayan bir gelişme eğilimi anlatılmak isteniyor. Burjuvazi bu eğilimi gerekçe göstererek, eski ideolojik malzemelerini rötuşlayıp globalizm etiketi altında yepyeni bir icatmış gibi piyasaya sürüyor. Oysa bir bakıma güneşin altında hiçbir şey yeni değil. Dünyamız oldum olası yuvarlak bir gezegen. Küresel bir iktisadi sistemin doğuşu ise kapitalizmle birlikte insanlığın gündemine girmiş bulunuyor. Egemen sınıfın egemen ideolojisi, kapitalizmin kolonyalist, emperyalist ve nihayet günümüzdeki karşılığıyla küresel çıkarlarını ifade edecek şekilde başkalaşımlar geçirerek varlığını sürdürmektedir.

Bugün burjuva ideolojisinin tamamen kendine yontarak yeni bir gelişme trendi olarak lanse ettiği küreselleşme gerçeğine, Marksizm yıllarca öncesinden çeşitli yönleriyle çarpıcı biçimde dikkat çekmişti: “Eski yerel ve ulusal kapalılığın ve kendi kendine yeterliliğin yerini, ulusların çok yönlü ilişkilerinin, çok yönlü karşılıklı bağımlılığının aldığını görüyoruz. Ve maddi üretimde olan, zihinsel üretimde de oluyor. Tek tek ulusların zihinsel yaratımları, ortak mülk haline geliyor. Ulusal tek yanlılık ve darkafalılık giderek olanaksızlaşıyor ve sayısız ulusal ve yerel yazınlardan ortaya bir dünya yazını çıkıyor.”

Globalizm ideolojisi, küreselleşme gerçeğinin emperyalist güçlerin günümüzdeki çıkarlarına adapte edilmiş ifadesidir. Gerçeklik ile bu gerçeklikten türetilmiş burjuva ideolojisini birbirinden ayırt ederek konuyu tartışabilmek önem taşıyor. Sermaye kendi hesabına, aslında neyin gerçek neyin “ideolojik” olduğunu domuzuna bilmektedir. Örneğin emperyalistler peşpeşe çıkarttıkları bölgesel savaşların “medeniyetler çatışması” vs. olmayıp, düpedüz insan kanı üzerinden yeni kr arayışları, paranın ve gücün yeniden paylaşım savaşları olduğunun pekl bilincindedirler. İdeolojik planda onların derdi, bu gerçeklerin kitlelerce kavranmasının önüne geçebilmektir.

Burjuva ideologları, egemen güçlerin çıkarları doğrultusunda çarpıtılmış tarih yazımlarını ve bu güçlerin kirli emellerinin ideolojik ifadelerini kitlelere gerçeklik diye yutturmaya çalışıyorlar. Emperyalist oligarşinin son yıllarda kitle pasifikasyonunda sıkça başvurduğu yalan kampanyalarının ardında yatan amaç bellidir. Günümüzün oligarkları genelde kitlelerin ve özelde genç kuşakların, kapitalizmden başka bir gelecek olabileceğine ilişkin umut, inanç ve mücadele azimlerini soldurmak istiyorlar. “Tarihin sonu geldi”, “ideolojiler öldü” diye pazara çığırtkanlarını süren emperyalist güç odakları aslında hiç bu kadar ideolojik olmamışlardı.

Burjuvazinin bu pozisyonu, bir zamanlar Marx’ın da değindiği üzere kelimenin olumsuz anlamında, yani gerçekleri kendi çıkarları doğrultusunda çarpıtıp ideoloji icat etme anlamında ideolojiktir. Burjuva ideolojisinin çeşitli cephelerdeki izdüşümleri, kapitalist düzenin tarihsel tefessühüne koşut bir yozlaşma ve çürümeyi yansıtmaktadır. Bir zamanlar iktisadi, siyasal ve sosyal yaşamı baştanbaşa değiştiren devrimci burjuva dinamizmine eşlik eden aydınlanmacı düşünce, bilgi ve rasyonalite çağı çoktan geride kaldı. Burjuva ideolojisi hanidir umutlar ve gerçekler dünyasından, sahte imgelemler, sinsice kurgulanmış sanallık, türlü çeşit “post”lar lemine geçiş yapmış bulunuyor. Bilgi çağı, uzay çağı, teknolojik mucizeler çağı diye sunulan kapitalist küreselleşmeye, bu iddiaların tam tersine, insanların kitlesel olarak alıklaştırıldığı, aymazlığa ve cehalet uçurumuna sürüklendiği bir ideolojik atmosfer eşlik etmektedir.

İşçiemekçi kitleleri ve genç kuşakları, kendilerini kurtuluşa götürecek ideolojiyi, Marksizmi savunmaktan alıkoymaya çırpınan burjuva lem, bugün neyin gerçeklik neyin ideolojik olduğu konusunda son teknolojilerin eşliğinde kafa karıştırıyor. Globalizm ideolojisine karşı çıkmak, çağımızın globalleşme gerçeğini kavrayamayanların ahmaklığı olarak sunulmaktadır. Tüm kapitalist ülkelerde bütün bir burjuva yazar çizerler ordusu, “düşünce” üreten kuruluşlar, kapitalizmin en has ve üst düzey ideologları, uzunca bir süredir gerçekliğin tersyüz edilmesi oyununu sürdürüyorlar. Amaçlanan, egemenliğin ve zorbalığın ideolojik ifadesini kitlelere gerçeklik diye dayatmaktır. O nedenle bugün Marksistlere düşen görevlerden biri, burjuvazinin bu tür manipülasyonları karşısında çok net bir sınıf tutumu takınabilmek ve kitlelerin gerçekleri kavramasını zorlaştıran burjuva yalan perdelerini paramparça edebilmektir.

Gelişmelerin burjuvazinin çıkarlarına yontulmuş ideolojik ifadelerine karşı koymak ne denli zorunluysa, gerçekliğin güncel ayrıntılarını yok saymanın da o denli yanlış olduğu çok açık. Evet, kapitalizmin giderek daha fazla evrenselleşmesi anlamında küreselleşme günümüzün hakikatı. Ve küreselleşme ideolojisiyle mücadeleyi küreselleşme gerçeğinin inkrına dayandırmak da beyhude bir çaba. Ama öte yandan, küreselleşmeyi zaman içinde yol alan bir eğilim değil de mutlak bir durum olarak düşünüp muhakeme yürütenler de fena halde yanılmaktadırlar.

Kapitalizm altında yaşanan değişimin görülmesi, ona fazladan olumlu anlamlar yüklenmesini gerektirmiyor. Bu üretim tarzı tarihinin hiçbir döneminde sınıflar üstü bir refah olanağı yaratmadı. Ne var ki kapitalizmin küreselleşmesi, dünya ülkeleri arasındaki gelişme farklarını ortadan kaldıracak ve daha eşitlikçi bir paylaşımı mümkün kılacak bir gidişat olarak sunuluyor. Oysa kapitalizm temelinde gerçekleşen küreselleşme, iddia edildiğinin tam tersine, dünya üzerinde milyonlarca insan için yaşama dair sorunların daha da büyüyüp keskinleşmesi anlamına geliyor.

Dünya nüfusunun 6 milyara vardığı günümüz küresel kapitalist sisteminde, günde bir dolardan az gelirle yaşamaya çalışan insan sayısı yaklaşık 1 milyar 300 milyondur. 3 milyar insanın payına ise günde iki dolardan az gelir düşmektedir. Küresel kapitalizm, emperyalist savaşların yaygınlaştığı, zenginyoksul uçurumunun alabildiğine derinleştiği bir dünyaya işaret ediyor.

Kapitalizm var olduğu sürece, küreselleşme, milyonlarca insanın canını fena halde yakan ve yaşamlarını söndüren bir gerçeklik olarak karşımıza çıkacaktır. Globalizm işte bu gerçekliğin savunusu anlamına geliyor. Bu bağlamda globalizmin birkaç tanımını art arda sıralamak mümkün. Globalizm emperyalist güçlerin dünyayı kanlı savaşlar temelinde yeniden paylaşmaları demektir. Ezilen halkların yaşamını en son teknolojilerin ürünü olan bombalarla ceherıneme çevirmenin adıdır globalizm. Globalizm dünya işçi sınıfının kazanılmış tüm haklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan saldırgan burjuva ideolojisidir. Sözü bu noktada daha fazla uzatmaya hiç gerek yok. Kapitalizm altında küreselleşme, bir başka deyişle eşitsiz ve bileşik kapitalist gelişme, yerküremize ve üzerindeki milyonlarca insana daha müreffeh bir gelecek vaat etmiyor; tam tersine barbarlığa ve adeta topyekûn bir yıkıma sürüklüyor.

Böyle bir sisteme karşı sadece günü kurtarmaya çalışmak bir çözüm değildir, onu ortadan kaldırmak gerek. Toplumsal devrim düşüncesinin alabildiğine gözden düşürüldüğü ve ayaklar altına alındığı bir tarihsel kesitte, kapitalist sistemin dünyamızı ve insanlığı içine sürüklediği gerçekler aslında bu devrimi misliyle zorunlu kılmaktadır. Bu çarpıcı zorunluluğu kavramayan ya da kavramak istemeyen sözde muhalifler, eylemde radikal görünmek istediklerinde bile içerikte reformisttirler.

Günümüzde dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan çevrecilerden kadın hareketine ve savaş karşıtı gösterilerden radikal görünümlü gençlik eylemlerine dek geniş bir muhalefet ağının temel zaafı, devrimci bilinç ve örgütlülükten uzak oluşudur. Evet küresel kapitalizme karşı küresel bir direniş gerekiyor. Fakat bu direnişin gerçekten vurucu bir güce sahip olabilmesi, bu içerikle yaygınlaşabilmesi ve nihayet başarıya ulaştırılabilmesi için işçi sınıfının örgütlü gücüne ve bu güce yol gösterecek örgütlenmiş devrimci düşünceye her zamankinden fazla ihtiyaç var.

Muhalefetlerini kapitalizmin bizzat kendisine yöneltmeyip, emperyalizme veya küreselleşmeye karşı “ulusal” yani burjuva çıkarları ya da “reforme edilmiş” bir kapitalizmi savunan tüm siyasal eğilimler neticede havanda su dövmüş oluyorlar. Bu dünya, eşitlikten, özgürlükten ve hatta sosyalizmden dem vururken, kendi burjuvalarını desteklemekten bir adım öteye geçmeyen “devrimciler”i çok gördü. İşçi sınıfı böylesi “devrimciler”den çok çekti. Zaten işçi sınıfının uzun yıllardır anlamlı bir atılım yapamamasının başlıca nedenlerinden birini de, içinde yaşadığı dünyayı gerçek boyutlarıyla kavramasını ve mücadeleyi sağlam temellere oturtmasını engelleyen güdük sol siyasal anlayışlar oluşturuyor.

Oysa yalın gerçek şudur: muazzam bir dünya pazarı yaratarak, işbölümünü ve üretici güçleri yerel ve ulusal olmaktan çıkartarak dünyasallaştıran kapitalizm, aslında dünyayı bir bütün olarak sosyalist dönüşüme hazırlamış bulunuyor. Küreselleşen kapitalizm altında boğulan insanlığı, ulusal dar görüşlülüğün, çıkar çatışmalarının, kanlı paylaşım savaşlarının, yoksulluğun, işsizliğin olmadığı bir dünyaya taşıyabilecek olan yegne imkn işçi sınıfının Marksizmin ışığı altında yürüteceği küresel devrimci mücadelesidir.

Emekçi kitlelerin geçmişte olduğu gibi paçavralar içinde yaşamadığından veya bir lokma kuru ekmek peşinde koşmadığından hareketle, artık devrimci duyguların nesnel temelinin ortadan kalkmış olduğunu düşünenler fena halde yanılıyorlar. Zira canlıları ortak paydada birleştiren en basit ve zorunlu ihtiyaçların tatmini mücadelesinden daha yüksek moral ihtiyaçlara geçiş, insanın evrim sürecinde kat ettiği yolun göstergesidir. İnsani ihtiyaçları ve insan soyunu mutlu edecek araçları en geri halkalarda tasavvur ederek akıl yürütenler, eğer düşünce fukarası değillerse kötü niyetlidirler.

Günümüzde devrimci örgütlenme gereğinin moral boyutu, insanca yaşam kavgasını somutlamak bakımından geçmişe oranla çok daha büyük bir önem kazanmıştır. Her şeyi piyasa cangılında alınır satılır meta haline getiren ve insani dayanışmanın yerine piyasanın zorbalığını geçiren kapitalist düzene karşı çıkmayan bir işçi sınıfı tehlikeli bir uyku içinde demektir. Bugün devrimci örgütlenme ihtiyacını kavrayamamış bir işçi ya da emekçi, paçavralar içinde dilenmeyi “kader” kabul eden geçmiş dönemin insanından aslında çok daha zavallı bir konumda bulunuyor.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült