George Santayana'nın Hayatı Ve Felsefesi

Stephen Trombley


16 Aralık 1863 / 26 Eylül 1952

İnsanların ancak erdem ve güzellik yaratabilme kapasitesine sahip maddi bir dünyanın hayvanları olduklarına inanan, natüralist ve pragmatist, ilk İspanyol-Amerikan filozof.

Madrid’de doğan George Santayana dokuz yaşındayken Birleşik Devletler’e göç etti. İngilizce ikinci dili olmasına rağmen Santayana düzyazılarıyla çoğu kişi tarafından Amerikan filozofları arasında görülür. Santayana, anılar, makaleler ve bir romanın yanı sıra kayda değer sayıda şiir de yazmıştır. Özellikle, estetik kuramı ve dünyaya dair radikal natüralist açıklamalarıyla bilinir. The Life of Reason [Aklın Yaşamı] (cilt 1, 1905) adlı çalışmasında sık sık alıntılanan vecize kabilinden uyarısı bulunur: “Geçmişi hatırlayamayanlar onu tekrar etmeye mahkumdur.” Amerikan felsefesindeki aşkıncılıktan ve Amerikan yaşantısındaki püritanizmden nefret ediyordu.

William James’in yakın meslektaşlarından ve Harvard’ın popüler öğretmenlerinden biri olan Santayana, aynı zamanda duruşunu açık etmeyen bir eşcinseldi; davranışları şüphe çekmiyordu ve ağırbaşlı, aristokratik bir görünüşü vardı, ama buna rağmen gerçekte üniversitenin elitist, entelektüel dünyasına hiç uygun biri değildi. Elli yaşındayken Birleşik Devletler’den ayrıldı. Eşcinsel akademisyen Warren Johansson’ın deyişiyle (1934-94) “Amerikan kültürünün ve sığ ihtiyatlılığın beraberce yasakladıkları sıcakkanlı bir insanlığı ve Eski Dünya bilgeliğini tercih etti.”

Bir natüralist ve pragmatist

Santayana, insandan ve insanın dışında kalan maddi dünyadan başka bir şeyin mevcut olmadığı görüşünü savunan bir natüralistti. Aynı zamanda da bir önermenin anlamının pratik sonuçlarıyla eşdeğer olduğuna inanan bir pragmatistti. Ancak bu basit tanımların ötesine geçmiş, detaylı bir karmaşaya sahip felsefi bir düşünce yaratmıştır. Santayana, G.W.F. Hegel ve diğer sistem kurucuların idealizmini reddetmiş ve The Life of Reason (5 Cilt, 1905-6) eserinde, felsefe için yeni bir başlangıç müjdesi verip, felsefenin işinin “inşa etmek değil sadece yorumlamak” olduğunu yapısalcı/postyapısalcı Roland Barthes’tan gelse uygunsuz durmayacak bir görüş ileri sürmüştür. Her ne kadar Santayana normalde yapısalcılarla ilişkilendirilmese de, “Çekişmelerin çağı geçmişte kalmıştır; onun yerini yorumun çağı almıştır,” biçimindeki açıklamasının yapısalcıların gündemiyle paralellik taşıdığı ortadadır. Ancak Santayana’nın nihai hedefi pragmatiktir; felsefenin amacı “akıl aracılığıyla deneyim konusunda yavaş yavaş uzmanlaşmaktır.”

Santayana, Scepticism and Animal Faith: Introduction to a System of Philosophy [Kuşkuculuk ve Hayvani İnanç: Bir Felsefe Sistemine Giriş] (1923) çalışmasında natüralizm anlayışını ana hatlarıyla belirtir. Bilgi ve inancın kaynağının akıl yürütme değil, hayvansal varoluşumuz olduğunu ileri sürer (hayvansal inanç). Aç olduğum ve orada yiyecek olduğu gerçeği, kendimin ve dış dünyanın var olduğunu ispat etmek için yeterli epistemolojik temeli sunar. Santayana’nın yöntemi, eylemlere ve şeylere atfedilen inançları anlamak yönündedir. Ona göre bilgi, “sembolik terimlerle ifade edilen gerçek inançtır.” Onun pragmatik yönü, bilginin eyleme götüren kılavuz olduğu sonucuyla ifade edilir, böylece ona üstü kapalı ahlaki bir boyut kazandırılmış olur; inancın sembolik yönü de “duyguların, Şiirin ve dinin unutulması zor güzellikteki dünyalarını,” ortaya çıkarır. Santayana’nın natüralizmi katı bir biçimde gözlemcidir; kendisi dindar bir adam olmasa da Dialogues in Limbo [Araf’tan Konuşmalar] (1926) adlı çalışmasında dinin yerini savunmuştur: “Din mütevaziliği ile insanı, onuruna, erdemle yaşama cesaretine yeniden kavuşturur.” Santayana genellikle kendisini “estetik Katolik” olarak adlandırırdı.

Santayana’nın estetiği The Sense of Beauty [Güzellik Duygusu] (1896) çalışmasında pekiştirdiği bir değerler kuramı meydana getirir. Bu eser konu üzerine Amerika’da yapılmış ilk bilimsel çalışma olarak görülebilir. Güzelliği gerçeklik olarak ele alan klasik yaklaşımı ve tam tersini anlamsız bulur: “Güzelliği gerçekten tanımlayacak bir tanım, onun insan deneyiminin bir nesnesi olarak kökenini, yerini ve öğelerini açıklamaktan daha azı olmamalıdır.” Filozof sadece neden, ne zaman ve nasıl gibi sorular sormakla yetinmemeli, “doğamızın hangi unsurlarının bizi güzelliğe duyarlı hale getirdiğini ve nesnenin meydana gelmesiyle duyarlılığımızdaki heyecan arasındaki ilişkinin ne olduğunu” da araştırmalıdır. Nihai olarak, “estetik, değerlerin algılanmasıyla ilgilidir.”

Zedelenen itibar

Santayana’nın durumu enteresandır. Yaşamı boyunca başarılı ve popülerdi, hatta kitapları “Ayın Kitabı Kulübü”nün sipariş listesine seçilen birkaç filozoftan biriydi nüfuzlu okuyucuları arasında T.S. Eliot, Gertrude Stein ve Wallace Stevens (1879-1955) gazeteci ve siyaset yorumcusu Walter Lippmarın (1889-1974) ve sosyolog ve insan hakları savunucusu W.E.B. DuBois (1868-1963) vardı. Ancak ardında hiçbir takipçi bırakmamıştır. Akranı olan pragmatistler C.S Peirce, William James ve John Dewey’inkiler gibi bir “ekolü” olmamıştır. Bunun nedeni belki de annesinin öldüğü 1912 yılında Birleşik Devletler’den ayrılmış olmasıdır. Avrupa’da dolaşmış ve en sonunda

İtalya’ya yerleşmiştir. Mussolini’nin faşist iktidarının, ülkede yaşanan karmaşaya çözüm olacağını sanmak gibi bir yanılgıya düşmüştür. Her ne kadar hatasını anlayıp İsviçre’ye gitmek istemişse de seyahat etmek için gerekli belgeleri tamamlayamamıştır. Roma’da bir manastırda ölen Santayana’nın hayatının son on bir yılında bakımını da rahibeler üstlenmiştir. (Bu onun Hıristiyanlığa geçtiği anlamına gelmez; İtalya’da rahibelerin yaşlıların bakımını üstlenmesi yaygın görünen bir durumdu.) Son isteği ise kutsanmamış bir yere gömülmekti.

Santanyana en iyi eserlerinin çoğunu Harvard’dan istifa ettikten sonra yazmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tanınırlığının azalmasının nedenlerinden biri de üniversiteyi “önemsiz ve sığ akademisyenliğin dikenleriyle” kaplanmış bir yer olarak gördüğü gerçeğidir; o sığ yolu takip eden çoğu profesyonel filozof bu şekilde ekarte edilmekten rahatsız olacaktır. Amerikan felsefesi kimliğini geliştirmeye başladığı için, bu alanda çalışanların çoğunun Santayana’nın Character and Opinion in the United States [Birleşik Devletler’de Karakter ve Fikir] (1920) eserinde vardığı yargıya gücenmiş olmaları da olasıdır: “Amerikan hayatı güçlü bir eritici. Ne kadar katı ve yabancı olursa olsun her tür entelektüel unsuru nötralize edip, iyi niyet, rahatlık, kayıtsızlık ve olumluluk içinde eritiyor gibi.” Harvard ile olan uzun süreli ilişkisine ve Amerikan felsefesinin onun üzerindeki iddiasına rağmen, Santayana asla İspanyol vatandaşlığından vazgeçmedi ve Amerikan vatandaşı olmak istemedi. Neticede belki de Eski Yunanla daha fazla ortak noktaya sahip olan ve Michel Foucault’nun insanlar arasında “dostluk” dediği şeye saygı duyan Avrupa kültürüne yöneldi.

Güzellik duygusu kendisini gerçekleştirerek var olur. Duyumlarımız ve imgelemimiz neyi arzuladıklarını bulduklarında, dünya kendini ya da zihni böyle şekillendirdiğinde, aralarındaki paralellik mükemmellik kazanır ve o zaman algılamak bir zevktir ve varoluş ise mazeret gerektirmez. Çatışmanın koşulu olan ikilik ortadan kalkar. Dışsal olgudan farklı ve bu olguyla kıyaslanabilecek içsel bir standart yoktur. Estetik duyumlarımızın olduğu kadar aklımızın ve duygulanımımızın amacı da bu türden bir birliktir; ancak bu alanlarda başarılı örneklerimizin sayısı az. Spekülasyonun ya da sevginin hararetinde aynı mükemmelliği yakaladığımız anlar olabilir ama bu anlar gelip geçicidir. Akıl ve kalp temelde memnuniyete ulaşmamıştır. Oysa göz, doğada ve sanatın bazı üstün yapıtlarında sürekli ve daha doygun bir tatmin bulur.

George Santayana, The Sense of Beauty (1896).

Santayana tartışmayı reddetmiştir ve tartışma akademik felsefe hayatının gerecidir. O, en geleneksel olan felsefenin döngüsel ve totolojik olduğunu, sadece ispat etmek üzere yola çıktığı şeyi “ispat ettiğini” ve gerçekten önemli olan şeylerle çok az ilgilendiğini düşünüyordu.

John McCormick, George Santayana: A Biography (1987).

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe