Felsefe

 

 

 

Genç Felsefeciye Mektuplar 2

Christopher Hitchens


Bence Rilke tarafından sunulan öneri çok hoş, çünkü beni üzerinde hak talep edemeyeceğim ve normalde sahip olmadığım kişilerle aynı yola çıkartıyor. Aynı zamanda tepki göstereceğim bir şey veriyor bana. Elbette Rilke’nin mektuplarının ince zevkini çok beğeniyorum, ama yine de cilalı üslupları ve saygılı, nazik tonu bana fazla yumuşak geliyor. (Ona gösterilen şiirlerin çok da iyi olmadığı oldukça açık ve bunu daha vurgulayarak söyleyebilirdi.) Ayrıca mektuplar, 1914 yılının hemen öncesindeki günlerden bize doğru esen hafif hastalıklı bir masumiyet havasını veriyor. (George Dangerfield, size hararetle önerebileceğim müthiş kitabı The Strange Death of Liberal England’da, özellikle cinsiyetsiz Rupert Brooke tarzında, bunu sert bir şekilde ele alıyor.)

En titiz ellerde bile şüpheli bulduğum Alman romantizm ve idealizm türlerini sergileyen Rilke’nin bazı şiir ve düz yazılarına da benzer bir itiraz sunulabilir. Örneğin insanlar ırklardan ve uluslardan sanki bunlar kişilikmiş ve ruhları ve kaderleri varmış gibi ya da buna benzer şekilde konuştuklarında mutlaka ve anında savunmaya geçerim. Ayrıca Rilke’nin dinselruhani yaşama tarzı bana aşırı duygusal geliyor. Ustası Auguste Rodin’den sanatın dini bir faaliyet olabileceğini ve şiirin heykel kadar kesin olmayı hedefleyebileceğim öğrendiği doğrudur. Ancak bu biraz kıymetli ikinci el versiyonuyla tatmin olmaktansa, geriye dönüp Spinoza’yı orijinalinden okumak daha iyi olacaktır.

Kendi yaşamında Rilke romantik idealizmin bazı kötü taraflarını örneklendirmiştir. Örneğin D’Arınunzio ve Mannetti ve diğer sözde estetler gibi Mussolini’nin cazibesine kapılmıştır. Psikoanalizi sevmemiş ve özellikle Freud’dan nefret etmiştir (şahsi mektupları onun bir filosemityahudisevere yakın olduğunu gösteriyordu). Hepsinden önemlisi ve benim için en zorlu testtir ironiye kuşkuyla bakardı. Tıpkı mektuplaştığı bir gence yazdığı gibi:

Özellikle yaratıcı olmadığın anlarda seni kontrol etmesine izin verme. Tam anlamıyla yaratıcı olduğunda, sanki hayatı yakalamanın bir başka yoluymuşçasına onu kullanmaya çalış. Safça kullanıldığında, o da saftır ve ondan utanmaya gerek yoktur; ama onunla çok yakınlaştığını hissedersen, bu artan yakınlıktan korkarsan o zaman önünde küçük ve çaresiz hissedeceği büyük ve ciddi konulara dön. işlerin derinliğine in; orada ironi asla saldırmaz ve büyüklüğün kenarına geldiğinde, dünyayı bu şekilde algılamanın varlığının bir gerekliliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını bul Çünkü ciddi İşlerin etkisi altındayken ya senden uzaklaşacaktır (eğer kazara gelişmişse) ya da (gerçekten içindeyse ve sana aitse) güçlenecek ve ciddi bir araç haline gelerek sanatını oluşturabileceğin enstrümanların arasında yerini alacaktır.

İngilizlik yapıyor olabilirim ama bu Alıntıdaki Büyük harflerle yazma tarzı ve gereksiz tekrar yapma eğilimi beni hemen, Evelyn Waugh’un kısa romanı The Loved One’da geçen, öğüt veren bir köşe yazarına tırnak yemekle başa çıkması için istenen yardım üzerine köşe yazarının asistanına, “Geçen sefer ona ne demiştik?” diye sorması ve “Güzel üzerine Meditasyon,” cevabı üzerine, “Ona meditasyona devam etmesini söyle,” dediği anı hatırlatıyor. İroni yapmak bu kadar kolay değil. (Rilke daha sonra asla ayrı tutulmadığı iki eserle ilgili bize kurnazca açılmaya devam ediyor: “İncil ve büyük Danimarkalı şair Jens Peter Jacobsen’in kitapları.” Bu dindarlık Jacobsen’in Freud ve Thomas Marın tarafından hakkıyla takdir edilen ve bir çeşit Danimarkalı Genç Werther olan muhteşem romanı Niels Lyhne önerisini biraz bozuyor.)

Buna karşı olarak elimizde Rilke’nin, azimli yazara biraz fazla heyecanlı da olsa şaşırtıcı biçimde zekice tavsiyesi bulunuyor:

Yapman gereken tek bir şey var. Kendi içine dön. Seni yazmaya iten nedeni bul; köklerini yüreğinin derinliklerine saltp salmadığına bak; yazman yasaklansa ölmek zorunda kalıp kalmayacağını kendine itiraf et. Hepsinden önemlisi; gecenin en sessiz saatinde kendine şunu sor: yazmalı mıyım? Derin bir cevap için kendi derinliklerine dal.' Ve eğer bu cevap onaylayacak şekilde çınlıyorsa, bu soruyu güçlü, basit bir “Yazmalıyım” ile karşılıyorsan, o zaman hayatını bu gerekliliğe göre oluştur...

Çok daha az etkili sözlerle olmakla birlikte, yıllardır yazı derslerimde benim de söylemeye çalıştığım şey buydu. İstediğinizi değil mecbur olduğunuzu hissetmelisiniz. Bunu vurgulamak çok önemli, çünkü tam olarak emin olmasak da, bu istek ya da ihtiyaç ile içsel sürgün ya da fikir ayrılığına dayanma tutkusu, topluma biraz dar bir açıda yaşama kararı arasında bir ilişki bulunuyor.

Rilke’deki diğer olumlu ve onaylayıcı bir unsur da Eros’a yaklaşımıdır. Hem özgürleştirici bir güç hem de ölümü çağrıştıranlara en iyi cevap olarak cinsellikle ilgili yüksek bir önsezisi vardı. Fallik şiirler denilen yedi şiiri, cesur Marvell ve Metafizik günlerinden bu yana aşk konulu olmayan en iyi şiirler arasındadır; sevişmenin gerekçesini kendi içinde barındırdığını açıkça ilan ederler. Letters eserinde buna karşı ihtiyatlıdır, ancak Rodin mutlaka gurur duyardı; bu şiirlerde heykeltıraşlık vardır. Birinci Dünya Savaşının ikinci kışında yazılmış olmaları tesadüf değil; Thanatos o günlerde çok yaygındı (Rilke’nin anladığı şekliyle savaşın gelişini, medeniyet için bir felaket olarak görmek) ve bununla ilgili bir şeyler söylenmeli ve yapılmalıydı. Bulduğu çözüm, hem Prag’da doğan bir Alman olarak Slav kimliğini hem de Fransa’nın itibarını yitiren dilinde yazarak Uhland tiplerini öfkelendirebilen bir Alman olarak kozmopolit kimliğini doğrulamak için cinsel arzuyu hem gizlice hem de açıkça ifade etmekti. Bu onun faşizmle ilgili daha sonraki aptallıklarına dayanmayı daha da zorlaştırıyor.

Ancak işin özü çelişkide yatıyor: İngiliz dilinde Kipling’den Larkin’e kadar en sevdiğim şairlerin çoğu bazı zamanlarda radikal biçimler alan etik konservatizme yakınlıklarıyla, ve aynı zamanda buna rağmen, büyük ve muhteşem etkiler yarattılar. Rilke’nin yalnızlık ile ilgili yazdıkları nedeniyle dolaylı olarak bulunduğu bütün meydan okumaları ve korkulmasından çok kucak açılması gereken tarzını kabul ediyorum. Radikal ya da eleştirel bir kişiliğin zihinsel ve ahlaki donanımında bu tahakkuk büyük önem taşıyor. Rilke aynı zamanda din ve ibadetin kaçınılmaz hayal kırıklığı, dilin tanımlayıcı önemi, kabile ve kozmopolit arasındaki mücadele, Mittel Europa’nın kaderi, Birinci Dünya Savaşının hala zehirleyici etkisi, Freud’un etkisi ve ironinin yinelenen önemi gibi konulara da değinmemi sağlıyor. Devam etmek için şimdilik bu kadarı yeterli.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült