Felsefenin Modası Geçti Mi?

Füsun Akatlı


Sokrates, “Bir tek, şey biliyorum; o da hiçbir şey bilmediğimdir,” dememiştir. Niçin demiş olsun? Ama ünlülerin söylemedikleri ünlü sözler arasında, bu sözün anlı şanlı bir yeri vardır, insanlar, ünlü biri çıkıp da, “bilmiyorum, anlamam, yapamam ...“ dediği zaman pek sevinirler ve hemen inanırlar. Aslında için için, “Bak o da benim gibi bilmiyormuş, anlamıyormuş, yapamıyormuş,” diye kendilerini o ünlüyle eşitlemenin kısır sevincini yaşarlar. Ama karalama, yok sayma, değer bilmezlik, adam harcama öyle çekici gelir ki, biri çıkıp da bu tavra kendi ağzı diliyle çanak tutarsa değmeyin pusuda bekleyenlerin keyfine.

Sokrates’in hiçbir şey dediği yoktur aslına bakarsanız. Bütün dedikleri ve demedikleri öğrencisi Platondan aktarmadır. Ama Platon bile, tüm benbenciliğine karşın,

Düşünceler Sözleşince velinimetinin ağzına böyle bir söz koymamıştır. Sokrates’in dediği: “Bilmediğimi biliyorum’dur. Bu söz de: “Neleri bilmediğimi biliyorum” “Bilmediklerimin neler olduğunu biliyorum” , "Bir şeyi bilip bilmediğimi biliyorum”, "Bilmediğim şeyi, bilirim sanmıyorum”, “Bilmediklerimi bilir geçinmiyorum” anlamlarına gelebilir ama, “hiçbir şey bilmiyorum” anlamına hiç gelmez.

Sokrates (ya da onun adına Platon), asıl bundan da önemli bir söz etmiştir ki, insanın bilir-bilmez bilme üzerine konuşmaktansa ve kendini ve başkalarını bilir/ bilmez ilan etmektense, o sözü yaşamına geçirmesi, bilgeliğe doğru (hem yönelmiş, hem yerinde anlamında) atılmış bir adım sayılır.

Sokrates’in o altın sözü, “Gnostis afton!” diye çınlar felsefeyi bir serüven olarak algılayıp yaşayanların kulaklarında. “Kendini bil!” demeye gelir. Bu da, yalnızca “Eksiklerini, kusurlarını, yanlışlarını bil, geride dur, aza kanaat et, sana yapılan haksızlıklara boyun eğ, tevekkül göster,” biçiminde kişilik törpüleyici bir öğüt gibi algılanmamalı elbet. Basit, yalın, bir o kadar da zahmetli, güç bir iş kendini bilmek, tanımak. Üstelik bizimki gibi, değerler dizgesi radikal bir değişim, hatta bir deprem yaşayan bir toplumda, edilgin bir tevekkül felsefesinden, etkin ve hatta saldırgan bir gemi kurtarma felsefesine geçişin hengamesinde kim vurduya gidenlerin de, ne oldum delisi olanların da düşünmekten hoşlandıkları söylenemez.

Düşünmek ürkütücü bile gelmektedir çoğu insana artık. Hastalık, ayrıksılık gibi bir şeydir sanki. Düşünürken vakit yitirileceğinden, fırsat kaçırılacağından, gölgede kalınacağından, atların Üsküdar’ı yanlış binicilerle geçeceğinden ürkülmektedir. Okumak, düşünmeye yönelteceği için okumaktan kaçınılmaktadır. Kaçınılsın. Yaşamak, düşünmeyi erteleyerek günü güne ulamak haline gelince sığlaşmaktadır. Sığlaşsın. Kolaycı hazır etiketler, yaftalar, insanın kendisinden çok başkalarına yakışacağından, kimse “kendini bil” öğüdüne kulak asmamakta, başkalarını ise nasıl olsa bildiğine, tanıdığına inanmaktadır.

Kendini tanıma çabasını kendinden esirgeyen insanın, başkasını gerçekten tanıyabileceğine inanmak abes olurmuş, olsun. O zaman da, sınanmamış-sınanmayacak, kısa erimli "dostlukların, yüzeysel, kaypak ilişkilerin nasıl doğduğu, bir çıkar çevresinde birbirini koltuklayanların, ağırlayanların, bir başka çıkar için ya da hiç uğruna dünkü gözdesini harcayanların, karalayanların mantığı anlaşılıverir. Ama etikten eser yoktur o solan ya da sentetikleşen bahçede artık.

Sokrates’i çoktan aştığımıza, İsa’dan öncenin bu yalınayak filozofunun çağdışı kaldığına kendimizi inandırdık diyelim. Çağdaşlıktan ne anladığımızı düşünmeksizin “çağdaş” olduğumuza inanmak da hiç yormaz bizi, güzel! Ama ne paradokstur ki, Sokrates inanmaktan değil, bilmekten sözetmişti hep. Bilmenin yerine inanmayı geçirenler ise, bilim çağının “daş’ları: Bizler!

Bilmek, düşünmede; düşünmek şu eski “gnostis afton’da mayalanır. Dünyayı, çağı, dili, kültürü, bilimi hep kendimizi tanımanın çetin yolunda keşfederiz. Düşünürsek, yüzlerimiz kendi yüzümüz olarak kalır. Maskelerimizi seçeceksek, kendimiz seçeriz. Düşünmeyi boşladıkça, seri imalat konfeksiyon maskeler yüzümüzü aşındıracak, bir gün çok özel bir şeyi kendimiz olarak yaşamak istediğimizde, yaşamımıza ufacık bir anlam katmak istediğimizde bakacağız ki: Yüzümüz kalmamış!

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe