Felsefe

 

 

 

Elea Felsefesi

Alfred Weber


Anaksimandros’un Milet’de yaşadığı devirde, başka bir tonialı, Kolofon'lu Ksenophanes, rapsod filosof olarak kentleri geze geze Büyük Yunanistan'ın yolunu tuttu, ve son olarak taraftar bulduğu Lukania'da Elea'ya (Velie) yerleşti, llahiyat alanında ortaya koyduğu yenilikler, bunları bir metafizik yüksekliğine çıkaran Elealı Parmenides, Sisamlı Melissos tarafından geliştirildi ve bir sistem haline konuldu. Parmanides'in öğrencisi olan Elealı Zenon bunları diyalektik vasıtasıyle savunmaya çalıştı ve sofistleri hazırladı.

(1)     Pylhagorasçılar tarafından aritmetik yahut ideal birlik (ünite), atomcular tarafından fizik yahut maddi birlik olarak düşünülür. 

1. Ulusal mitolojinin amansız düşmanı olan Ksenophanes mitoloji karşısında, politezm'e ve onun görüşlerinin boşluğuna karşı güçlü seslerini yükselten İbrani peygamberlerinkine benzer bir rol oynamaktadır. Sözleriyle ve yazılariyle, ona göre panteizm'le aynı şey olan felsefi monoteizm'in gerçek yaratıcısıdır. Bazı parçalan bize kadar gelmiş olan hicivlerinde, tanrısal varlığı sonsuz çoğaltan, ona insan biçimini (antropomorfizm) ve insan tutkularını (antropopatizm) veren insanların hatasıyle, alayla dolu bir belagatle mücadele etmektedir. Bir Tarın vardır, diye bağırıyor, ne bedence, ne zekaca Homeros’un tanrılarıyla veya insanlarla mukayese edilemeyecek bir tek ve yüksek Tarın vardır. Bu Tanrı bütün gözdür, bütün kulaktır, bütün zihindir. Değişmez ve hareketsizdir, iradelerini yaptırmak için sağa sola gitmeye ihtiyacı yoktur, yalnız düşüncesiyle her şeyi zahmetsizce idare eder. Gerçi ölümlüler, Homeros ve Hesiodos'un sözü üzerine, tanrıların kendileri gibi doğduklarını, kendileri gibi duyguya, sese ve bedene sahip oluklarını sanırlar ve insanlar arasında ayıp ve rezalet sayılan her şeyi onlara yüklerler: hırsızlık, iffetsizlik, yalan. Onlar, eğer resim yapmasını bilselerdi, tanrılarını şüphesiz arslan veya boğa şeklinde gösterecek olan arslanların veya öküzlerin yapacakları şeyi yapıyorlar. Bu uydurma varlıklar yerine, bizi bağrında taşıyan, ve kendisinde ne 'doğuş, ne bozulma, ne değişme, ne oluş bulunan bir sonsuz varlığa tapalım 2).

(1)     Aristoteles (?), De Xenophane, Tenone et Gorgia. — İskenderiyeli Klcmens, Stromanata, V. s. 601 C. Aynı, s. 711 B. — Buhle, Commentatio de ortu et progressu pantheismi inde a Xenophane, vb. Gcctt., 1798. — V. Cousin, Xenophane,fondateur de l'ecole d'Elee (Nouveaux fragments philosophiques), Paris, 1828. — Kem, Queoestiones Xenophance, Naumb., 1846. Mullach, Fragmenta phil. grcec., I, s. 101 ve dd. Rittcr ve Preller, His t. phil. gr. rom., bas. VU, s. 75 ve dd. — J. Freudenthal, Ueber die Theologie des Xenophanes, Breslau, 1886. Ksenophanes'i bir politeist saymak için, Freudenthal, başka sözler arasında şu kelimelere dayanıyor, en te Theoisi (Mullach. s. 101). Bu, ruhu söze feda etmek demektir, ve tabiata Tanrı, Tanrıya düşünen bir şey dediği için Spinoza'yı teistler arasına koymaya benzer.

(2)     Mullach, I, s. 101102:

Eis thtos en te theoisi kai anthropoisi megistos, oute demas thnetoisin omoüos ute noema.

Oulos ora, oulos de noei, oulos de t'akouei.

 

Hocanın bu fikirlerini derinleştirerek, Parmenides W, bunu tamamıyla monist bir sistemin hareket noktası yapıyor. Madem ki Tanrı'da değişme yoktur ve Tanrı her şeydir, şu halde bizim değişme (alloiousthai) dediğimiz şey bir görünüş, bir vehimden {doksa) ibarettir, ve gerçekte ne oluş ne ölmek vardır. Yalnız ezeli ve ebedi varlık, vardır. Bu tez için Parmenides felsefi bir şiir yazıyor ki, bunun parçalan Yunanlılarda tam anlamıyle metafizik düşünce hakkında elimizde bulunan en eski anıttır. Hakikata ayrılan ilk kısmında, sözde doğru bir diyalektikle, değişme, çokluk, sınırlama fikirlerinin akıl için çelişik olduğunu kanıtlıyor. Ancak görünüşten ibaret olan şeylerden söz eden İkincisinde, bu görünüş var olduğuna göre, tabiatın bir açıklamasını vermeye çalışıyor.

 


All'apaneuthe ponoio noou freni panta kradainei, Aiei d’en tauto te menein kinoumenon ouden, oude metekhesthai min epiprepei allote aile.

... alla brotoi dokeousi theous gerınasthai, ten ofeteren t'aisthesin ekhein fonen te demas te.

Panta theois anethekan Homeros th’Hesiodos te ossa par anthropoisin oneidea kai psogos estin, kai pleist' efthegksanto theon athemistia erga, kleptein, moikheuein te kai allelous apateuein.

All'etoi kheiras g' eikhon boes ee leontes e grapsai kheiressi kai erga telein aper andres. ippoi men th’ippoisi, boes de te bousin omoias kai ke theon ideas egrafon...

(Tanrılar ve insanlar arasında bir tek yüksek Tanrı vardır, O, ne beden, ne düşünce bakımından ölümlülere benzer.

O tamamıyla görür, tamamıyla düşünür, tamamıyla işitir.

Fakat hiç yorulmadan, onun düşüncesi her şeyi yönetir. O, hareketsiz, daima aynı halde kalır,

Başka yere gitmek ona yakışmaz.

... ölümlüler tanrıların da kendileri gibi doğmuş olduklarım kendilerininkine benziyen duyulan, sesleri, bedenleri olduğunu sanırlar.

Homeros ve Hesiodos, insanlarda ayıp ve ayıplanmaya değer her şeyi tanrılara yüklediler, çoğu kez onlara hırsızlık, zina, birbirini aldatmak gibi canice hareketler atfederler.

Fakat eğer öküzlerin veya arslanların elleri olsaydı, bunlar da insanlar gibi resim yapmasını ve çalışmasını bilselerdi, öküzler, öküzlere, atlar, atlara benziyen tanrılar yapacaklardı, onlara kendi şekillerini vereceklerdi...).

Sekstos Empir., Adv. math., VU, 111. — Simplikios, In Phys., f. 7,9,19,25,31, 38. — Proklos, Comment. in Plat. Timaeum, s. 105. — İskenderiyeli Klemens, Strom., V s. 552 D, 614 A. — Mullach, Fragm. phil. gr., I, s. 109 ve d. — Ritter ve Preller, s. 85 ve d.


Varlık fikrinden hareket ederek, olan şeyin olduğu şey haline gelemiyeceğini, ve bunun gibi var olmaktan kalamıyacağım veya başka şey olamıyacağını ortaya koyuyor; çünkü eğer varlık var olmaya başlamışsa, ya varlıktan çıkmıştır, ya yokluktan; şimdi, birinci halde, kendi kendinden çıkmıştır, kendi kendini doğurmuştur ki bu yeni bir şey olmaması, ezeli ve ebedi olması demektir. İkinci hal bir şeyin hiçten doğacağını kabul eder ki bu da saçmadır. Aynı nedenlerden ötürü, var olan değişemez, ne de yok olur, çünkü ölüm onu ya varlığa ya yokluğa geçirecektir. Eğer varlık varlığa dönüyorsa değişmiyor demektir, ve onun yokluğa geçtiğini kabul etmek, onu yokluktan meydana getirmek kadar imkansızdır. Şu halde varlık ezeli ve ebedidir. O zaten hareketsizdir, çünkü ancak mekanda hareket edebilir, şimdi, mekan ya vardır, ya yoktur; eğer varsa, varlıkla aynı şey demektir, ve varlık hakkında mekanda hareket ediyor demek, varlık varlıkta hareket ediyor demek, yani yerinde kalıyor demektir; eğer mekan hiçbir şey değilse, bu, gene hareketin olmaması demektir, çünkü hareket ancak mekanda' mümkündür. Şu halde hareket hiçbir şekilde düşünülemez ve bir görünüşten başka bir şey değildir. Varlık sürekli (synekhes) ve bölünmez bir bütündür. Varlıkla varlık arasında kesinti yoktur; öyleyse asla atom yoktur. Hipotez olarak, bir boşluk, evrenin sözde kısımları arasında bir kesinti bulunduğunu kabul edelim. Eğer bu aralık gerçek bir şeyse, bu, varlık ne ise onun da o olması demektir, bu, onun, varlığı kesecek yerde sürdürmesi, cisimleri parçalara ayıracak yerde birleştirmesi demektir, eğer boşluk yoksa, o gene cisimleri ayırmıyor demektir. Şu halde varlıkla varlık arasında aralık yoktur ve bütün varlıklar yalnız bir tek varlık oluşturmaktadırlar. Varlık (evren) mutlaktır ve onun hiçbir eksiği yoktur; herhangi bir çeşitten ne isteği, ne eksiği, ne etkilenmesi vardır. Bağımlı olsaydı, ancak olan veya olmayan bir şeye bağlı olabilecekti. Varlık için, varlığa bağlı olmak, kendi kendine bağlı olmak, bağımsız olmaktır; olmayan şeye bağlı olmak, gene bağımsız olmaktır, bu da onda her isteği, her eksiği, her etkilenmeyi imkansız kılar. Her şey olununca, istenecek bir şey kalmaz. Nihayet, varlık birdir: çünkü, ikinci bir varlık, üçüncü bir varlık, ancak onun devamı, yani kendi kendisi olabilir. Şu halde kısaca, varlık ancak ezeli ve ebedi, değişmez, hareketsiz, sürekli, bölünemez, sonsuz, bir tek olarak düşünülebilir. Düşünen için, ancak bir tek varlık, içinde bütün bireysel farkların yutulduğu Bir bütün vardır. Düşünen varlık ve düşünülen varlık aynı şeydir (tauton d'esti noein te kai ouneken esti noema) 0).

Şiirin ikinci bölümünde, Parmenides, duyulara bağlı olan ve ancak görünürü konu olarak alan kanı'dan (opinion, «doksa») söz ediyor. Akıl için bölünmez bir birlik olan evren, duyulara göre, birbirine rakip iki aleme veya elemana ayrılıyor: gece yahut soğuk ile ışık, ateş, sıcaklık. Akıl için başlangıcı ve sonu olmayan evrenin görünürde bir oluşu, doğuşu vardır, ve bu doğuş, ışık prensibinin karanlıklar prensibi üzerinde durmadan tekrarlanan zaferidir. Bütün şekillerin (eide) gece anası, ışık prensibi babasıdır. En küçük parçalarına kadar alem kendisini meydana getiren iki elemanın izlerini taşır. Sıcak ve soğuk, aydınlık ve karanlık, her yerde, değişmez oranlarda karışmış bir haldedir. Evren, merkezleri aynı olan bir küreler dizisinden oluşmuştur, ve burada, ışıklı ve sıcak kürelerle, karanlık ve soğuk küreler sıra ile birbirlerini izlerler. Kalan hepsini kaplıyan en sonuncu küre (to periekhon) katı, soğuk ve karanlıktır, ama daha beride olan (olympos eskhatos) sabit yıldızların ışıklı küresi ile yan yanadır. Bunun gibi, merkez küresi katı ve soğuktur, ama bir ışık ve hayat küresiyle çevrilmiştir. Alemin katı çekirdeği etrafında gelişen bu ışıklı küre, hareketin (yani vehmin) (2) çıktığı kaynak, evrensel hayatın ocağı (estia tou pantos), Tanrısallığın (Daimon) merkezi, alemin Hükümdarı (kybernetes), Adalet, Zorunluluk (Anangke), Aşkın Anası'dır (Afrodite).

İoniacı ve pythagorasçı düşünceleri kısmen tekrarlıyan bu doktrinler bize, doğru diye değil, fakat bizi vehim aleminde yönetmeye yanyan hipotezler diye sunulmaktadır. Bunlar Parmenides için, ionizm için olduğu kadar önemli değillerdir. Hareketi kabul etmiyerek tabiatın özünü meydana getiren şeyi vehim alanına attığından, o, metafizikten başka bir bilim, apriori usavurma metafiziğinden başka bir metafizik tanımıyor. Gerçek ile anlaşılır (l'intelligible) arasında ortaya koyduğu bu zıtlık dolayısıyle aslında kelimenin yeni anlamıyle spiritüalist olmadan, platoncu idealizmin bellibaşlı öncüsüdür. Spiritüalizm, beden cevheriyle ruhunkini birbirinden ayırır, Elea metafiziği bu türlü herhangi bir ayrılık tanımaz. Bulunduğunu kabul ettiği varlık, ne beden, ne nefis (ame), ne madde, ne ruhtur (esprit); varlıktır, yalnız varlıktır, ve kalan her şey araz'dır (accident), görünüştür, vehimdir. Ve hatta madde kelimesi, metafizik ve çok inceltilmiş cevher (substance) veya evrensel destek (substratum) anlamına alınırsa, Yeniçağdaki taklitçisi Spinoza gibi, Parmenides'i de materyalistler arasına koymak kabildir. Fakat, onu, Demokritos ve yeni materyalistlerle aynı anlamda materyalist saymak doğru olmaz; çünkü tam anlamıyle materyalizm, ancak spiritüalizm'in zıddı olarak vardır ve bunun meydana gelmesi de Parmenides'ten sonradır. Parmenides’in ve Herakleitos'un monizmi, leğen veya Jüpiter olabilen mermer gibi, yerine göre, bir Sokrates veya bir Erostrates'in çıkabileceği ana hücre gibidir; belli bir hale gelerek ve açıklık kazanarak, maddenin monizmi veya ruhun monizmi olabilir.

(1)     Simplikios, İn Phys., f. 19 A, 31 B.

(2)     Hintlilerde vehimlerin anası olan Maia ile karşılaştırınız.

 

Platon'un gelip bundan idealizm'i çıkarmasını beklerken, Sisamlı Melissos1) [440] onu tamamıyla materyalist bir anlamda yorumluyor. Ayrıca, cesur gemici ve usta politikacı olan bu filozof, ionia kozmogonilerine karşı alemin ezeli ve ebedi olduğunu söyliyen Elea doktrinini ileri sürüyor. Oluş imkansızsa, bundan sonra alemin ne şekilde meydana geldiğini araştırmak boş ve saçma bir iştir. Varlık (to en) zamanca ezeli ve ebedidir, —onu bir küre şeklinde düşünen Parmenides'in kanısının aksine —mekanda sonsuzdur (ospor estin aiei, outo kai to megethos apeiron aiei khre einai). Melissos'un materializmi hakkında hiçbir şüphe bırakmıyan bu son nokta, onun sistemine tamamıyla yeni bir nitelik veriyor ve onu eski sistemlerin çoğundan, özellikle Aristoteles'inkinden ayırıyor: çünkü eşyaya artist göziyle bakan Yunanlı için, sonsuz mükemmel olmayandır, tamamlanmış (fini) olmayandır, ve mükemmelliğin asıl kendisi olan evren, görme duygumuzun bize yarısını gösterdiği ve merkezinde dünya bulunan bu her şeyiyle tamamlanmış küredir.

Parmenides'in dinleyicisi ve öğrencisi Elea'lı Zenon okulun kavgacısı, abese indirgeme ile kanıtlama metodunun bulucusu, diyalektik ve sofistiğin babasıdır. Yalnız Bir (l'Un) düşünülür, yerkaplama, büyüklük, hareket, mekan düşünülemez. Herhangi bir büyüklüğü (sınırlı) alalım; bu büyüklük zorunlu olarak, sonsuz büyük ve sonsuz küçük olacaktır; sonsuz büyüktür, çünkü sonsuzca bölünebildiğinden, sonsuz sayıda parçalardan oluşmuştur; sonsuz küçüktür, çünkü yer kaplamıyan parçalar, sonsuzca çoğaltılsalar bile, bir yer kaplama, bir büyüklük meydana getiremezler.

Hareket düşünülemez; çünkü hareket noktasıyle varış noktasını birbirinden ayıran çizgi noktalardan oluşur ve, nokta yer kaplamadığından, sonsuz sayıda noktalardan oluşur. Şu halde, her mesafe, en küçüğü bile, sonsuzdur ve gidilecek noktaya varılamaz. Ayağına çabuk Akhylleus'u, ağır giden kaplumbağanın istediğiniz kadar yakınında kabul edin, hiçbir zaman ona yetişemiyecektir, çünkü bunun için, ne kadar küçük olursa olsun, önce kendisini kaplumbağadan ayıran mesafenin yansını aşması gerekir; ayrıca, bu yan mesafeyi aşmak için, bunun yansını aşmaya başlaması gerekir ve bu böyle sonsuzca gider. Çizginin sonsuz bölünebilir olması, Zenon için aşılmaz bir engeldir. Siz okun uçtuğunu sanırsınız. Oysa, onun hedefine varması için, mekanda birtakım noktalar dizisini aşması gerekir; şu halde birbiri ardınca bu farklı noktalarda bulunmak zorundadır, imdi, herhangi bir anda, mekanın bir noktasında bulunmak hareketsiz olmaktır: şu halde, ok hareket etmemektedir ve hareketi bir görünüşten başka bir şey değildir.

 

(1)     Peri tou ontos başlıklı (lonia lehçesiyle yazılmış) bir kitabın yazarı; Simplikios bunu sık sık anar: In Phys., f. 22 ve muht.

(2)     Aristoteles, Phys., VI, 2,9. — Simplikios, tn phys., f. 30,130,255. — Mullach, I,s. 266 ve d. — Ritter ve Prcllcr, s. 100 ve d.


 

Zaten, hareket eğer oluyorsa ancak mekanda olabilir. imdi, eğer mekan var olan bir şeyse, bir yerde, yani gene bir mekan içinde bulunacak, bu da gene diğer bir mekanda olacak ve bu böylece eis apeiron (sonsuz) gidecektir. Şu halde hareket her bakımdan imkansızdır ve saçma söylemeyi göze alaraktandır ki o, ancak gerçek diye kabul edilebilir. Yalnız varlık vardır ve bu varlık, değişmez maddedir (*).

Leontium'lu Gorgias 427'de ülkesi tarafından Atina'ya temsilci olarak gönderilen bu belagat hocası (Zenori'un öğrencisiydi), Elea prensibini nihai sonuçlarına kadar götürüyor: nihilizm. Peri tou me ontos e peri physeos adlı kitabında, Zenon ile beraber, hareket ve mekanı inkar etmekle yetinmeyerek, bizzat varlığı da yıkıyor. Hiçbir şey yoktur, diyor: çünkü, eğer bir varlık olsaydı, Parmenides'in kanıtladığı gibi, bu ancak ezeli ve ebedi olabilirdi. imdi, ezeli ve ebedi olan bir varlık sonsuzdur. Fakat sonsuz bir varlık, kendisine sınır koyacak olan mekanda ve zamanda bulunmaz. Şu halde hiçbir yerde değildir, ve hiçbir yerde olmayan şey, yoktur. Eğer, farzımuhal olarak bir şey olsaydı bile, biz onu bilemezdik ve bildiğimiz kabul edilse bile, bu bilgi hiçbir suretle başkalarına aktarılamazdı.

Gorgias eleacılığm korkunç çocuğudur ve boşboğazlığı Herakleitos'un şu düsturunu haklı çıkarıyor: Varlık bir şey değildir, oluş her şeydir. Parmenides ve Zenon'un öncesiz ve sonrasız ve değişmez olan, fakat her türlü pozitif nitelikten yoksun bulunan varlığı, gerçekte bir soyutlamadan başka bir şey değildir, ve bir çocuk, saflığı içerisinde, “ama kıral çıplak!” diye bağırmaya kadar, herkesin inceliğini hayranlıkla seyrettiği kral elbisesine benzemektedir.

(1)     Aristoteles, Met., UI, 4,41.

(2)     Aristoteles, De Xenophane, Zenone et Gorgia. — Sekstos Empir., Adv. malh., VU, 65,77. — Ritter ve Preller, 187 ve d.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült