Egemenliğin Başkasına Emanet Edilmesi Üzerine

Montesquieu


Despotik yönetiminde egemenliğin tümü, egemenlik kime emanet edilmişse ona geçer. Vezir, zorba hükümdarın ta kendisidir; her memur da bir vezirdir. Saltanat hükümetinde ise egemenlik, üsten asta, bu derece büyük bir yetkiyle geçmez. Hükümdar şuna buna verdiği egemenliği daima azaltır. Yetkisini öyle bir şekilde dağıtır ki herhangi bir yetkisinin bir bölümünü verirken bile en büyük bölümünü yine kendi elinde tutar.

Böylece saltanat hükümetlerinde, şehirlerdeki özel valilerin eyalet valilerine olan bağları hiçbir zaman hükümdara olan bağlarından üstün olamaz. Yine bunun gibi askeri birliklerin generale olan bağları da hükümdara olan bağlarını aşamaz.

Saltanat devletlerinin çoğunda oldukça geniş çapta komuta yetkisi olan kişinin hiçbir askeri birliğe mensup olmaması sağlanmıştır ki, bu da akıllı uslu bir davranıştır. Yetkilerinin kaynağını hükümdarın özel buyruklarından alan bu komutanları hükümdarlar isterlerse kullanırlar, isterlerse kullanmazlar. Böylece istenildiği zaman görevli, istenildiği zaman da görev dışında sayılırlar.

Bu durum despotik yönetimiyle bağdaşamaz. Çünkü devlette, işbaşında olmadıkları halde birtakım ayrıcalıklar ve rütbeleri olan kişiler bulunursa, orada kişilikleri bakımından büyük insanlar var demektir. Bu ise bu hükümet şeklinin niteliğini zedeler.

Bir şehrin valisi paşaya bağlı olmasaydı aralarını bulmak için her gün çeşitli çarelere başvurmak gerekirdi. Bu da despotik yönetiminde anlamsız bir şey olurdu. Üstelik özel vali, paşaya itaat etmeyebilir de; o zaman paşa yönettiği eyaletin sorumluluğunu nasıl olur da kendi üstüne alabilir?

Böyle bir hükümette yetki dengeli olamaz; en küçük memurun yetkisi bile zorba hükümdarın yetkisinden daha dengeli değildir. Ilımlı hükümetlerde ise kanun her yerde akla uygundur. Her yerde geçerlidir. En küçük memurlar bile davranışlarında ona uyarlar. Ama, kanun demek hükümdarın isteği demek olan zorba yönetimlerde, diyelim ki hükümdar akıllı uslu bir kişidir, o zaman memur bilmediği bir isteğe ne yapsın da nasıl etsin de uyabilsin? Durum böyle olunca, o da kendi isteğine göre davranır olur biter.

Dahası var: Kanun, hükümdarın isteği demek olduğuna göre, hükümdar da yalnız bildiği şeyi isteyeceğine göre, demek oluyor ki memlekette onun yerine ve onun gibi istemesi gereken birçok insanın bulunması gerekecek.

Nihayet kanun hükümdarın bir anlık isteği olduğuna göre, onun yerine isteyecek olanların da onun gibi birdenbire istemeleri gerekir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe