Felsefe

 

 

 

Dua Ve Meditasyon Üzerine

Krıshnamurti


SORU: Duada ifade edilen özlem Tanrıya giden bir yol değil midir?

KRISHNAMURTI: Her şeyden önce bu sorunun içerdiği problemleri inceleyeceğiz. Soruda dua, konsantrasyon ve meditasyon ima ediliyor. Peki dua ile neyi kastediyoruz? Her şeyden önce duada, Tanrı, gerçek olarak adlandırdığınız şeye rica ve arz vardır. Sen bir birey olarak, Tanrı dediğin şeyden talep eder, ricada bulunur, ona yalvarır, ondan sana rehberlik yapmasını istersin; dolayısıyla, yaklaşımın ödül ya da tatmin bekleyen bir yaklaşımdır. Milletçe ya da bireysel olarak başın derttedir ve sana rehberlik etmesi için Tanrı'ya dua edersin; veya kafan karışıktır ve netlik için yalvarırsın; Tanrı olarak adlandırdığın şeyden yardım istersin. Bu, Tanrının, Tanrı her ne ise,bunu şu an tartışmayacağız senin ve benim yarattığım karmaşayı temizleyeceğini ima eder. Sonuçta, çaresizliği, karmaşayı, zulmü, sevgisizliği yaratan bizleriz ve Tanrı olarak adlandırdığımız şeyden bunu temizlemesini istiyoruz. Diğer bir deyişle, karmaşamızın, çaresizliğimizin, üzüntümüzün, çelişkimizin bir başkası tarafından temizlenmesini istiyoruz, bir başkasından bize mutluluk ve aydınlık getirmesini talep ediyoruz.

Dua ettiğinizde, yalvardığınızda, bir şey talep ettiğinizde, bu genellikle gerçekleşir. İstediğinizde alırsınız, ama aldığınız şey düzeni sağlamaz çünkü aldığınız şey netlik ve anlayış getirmez. Sadece tatmin eder, memnun eder ama anlayış getirmez çünkü talep ettiğinizde kendi yansıttığınız şeyi alırsınız. Gerçeklik, Tanrı, nasıl sizin özel isteğinize yanıt versin? Ölçülemeyen, sözlerle ifade edilemeyen şey, bizim kendi yarattığımız küçük, ufacık endişelerimizle, çaresizliklerimizle, karmaşamızla nasıl ilgilensin? Yani cevap veren şey nedir? Şurası açıktır ki ölçülemeyen küçük, ufacık, ölçülebilen bir şeye cevap veremez. Peki cevap veren şey nedir? Dua ederken sessiz, alıcı bir haldeyizdir; işte o zaman kendi bilinçaltımız anlık bir netlik sağlar. Bir şey istersiniz, yakarırsınız ve bu itaatkar yakarış, yalvarma esnasında, alıcı bir haldesinizdir; bilinçli, hareket halindeki zihniniz görece dingin bir haldedir, bilinçaltı buraya kendini yansıtır ve cevabı bulursunuz. Bu kesinlikle gerçeklikten, ölçülemeyenden gelen bir cevap değildir, sizin kendi bilinçdışı cevabınızdır. O yüzden duanız cevaplandığı zaman gerçeklikle ilişki halinde olduğunuzu düşünmeyin. Gerçeklik size gelmelidir; siz ona gidemezsiniz.

Bu dua probleminde başka bir etken daha devreye girer; iç ses dediğimiz şeyin cevabı. Söylediğim gibi, zihin yardım dilerken, rica ederken dingindir; duyduğunuz iç ses, dingin zihninize yansıyan kendi sesinizdir. Tekrar edecek olursak, bu nasıl gerçekliğin sesi olabilir? Karışık, cahil, arzulayan, talep eden, rica eden bir zihin gerçekliği nasıl anlayabilir? Zihin gerçekliği ancak tam anlamıyla dingin olduğu, ister kendisi ister milleti ister başka bir şey için olsun, talep etmediği, arzulamadığı, yakarmadığı, sormadığı zaman kavrayabilir. Ancak zihin tamamen dingin olduğunda, arzu son bulduğunda gerçeklik ortaya çıkar. Talep eden, rica eden, yardım dileyen, yönlendirilmek isteyen birisi aradığını bulacaktır ama bu gerçek olmayacaktır. Onun kavradığı, zihninin bilinçdışı seviyelerinin kendini bilince yansıtan cevabı olacaktır; onu yönlendiren dingin, küçük ses gerçeğin değil, bilinçdışının cevabıdır.

Dua konusunda bir de konsantrasyon meselesi vardır. Birçoğumuz için konsantrasyon bir dışlama sürecidir. Konsantrasyon çaba, dürtü, yönelme, taklit etme ile ortaya çıkar; bu yüzden konsantrasyon kendini izole etme sürecidir. Sözde meditasyonla ilgileniyorum ama düşüncelerim darmadağınık, bu yüzden zihnimi diğer bütün düşünceleri dışlayan bir resme, görüntüye ya da fikre odaklıyorum. Konsantrasyon süreci, ki kendini inzivaya çekmedir, meditasyon yöntemlerinden biri sayılır. Sizin yaptığınız da budur, değil mi? Meditasyon yapmak için oturduğunuzda, zihninizi bir kelime, görüntü ya da bir resme odaklarsınız ama zihin her yerde dolaşır. Sürekli farklı duyguların, düşüncelerin, fikirlerin araya girmesi söz konusudur ve siz onları başınızdan savmaya uğraşırsınız; bu zamanı düşüncelerinizle mücadele halinde geçirirsiniz ve bu sürece "meditasyon" dersiniz. İlgilenmediğiniz bir şeye konsantre olmaya çalışırsınız ve düşünceleriniz çoğalmaya devam eder, artar, araya girer, bu yüzden enerjinizi kovalamaya, uzaklaştırmaya harcarsınız; eğer düşüncenizi, belli bir nesne üzerine yoğunlaştırabilirseniz, sonunda meditasyonda başarılı olduğunuzu düşünürsünüz. Bu meditasyon mudur? Meditasyon bir kovma, birbirine saldıran düşünceleri kovalama ya da bu düşüncelere direnç gösterme anlamında bir dışlama süreci değildir. Dua meditasyon olmadığı gibi, dışlayıcı bir konsantrasyon da meditasyon değildir.

Meditasyon nedir? Konsantrasyon meditasyon değildir çünkü ilginin olduğu yerde konsantre olmak kolaydır. Savaş, kıyım planlayan bir general çok iyi konsantre olmuştur; para kazanan bir işadamı çok iyi konsantre olmuştur; diğer bütün duygulan bir kenara itip istediği şey üzerinde yoğunlaşarak acımasız bile olabilir. Herhangi bir şeye ilgi duyan biri doğal olarak, kendiliğinden konsantre olur. Böyle bir konsantrasyon meditasyon değil, dışlamadır.

Öyleyse meditasyon nedir? Meditasyon kesinlikle anlayıştır, kalbin meditasyonu anlayıştır. Dışlama söz konusuysa anlayış olabilir mi? Talep ve yakarış varken anlayış nasıl olabilir? Anlayışta huzur ve özgürlük vardır; anladığınız şeyin esaretinden kurtulursunuz. Sadece konsantre olmak ya da dua etmek anlayış getirmez. Anlayış meditasyonun en temel ve esas unsurudur. Benim sözlerimi kabul etmek zorunda değilsiniz ama eğer dua ve konsantrasyonu dikkatle incelerseniz, ikisinin de sizi anlayışa götürmediğini görürsünüz. Bunlar sizi sadece inatlaşmaya saplantıya ve yanılsamaya götürür. Oysa ki anlayışın olduğu meditasyon özgürlük, netlik ve birleşmeyi de beraberinde getirir.

Peki anlayıştan neyi kastediyoruz? Anlayış, her şeye doğru önemi, değeri vermektir. Cahil olmak yanlış değerler vermektir, aptallığın doğası, doğru değerleri anlama kıtlığıdır. Anlayış, doğru değerler olduğunda ve yerleştiğinde ortaya çıkar. Peki insan maddiyatla, ilişkilerle, fikirlerle ilgili doğru değerleri nasıl yerleştirir? Doğru değerlerin oluşması için düşüneni anlamalısınız, değil mi? Eğer düşüneni, yani kendimi anlamazsam, seçtiğim şeyin anlamı yoktur; yani kendimi bilmiyorsam o zaman hareketlerimin, düşüncelerimin bir temeli yoktur. Bu yüzden kendini bilmek meditasyonun başlangıcıdır. Benim kitaplarımdan, otoritelerden, vurulardan aldığınız bilgi değil, kendini sorgulamakla, yani kendinin farkında olmakla gelen bilgiden söz ediyorum. Meditasyon kendini bilmenin başlangıcıdır ve kendini bilmeden meditasyon olmaz. Eğer ben kendi -düşüncelerimi, duygularımı anlamıyorsam, dürtülerimi, arzularımı, taleplerimi, eylem biçimlerini ki bunlar fikirlerdir- bilmiyorsam, düşünmenin oturacağı bir temel yok demektir; kendini anlamadan sadece isteyen, dua eden veya dışlayan bir düşünen, kaçınılmaz bir şekilde kendini karmaşa ve yanılsama içinde bulur.

Meditasyonun başlangıcı kendini bilmektir ki bu da düşünce ve hislerin her faaliyetinin farkında olmak, sadece yüzeysel katmanlardaki değil, gizli, derin faaliyetleri de bilmektir. Derinlerde gizli faaliyetleri, dürtüleri, tepkileri, düşünceleri, hisleri bilmek için bilinçli zihinde sükûnet olmalıdır; yani bilinçli zihnin, bilinçdışının yansımasını almak için sakin olması gerekir. Yüzeysel, bilinçli zihin günlük aktivitelerle, geçimini sağlamakla, başkalarını kandırmakla ya da kullanmakla, problemlerden kaçmakla, yani varlığımızın tüm günlük aktiviteleriyle meşguldür. Bu yüzeysel zihin, kendi faaliyetlerinin önemini anlayarak kendisini sükûnete kavuşturmalıdır. Zihin düzen kurarak, zorlama ya da disiplin aracılığıyla sükûnet, dinginlik sağlayamaz. Sükûnet, huzur ve sakinliği ancak kendi aktivitelerini anlayarak, gözlemleyerek, onların farkında olarak, acımasızlığını, hizmetçiyle, eşiyle, kızıyla, annesiyle vb. nasıl konuştuğunu görerek ortaya çıkarabilir. Yüzeysel, bilinçli zihin tüm faaliyetlerinin tamamen farkına vardığında bu anlayışla kendiliğinden sessizleşir; zorlama yoluyla uyuşturulmaz veya arzu aracılığıyla bir düzene sokulmaz; böylelikle bilinçdışının, zihnin derinlerde gizli pek çok katmanının -ırksal dürtüler, gömülü hatıralar, gizli uğraşlar, kapanmamış derin yaralar vb- imalarını, ipuçlarını yakalayacak bir konuma gelir. Ancak bütün bunlar kendilerini yansıttığında ve anlaşıldığında, bilinç herhangi bir acı ya da hatıranın sebep olduğu yüklerden ve bağımlılıklardan arındırıldığında sonsuz olanı alabilecek duruma gelir.

Meditasyon kendini bilmektir ve kendini bilmeden meditasyon olmaz. Eğer her an tepkilerinizin farkında değilseniz, tam anlamıyla bilinçli değilseniz, günlük aktivitelerinizden haberdar değilseniz, kendinizi bir odaya kapatıp gürünüzün, efendinizin resmi önüne oturup meditasyon yapmanız bir kaçıştan öteye geçemez çünkü kendini bilmeden doğru düşünme yoktur, doğru düşünme olmadan da, amacınız ne kadar soylu olursa olsun, yaptıklarınızın hiçbir anlamı yoktur. Yani, kendini bilmeden dua etmenin bir anlamı yoktur; insan kendini bildiğinde doğru düşünme ve dolayısıyla doğru eylem vardır. Doğru eylem olduğunda karmaşa yoktur, dolayısıyla bir başkasına sizi kurtarması için ricada bulunma da yoktur. Tamamen farkında olan bir insan meditasyon yapıyordur; dua etmez çünkü hiçbir şey talep etmemektedir. Duayla, düzen kurarak, tekrar yoluyla ve diğer tüm yöntemlerle belirli bir dinginlik meydana getirebilirsiniz ama bu, zihni ve kalbi yoracak bir sıkıntıdan başka bir şey değildir. Bu zihni uyuşturur; konsantrasyon dediğiniz dışlama da sizi gerçekliğe götürmez; hiçbir dışlama sizi gerçekliğe götüremez. Anlayışı getiren şey, kendini bilmektir ve doğru niyet olduğunda fakında olmak da zor değildir. Eğer kendinizi tümüyle keşfetmek istiyorsanız, sadece yüzeysel kısmı değil, tüm varlığınızı, o zaman bu biraz daha kolaydır. Eğer gerçekten kendinizi bilmek istiyorsanız, kalbinizi ve zihninizi inceleyeceksiniz ve eğer bilmeye niyetiniz varsa, öğrenirsiniz. O zaman, kınama ya da savunma olmaksızın her düşünce ve duyguyu takip edebilirsiniz; her duygu ve düşünceyi oluşurken takip etmekle, zorlama olmayan, düzene sokulmamış, problem ya da çatışma olmamasının bir sonucu olan sükûnete ulaşırsınız. Rüzgar olmadığında gölün sularının huzurlu ve dingin olması gibi; zihin dingin olduğunda ölçülemeyen ortaya çıkar.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült