Din Felsefesinin Felsefenin Bütünüyle İlişkisi

Hegel


Din incelemesine özel bir bölüm ayırmayı gerekli gördüğümde, theologia naturalis’in, Tanrının doğasını felsefenin içeriği haline getiren Wolffçu felsefenin nesnesi olduğunu daha önce gözden kaçırdığını belirtmem gerekir. Fakat Wolffun metodu o zamanki anlama metafiziğiyle [Verstandesmetapysik] sınırlıdır ve rasyonel düşüncenin biliminden ziyade anlamanın bilimi olarak değerlendirilebilir. Bu yaklaşım tarzı, bu bilimin bizimkiyle aynı hedefe sahip olamayacağı olgusunu değiştirmiyor gibi görünür. Ancak aslında o kendini teoloji olarak adlandırmıştı, içeriği ve nesnesi bu anlamda Tanrı idi. Fakat bizim meselemiz yalnızca bu anlamda bir Tanrı değildir; aksine, bizim bilimimizin içeriği dindir. Bu bilim sadece anlamanın bir bilimi olduğu için, bu somut bilim açısından diyebiliriz ki, onun Tanrı kavramı anlamanın soyut özünün arınmış sonucuyla sınırlandırılır ve Tanrı anlamanın özü olarak kavrandığı sürece Ruh [Geisrj] olarak kavranmaz. Bununla birlikte Ruh olarak kavrandığı sürece, bu kavram din olarak tanımlandığında dinin tanımında bu kavrama eklenen öznel yanı içinde barındırır.

Bu yüzden biz burada böyle bir Tanrıyla ya da nesne olarak Tanrıyla ilgili değiliz; daha ziyade Tanrıyla kendi cemaati içinde olduğu haliyle ilgiliyiz. Görülecektir ki, Tanrı Ruh olarak kendi varlığının tarzında yalnızca hakiki olarak kavranabilir ve bunun aracılığıyla kendini bir cemaatin emsal imgesi haline getirip cemaatin faaliyetlerinin kendisiyle ilişkilendirilmesine neden olur. Bu nedenle Tanrı doktrini sadece dini doktrin olarak kavranıp aktarılabilir. Genel olarak bu iki bilim arasındaki ilişki bakımından, bizim bilimimizin felsefeden farklı olmadığını kaydetmek gerekir. Tanrı genel itibarıyla felsefenin nesnesidir ve aslında onun tek uygun nesnesidir. Felsefe daha önce adlandırıldığı gibi, dünyevi bilgelik değildir; imanla karşıtlık içinde olduğundan böyle adlandırılmıştır. Ama felsefe gerçekte dünyanın bilgeliği değildir; dünyevi olmayanın bilişsel bir bilgisidir, dışsal varoluşun, ampirik hayatın ya da yapısal evrenin bilgisi olmayıp sonsuz diye adlandırdığımız ne varsa hepsinin bilgisidir Tanrının olduğu şeyin ve kendini ortaya koyduğu ve geliştirdiği haliyle Tanrının doğasının bilgisidir.

Bu bakımdan felsefede sahip olduğumuz nesne burada da genel olarak aynı nesnedir, ama bir fark da mevcuttur.

Felsefede en yüce varlık, mutlak yahut idea olarak adlandırılır, ve daha da geriye gitmek lüzumsuzdur. Bu en yüce varlık Wolffçu felsefede ens ya da şey olarak adlandırılmış olup, kendini bizim Tanrı tasavvurumuza hiç uymayan bir çeşit soyutlama olarak ilan eder. Son zamanlarda felsefede mutlak olan, salt böyle bir ens değildir, çünkü böyle tam bir soyutlama değildir; bizim mutlak olan ve idea dediğimiz şey, Tanrı olarak adlandırdığımızla bu yüzden felsefede henüz eş anlamlı değildir.

Farklılığı ortaya koymak için, önce “anlamın” kendisinin ne anlama geldiğini sorgulamamız gerekir. Şunun ya da bunun ne anlama geldiğini sorduğumuzda iki farklı soru sorarız, hatta iki karşıt soru sorarız. İlk olarak, kastettiğimiz şeyi söz konusu ifadenin anlamı, amacı, genel düşüncesi ya da eseri içsel olan [darnnere] diye adlandırırız. Sorduğumuz şey budur. Ama içsel olan evrensel tasavvurlar ya da belirlenimlerdir, genel olarak düşüncedir. Tanrının ne olduğunu, “Tanrı” ifadesinin ne anlama geldiğini sorduğumuzda bize bildirilecek düşünceyi isteriz, tasavvura zaten sahibizdir. Neticede anlamlar kavramın beyan edeceği şeydir ve bizim felsefede mutlak ya da idea adını verdiğimiz şey anlamdır. Bilmek istediğimiz şey mutlaktır, ideadır, Tanrının idrak edilen doğasıdır, düşünce içinde kavranan Tanrının doğasıdır ya da Tanrının mantıklı özüdür. Bu, anlamın bir anlamıdır ve bizim “mutlak” olarak adlandırdığımız şey açısından “Tanrı” ifadesiyle eş anlamlıdır.

Ancak karşıt olanı talep edildiğinde, yani tasavvurlardan değil de saf düşünce kategorilerinden başladığımızda sorumuzun içinde başka bir anlam mevcuttur, o zaman ruh belki de o kategorik tanım içinde huzur bulmayacak, kendini onun içinde yuvasında hissetmeyecek ve bu saf düşünce kategorisinin ne anlama geldiğini soracaktır. Mesela öznel ve nesnel olanın birliği ya da gerçek ve ideal olanın birliği kategorisi vardır; birlik, öznel olan, nesnel olan vb. terimlerin her birini kendi içinde anlayabilir, bilebiliriz. Ancak yine de rahatlıkla söyleyebiliriz ki söz konusu kategoriyi anlamayız. Böyle bir durumda “anlam”ın ne olduğunu sorarsak, anlam önceden olduğu şeyin karşıtı olandır. Burada düşünce kategorisinin bir tasavvuru, ya da bir sezgisi, bir misal ya da daha önce sadece düşüncede verili olan bir içerik refakatçisi [Beiherspielendes] talep edilmektedir. Bizim “misal” ifademiz onun tasavvurunu ve sezgisini zaten içermektedir. Böyle bir düşünce içeriğini zor buluyorsak, zor olan bizim ona ilişkin bir tasavvurumuzun olmamasında yatar; misal yoluyla daha kolay anlarız ve böyle bir düşünce içeriğinin artık ne anlama geldiğini bildiğimizi söyleriz ve böylece Ruh kendini bu içerikte ilk defa mevcut hale getirmiş olur.

Eğer Tanrı tasavvurundan başlayıp anlamı sorarsak, o zaman bir yandan Tanrı ideası, mutlak olan, kavram tasavvuru içinde idrak edilen varlık talep edilmiştir ve bu anlam mantıklı düşünceyle birliktedir. İşte Tanrı budur: yalnızca kendinde olmak [an sich] değildir; keza zorunlu olarak kendi için [für sich] vardır. Tanrı Ruhtur ve sonlu değil mutlak Ruhtur. Tanrının Ruh olması, bekasını yalnız düşüncede sürdüren varlık olması değildir; o aynı zamanda tezahür eden, kendini ifşa eden, kendine nesnellik bahşeden varlıktır da.

Her ne kadar din felsefesinde Tanrı ideasını bu şekilde incelesek de, aynı zamanda onun tasavvur biçimine de önceden sahibizdir. Tanrı yalnızca kendini tasavvur eder ve bunu yalnızca kendisi yapar. Bu, mutlağın varoluşunun veçhesidir. O halde din felsefesinde bizim nesnemiz mutlak olandır; ama salt düşünce biçiminde değil, kendi tezahür biçiminde de. Dolayısıyla evrensel idea kendi somut anlamı içinde kavranabilir ki, bu da kendini ifşa etmenin, görünmenin niteliklerini kapsar. Ama varoluşun bu veçhesini yine bizzat felsefede düşünmek ve düşünceyle kavramak gerekir.

Fakat felsefe önce mantıklı ideayı kendi diğer branşlarında inceler; ideayı düşünce içinde olduğu gibi, bizim düşüncemiz için değil de bizzat düşünce ya da düşünce kategorilerinin içeriği gibi inceler. Ayrıca felsefe mutlağı kendi yaratımında, kendi faaliyetinde gösterir ve bu faaliyet mutlağın bizzat kendisi için olmaya, Ruh olmaya giden yoludur. Bu durumda Tanrı felsefenin sonucudur ki, onun salt sonuç olmadığı, ilk adımın başlangıcı olduğu kadar üretim hareketi olduğu ve sonsuzca kendini ürettiği de böylece anlaşılır. İdeanın ya da mutlak olanın belirli yapıları doğa, sonlu Ruh, bilinç dünyası ideanın cisimleşmeleridir; ama bunlar belirli yapıların ya da ideanın tezahürünün özel biçimleridir. Bunlar mutlak Ruh olarak var olmak için, ideanın henüz kendi içlerine nüfuz etmediği yapılardır.

Din felsefesinde ideayı sırf saf düşünce ideası olarak belirlendiği gibi ya da tezahürün kendi sonlu formu içinde değil de mutlak idea olarak ya da mantıklı idea olarak inceliyoruz aynı zamanda bu ideayı göründüğü gibi, kendini ifşa ettiği gibi, ama onun sonsuz tezahürü içinde Ruh olarak da inceliyoruz. Ruh kendini ortaya koyandır, tezahür edendir; tezahür etmeyen ruh yoktur; ama ruh kendi tezahüründe sonsuzdur, kendini kendi içine yansıtır. O halde din felsefesinin, felsefenin diğer branşları karşısındaki konumu genelde budur. Tanrı diğer branşların sonucudur: Din felsefesinde bu erek başlangıcı oluşturur. Biz Tanrının sonuç olarak görünmesini kendi tikel nesnemiz yapıyoruz bütünüyle somut idea olarak Tanrıyı tözle, gerçekliğin özüyle özdeş olan kendi sonsuz tezahürüyle birlikte alıyoruz; içerik budur, bu içeriğin belirlenimidir.

Soyut olarak ifade edersek, din felsefesinin içeriğidir bu. Bu içeriği biz düşünen akılla [denkende Vemunfi] inceliyoruz ve düşünceli olarak yaklaşımımızın tanımı, bizi zamanımızın ihtiyacına referansla din felsefesinin konumuna götürüyor yani din felsefesinin zamanımızın teolojisiyle, kiliseyle ve Tanrı tasavvuruyla ilişkisine.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe