Dikta Dayanağı Olarak Gelenek

Selahattin Ertürk


Biliyoruz ki, dikta dayanağı olarak geleneğe sarılmak isteyenlerin sayısı pek de az değlidir. Kavram kargaşası yüzünden geleneksel davranış ile gelenekselci davranışın birbirine karıştırılmakta bulunması, gelenekselci diktacıya kendisi için elverişli bir işleyiş ortamı bulmada yardımcı olmaktadır.[15]

Fonksiyonuna uygunca işe koşulunca gelenek, kendini aşacak girişimlere destek veriş ve ucu açık oluş nedeniyle diktacının aradığı türden bir dayanak olamayacağı halde, gelenekselcinin gelenek ve geleneksel davranış hakkındaki haklı yargılardan da anlam kargaşası yüzünden haksızca yardım görmekte bulunması, geleneği tümüyle bir de bu açıdan ele almayı adeta gerekli kılıyor. Öyleyse şimdi, diktacı, aradığı dayanağı gelenekte bulabilir mi sorusunu buraya kadar ki açıklamalar ışığında ele alalım.

Hangi Gelenek

Yukarıda sözünü ettiğimiz başka başka kültürlerin her birinin, mensuplarınca[16] veya yandaşlarınca, zaman zaman «kökü mazide olan ati» oluş esasına göre sağlam ve güvenilir sayıldığı ve değişmeyecekmişçesine savunulduğu görülmüştür. Oysa, birbirinden çok farklı olan bu sistemlerin hepsinin birden mutlak doğruluk ve iyilik niteliğini taşıması olanak dışıdır. Öyleyse, eldeki geleneklerin ya hepsi görelidir; ya da içlerinden yalnızca birisi mutlak değer taşır. Şayet varsa, mutlak değer taşıyan geleneğin eldekilerden hangisi olduğunu belli kılacak güvenilir, hatta mutlak bir ayırt ediciye ya da ayırt etme yoluna gerek vardır. Bu gerek yerine getirilmedikçe, eldeki geleneklerden hiçbirinin görelilik çerçevesini aştığı yargısına varılamaz. Bu hal ise, toplumsal uygulamaları belli bir şaşmaz esasa dayandırarak diktacı bir tutumla yürütme kararında olanların gelenekten umudu kesmelerini gerektirir.[17]

Geleneğin Öğeleri

Kendinceliğe biran için göz yumup da, kendi ulusal geleneğimizi doğru ve geçerli saydığımız takdirde bile, diktacı bir tutumla hareketi haklı çıkaracak bir dayanağa kavuşmuş olamayız. Çünkü bir yandan, gelenek öğeleri dediğimiz inanç, pratik ve adetlerin ne olduğunun belirli kılınması, eğer olanaksız değilse, mutlaka son derece güçtür. Çünkü bu iş, değişik eğilimdeki kimselerce, değişik sonuçlara varacak biçimde yapılmakta olabilir. Böylece de bir çok kimseler, kişisel tercihlerini gelenek adı altında savunmakta bulunabilir. Öte yandan ise, zamanın akışı içinde gelenek öğelerinin, daha yavaş da olsa, değişikliğe uğrayışı karşısında gelenek adı altında hangi içeriğin, yani hangi devirdeki ve kimlerce benimsenmiş öğelerin, geçerli sayılacağına karar vermek daha da güç bir iştir. Bu iki güçlük, belki başka nedene gerek bırakmaksızın, geleneğin nihai otorite alınması çabasını yersiz kılabilir.

Yeni Soruna Yeni Çözüm

Toplumsal gerçek, hızlı bir değişme içindedir. Bu hal beklentiye uygun olarak, yeni problem durumları ortaya çıkardıkça, geleneğe dayanmak isteyenler, bunların çözümlerini geleneksellere uyarak, büyük bir olasılıkla, geleneğin şimdiki içeriğinde arayabilirler. Oysa, gelenek içeriğinin zamanla ve en azından bazı kısımlarıyla yetersizleşmiş veya gereksizleşmiş olması beklentiye ters düşmez. Çünkü, gelenek içeriği, esas itibariyle, geçmişteki problemlere çare olmuş çözümlerdir. Geleceğe doğru yol alındıkça karşılaşılacak problemlerin değişik olmaları, eski çözüm yollarını bir noktada battal kılabilir. Bu yüzden de, geçmişteki durumlarda işlemiş olmak, hiç bir ilkenin her zaman işleyeceğinin bir garantisi gibi alınamaz. Bu husus gözden kaçırılırsa, geçmiş kuşaklardan gelen inanış ve davranış örüntülerine saygı ve denenmişe güven duyguları, gelenekselcilik ile kaynaşarak, karşılaşılan yeni problemleri çözmenin güçlüğü karşısında, adeta ilerlemekten kaçıp statükonun kucağında barınma özlemi içinde kaybolan davranışlara yol açabilir. Oysa, sürekli değişme sonucu bugünkü gerçek dünkü gerçeğin özdeyişi olmadığı; insanların değer ve bilgi sistemleri başkalaştığı; üstelik hem gerçeğe, hem de bu sistemlere erişme derecesi ve biçimi değiştiği için, karşılaşılan yeni problemlerin çözümleri de —ister istemez— değişik olacaktır. Geçmişteki problemlere, gene geçmişteki değer sistemi ve bilgilerin ışığı altında bulunabilen çözümlerin, değişik problemlere değişik değerler ve bilgilerin ışığı altında oluşturulacak çözümlerle özdeşlik taşıması beklenemez. Ayrıca, hem işlerlik ölçütünün dinamikliği gözden kaçırılmazsa, hem de dünkü insan için tatmin edici sayılabilecek sonuçların, bugünkü insanın beklentileri yanında yetersiz görüneceği hesaba katılırsa; yeni çözümlerin, birçok hallerde, değişik olması gereği açıkça görülür.

Esirlik Değil Sahiplik

Daha önce, geleneği yeni eski her türlü sorun için bir hazır çözümler dağarı gibi almanın, bizi, ister istemez gelenekselciliğe götüreceğini belirtmiştik. Gene belirtmiştik ki geleneğin fonksiyonu ile tutarlı bir biçimde anlaşılıp işe koşulması, onun bir önşartları dağarı gibi kullanılmasını gerektirir. Şimdi bu gözlemimize dayanarak diyebiliriz ki: yeni çözümlerin eskilerle özdeşlik taşımaması, gelenek ile bağlantının tamamıyla kesilmesi anlamına gelmez; geleneğin son ucundan başlayarak ve eldeki gelenek içeriğini, hazırlayıcı önşartlar gibi işe koşarak, yeni çözümleri oluşturmak anlamına gelir. Geleneğin sondaki ucu, dinamik anlamda, bugüne eklemlenmiş olmak ve böyle kalmak zorundadır. Unutmayalım ki şimdiki bugün, düne dönüşecek ve nice yarınlar bugün olacaktır. Şu halde, geleneğin son ucundan kopuk olmamak, geleceğe dönük bir sıra atılımlar içinde bulunmak gibi anlaşılmak gerekir. Bu demektir ki, geleneğin büyüyen ucu hazırda değildir; kısmen bizim eserimiz olacaktır. Bu durum karşısında bir yandan gelenekselci davranışın yetersizliği hatta gelişmeyi engelleyiciliği belirirken, öte yandan gelenekten hepten kopma çabasında olan davranışların gerçekçilikten uzaklığı ve zararlılığı da ortaya çıkıyor: Değişmeye hazır bulunuşluk[18] düzeyini hesaba katmayış devrimci atılımların içinde çalkalandıkları güçlüklerin önemli nedenlerinden biridir.[19] Hele maksat, insan davranışını değiştirmek olunca, bu güçlüğün, olanaksızlığa yaklaşacağı da artık çok iyi biliniyor.[20]

Bu kısa açıklama ile gösterdik ki, geleneği bir hazır çözümler dağarı gibi kullanmaya çalışmak ne kadar yanlış ise, onu bir önşart dayanak olarak işe koşmayı ihmal etmek de, o kadar sakıncalıdır. Bu ikinci hal, kişiyi hazırdakinden yararlanmayışın yanı sıra, bir de, geleneğin son ucundan kopuk, gerçekçi olmayan hamlelere itebilir.

Bunların hepsinin sakıncalarını belirtmiş olarak, şimdi, gelenekselliğe temel olduğu için, birinci tutum hakkındaki görüşümüzü vurgulayabiliriz: Yeni problemlerin çözümleri geleneğin hazır formüllerinde aranırsa, daha önce de belirttiğimiz gibi, yenileşmeyi yavaşlatabilen, üstelik başka herhangi bir fayda da sağlamayan bir faaliyet yer alır. Geleneğe sahip olmaktan çok, ona tutsak ya da köle olma sonucuna vararak, gelenekselciliğe dönüşen böyle bir faaliyet, bir yandan toplumun gelişiminde patolojik hallere yol açarken; diğer yandan da, ilgili kimsenin ruh sağlığı bakımından zararlı olabilir.

İşleyen Çareler

Şu halde, yeni problemlere bulunacak yeni çözümleri oluşturmada geleneğin dizginleyici etkisine bir dereceye kadar boyun eğme gereği[21] yanında, bir de onun hazırlayıcılığından yararlanma olanağı var ise de, bu hal hiç bir zaman hazır çözümlerin, geleneğin kendi içinde bulunabileceği sanısına yol açmamalıdır. Gelenek zincirinin halkaları, tekrarlı formüllerden meydana gelmemiştir. Üstelik, herhangi bir halka, geleneğin parçası sanılarak geçerlik kazanmamış; tam tersine, her halka, zamanında ve yerinde işleyen bir yeni çare oluştuğu için, geleneğin parçası haline gelmiştir. Öyleyse, geleneğin kendi var oluş ve yaşama gücü bile, onun hazırdaki içeriği ile, mutlak ve otorite kaynağı olarak kullanılmaması şartına bağlıdır. Çünkü eski öğelerin mutlak işlemine uğratılması, ister istemez yeni öğelerin oluşup gelişerek meydana çıkmasını en azından güçleştirecektir. Bu halin, modern toplumdaki, eski çareleri daha çabuk işlemez hale getiren hızlı değişmenin varlığı karşısında yaratacağı güçlükler ve huzursuzlukları sezmek pek güç olmasa gerek. Başka bir deyişle, gerçekteki, hakikatlerdeki ve değerlerdeki hızlı değişme yüzünden, belli bir ortamda belli bir problem için yerinde olan çarenin, karşılaşacağımız yeni bir problem için de yerinde olacağına inanmanın güçlüğü karşısında, eskimiş çarelere sarılmak isteyenlerin çaresizliğe düşmesi kaçınılmaz bir akıbettir.

Buraya kadarki incelemelerden açıkça anlaşılıyor ki, gelenek, herkesin ortaklaşabileceği, ya da itiraz götürmez nitelikteki hareket programlarını içeriyor olmaktan çok uzaktır. Bu demektir ki, toplumsal uygulamaları düzenleyip yürütmede diktacı bir tutumla işe girişmek isteyenler, aradıkları dayanağı gelenekte bulamazlar.


[15]      Meselâ, gelenekselciliğe yöneltilen eleştirilere, birçok hallerde, geleneksel davranışın yerindeliğine inanan bazı kimselerce karşı çıkılmakta olması, bu yargıyı destekleyen kanıtlar arasındadır.

[16]      Daha doğrusu mensupları arasında «ethnocentric» olanlarca.

[17]      Belli bir kültürün dolayısiyle geleneğin görelilik çerçevesini aştığının bilinemeyişi, hatta aşamayışı ve diktacı tutuma haklı bir dayanak olmayışı, o kültürün (geleneğin) toplumsal etkileşimlerdeki ve bireylerin toplumsallaşmalarındaki biçimlendiricl rolünü yitireceği anlamına gelmez. Bu hususta açıklama için bak: Clyde Kluckohn, Mirror for Man: The Relation of Antropology of Modem Life, s. 35, 42; ve kültürel görecelik ile kültürel değerier hakkında bak: Melville J. Herskovits, op. cif., s. 348 - 366.

[18]      Hazır bulunuşluk ilkesini İngilizcedeki «Law ol readiness» karşılığında fakat psikoloji dışına da taşırarak kullanıyoruz. Bu ilke, orjinal biçimi ile Amerikalı psikolog Thorn-dike tarafından geliştirilmiş olup, bir eğitim sözlüğünde (Good, Dictorary of Education) verilen açıklamaya çok yaklaşık olarak, şöyle ifade olunabilir: Bir birey belli bir biçimde harekete hazır oldukta, öyle hareket edişten tatmin, edemeyişden ise huzursuzluk duyar; tersine bakılırsa, birey belli bir biçimde harekete hazır değilse; öyle hareketten huzursuzluk duyar.

[19]      Bu hususta aydınlatıcı bir inceleme için meselâ bak: Lorvell J. Carr, Analitical Sociology: Social Situations and Social Problems, s. 619 - 722; Ayrıca, toplumsal değişme hakkındaki çeşitli kuramların derli toplu sunuşları ve eleştirileri için bak: Emre Kongar, Toplumsal Değişme

[20]      İnsan davranışı geçmiş yaşantılann ürünüdür. Geçmişi derinlere giden davranışların söndürülmesi ve yerlerine yenilerinin kazandırılması, başka etkenler yanı sıra zaman ister. Birçok özelliklerin erken yaşlarda yerleşikleşebildiğl ve doğal gelişimin yavaşlamasından sonra çevre etkisinin kısıntılı hale geleceği de birer olgudur. Yaşantı ve davranış ilişkisi hakkında bak: Selâhattin Ertürk, Eğitimde «Program» Geliştirme, s. 75 - 85; davranış geçmişi ve İnsan davranışının tayin edilmişliği hususiannda bak: B.F. Skinner, Science and Human Behavior, s. 31-33; sanki «Ağaç yaş iken eğilir» atasözünün bir bilimsel temellendirtlmes! için bak: Benjamin S. Bloom, Stabiltty and Change in Human Characterietlcs, s. VII., 183-231.

[21]      Geleneğin dizginleyici etkisinden kastımız ; John Dewey'in (Philosophy of Education: Problems of Man, s. 186) da belirttiği gibi, alışkanlıklar bir kere edinildikten sonra değişmeye karşı etkili bir direnme öğesi haline gelirler; değişimden yana olanlar, bunu hesaba katarak hareket etmek zorunda kalırlar

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe