Diderot

Oskar Ewald


Denis Diderot, 1713 yılında Langres’de doğdu. O da kendisini kendi çizgilerinin kavgacı bir temsilcisi olarak yetiştirmeye çalışan Cizvitlerin yanında yetişti. Diderot, özgür yazarlığın dikenli yollarında karar kıldı ve ara sıra çıkan edebiyat işleriyle, yani İngilizceden çevirilerle geçimini şöyle böyle kazandı. Aynı zamanda bağımsız felsefi çalışmalarıyla da öne çıktı, ki bunlar arasında. Hizmet ve Erdem Üzerine Deneme, (Essai sur le Merite et la Vertu) pek sayılmaz: çünkü o Diderot’nun kabullendiği görüş açısını karakterize etmeyip Shaftesbury’nin orijinal eseri izinde yaratılmıştır. Bir yıl sonra, dendiğine göre üç gün içinde Felsefi Düşünceler'i (Pensecs Philosophiques) kaleme aldı. Bunlar meclis kararıyla yakıldı. Bunu 1747 yılında Şüphecinin Gezintisi (Promenade du sceptique) izledi, 1749’da Körler Hakkında Mektup (Lettre sur les aveugles). Son adı geçen kitapta egemen otoritelere karşı herhangi bir şey olmamasına rağmen, yazarı ihbar edildi ve haftalarca Vincerınes hapishanesinde kaldı; burada Rousseau kendisini ziyaret etti. Onunla Dijon Akademisince düzenlenen ödül konusu üzerine o ünlü, gerçi tam açıklanmayan görüşmeyi yaptı. Nüfuzlu dostlarım kullanarak hapisten kurtulup tekrar bir süre sonra muazzam boyutlara ulaşacak olan çalışmalarına dönebildi Diderot. Bunlar, daha sonra üzerinde duracağımız Ansiklopedi'nin hazırlıklarıydı. Bunun yanısıra Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup'u (Lettres sur les Sourds et les Muets) kaleme aldı. Sonraki yıllar Ansiklopedi üzerine yoğun çalışmalar ve dram eserleriyle geçti.

GELİŞİM

Bazı bakımlardan yükselme peşindeki burjuvazi ruhunu temsil eden Diderot, burjuva tiyatrosunu da sahneler. Sonra 1754’de Tabiatı Yorumlama Üzerine Düşünceler (Pensees sur I’lnterpretation de la Nature) yayımlanır. Ansiklopedi yönetimini ve yayını, onun Avrupa’daki ününü sağlar ve Katharina M’den hatırı sayılır bir yıllık maaşı gelir. 1753 yılında da Katharina H’nin Petersburg’a davetine uyar, oradan da 1774’de Paris’e döner. Daha sonraki yıllarında diyalogları Rameau’tıun Yeğeni, (Le neveu de Rameau), Diderot ile D'Alembert Arasında Sohbet (Entretien entre Diderot et d’Alembert) ve D’Alembert’in Rüyası (Le reve de d’Alembert) ortaya çıkar. 1783 yılında d’Alembert ölür. Eserlerinin toplu basımı, yazarlar her yerde sabit kalmadığından oldukça güç biçimlenir. Bu nedenle mesela sonradan Morelly’nin eseri olduğu anlaşılan Doğanın Yasası uzun zaman ona mal edilir.

Diderot’nun gelişimi gözden geçirildiğinde anlaşılır ki bu, Aydınlanmanın düşünsel sürecinin ana evrelerini (yalnız Fransız Aydınlanmasının değil) harekete geçirmiş, hem hızlı tempo ve kısaltılmış biçimde kat etmiştir: Yani, vahiy temelli inancın Teizminden Deizme ve Erdem ibadetine, buradan Panteist ya da panteistleşen ve Materyalizme yakın komşu olan, hatta birçok alanla ona ortak olan Natüralizme. Hizmet ve Erdem Üzerine Deneme, başlıklı denemesi ilk dönemine aittir: Tanrı bilgisi olmadan ahlakın yüksek bir basamağına ulaşılamaz. Bu bilgi, evrenin genel ahenginde ortaya çıkar, ki bu ahenk de sürekli bir dünya düzenine ve ateistin en yüksek ilkeyi gördüğü tesadüfün reddine götürür. Eğer burada ahlak henüz dine bağımlı görülüyorsa, yakından bakıldığında bu bağımlılık karşılıklıdır; bu noktada Diderot, Deizme şimdiden yaklaşır ki Tanrı kavramını etik ve estetik olgunluğun bir kavramı olarak görür ve buna göre de Bayie gibi ahlaka uymayan bir Tanrı kavramını kararlı bir Ateizm’den daha yıkıcı bulur. Erdem, insanın kendi mutluluğunun toplumunkiyle uyuşmasıdır. Kendi içimizde ve toplum içinde genel ahenk idealini yerine getirmekle Tanrı’yı da bir insan imgesi içinde ortaya koyarız.

Felsefi Düşünceler, adlı eser bizi bir adım daha ileri götürür. Bu düşünceler, yazılmasındaki aşırı acelecilikten de anlaşıldığı gibi, öyle çok bütünlük arz etmez, ama yine de genel olarak deist görüş açısını korurlar. Teleolojik (erekçi) Tanrı kanıtı, incelemenin merkezine alınmış gibidir.[1] Ekollerin soyut kanıtları reddedilmektedir; bir kelebeğin kanadına bakmak, onlardan daha çok inandırır bizi Tanrı’nın varlığına. En yüksek ilke, akıl ilkesidir. Bize ilan edilen din eğer doğru olacaksa, o zaman neden mucizelere sığınılıyor? Topallayan birini mucizeyle düzeltmek, düşünen bir insanı aydınlatmaktan gerçekten daha fazla bir şey midir?[2] Diderot, Tanrı izlerini görünebilir dünyada ararken eleştirel düşünüşü daha burada görüş tarzının temelini bozmaya başlar.


Önce Descartes’daki gibi şüphesi salt metodik bir görüş açısı olarak girmişken[3] ona hakim olmaya başlar.

Hemen arkadan gelen Şüphecinin Gezintisi’nın yazımı böyle açıklanır. Voltaire’in etkileri burada Düşünceler’dekinden daha bellidir. Felsefi düşüncelerin yağmalanması fazla değildir, ama yine de bütünü semptomatik önemdedir. Şüphenin ve inançsızlığın inkar sınırına getirilmiş atmosferine bürünmüştür. Felsefenin bütün fevkaladelikleri boyunca yine de akim ışığı parlarken temsilcileriyle birlikte pozitif din zorlukla kurtulur.

TEİZM, DEİZM, PANTEİZM

Diderot’nun gelişimini daha güçlü kanıtlayan, 1754 yılındaki yazısı Doğanın Yorumu Özerine Düşünceler (Pensees sur l’Interpretation de la Nature Pensees sur l’interpretation de la nature)’dir. Burada materyalist tonda bir Panteizme dönüş vardır. Diderot için tabiat şimdi kendi içine kapalı bir bütün, evrenin tümüdür, ki içindeki yasalara uygunlukla bütün görüngüler açıklanır. Bizim bilgi araçlarımız, gözlemdir, düşünmedir ve deneydir; gözlem tek tek olguları toplar, düşünme onları birleştirir, deney de düşünmenin sonucunu doğrular.[4] Buna göre biz, hedefleri değil yalnızca nedenleri sorgulamalıyız; çünkü bu soruların cevaplanması bizim aklımızın alacağı şeyler değildir. Dinsel bilinç bu yolla yalnızca bulanıklığa ve karmaşaya sürüklenir.[5] Ebedi hakikatler yerine keyfi, sorumsuz tahminler girer. Diderot böylece görünürde teolojiyi, doğal dünyanın gözlem ve araştırmasından koparırken teolojinin çıkarlarına hizmet etmektedir ki aslında kendisi için önemli olan yalnızca tabii araştırmadır. Bu koşullar altında Diderot’nun o zamana kadar kullanmış olduğu teolojik gerekçenin önemi Spinozacılık kadar veya ona yakın sistemler kadar değerlidir. Şüphesiz, Diderot bunun son vargılarından, Tanrı’nın tabiattaki içkinliğinden de ürker. Bu nedenle Panteizmin eşiğine kadar geldiği ve hatta bunu önemli noktalarda aştığı halde bir dünya ruhunu kabule yanaşamaz. Buffon’la birlikte moleküllerin (inorganik ve organik olmak üzere) farklılığını kabul eder ve der ki, organik moleküllerin hissetme ve düşünme yeteneği olmasa da bulanık bir bilinç yeteneği vardır ve bu, bütün bilinç amalarında dengeli olma eğiliminde kendini gösterir. Daha ileri hayat görüngüleri de bu konuda açıklanmalıdır. Böylece burada Diderot’nun önceden ele aldığı dayanıklılık ilkesi, yüzyıldan fazla bir zaman sonra Spencer ve Avenarius’da modern biyolojizm ve Pozitivizm’de yeniden ortaya çıkar.

Bu kuramlar, Diderot’nun katı deney alanını terk ettiği kuramların hepsi değildir ve bu deney alanına, analojiye karşı güvensizlik sunan metodu uyarınca bağlanması gerekirdi.[6] O cevval zekası, ona kolay kolay anlaşılmayacak ilişkiler ve bağıntılar gösteriyordu. Her şeyden önce onu burada yöneten, evrensel birlik görüşüdür. İçinden sınırsız çeşitli hayvan çeşitleri türeyen bir tek hayvan atası kabul edişi, Goethe’nin tabiat anlayışını çağrıştırır. Ona göre eğer bir ve aynı temel oluşum bir keresinde bir at ayağı, bir başka keresinde bir insan eli biçimi alıyorsa, bu tür metamorfozla açıklanabilirdi.[7] Diderot bu konuyu, bununla ilişkili olarak tasarlanan bütün gelişim sorusunda olduğu gibi kendisini kilise dogmasıyla bozuşturacak sorumlu bir karara varmadan varsayım halinde bırakır.[8] Bu arada onun Lamarck’la birlikte uygun olarak öncüsü sayılabildiği evrim öğretisine ne çok kaydığının bir kanıtı da tekrar tekrar kendini gösteren o salt dışa yönelmiş gözleme çeşitlilik imgesi altında kendini belli eden tabiat güçlerinin birliği inancıdır.[9]

Sorular (Questions) eserindeki bu uygulamalara eklenebilir, Diderot’nun düşüncesi tekrar ampirizme, hatta şüpheci Pozitivizme döner. Zeka, maddenin ne gelişim sorunu ne de niteliği hakkında bizi aydınlatabilir; hele ölü madde ile canlı madde arasındaki ilişki, her ikisinin birbiriyle bağı, birinin ötekinden ortaya çıkması sorusu zorunlu olarak cevapsız kalır.[10] Ama nihayet, bu sorunları çözmek insanın hiç de görevi değildir; onun görevi, aklın doğal sınırları içinde kendisinin ve soyunun mutluluğunu artırmaktır.

Diderot önemli bir adım daha atar; kendine koyduğu kendini sınırlama ilkesine uymaz. Üstelik bu ilerleme şu yazılarında görülür: Diderot ile D'Alembert Arasında Sohbet ve d’Alembert'in Rüyası Kendine sorar: Hareket ile duyarlılık arasında nasıl bir ilişki vardır? Duyarlılık ilkesinin aynı hareket ilkesi gibi ortak bir ilke olması mümkün değil mi? Kuşkusuz, bunun şartı, ölü kuvvetle canlı kuvvet arasındaki gibi pasif duyarlılıkla aktif duyarlılık arasında bir ayrım yapmaktır. Etkin duyarlılık, hayvanda ve belki de bitkide kendini gösteren duyarlılıktır. Pasif duyarlılık ise inorganik maddede tasavvur edilmiş olmalı. Şüphesiz ancak, bir biçimden ötekine geçiş ispatlandıktan sonra bunları ortak bir üst kavram altında toplamanın bir anlamı olur. Ve böyle bir kanıtı Diderot, şüpheci d’Alembert’e beslenme olgusunda göstermeye çalışır. Beslenmenin esası, besinin organizmada asimile edilmesidir, yani beslenme ona duyarlılık verir. Diderot böylece mekanik hayat kuramına gittikçe yaklaşır ve bunun için Borınet ve diğerlerinin koyduğu tohumların ön varlığı kuramını reddeder. O, her şeyden önce dualizmin temelini bozmaya çalışmaktadır. Yalnızca bir töz vardır; duyarlılık da hareket de onundur. O halde Materyalizmden farkı ne? Bunu söylemek pek kolay değil; görünürde çok değil, Locke, Voltaire ve yakın kafalardan daha az.

MATERYALİZM VE PANPSİKOLOJİZM

Hareketle duyumsama arasındaki sınırı kaldırmada en son, yön verici adımı o atmadı. Madde hep bir izle, isterse gizli bilincin iziyle olsun ilişkilidir. Bu düşünce çizgisi materyalist öğretiden çok canlı özdekçilik öğretisine (hilozoizm) yakındır. Bunun devamı, son derece canlı ve esprili diyalog olan d’Alembert’in Rüyası’nda, Diderot ile D’Alembert Arasında Sohbet’te yer alır. D’Alembert, Diderot’nun yoğun bir dikkatle izlediği buluşlarım, lehte veya aleyhte bir tutum almadan rüyada sayıklar ve dostu Matmazel de l’Espinasse, rüyasında huzursuzca konuşan bu adamın sözlerini, ertesi sabah merakından doktora göstermek üzere kağıda geçirir. Bu üç kişi arasında, Diderot’nun başlattığı sorular üzerinde canlı bir karşılıklı konuşma gelişir. Bölümlerin bütünüyle, bireylerin evrende ilişkisi nasıl düşünülmelidir? Cevap: Tek bir birey vardır ve bu, evrenin kendisidir. Bu adla anılan başka ne varsa, son derece sallantılı, belirsiz bir kavramdır ki sağlam sınırlara hiç bağlanamaz. Bunu göstermek ve tam kaba benzetmelerle kanıtlamak, diyalogun asıl hedefidir. Bir arı kovanı nasıl birçok tek tek arıdan oluşur, ama yine de hepsini içeren ve onların üstünde bir özne oluşturursa, aynı şekilde insanın organları onun ‘ben’inde yoğunlaşır. Şüphesiz Diderot burada salt mekansal dokunmayı ve sınırlanmayı, bitişikliği, bölümlerin bir iç bağla iç içeliği olan süreklilikten ayırır. Bununla mekanik ilkeden daha yüksek bir ilke devreye sokulur, her ne kadar düşünürümüz bunu yüzeysel benzetmelerle mekanizm alanına yeniden indirmeye az bir başarıyla çalışsa da. Genel olarak bu tür denemelerde olduğu gibi, o zaman gizliden mekanizmin kendine mekanik üstü bir unsur eklenir. Diderot asıl, içinde düşüncenin iki temel çizgisinin, yani “aşağıdan” ve “yukarıdan” dünya görüşünün nihai bir karara varmaksızın hesaplaşmasıyla ilginç bir tavır sergiler. Kendisinden sonra ona bazı bakımlardan yakın Feuerbach gibi o da Spiritüalizm’den (ruhçuluk) Materyalizmi doğru hareket etmiş, ama bu hareket ilk tutumunu asla tam olarak inkar etmemiştir. Duyumsamayı bütünüyle maddeye mal etmek istiyorsa bunun daha önemli arka yüzü, ölü maddeye hayat ve ruh vermiş olmasıdır. İlk hocası Shattesbury’nin coşkusuna asla ihanet etmemiş oluşu da buna uyar. Bunun kanıtı asıl, dönemin en soğukkanlı kitabı Doğanın Sistemi’ne katkısıdır. Kuru ve heyecansız Helvetius’u reddi[11] bunu kanıtlar. Bunu, aralarında Güzel Üzerine İnceleme (Traite du beau)’nin bulunduğu sanat ve estetik konulu yazıları kanıtlar. Ve nihayet Ansiklopediye o olağanüstü desteğidir bunu kanıtlayan. Ansiklopedinin tamamlanması ancak eserin ruhundan çok onun idealizmi sayesinde mümkün olmuştur.


Pensees philosophiques (10, 1), XX.

a.y.L.

[3] a.y.XXXI. “Le scepticisme est done le premier pas vers la verite”

81 Penses sur l'interpretation de la nature (10, 11, XV).

[5]        a.y. VI.

[6]        a.y. lll.

[7]        a.y. XII.

[8]        a.y. Ouestions 1,2.

[9]        a.y. XIV

[10]      a.y. Ouestions 3-7.

[11] (10.11). Diderot, Helvetius’u her şeyden önce iyi ile kötüyü tamamıyla görecelileştirmek, mutlak ahlâkî bir ölçüt bilgisinin eksikliğiyle suçlar. Keza, insanlığı boş bir hayâl saymakla, nihâyet bütün heyecanları duyusal içgüdülerin tahminine dayandırmakla.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe