Çin Ve Japon Dinleri

Prof.Dr. Ali Erbaş


GİRİŞ

Uzak Doğu’nun iki önemli dini geleneği şüphesiz Çin ve Japon dinleridir. Uzun bir dini geçmişe sahip olan her iki coğrafya, zaman zaman birbiri ile siyasi, sosyal ve kültürel etkileşim içerisinde olmuştur. Bu etkileşimin her iki coğrafyadaki dini geleneğin oluşmasında ve şekillenmesi de etkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle, her iki dini gelenekte ortak özellikleri görmek mümkündür.

Söz konusu ortak noktalardan biri ‘atalara saygı’ olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten, her iki dini gelenekte özellikle ölen atalara saygı göstermenin ve onların ruhlarına takdimelerde bulunmanın önemli bir yeri vardır. Ortak noktalardan bir diğeri ise, insanın kendini tanıması ve iç dünyasını he türlü etkiden arındırması için yapılan ‘yoga’ veya ‘meditasyon’ uygulamasıdır. Her iki dini geleneğin Budizm’in etkisinde kalması, bu uygulamanın daha da yaygınlaşmasını sağlamıştır. Ayrıca, Taoizm ve Konfüçyanizm’de ortak olan noktalardan bir diğeri ise, ‘Yin ve Yang’ ilkesinin evrendeki etkisine olan inançtır. Buna göre, kainattaki denge bu iki gücün etkileşimi ve dengesi ile ortaya çıkmakta ve devamlılığını sürdürmektedir. Bu iki kutup her ne kadar birbirinin zıttı olsa da, birbirini tamamlamaktadır. Söz konusu iki güç, siyah ve beyaz kısımlara ayrılmış bir daire şeklinde sembolize edilmektedir.

TAOİZM

Çince’de ‘yol’ anlamına gelen ‘Tao’, Taoizm’in tanrıyı ifade etmek için kullandığı bir kavramdır. Taoizm’in kurucusu olan Lao-Tse’nin yazmış olduğu eserin adı ‘TaoTeKing’dir ve ‘Yol ve Onun Erdeminin Kitabı’ anlamına gelmektedir. Konfüçyanizm ile birlikte Çin’in milli dinlerinden biri olan Taoizm, öğretilerinde yoğun olarak sırlara yer vermesi ile dikkati çekmektedir. Ayrıca, alemi ‘Ying’ ve ‘Yang’ diye isimlendirilen iki zıt kutubun ilişkisinden hareketle izah etmesi bu dinin en belirgin özelliklerindendir.

Tarihsel Gelişim

Taoizm, M.Ö. 6 yüzyılda yaşamış olan Lao-Tse (veya LaoTzu) tarafından kurulmuştur. Çin’de Çu Hanedanlığı’nın yıkılmaya yüz tuttuğu bir dönemde yaşayan Lao-Tse’den sonra Taoizm’in nasıl bir tarihsel gelişim gösterdiği tam olarak bilinmemektedir. Budizm’in etkisi ile sonraki dönemlerde din adamları sınıfı teşkilatını kuran Taoizm, günümüzde başta Çin olmak üzere Tayvan, Japonya, Kore ve Amerika ile birlikte, kısmen bazı Asya ve Avrupa ülkelerinde taraftarları olan bir dindir.

Kurucusu

Taoizm’in kurucusu Lao-Tse’dir. ‘İhtiyar Bilge’ veya ‘Yaşlı Üstad’ anlamına gelen Lao-Tse’nin gerçek adı LiTan’dır. Öğretilerinde sıkça ‘erdeme ve bilgeliğe’ atıf yapması nedeniyle ‘Lao-Tse’ ismi kendisine lakab olarak verilmiştir. Lao-Tse, Çin’in Çu Hanedanlığı döneminde doğmuştur. Lao-Tse, Çu devletinin saray arşivinde memur olarak çalışmıştır.

Çu Hanedanlığı’nın yıkılmaya yüz tuttuğunu fark eden Lao-Tse, saraydaki görevini terk ederek bir dağın yamacındaki bir kulübeye yerleşir. Daha sonra, Batı’ya doğru gitmiş ve Honan geçidine geldiğinde, geçitin muhafızı ve öğrencisi olan Tsi’nin ricası üzerine, iki kısımdan oluşan ‘TaoTeKing’ adlı eserini yazmıştır. 80 yaşından sonra vefat ettiği bilinen Lao-Tse’nin ne zaman öldüğü kesin olarak bilinmemektedir. Hayatı hakkında çok az şey bilinen Lao-Tse, ‘TaoTeKing’ sayesinde görüşlerini geniş halk kitlelerine ulaştırabilmiştir. Çin kaynakları onun Hotan’a gittiğini ve orada öldüğünü nakletmektedir.

İnanç Esasları

Tao İnancı

Hem Taoizm hem de Konfüçyanizm’de merkezi bir öneme sahip olan Tao (veya Dao), kelime olarak ‘yol, yaratıcı ilke, yön, yol gösterme, söyleme’ gibi anlamlara gelmektedir. Taoizm’e göre, alem yaratılmadan önce bir ‘Yaratıcı İlke’ olarak ‘Tao’ vardı. Tao, dünyanın da içinde yar aldığı bütün varlığı yöneten sebeptir. Mahiyeti bilinmeyen ve mutlak özgür olan Tao, aynı zamanda Yin ve Yang arasındaki tezadı birleştiren ilkedir.

Taoizm’in kaynaklarına göre Tao; doğruluk, yol, dünyanın tabii nizamı, dünyayı yöneten sebep, dünyanın değiştirilemez kanunlarına göre işlemesi, alemden önceki ilk ve her şeyi kucaklayıcı sebep, yaratıcı ilke, varlığın değişen çokluğunun temelindeki değişmez birlik, hayat ve her türlü hareketi meydana getiren güç, şekilsiz, mükemmel, kendi kendine yeterli, Gök’ten ve Yer’den önce var olan, sessiz, cisim olmayan ve değişmeyendir. O hiçbir tasvire sığmaz, gözle görülmez, dokunulmaz, yanılmaz, sınırsız, ezeli ve ebedi olandır.

Tao; kendiliğinden var olandır, her şeyi besleyen ve yaratandır. Bu yüzden O, bazen ‘Ana’ diye de isimlendirilir. Çünkü O, her şeyin ‘ana’sıdır, her şey O’ndan doğmaktadır ve her şeyi o beslemektedir. Tao’dan ‘Bir’ doğar; birden İki: Yin ve Yang; İki’den Üç doğar: Yin, Yang ve Nefes; Üç’ten de yaratılmış olan Evren doğar.

Tao’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve kimseyle rekabet etmez. O, her şeyi yapar fakat bunun karşılığında hiçbir şey istemez. Erdemli insan, davranışlarında Tao’nun bu özelliklerini kendisine örnek alan kimsedir. Ayrıca, Lao-Tse’ye göre erdemli insan; Tao’yu araştıran, Tao ile kendi tabiatı ve evrenin uyumunu gerçekleştiren kimsedir.

Yin ve Yang İnancı

Her şeyin yaratıcısı olan Tao, evreni bazı ilkeler çerçevesinde idare etmektedir. Bunların başında, iki zıt ilkeyi temsil eden ‘Yin ve Yang’dır. Kainattaki her şey olumlu-olumsuz, iyi-kötü gibi her türlü zıtlığı temsil eden Yin ve Yang ilkesine göre meydana gelmekte ve hareket etmektedir. Göklerdeki cisimlerden yeryüzündeki her türlü varlığın karşılıklı etkileşimi ve hareketi bu ilkeye göre olmaktadır. Söz konusu ilke, Çin dinlerinden Konfüçyanizm’de de önemli bir inanç esasıdır.

Ahret İnancı

Lao-Tse’ye göre, insanların dünyada bir şeyler elde etmek için gayret göstermeleri boşunadır. Zira, dünya geçicidir. Önemli olan, geçici olmayanı yani kalıcı olanı elde etmek ve ona ulaşmaktır. Lao-Tse, ahret inancı ve ahret hayatının detaylarına ilişkin doğrudan açıklamalarda bulunmamaktadır. Taoizm’de ahrete ilişkin anlatımlar Budizm’in etkisi ile gelişmiştir. Buna göre, ‘insanlar bu dünyada yaptıkları iyi veya kötü işlerin karşılığını hem bu dünyada hem de gelecek dünyada görecektir.’ İnsanın bu dünyada acı çekmesi, yoksulluk ve üzüntü içinde olması, günahlarının kefareti olarak kabul edilir. Ömrün kısalması da, günahların sonucudur. İnsan, iyi bir yemek rejimi uygulamakla ve aşırılıklardan kaçınmakla ölümü geciktirebilir.

Lao-Tse’ye göre, insanın sonsuz mutluluğu elde etmesi, başkalarının mutlu olmasına bağlıdır. Bu ise ancak, insanın kendi benliğinden sıyrılması, her türlü maddi isteklerden uzak durması ve başkalarının mutluluğu için gayret göstermesi ile mümkün olabilir. İnsanın kurtuluşu, Tao gibi bu dünyaya ait her şeyden bağını koparmakla mümkün olabilir. Çünkü Tao da kendisini hiçbir şeye bağlamaz ve hiçbir şey ile kendisini sınırlamaz.

Taoizm'de ahret inancı hangi dinin etkisinde gelişmiştir.

Kutsal Kitaplar

Taoizm’in en önemli kutsal kitabı, Tao-Te-King’dir. Ancak, Tao-Te-King’den sonra çeşitli dönemlerde Taoizm’in kutsal kabul ettiği başka eserler de ortaya çıkmıştır.

Tao-Te-King

Lao-Tse tarafından yazıldığına inanılan Tao-Te-King, Taoizm’in temel kitabı kabul edilir. ‘Tao’, ‘yol, yaratıcı ilke’; ‘Te’, ‘erdem’ ve ‘King’ ise, ‘kitap’ anlamına gelmektedir. Buna göre, Tao-Te-King, ‘Tao’nun ve O’nun Erdeminin Kitabı’ anlamına gelmektedir. Tao-Te-King, ilkinde ‘Tao’ diğerinde ise ‘Te’nin anlatıldığı ve toplam 81 bölümden oluşan iki Kısım’dan meydana gelmektedir. Birinci Kısım 37 bölüm, İkinci Kısım ise 44 bölümdür. Tao-Te-King’deki öğretiler, Tao’nun anlamı çerçevesinde ele alınmaktadır. Kitapta, Tao’nun ne olduğu, O’nun özellikleri, erdemin ne olduğu, erdemli insanın vasıfları, ahlakın önemi, ahlaklı davranışın önemi, kainatın düzeni, erdemli yöneticinin vasıfları gibi konular ele alınmaktadır. Genellikle üç veya dört kelimelik mısralardan ve birkaç satırdan oluşan bölümler, anlaşılması güç özlü sözler içermektedir. Yarıdan fazlası kafiyeli olan cümleler, eserin sözlü olarak nakledilmesinde kolaylık sağlamıştır.

Tao-Te-King, Tao’nun kelimeler veya kavramlarla açıklanamayacağını, onların ötesinde bir şey olduğunu ifade eder ve onu açıklarken mistik anlatımlar, tasvirler, tabirler, rumuzlar ve kapalı ifadeler kullandığı için mistik düşüncenin en eski eselerinden biri olarak kabul edilmektedir. Eserde, bu mistik anlatımın yanında kozmoloji, ontoloji ve ahlaka dair felsefi açıklamalar birlikte ele alınmaktadır.

Tao-Te-King’de üzerinde durulan konulardan biri de, ‘vuvey’ (wu wei) prensibidir. ‘İş yapmadan çok iş yapmak’ anlamına gelen bu prensibe göre, iyi bir yönetici devlet işlerine en az müdahale eden yöneticidir. ‘Hareket etmeden hareket ettirmeyi’ esas alan bu anlayışa göre, Tao’nun kendisi hiç hareket etmediği halde evrende uyumlu bir hareket ve işleyiş vardır. Aynı şekilde, iyi bir yönetici de devletin uyumlu işleyişine fazla kanun çıkararak müdahale etmemeli, kendi haline bırakmalıdır. Tao-Te-King, Çin’in büyük klasikleri arasında yer almaktadır.

Taoistler'in Tao-Te-King'in dışında kutsal kabul ettikleri başka eserler de vardır. Bunlardan ilki, Li-Ch'angling tarafından hazırlanan ve 'Cevap ve Karşılıkta Bulunma' diye tercüme edilen 'T'aishang Kan-Ying P'ien'dir. Diğeri ise, anonim bir eser olan Yin-Chih Wen'dir ve 'Sessiz Yol' olarak tecüme edilir. Bir diğeri ise, Taoist Kanon olarak da bilinen, 1120 cilt ve 5200 kısımdan meydana gelen ve M.S. 1019'da basılan 'Tao Tsang' adlı eserdir. Ne zaman yazıldıkları beli olmayan bu koleksiyonun onbeş asırdan fazla bir zamanda derlendiği tahmin edilmektedir.

İbadet

Taoist ibadet, Çin tarihinde ortaya çıkmış olan dinlere ait çeşitli unsurların karışımından meydana gelmiştir. Buna göre Taoist ibadetlere en eski Çin dinlerinden Şamanistlik ve büyüsel unsurların yanında, özellikle M.Ö. 2.yy.’dan itibaren Budist düşünce ve ritüeller ile yoga dahil edilmiştir.

İlk dönemlerde Taoist ibadetin amacı, gerçek mutluluğun elde edilmesi ve bu dünyada hayatın ebedi olarak sürdürülmesi amaçlanmakta idi. Bu amacın; Tao ile birikte olmakla, ‘iş yapmadan çok iş yapmak’ olarak tarif edilen ‘vuvey’ ilkesini tatbik etmekle, şiddet ve kibirden uzak durmakla, sükunet ve tevazu sahibi olmakla gerçekleştirilebileceğine inanılmakta idi. Söz konusu ölümsüzlüğü elde etmek için simya, aşırılıktan uzak sade bir hayat yaşamak, perhiz kurallarına uymak, büyü ve yoga yapmak yardımcı uygulamalar olarak tatbik edilmiştir.

Han Hanedanlığı (M.Ö. 2.yy.) döneminden itibaren kült organizasyonuna ve rahiplerden oluşan din adamı sınıfına sahip olan Taoizm, Çin’de bir halk dini olarak yayılmıştır. Bu esnada, rakip din olan Budizm ile karşılıklı etkileşimde bulunmuştur. İlahların adedinin çoğalması bu etkileşimin sonucunda meydana gelmiştir. Aynı şekilde, rahip ve rahibeler için Budistler’de olduğu gibi manastırlar teşkil edilmiştir. Taoist din adamı teşkilatını büyücüler, rahipler, rahibeler, dini liderler teşkil etmektedir. Rahipler, dini törenlerin idaresinde, cenaze merasimlerinin düzenlenmesinde görev almakta ve mabetlerde falcılık yapmaktadırlar.

Taoizm’de ibadet, Tao’ya ve çeşitli tanrılara yapılmaktadır. Taoistler’in evlerinde, kapı önlerinde yer alan dolapların içinde tanrı tasvirleri ve putları bulunmaktadır. Her taoistin kendini yakın hissettiği tanrılar vardır. Bunlar içerisinde en meşhur olanı, savaş tanrısı Kvan-Ti ile zenginlik tanrısı Shin’dir. Halkın da katıldığı ibadetlerde rahipler trampet ve gong çalmaktadır. İbadet yapılacağı zaman mabedler kandillerle aydınlatılmakta ve tütsülerle donatılmaktadır.

Yeni yıl kutlamalarında, tanrıları tasvir eden heykeller, evler ve mabetler temizlenmekte ve kötü ruhlardan arındırılmaktadır. Yeni yıl için yapılan ibadetten sonra, ejderha resimlerinin yer aldığı kağıt ve kumaş parçaları sokaklarda dolaştırılmaktadır.

Taoist ibadetler içerisinde ilkbaharda yapılan ibadetlerin ve kutlamaların ayrı bir önemi vardır. Taoist rahipler, bu kutlamalarda ateş yakarlar ve yarı çıplak vaziyette ateşe atılan pirinç ve tuzun üzerinden yalınayak koşarak geçerler.

Taoistlerin mabedine Çince’de ‘miao’, manastırlarına ‘kung’ ve manastır mabedine ‘kuan’ denmektedir. Bu mabetlerde sayısız tanrı ve tanrılaştırılmış kahramanların resimleri yer almaktadır.

Mezhepler

Taoizm’de, çeşitli dinlerin ve kültürlerin etkisi ile zamanla yeni mezhepler veya ekoller ortaya çıkmıştır. Bu mezhep ve ekollerin tamamının gayesi, Tao’yu yaşamak veya O’na ulaşmaktır. Taoizm’in sayısız mezhebe sahip olduğu belirtilmektedir. Bununla beraber, söz konusu mezheplerden günümüzde varlığını devam ettirenlerin iki temel karakteri olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki; dünya nimetlerinden uzak durmak, meditasyona, zühde ve dini araştırmalara özen göstermek, inziva ve manastır hayatına önem vermektir. İkinci tip mezheplerde ise; rahiplik mesleğinin babadan oğula geçtiği kabul edilir ve rahiplerin evliliğine izin verilir. Burada, Taoizm’in en önemli dört yorumu veya ekolü ile Mahyana Budizmi’nin Taoizm ile birleşmesinden oluşan Ch’an mezhebi hakkında bilgi verilecektir.

Simyacı Ekol

Sihir ve büyüye dayalı bu ekolün en önemli temsilcisi Chiang Tao Lin’dir (M.S. 34). Sihirbazlığın ön planda olduğu bu ekolde dini ve felsefi yorumlar çok zayıftır.

Mistik Ekol

M.Ö. 4.yy.’da kurulmuş olan bu ekolün en önemli temsilcileri Chuang-Tzu ve Lieh-Tzu’dur. Chuang-Tzu, varlığın mistik meditasyon ve duygu ile anlaşılabileceğini ileri sürmektedir. Ona göre, Tao’yu akıl ile keşfetmek mümkün değildir. O’nu ancak duygularımızla anlarız. O, insanın bunu elde etmek için kendi benliğini her şeyden arındırması ve kalbini saflaştırması gerektiğini belirtir.

Lieh-Tzu’ya göre ise, insanlar hiçbir şey yapmadan kendilerini kainatın tabi olduğu kanuna uydurursa daha uzun bir hayat yaşamayı elde edebilirler.

Ferdiyetçi Ekol

Bu ekolün temsilcisi, M.Ö. 4.yy.’da yaşamış olan Yang-Tzu’dur. Bu ekole göre, her şey belli bir kadere bağlı olarak hareket etmektedir. Bu nedenle, kaderin belirlediği şeyin dışında hiçbir şey olmaz. Cemiyet kurallarının önemi yoktur. Ferdin refah ve saadeti her şeyin üstündedir. Bu noktada, ferdin kendini geliştirmesi ve düzeltmesi için uyması gereken kurallar önemli bir yer tutmaktadır.

Legalist Ekol

M.Ö. 230’da yaşamış olan Han-Fei-Tzu, Shang-Tzu ve Li-Ssu bu ekolün temsilcileri kabul edilir. Bu ekole göre, her şeyin bir kuralı vardır. Gökteki yıldızlar nasıl belli bir kurala göre hareket ediyorsa, insanların saadeti de kurallara uyarak hayatlarını sürmeleri ile mümkündür. Bu nedenle devlet, halkının huzuru ve saadeti için kanunlara uymalarını sağlamalıdır.

Ch’an Mezhebi

Ch’an Mezhebi, Mahayana Budizmi’nin Çin’deki koluna verilen bir isimdir. Bu nedenle, ‘Çin Budizmi’ de denmektedir. Ch’an, Budizm ile Taoist tabiat felsefesinin karışımından meydana gelen bir sistemdir. Ch’an kelimesi, ‘aydınlanmaya götüren meditasyon’ anlamına gelen Sanskritçe’deki ‘dhyana’ kavramının Çince tercümesidir. Adından da anlaşıldığı üzere, meditasyonu ve sezgiyi temel alan bir mezheptir. Ch’an mezhebi, 6. yüzyılda Hindistan’dan Çin’e gelen Bodhidharma tarafından kurulmuştur. Ch’an mezhebinin temel doktrinlerini ise, Hui Neng (M.ö. 713) tespit etmiştir. Meditasyon eksenli bir  öğretiye dayalı ritüel ve yaşayışa sahip olan Budistler, Hui Neng’den sonra mabetlerine ve evlerine meditasyon bölümleri eklemişlerdir.

Bu anlayış, ‘hakikat’i tüm farklılıklardan uzak olarak birden ve bir bütün olarak kavramayı hedeflemektedir. Buna göre Mutlak Hakikat, her türlü ritüel, meditasyon, büyü ve düşünce formlarından bağımsız olarak anlaşılan ‘Buda’nın Hakikatidir’. Bu hakikat bilgi ile veya zihni alıştırmalarla ve arayışlarla elde edilemez, çünkü bunların üzerinde bir varlığa sahiptir. İnsanların kullandığı diller hakikati ifade etmekten acizdir. Bu hakikat, her türlü mantıki faaliyet durduğu zaman aniden ortaya çıkan manevi bir aydınlanmadır. Buna göre, ‘mevcut olan’ ile ‘mevcut olmayan’ bir vehimden ibarettir. Zira, gerçekte kainattaki her şey Buda’nın aklının bir ifadesi ve tezahürüdür.

Ch’an ekolüne göre, bilgide asıl amaç, ‘bilinen’ ile ‘bilen’in bir olmasıdır. Bu süreç, bilen ‘özne’nin kendisini bilmesi ile başlar. Nesneleri ve toplumu bilmek için özne önce kendisini bilmelidir. Bunun için, öncelikle ‘özne’nin kendisini bilmesine engel olan unsurların temizlenmesi gerekir. Bu ise, bedeni ve nefesi kontrol altına alarak ruhsal konsantrasyona ulaşmakla mümkündür. Bu, ‘meditasyon’ yaparak gerçekleşebilir. Meditasyon yapan kişi, ‘lotüs oturuşu’ halinde olmalıdır.

Lotüs oturuşu ile meditasyon yapan kişi, sırtını dik tutar, dizlerini yere yaslar halde bağdaş kurar, sağ ayak tabanı yukarı bakar, sol bacağını sol ayak tabanı yukarıda kalacak şekilde sağ bacağın üzerine koyar, başını hafifçe eğer, el bileklerini kavuşturarak kucağına ve diz üstüne kor, gözleri ise yere bakar vaziyettedir.

17. yüzyıldan itibaren Ch’an keşişleri Amida’nın ismini düzenli olarak zikretmek olan ‘nenbutsu’ pratiğini yapmaya başlamışlardır. Bu mezhep, Çin’deki hem Konfüçyüsçü akımları hem de Taoist akımları etkilemiş ve manastırlardaki keşişlerin dini hayatlarını derinden etkilemiştir.

20. yüzyılın başlarında T’ai Hsü’nün yeni yorumuyla Çin Budizmi yeni bir atılım gerçekleştirmiş, ancak Çin’deki komünist rejimin baskısıyla gerileme sürecine girmiştir. Bu mezhebin inanç ve düşünceleri Kore ve Japonya’da yayılmıştır. Ch’an Budizmi, Japonya’da Zen Budizmi diye varlığını sürdürecektir.

KONFÜÇYANİZM

Milli bir din olan Konfüçyanizm, Taoizm’den sonra Çin’in en önemli ikinci yerli dini kabul edilir. Kurucusu, inanç esasları ve kutsal metinleri bulunan bu din, Çin’in geleneksel dini bakımından Taoizm ile bazı ortak inançları da paylaşmaktadır. Konfüçyanizm, bireyin erdemli olmasından hareketle toplumun saadetini devletin saadeti ile birlikte ele alması nedeniyle öğretilerinde daha çok yöneticilere yönelik tavsiyelerde bulunması ile ön plana çıkmaktadır.

Tarihsel Gelişim

Konfüçyanizm, M.Ö. 6.yy.’da Şunkiyu döneminde yaşayan ve Büyük Mürşid olarak bilinen Konfüçyüs (K’ung Fu Tzu) tarafından kurulmuştur. Yaşamış olduğu dönemin siyasi ve toplumsal krizlerinden çıkışın, erdemli bireyin esas kabul edildiği Çin’in geleneksel değerlerine yeniden dönüşü ve kadim kültürünün yeniden ihyası ile mümkün olacağını savunmuştur. Bu konuda, özellikle eski Çin inançlarından Konfüçyanizm’de varlığını devam ettiren ‘jin’ (başkalarına karşı saygılı olma), ‘yi’ (adalet ve görev ahlakı) ve ‘ksiao’ (atalara ve ebeveyne karşı sevgi ve saygılı) inançları bunlardan bazılarıdır. Eserlerinde daima geleneksel Çin toplumuna ait ahlakın hem yöneticiler hem de halk tarafından tekrar benimsenmesi gerektiği üzerinde durmuştur. Konfüçyüs’ün kurmuş olduğu bu din, kendisi hayatta iken çok dar bir çevrede taraftar bulmuştur. Konfüçyanizm, tam olarak Han Hanedanlığı döneminden (M.Ö.206-M.S. 9) itibaren Çin halkı üzerinde sosyal, politik ve entellektüel etkisini açıkça göstermiş ve bu öğretiler halk arasında yayılmıştır. M.Ö. 2.yy.’da Vudi döneminden itibaren devlet dini olarak kabul edilen Konfüçyanizm, bu özelliğini 20.yy.’a kadar devam ettirmiştir. O dönemden itibaren, Çin imparatorları Konfüçyanizm’in başrahibi kabul edilmiştir. M.S. l.yy.’dan itibaren Budizm’in Çin topraklarına girmesiyle birlikte, Konfüçyanizm bu dinden de etkilenmiştir. Konfüçyüs’ün en büyük takipçisi Mensiyüs’tür (M.Ö. 372-289). Konfüçyüs’ün öğretileri, farklı dönemlerde çeşitli mezhepler tarafından yeniden yorumlanmış ve geliştirilmiştir.

Konfüçyanizm’in, günümüzde başta Çin olmak üzere yoğun olarak Vietnam, Kore, Japonya ve Tayvan’da taraftarları bulunmaktadır. Bunun dışında, Çin’den yapılan göçler nedeniyle, başka ülkelerde de bu dinin müntesipleri vardır.

Kurucusu

Konfüçyüs, M.Ö. 551’de Lu eyaletine bağlı Zu köyünde doğmuştur. Üç yaşında, Zu’da bir memur olan babasını kaybetmiştir. Yan kabilesine mensup olan annesi, oğlu ile birlikte Kufu ilçesine taşınır. Konfüçyüs, erken yaştan itibaren annesinden Lu eyaletine ait eski inançları, ritüelleri ve aileye ait gelenekleri öğrenir. Bu eğitimin ilerde geliştireceği görüşlerde önemli etkisi olacaktır. Onyedi yaşında annesini kaybeder. Hayatını idame ettirmek için önce bekçilik daha sonra özel öğretmenlik yapar. 51 yaşında devlet memurluğu görevini kabul eder.

Lu beyliğinin idarecisi ile ülke yönetiminde izlenen yöntem konusunda anlaşamadığı için Konfüçyüs görevinden istifa eder. 55 yaşından itibaren görüşlerini anlatmak için dersler verir ve bu esnada etrafında talebe halkaları oluşur. Aynı zamanda, görüşlerini anlatmak için 14 yıl boyunca Çin topraklarında 12 beylik ziyaret eder. Konfüçyüs, görüşlerinin idareciler tarafından kabul edilmediğini görünce, 68 yaşından sonra Çin’e ait eski metinlerin derlenmesi çalışmalarına başlar. Bu eserler, daha sonraları Konfüçyanizm’in 5 Klasik metni olarak bilinecektir. Konfüçyüs, M.Ö. 479’da ölmüştür.

İnanç Esasları

Tanrı İnancı

Konfüçyüs’teki Tanrı inancı, asıl itibariyle eski Çin dinindeki tanrı inancı ile aynıdır. Çin’in en büyük tanrısı olarak kabul edilen Tien (Gök Tanrı) ile kainattaki düzenin koruyucusu anlamındaki tanrının diğer bir ismi olan Tao, Konfüçyüsçülük’te de varlığını devam ettirmiştir. Gök Tanrı olarak tercüme edilen ‘Tien’in makamı göklerdir ve orada ikamet etmektedir. O, tabiatın düzenini koruyan, onu idare eden yüce varlıktır. Tao’ya hürmet edilmesi ve O’na düzenli ibadet edilmesi gerektiğini belirten Konfüçyüs’e göre, yeryüzünde mazlum ve fakirlerin korunması için hükümdarları görevlendiren O’dur. İnsanların gerekli bilgiyi elde etmeleri ve mutlu olmaları için öğretmenleri gönderen de O’dur. O, iyileri koruyan, kötüleri ise cezalandırandır. Her türlü şeref, mal ve mülk O’na aittir ve O dilediğine bunları verir. İnsanların her türlü fiillerini gördüğü ve bildiği için O’na hürmet edilmeli ve ibadet edilmelidir. Tanrı’nın koymuş olduğu kuralları bilmek ve onlara göre davranmak, insanı mutluluğa götürür.

Yin ve Yang İnancı

Konfüçyanizm, evrenin yaratılışının ve varlığın kökeninin iki asli doğurucu ilke olan Yin ile Yang’ın karşılıklı etkileşimi olduğunu kabul eder. Eski Çin inancının bir devamı olan bu inanca göre iki zıt kutbu temsil eden ‘Yin ve Yang’, ‘Yüce hakikat’ veya ‘Yaratıcı İlke’den (Tai Çi) çıkmıştır. Buna göre, her şey sürekli bir değişim içerisindedir ve bu değişimde Yin ve Yang’ın etkisi vardır. Varlıklarda ve değişimlerde, bunlardan birinin etkisi artarken diğerinin etkisi azalmaktadır. Yin, yeryüzü, edilgenlik, olumsuzluk, karanlık, dişiliktir ve siyah renk ile temsil edilir. Yang ise, aksine, gökyüzü, etkinlik, olumlu olan, aydınlık, erilliktir ve beyaz renk ile temsil edilir.

Yukarıda Yin ve Yang'a ait verilen zıtlıkları siz de araştırıp birkaç tane ekleyiniz.

Ahiret İnancı

Konfüçyüs, ahiret hayatı ve oradaki safhalarla ilgili bilgi vermemiştir. Ancak o, öldükten sonraki hayatın iyi ve huzurlu olmasının bu dünyadaki hayata bağlı olduğunu belirtmiştir. Yapılan kötülüklerin cezalarının bu dünyada görüleceğini belirtmiştir. Bu nedenle, kötülük yapan kimsenin ölmeden önce yaptığı kötülüğü düzeltmesini ister. Konfüçyüs, bir kimsenin ahiret hayatında mutluluğu elde etmesini, bu dünyadaki görevini hakkıyla yerine getirmesine bağlar.

İnsanların bu dünyaya geliş gayelerinin ‘doğruluğu gerçekleştirmek’ olduğunu ifade eden Konfüçyüs, kurtuluşa ermenin dünyada iken doğruluktan ayrılmamakla ve herkesin görevini doğru yapması ile mümkün olacağını söyler. Herkesin hata edebileceğini ifade eden Konfüçyüs’e göre, idarecilerin hata ettiklerinde özür dilemeleri ve hatalarını düzeltmelerinin önemli olduğunu belirtir.

Konfüçyüs’ün talebelerine derlediği ve okuttuğu ders kitapları, Han Hanedanlığı imparatorlarından Vudi (M.Ö. 2.yy) döneminden itibaren Konfüçyanizm’in resmi kutsal metinleri (kanonik) olarak kabul edilmiştir.

Beş Klasik (Vu King)

Konfüçyüs’ün altmış sekiz yaşında Çin’e ait eski metinlerden derleyerek ortaya koyduğu beş kitaptır. Bu kitaplar, Konfüçyanizm’in en önemli dini metinleridir. Bunlar:

Değişiklikler Kitabı (Yi King)

Eski Çin imparatorlarından FuHsi’ye ait olduğu kabul edilen Değişiklikler Kitabı, Çin’in en eski kutsal metnidir. İçerisinde metafizik olaylar, sembolik anlatımlar ve şekiller yer almaktadır. Kitapta, Yin-Yang kutuplarının anlamı ve bunların insan ve tabiat üzerindeki etkileri açıklanmaktadır.

Tarih Kitabı (Şu King)

Çin’in en eski tarih kitabıdır. Kitapta, eski Çin imparatorlarına ait sözler ve onlara ait tarihi bilgiler ile öğütler, emirler, kanunlar, sözleşmeler gibi belgeler yer almaktadır. M.Ö. 2000-630 yılları arasındaki olayların yer aldığı bir belge niteliğinde olan ve 58 bölümden oluşan bu eser, saray tarihçileri tarafından tutulan kayıtlardan meydana gelmektedir.

Şiirler Kitabı (Şi King)

305 şiirden ve dört bölümden meydan gelen bu eser, Çin’in en eski şiir derlemesi kabul edilmektedir. Dört bölümü oluşturan başlıklar şunlardır: Kuo Fang (Rüzgarlar), Hsiao Ya (Küçük Şiirler), Ta Ya (Büyük Şiirler) ve Sung (İlahiler).

Törenler Kitabı (Li King)

Bu kitapta, dini törenler ve ritüeller ile merasimler, ayinlerin düzenlenmesine dair açıklamalar, törenlerde giyilecek elbiseler ve merasimlerde uyulacak protokol kuralları yer almaktadır. Konfüçyüs’ün talebeleri ile erdem ve ahlak konularındaki diyaloglarına da yer verilen metinde, aile ve toplumsal ilişkiler ile ibadetler ve bunların nasıl yapılacağına dair bilgi verilmektedir.

İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları (Şun Kiyu King)

Konfüçyüs’e ait olduğu kabul edilen bu kitap, M.Ö. 722-481 yılları arasında yaşayan Lu ülkesinin on iki yöneticisinin idari görevleri, o dönemlere ait günlük olayları, toplumdaki ahlaki bozulmaları nakletmekte ve bunlara yönelik Konfüçyüs’ün eleştirilerini ve değerlendirmelerini içermektedir.

Dört Kitap (Se Şu)

Konfüçyüs’ün Konuşmaları (Lun Yü)

Konfüçyüs’ün ölümünden sonra talebeleri tarafından derlenmiş bir kitaptır. Konfüçyüs’ün verdiği dersler esnasında talebeleri ile yaptığı konuşmaları, ona ait özdeyişleri ve şahsi görüşlerini ihtiva etmektedir. Kitap 20 bölümdür.

Mensiyüs’ün Sözleri (Mong Tse)

Mensiyüs, M.Ö. 327-289 yılları arasında yaşamış olan Konfüçyüs’ün en önemli takipçisidir. Kitap, Mensiyüs’ün ölümünden sonra talebeleri tarafından derlenmiştir. Kitapta Mensiyüs’e ait öğretiler, yorumlar ve sözler yer almaktadır.

Orta Yol Doktrini (Şung Yung)

İnsanda, tabiatta ve kainatın tamamında var olan ahengin anlatıldığı Orta Yol Doktrini adlı kitapta, Gök ve insan ilişkileri, insanın diğer insanlarla ilişkisi, insanın iç ahengi için sahip olması gerektiği ahlaki erdemler, kader ve tabiat konuları ele alınmaktadır.

Büyük Bilgi (Ta Hsiah)

Konfüçyüs’ün ahlak, siyaset ve eğitime dair görüşlerini ihtiva eden bir kitaptır. Kitabın, Konfüçyüs’ün öğrencisi Tseng-Tzu’ya ait olduğu kabul edilmektedir.

İBADET

Konfüçyanizm’de ritüeller ve ibadetlerin çok önemli bir yeri vardır. Konfüçyanizm’de ibadetin temeli, eski Çin geleneğinden aktarılan Gök Tanrı’ya, Yer’e ve atalara tapınma ile daha sonra bunlara eklenen Könfüçyüs adına düzenlenen törenlerin yerine getirilmesinden ibarettir. Konfüçyanizm’in gayesi, erdemli ve mükemmel insan olabilmektir (ren). Konfüçyüs, bu maksada ulaşmanın ancak ritüelleri ve ibadetleri  yerine getirmekle mümkün olacağını belirtmektedir. Ona göre, iyi bir devlet yöneticisi, aynı zamanda yukarıda zikredilen ritüelleri eksiksiz yerine getiren kişidir. O, ritüellerin yerine getirilmesi ile toplumun uyum içinde olacağını belirtmektedir.

Konfüçyanizm’de ibadet; tütsü yakılması, hububat, bir fincan şarap ve kurban sunulması, dini müziklerin çalınması ve onun eşliğinde dans edilmesidir. İbadet esnasında toplu halde dualar edilir. Konfüçyanizm’de ferdi ibadet ve dua şartı yoktur.

Çin dini geleneğinin devamı olarak kabul edilen ibadetler mabetlerde, evlerde ve ibadete elverişli yerlerde yerine getirilmektedir. Konfüçyanizm'de rahipler sınıfı yoktur. Bununla beraber, imparatorlar Gök Tanrı adına yapılan ibadetleri bizzat yönetmiştir. Diğer ibadetler ise, devlet adına görevli memurlar tarafından yerine getirilmektedir.

İbadetler; ruhani varlıkları, ilahları ve insanları memnun ve mutlu etmek için yerine getirilir. Bu nedenle, ibadetlerin temelinde saygı çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu ibadetleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

Tanrı’ya, Ruhani Varlıklara ve İlahlara Dua ve İbadet

Gök Tanrı’ya (Tien) tapınmak ve dua etmek. Ölülerin ruhlarının etkinliklerini devam ettirdikleri kabul edildiği için, Konfüçyüsçüler ölülerin ruhlarını rahatsız etmemek için zaman zaman onları mutlu edecek yemekli toplu merasimler düzenlerler. Bu merasimlerde dualar edilir ve kurbanlar takdim edilir.

Atalara Saygı

Atalara dua etmek ibadet kabul edilmektedir. Konfüçyanizm’de atalar kültü çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle, akraba ve aile bağlarım canlı ve güçlü tutmak ibadet kabul edilmektedir. Öyle ki, ata ruhlarına dua edecek ve onları saygı ile ancak bir oğlun varlığı uğurlu kabul edilmektedir. Bu amaçla aile fertleri belli zamanlarda bir araya gelerek ölmüş atalarına dua etmektedirler. Ataların, ev hanesini korumaya devam ettiği inancı vardır. Evlerin belli köşelerinde atalar için dua edilecek köşeler yer almaktadır ve buralarda onlar adına tütsüler yakılır. Ayrıca, ölen ataların isimlerinin yazılı olduğu levhalar bu köşeleri süslemektedir. Cenaze törenlerinde bu ibadet daha yoğun yaşanmaktadır.

Kutsal Varlıklara Kurban Sunmak

Özellikle mezarlara hediyeler ve kurban sunmak önemli bir ibadettir. Yılın belli zamanlarında mezarlar ziyaret edilir, temizlenir, yiyecek ve içeceklerden oluşan takdimeler sunulur. Her yılın 22 Aralık gece yarısından sonra yapılan törenlerde, yiyecek ve içeceklerden oluşan takdimeler sunulur ve geniş katılımlı törenler düzenlenir. Konfüçyüs’ün kendisi de atalarına kurban sunmayı önemli bir ibadet kabul etmiştir. Nitekim, Konfüçyüs öldükten sonra onun torunları da atalara tapınma ibadetine uygun olarak ona kurban sunmuşlardır.

Konfüçyüs’e Yapılan İbadet

İlkbahar ve sonbaharda Konfüçyüs için yapılan ibadetler, yüksek rütbeli yöneticiler tarafından idare edilirdi. İbadet esnasında, tütsüler yakılır, hububat, bir fincan şarap ve kurbanlar sunulur, dini müzikler eşliğinde dans edilir.

Konfüçyanizm'de kutsal kabul edilen varlıklara yönelik icra edilen ibadetlerdeki ritüel çeşitleri nelerdir?

Mezhepler

Konfüçyanizm’de, Konfüçyüs’ten sonra iki temel yaklaşımı temsil eden iki mezhep ortaya çıkmıştır. Diğer mezhepler, bir şekilde bu iki koldan birine mensuptur. Bu iki koldan biri Zu Ksi’nin (1130-1200) kurduğu mezhep, diğeri Vang Yangming’in (1473-1529) kurduğu mezheptir. Zu Ksi’nin kurmuş olduğu mezhepte Konfüçyüs’ün öğretilerinin mistik yorumu benimsenmektedir. Vang Yangming ise, Konfüçyüs’ün doktrininin doğru anlaşılmasının rasyonel açıklamalarla mümkün olacağını savunmaktadır.

ŞİNTOİZM

‘Tanrıların Yolu’ veya ‘Karnilerin Yolu’ anlamına gelen Şinto kelimesinden türetilen Şintoizm, Japonya’nın yerli en eski dinlerindendir. Şintoizm; inançları, adetleri ve uygulamaları açısından çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Japon halkına mensubiyet ve ona ait değerlerin sembolik modeller ve ritüellerle ifade edilişi olarak tanımlanabilecek olan Şintoizm, düzenli bir inanç doktrinine sahip değildir. Bu durum, Şintoist inançların genellikle Japonya’ya dışarıdan gelen dini inançlara bir tepki olarak gelişme göstermiş olmasına bağlıdır. Japonların önceleri ‘Kami no miçi’ adını verdikleri bu din, baş Tanrı Amaterasu’nun dışında birçok tanrısal varlık olan karnilere, ruhlara ve tabiata saygıyı ve onlara ibadeti içermektedir.

Tarihsel Gelişim

M.Ö. 6.yy.’da Japonya’ya giren Budizm, Konfüçyanizm ve Taoizm’i, eski Japon dini olan ‘Kami no miçi’den ayırmak için bu dine Şinto adı verilmiştir. Kurucusu belli olmayan ve Japonya’nın geleneksel çok eski tarihlere dayanan dini Şintoizm’in isminde yer alan ‘Şin’ kelimesi ‘Tanrı’, ‘To’ (Çince’de Tao) ise ‘Yol’ anlamına gelmektedir. Bununla beraber, özellikle Konfüçyanizm ve Budizm’in etkisi ile Şintoizm’de bazı ibadet ve inançlar ortaya çıkmıştır.

Şinto kaynaklarında belirtildiğine göre, M.Ö. 6.yy.’da imparatorluk ailesinin mensup olduğu Yamato kabilesi, Güneş tanrıçası Amaterasu’nun (Semavi Aydınlık, Lamba) nesli olarak kabul edilmiş ve bu sıfatla ülkeyi yönetmeye başlamıştır. Buna göre, diğer kabileler ve onların ilahları olan kamiler, Yamato Hanedanlığı kamisi etrafında ve onun başkanlığında toplanmışlardır. Böylece, imparatora tapınma kültü de ortaya çıkmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak Şintoizm, Japonya’nın resmi devlet dini haline gelmiştir.

Şintoizm tarihinde önemli bir dönüm noktası, 19.yy.’da imparator Meyci tarafından Japonya’nın milli dini olarak ilanıdır. Modern dönemde Meyci’nin Japon milli birliğini sağlamak için yapmış olduğu yeniliklerde Şintoizm’in önemli bir yeri vardır. Japon milli birliğinde din birliğinin önemli bir yeri olduğuna inanan Meyci, Şintoizm’i devletin resmi dini haline getiren yasal düzenlemeler gerçekleştirmiş ve Şintoizm dışındaki dinlere tolerans tanımamıştır. Bu düzenlemelerle, imparatora saygıyı Şintoizm’in merkezine yerleştirmiştir. Böylece, Şintoizm’in önemli bir parçası haline gelen imparatora tapınma kültü, bir devlet siyaseti halini almıştır. Bu durum, Japonya’nın 1945’teki İkinci Dünya Savaşı mağlubiyetine kadar devam etmiştir. Bu savaştan sonra imparator, kendisinin tanrı olmadığını ve ailesine tanrıların nesli olarak ibadet edilmemesi gerektiğini ilan etmiştir.

İNANÇ ESASLARI

Tanrı İnancı

Daha önce de işaret edildiği üzere, devletin birliğini sağlamak maksadıyla, kabilelere ait kamiler, milli kamiler seviyesine yükseltilmiştir. Bu kamilerin başı olarak ise, ülkeyi idare eden Yamato ailesinin kamisi olan Güneş tanrıçası Amaterasu kabul edilecektir. Ülkenin birliği bu vesile ile dini bir dayanağa da sahip olmuştur. Bu durum, imparatorluğun emriyle derlenen Kojiki ve Nihongi metinlerinin yazılması ile mitolojik ve tarihsel bir belge ile de desteklenmiştir. Nitekim, söz konusu metinler Şintoizm’in kutsal kitapları kabul edilecektir.

Şintoizm’in kutsal kitabı Kojiki’ye göre sekizyüz bin, Nihongi’ye göre ise seksen bin tanrı olduğu belirtilmektedir. Bunların başkanı, Amaterasu’dur. Amaterasu’nun tapınağı “İse” şehrindedir. Japonlar, güneşin doğuşunu oradan izlediklerinde hacı kabul edilirler. Her tanrının bir sembolü vardır. Amaterasu’nun sembolü ise, sekiz köşeli aynadır.

Şintoizm'de, Amaterasu’nun dışında, hemen hemen her şeyin, özellikle de tabiat olaylarının bir tanrısı vardır. Mesela, fırtına ve deniz tanrısı Susanova, ateş tanrısı Atago, Ay tanrısı Tsukiyomi, gıda tanrısı İnari, çeşitli mesleklerin tanrısı, yollar ve belirli yerlerin tanrısı gibi. Gıda tanrısının sembolü tilki, fırtına ve deniz tanrısı Susanova'nın sembolü kılıçtır. Bu nedenle, birçok tapınakta bereketin devamı için tilki beslenmektedir. Amaterasu Gök ülkesinin idarecisi kabul edilir. Diğer tanrıların ise, içinde yer aldıkları bir panteondan dünyayı yönettiklerine inanılır. Bu panteonda, Amaterasu'nun soyundan geldiğine inanılan imparatorun da yeri vardır.

Şintoistler, dünyanın üç tabakası olduğuna inanırlar. Bunlar; gök, yer ve yer altı tabakalarıdır. Tanrıların her üç tabakada da mevcudiyetine inanılır. Şintoizm’de tanrıların putları yoktur. Sadece, onları temsil eden ayna, kılıç v.s. gibi birer sembolleri (mitamaşiro) vardır. Bu semboller, ilgili tapınakların gizli bölmelerinde iki kutu içerisinde muhafaza edilir.

Kami İnancı

Genel olarak, tanrısal varlığın her yerde mevcut olan belirtilerine Kami denir. Kamiler; tabiat güçlerinden, ulu atalardan veya ilahi ve ruhani varlıklardan olabilir. Eskiden her kabilenin kendi kamisi var iken, Şintoizm’in devlet dini olması ile birlikte imparatorun kamisi olan Güneş tanrıçası Amaterasu, diğer karnilerin üstünde kabul edilmiştir. Öyle ki, 10.yy.’da yapılan bir sayıma göre üç bine yakın kami ve onlara ait tapınak tespit edilmiştir.

Ölen herkesin kami olduğuna, ancak her kaminin tanrı olmadığına inanılır. Şintoizm’de ölümden sonra ruhun yaşadığı ve ataların ruhlarının sonraki nesilleri koruduğu inancı vardır.

Kutsal Kitaplar

Şintoizm’in kutsal kabul ettiği kültürel, tarihi ve dini inançları ele alan çeşitli eserler mevcuttur. Bu eserler, 8.-10. yüzyıllar arasında derlenmiş metinlerdir. Bunlar içerisinde Şintoizm’in kutsal kitapları mahiyetinde olan Kojiki ve Nihongi en önemlileridir. Nesilden nesile sözlü olarak nakledilen her iki metin de, kabile karnilerinin imparatorluk kamisi olan Amaterasu etrafında toplanmasının mitolojik ve tarihsel belgelerini sağlamaları amacıyla imparatorluk emriyle derlenmiştir. İkinci derecede önemli kabul edilen ve dini bilgilerin yer aldığı diğer dini metinler ise, Fudoki (8 .yy), KogoShui (9.yy.), Shojiroku ve Engi-Shiki’dir (lü.yy.). Din ve devlet kültü ile ilgili 9.-10.yy. arasında tespit edilen bu eserler, 1927 yılında elli cilt olarak yayınlanmıştır.

Kojiki

Japonya’nın etnik ve kültürel geleneklerine dair en eski kaynak, 712 yılında İmparatoriçe Gemmei’nin emriyle OnoYasumaro isimli bir subay tarafından sözlü rivayetlerden derlenmiş olan Kojiki’dir. Kojiki, ‘eski olayların hikayesi’ anlamına gelmektedir. Eser, dünyanın yaratılışından 628 yılına kadar Japonya’nın tarihini anlatır. Kojiki’de mitolojik bir anlatımla tanrıların kaynağı, insanların ortaya çıkışı, imparator ailesinin ve devletin ilahi kökeni hakkında bilgiler verilmektedir.

Nihongi

Sözlü rivayetlerden hareketle 720 yılında derlenmesi tamamlanan ve ‘Japonya’nın günü gününe yazılmış tarihsel defteri’ anlamına gelen Nihongi, 31 cilttir. Nihongi, Kojiki’nin bir yorumu şeklindedir.

İbadet

Karnilere derin bir saygı duymak esastır. Bunlar içerisinde, imparatorun kamisi kabul edilen Güneş tanrıçası Amaterasu’nun özel bir yeri vardır. Bu nedenle, Amaterasu’ya yapılan ibadetin diğerlerinden farklı özellikleri vardır. Kamiler, tapınaklarda ‘mitamaşiro’ olarak isimlendirilen bir sembol veya resim ile temsil edilir. Bunlar, put olarak kabul edilmez. Şintoizm’de doğrudan putlara tapınma yoktur.

Şintoizm’de arınma ayinleri, toplu olarak yapılan ibadet ve ayinler, Şinto rahipler tarafından yönetilir. Rahipler, rütbelerine göre derecelendirilmiştir. İmparator başrahiptir ve rahiplik kisvesiyle tasvir edilir. Rahipler evlenebilirler. Ayin ve ibadet yönetirken üzerlerine beyaz bir cüppe giyerler, başlarında beyaz bir külah ve ellerinde bir baston taşırlar.

Şintoizm’de ibadet; dua ve kurban sunmaktan ibarettir. Eskiden canlı hayvan kurban edilmekte idi. Ancak, daha sonra bu tür kurbanın yerini gıda veya çeşitli eşyanın takdimi ile gerçekleşen kurban almıştır. Mesela; kılıç, yay, ok, kalkan, post, geyik boynuzu, sebze, pirinç rakısı, ipek kumaş ve renkli kağıt takdimi bu tür kurbanlardandır. Ayrıca, hayvanlardan at, domuz ve horoz da kurban edilmektedir. Tapınakta ibadet edecek kişi, tapınağa girince önce eğilip takdimesini sunar ve daha sonra ellerini çırparak kaminin dikkatini çektikten sonra dua etmeye başlar.

İbadetlerin rahiplerle yapılması esastır. Bununla birlikte, bireysel olarak da ibadet ve dua edilebilmektedir. Dua, yüzün yıkanması ve ellerin birbirine vurulmasından sonra zihnen edilir. Mabetlerde dualar yüksek sesle de edilebilir.

Şinto tapınakları, kabilelere ait kamiler için yapılır. Bu tapınaklar, bir dağ, bir orman, bir çağlayan gibi tabiatın bir köşesine kurulur. Tapınakların daima doğal bir manzara içerisinde yapılması esastır. Şintoizm’in tapınakları, her yirmi yılda bir yeniden inşa edilir. Geleneksel Japon evlerinde bir kamidana (tanrı rafı) veya özel bir sunak mevcuttur. Bu sunağın ortasında, minyatür bir tapınak yer alır. Kamilerin orada bulundukları sembolik eşyalarla hatırlatılır. İbadetler rahiplerin yönettiği tapınaklarda veya evde yapılır. Evde ibadet yapacak olanlar, ellerini ve yüzünü yıkadıktan sonra ağızlarını çalkalarlar ve kamidana’nın önünde başı öne eğilmiş vaziyette dizüstü çökerek dua ederler. Ancak, tapınaklarda yapılan toplu ibadete daha fazla önem verilmektedir. Tapınağa gidecek olanlar, ağızlarını suyla çalkalar ve özel tören temizliği yaparlar. Temizlenmeden tapınağa gitmek büyük saygısızlık kabul edilir.

Japonya’da yüz binden fazla tapınak vardır. En önemli tapınak, Japonya’nın İse şehrindeki Amaterasu adına yapılmış olan tapınaktır. Tapınaklarda Ameterasu’nun heykelinin yanında, onun ilk Japon imparatoruna verdiği kabul edilen ayna, kılıç ve taç yer almaktadır. Tapınaklarda sadece rahiplerin girebileceği kutsal bir hücre ile ‘miya’ veya ‘cinca’ adı verilen halkın girebileceği ibadethane bulunur. Tapınaklar rahipler tarafından idare edilir. Rahipler özel eğitim alarak yetişirler. Asil ailelere mensup kadın rahibeler de vardır. Bunların rahibelik görevleri evlendikten sonra sona erer.

Şintoizm'de ibadet esnasında canlı ve cansız kurban olarak takdim edilen nesneler nelerdir, tespit ediniz.

Bayramlar

Japonya’nın tarımcılık olan geleneksel üretim sisteminin, Şintoizm’deki ayinler ve mevsimlik bayramların oluşmasında etkisi olmuştur.

Şintoizm’in en önemli bayramı, ‘Tanrı’yı çağırmak’ veya ‘Tanrı’nın hizmetinde bulunmak’ anlamlarına gelen Matsuri bayramıdır. Bu bayramdan önce bir veya üç gün perhiz yapılır. Şenlikler esnasında, tanrılar gökten çağırılır ve böylece onların kendi sembolleri olan eşyalarda (mitamaşiro’larda) hazır bulunduklarına inanılır. Mesela, Amaterasu’nun sembolü sekiz köşeli aynadır. Diğer bayramlar ise; mahsulü koruma bayramı olan ‘Toşikgoy’, hasat için Tanrı’ya teşekkür bayramı olan ‘Karınaniname’ ve dini temizlik bayramı olan ‘Ohharehe’ bayramlarıdır.

Mezhepler

Tarih boyunca Japonya’ya giren dinlerin de etkisi ile Şintoizm’de çeşitli mezhepler ortaya çıkmıştır. Örneğin, Budizm’in etkisi ile 12. yy.’da Tendai Şinto ve 16. yy.’da Tantrik Şinto (Şingon) mezhepleri ve 17.yy.’da, Konfüçyanizm’in etkisi ile Sugia Şinto mezhebi oluşmuştur. En ilginç mezhep ise, Şinto Rönesansı olarak da bilinen Motoari Norinaga’nın (17. yy.’da) kurduğu ve Katoliklik’teki Teslis inancını ve Cizvitlerin teolojik görüşlerini kabul eden ve Şinto Rönesansı olarak bilinen Fokko mezhebidir.

Ancak, 19. yy.’da Meiji taraftarlarının her türlü etkiden uzak ortaya koydukları Şinto inancı, devletin resmi dini kabul edilir. Günümüzde, Meiji yasaları ile belirlenen Şintoizm’in hitap ettiği kesime göre dört çeşitli uygulaması ortaya çıkmıştır. Bunlar: Koshito veya İmparatorluk Şintosu; Jinja veya tapınaklarda uygulanan Şinto; Kyoha veya Mezheplere ait Şinto ve nihayet Minkan veya Popüler Şinto uygulamasıdır. Bunun dışında, Çin’de gelişen Ch’an Budizmi, Japonya’da Zen Budizmi olarak ortaya çıkmıştır

Koshito veya İmparatorluk Şintoizmi

Japon İmparatoru veya onun temsilcileri tarafından Güneş tanrıçası Amaterasu ve imparatorluk ailesinin ataları adına yerine getirilen ritüelleri içermektedir. Bu ritüeller, imparatorluk ailesi ile ilgili önemli anlarda veya Japon milli günlerinde gerçekleştirilir. Bu ibadet ve ayinler eskiden Devlet tarafından resmi olarak gerçekleştirilirdi. Ancak, İmparatorluğun kaldırılmasından sonra özel bir uygulama olarak ilgili kişilerce devam ettirilmektedir.

Jinja veya Tapınaklara ait Şintoizm

Tapınaklara ait Şintoizm, geleneksel Şintoizm’in temsilciliğini yapmaktadır. Bu anlayış, geleneksel Şintoizm’e ait bütün inanç ve ritüelleri ve bunlara bağlı uygulamaları ve teşkilatları içermektedir. Janponya’daki binlerce tapınak bu Şintoist anlayış etrafında örgütlenmiştir. Söz konusu tapınaklar, Jinja Honşo diye isimlendirilen ‘Şinto Tapınakları Derneği’ çatısı altında örgütlenmiştir.

İmparatorluk Şintoizmi ile Tapınaklara ait Şintoizm, birlikte önceleri ‘Devlet Şintoizm’i diye bilinen yapının merkezini teşkil etmekte idi. Devlet Şintoizm’i, hükümete bağlı seküler bir yapı olmakla birlikte, tapınaklar aracılığı ile merkezinde imparatora bağlılığın olduğu Japon kimliğini oluşturmada önemli bir işlev görmüştür. 19.yy.’a ait bu yapı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulamadan kaldırılmıştır.

Kyoha veya Mezheplere ait Şintoizm

19. yy.’da Jingikan tarafından yapılan sayımda tespit edilen 13 ‘Şinto mezhebi’ne dayanan Şintoist anlayıştır. Bunlar: Şinto Taikyo, Kurozumikyo, Şinto Şuseiha, İzumo Oyashirokyo, Fusokyo, Jikkokya, Şinto Taisekyo, Şinşukyo, Ontakekyo, Şinrikyo, Misogikyo, Konkokyo ve Tenrikyo mezhepleridir. Söz konusu mezheplerin biri hariç tamamı karizmatik şahsiyetler tarafından kurulmuştur. Bu mezheplerin en önemli özelliği, cemaati esas alan Tapınaklar’a ait Şintoizm’den farklı olarak, bireyin dini eğitimine ve inancına önem vermeleridir.

Bu mezhepler içerisinde en meşhur olanı, Tenrikyo mezhebidir. Bu mezhep, zamanla kendisini diğer mezheplerden ayrı görmeye ve evrensel bir din gibi takdim etmeye başlamıştır.

Minkan veya Popüler Şintoizm

Günümüzde, Japonya’da halk arasında yaygın olarak yaşanan Şintoist anlayış, ‘Minkan Şinko’ olarak bilinen ‘popüler din’ veya ‘halk dini’dir. Japonya’daki üç büyük din olan Şintoizm, Konfüçyanizm ve Budizm’in karışımı olan bu dini anlayış, kimilerine göre adeta yeni bir dindir. Bu dini anlayış, sihir ve büyüye dayalı şamanistik inançların yanı sıra, halk arasında yaygın olan uygulamaları da içermektedir. Bugün, Japon halkının sahip olduğu bu temel inanç ve uygulamalar, üzerine eklenen Şintoist, Konfüçyanist ve Budist inançlara bir zemin teşkil etmektedir. Halk dininin en karakteristik özelliği, bu dinleri sentezleyerek bir arada yaşatıyor olmasıdır. Bu nedenle, günümüzde bir Japon’un ‘Konfüçyüsçü olarak yaşadığı, Şintoist olarak evlendiği ve Budist olarak öldüğü’ söylenir. Evlerde hem bir Şinto hem de bir Budist sunağı yer almaktadır. Bu inançta saygı gösterilen bazı özel günler vardır. Bunlar: Yeni yıl, ilkbahar (3 Şubat), Oyuncak Çocuklar Bayramı (8 Nisan), Çocuklar Günü (5 Mayıs), Su Kamisi Bayramı (15 Haziran), Yıldız Bayramı (7 Temmuz), Ölüler Bayramı (1316 Temmuz) ve Sonbahar Ekinoksu Bayramı.

1945’den sonra ortaya çıkan ‘yeni mezhepleri’ de içine alacak şekilde Japonya’da 1971’de yapılan sayıma göre, 47 mezhep tespit edilmiştir.

ZEN BUDIZMI

Budizm ile Taoist tabiat felsefesinin karışımından meydana gelen Çin’deki Ch’an mezhebi veya Çin Budizmi, 13. yüzyılda Japonya’da Zen Budizmi olarak varlığını devam ettirmiştir. Zen ismi, Sanskritçe’de ‘meditasyon’ veya ‘murakabe’ anlamına gelen ‘dhyana’nın Çince’deki tercümesi olan ‘Ch’an’ kelimesinin Japonca karşılığıdır.

Meditasyonu ön plana çıkaran bir mezhep olan Zen Budizmi’ne göre, bedenini ve nefesini sıkı bir terbiyeye tabi tutan kişinin zihni, birden bire mantık bağlarından kurtulur ve ani bir aydınlanma gerçekleşerek hakikate dair ilhama kavuşur. Bu mezhep, iç tecrübenin geliştirilmesi ile kutsal bilginin doğrudan elde edilebileceğini kabul eder. Çünkü, insan fıtratının, kendisinde mayalanmış olan Buda tabiatını gerçekleştirebilecek yani ‘aydınlanabilecek’ kapasite ile donatılmış olduğunu kabul eder. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de, ‘yoga’ da denilen meditasyon ve derin tefekkür seanslarının gerekliliğine vurgu yapar. Zen Budizmi, aydınlanmanın meditasyon dışında yapılan günlük işler vasıtasıyla da gerçekleşebileceğini savunur. Bu durum, Japon sanatı, edebiyatı ve estetiğinin gelişimini doğrudan etkileyecektir. Yapılan işi farklı bir meditasyon olarak değerlendiren Zen Budizmi, kendini halkın hayatında düzen ve insicam ideali olarak, manastırlarda ise temizlik, sessizlik, disiplin ve çalışma şeklinde göstermiştir. Keşişler, toplumda çalışmayan insanlar olarak değil, meditasyon, el sanatları ve zanaatla uğraşan bir kesim olmuştur. Bu nedenle Zen Budizmi, aydınlanma tecrübesini beklemeyi ve günlük çalışma ve sanata özen göstermeyi önemsemektedir. Bu yaklaşım, meditasyon ve murakabe yolu ile kurtuluşu hedeflemektedir. Belin dik tutulması ile bağdaş kurulup ‘oturarak meditasyon’ yapmak anlamına gelen ‘Zazen tekniği’ ile sükuna kavuşmak hedeflenmektedir. Zen keşişlerinin ‘Zazen’ yaptıkları salonlara ‘Zendo’ veya ‘Sodo’ adı verilmektedir.

Zen Budizm’in, Japon kültüründe özellikle de muharip güçler olan ‘samurayların’ terbiyesinde ve ahlaklarında önemli tesirleri olmuştur. Nitekim onun, askeri tekniklerden judo ve kılıç kullanma sanatı olan kendonun gelişmesinde önemli rolü olmuştur. Zen meditasyonunu yapan kimseler, bütün varlıklarını belli bir noktada yoğunlaştırdıkları için, Japon sanatında her şeyin hakikatinin bir tek çizgi veya bir iki satırla ifade edilebileceği anlayışını geliştirmişlerdir. Bu yönüyle Zen mezhebinin, Japon lirik Şiirinin gelişmesinde önemli etkisi olmuştur. Zen anlayışında ayrıca, kaligrafi, resim, boyama, bahçe düzenleme, çay seremonileri ve kılıç sanatına da önem verilir.

Zen Budizmi, Rinzai ve Soto olmak üzere iki kola ayrılmıştır ve 20. yüzyılda Avrupa’da manevi arayış içerisindeki insanlarda büyük ilgi uyandırmıştır.

Yukarıda Çin dinlerinden Taoizm başlığı altında anlatılan Ch'an Budizmi ile Japonya'da ortaya çıkan Zen Budizmi arasında en önemli ortak nokta nedir.

Özet

Taoizm

Çin’in önemli dinlerinden olan Taoizm, M.Ö. 6. yüzyılda Lao-Tse tarafından kurulmuştur. Taoizm’in kutsal kitabı olan Tao-Te-King, Lao-Tse tarafından kaleme alınmıştır. Taoizm’in inanç esasları, sonraki dönemlerde Taoist ilahiyatçılar tarafından geliştirilmiştir. Yin ve Yang ilkelerinin etkileşimi Taoizm’in kainat tasavvurunda önemli rol oynamaktadır. Taoizm’in teşkilatlanması ve din adamı sınıfının gelişmesi Budizm’in etkisiyle olmuştur. Taoizm, insanın alemde var olan Tao ile uyumuna önem veren bir dindir. Taoizm içinde birçok mezhep gelişmiştir. Bunlar içerisinde, özellikle Budizm’in etkisiyle ortaya çıkmış olan Ch’an mezhebinin önemli bir yeri vardır.

Konfüçyanizm

Taoizm’den sonra Çin’in en önemli ikinci dini olan Konfüçyanizm, M.Ö. 6. yüzyılda Konfüçyüs tarafından kurulmuştur. Konfüçyüs’ün en önemli yorumcusu M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Mensiyüs’tür. M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren Çin’in devlet dini olan Konfüçyanizm’de atalara saygı ve idarecilerin görevlerini yerine getirmeleri üzerinde önemle durulmaktadır. Konfüçyüs’e göre, insanın kurtuluşu bu dünyadaki görevini yerine getirmesiyle mümkündür. Geleneksel Çin tanrı inancı olan Gök Tanrı Tien inancı bu dinde önemli bir yer tutmaktadır. Beş Klasik ve Dört Kitap adlı kutsal metinlere sahiptir.

Şintoizm

Japonya’nın milli bir dini olan Şintoizm, Japon halkının eski inançlarının zaman içerisinde diğer dinlerle etkileşimi sonucunda gelişmiş bir dindir. Tanrıça Amaterasu’nun yeryüzündeki kutsal ailesi kabul edilen imparator ailesine ve atalara saygı önemli bir yer tutmaktadır. Uzun yıllar sözlü olarak nakledilen kültürel ve tarihi bilgiler, 8. yüzyılda imparatorluğun emriyle kutsal metinler olarak derlenmiştir. Bu gelişme, aynı zamanda Japonya’da dini ve milli birliğin oluşmasında önemli katkısı olmuştur. Tanrısallık özelliğine sahip olduğuna inanılan Kamiler’e saygı önemli bir yer tutmaktadır. Şintoizm, Japon toplumunun her katmanına göre yeninden yorumlanmış ve buradan çeşitli mezhepler ortaya çıkmıştır. Budizm’in Çin’e girmesiyle ortaya çıkan Ch’an mezhebinin Japonya’da etkisi Zen Budizmi ile devam etmiştir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe