Çalışmakla Geçen Ömür

Lewis Mumford


Otomasyon süreci, son bir buçuk asır boyunca devam edegeldi. Mekanizasyonun ilk safhalarında, son ürünü

üretmek için gereken işçi sayısı düşürüldü ve tek bir emekçi tarafından icra edilen işlem sayısı, bir bütün olarak sürece katılımın ve dolayısıyla inisiyatif kaybolması sonucuyla birlikte aynı şekilde azaltıldı. Fakat mekanizasyonun başarısı, mesailerin üretim ünitelerine oranla azaltılması çerçevesinde tahmin ediliyordu böylece tam bir otomasyon ve sibernetik kontrolle birlikte sonuçta fabrikanın sadece asgari gözetimi geriye kalır. Böylelikle geriye kalan ‘iş’, teftiş ve onarımdan az bir şey daha fazlaydı. Tüm ünite kompleks bir asemble olduğunda bilgisayar ve sibernetik kontrolleri gerekli olsa da, otomatik dokuma tezgahı ile elektronik bir bilgisayar arasında temel bir benzerlik vardır. Zira İkincisi de, onu dizayn edecek, programlayacak ve monitörden kontrol edecek bir insana ihtiyaç duyar.

İnsanın elinden çıkan her üründe hesap yanlışlıkları ya da yanlış işlevler beklenebilir; yine de maksadın uygun olduğu yerde, otomasyondan elde edilen kazanımlar, kişinin karşılaştığı anlık arızalardan ağır basar. Demek istediğim şu ki, otomasyonun en büyük kusurları, anlık başarısızlıklardan değil, en iyimser umutların ve gururların tamamıyla meşrulaştığı alanlardaki tartışma götürmez zaferlerden kaynaklanırlar.

Biraz açayım: Sahip olduğu tüm yönleriyle çalışma (iş), insan aklının genişletilmesinde ve onun kültürünün zenginleşmesinde şekillendirici bir rol oynamıştır; insanın alet kullanan bir hayvan olarak tanımlanabilmesinden dolayı değil, fakat çalışmanın insan zekasını uyaran ve onun bedensel kapasitelerini arttıran birçok aktiviteden biri olmasından dolayı. Ama eğer kişi insanın temel tabiatını, hala kullanılan antropolojik bir tanımlama ile alet kullanan ve alet yapan şeklinde kabul edecek olursa o zaman, insanın uyarlamacı zekasını etkileme bakımından mekanizasyon ve otomasyonun sonuçları hakkında ne diyebilir?

İnsanı çalışma sürecinden tecrit eden, onu, usta bir ele, yük taşıyan bir sırta ya da büyütücü bir göze indirgeyen ve otomatik makinayı tasarlayan ya da üreten yahut programlayan uzmanlardan biri olmadığı takdirde onu sürecin tümüyle dışında tutan aşırı gelişmiş bir teknolojinin ne değeri vardır? Sadece bir mekanizmadaki arızalan rapor etmek ya da aksaklıkları düzeltmek için eğitilmiş ucuz bir hizmetçi mekanizmaya (servomechanism) dönüşen bir insanın işçi olarak yaşamının ne anlamı vardır? Eğer beş bin vıl önce mekanizasyondaki ilk adım işçiyi uysal ve itaatkar bir köleye indirgemek idiyse, bugün otomasyon vaadlerinin son aşaması, böyle önemsiz kölelere dahi ihtiyaç duymayan kendi kendine yeten bir mekanik elektronik kompleks yaratmaktır.

Tuhaftır, endüstride otomatik süreçlerin mükemmelleştirildiği tüm anlarda on dokuzuncu yüzyıl düşüncesinin öncüleri, daha önce görülmemiş bir biçimde, tedirginliği hafifletmenin ve insan mutluluğunu arttırmanın bir yolu olarak çalışmanın değerine vurguda bulunuyorlardı.

Çalışmanın kıymetinin ve kadrinin bu şekilde ikrar edilmesi, münferit olarak uzun bir zamandan beri yapılıyordu. Çalışılan zanaattan onur duyma eski bir şeyken, bu his, ‘çalışmak, ibadettir’ düsturunu benimseyen Benedikten itikadıyla yeniden kuvvetlendirildi; ve bu, bütün bir sosyal ilişkiler ağını atölyede ve ahilikte merkezlenen ortaçağ loncasında kurumsal bir destek elde etti. Bu suretle, çalışma, hayatın merkezi aktivitesi olarak telakki edildi:

Ciddi bir işten yoksun, budala, ahmak toprak sahibi aristokrasinin tilki ve ördek avını, poloyu ve amatör macerayı çalışmayla bir tutmasına hem üreticilerin hem de işçilerin hor baktıkları yalan mıydı?

Çalışmanın kaldırılmasını tekrar düşünmenin zamanı elbette ki gelmiştir. Eğer çalışma (iş), insan kültürünün tamamlayıcı bir parçası olsaydı ve bu suretle, en azından bir buçuk milyon yıl boyunca insan tabiatının faal belirleyicilerinden biri olsaydı ve bulanık başlangıcı, bir buçuk milyon yıl daha erken bir zamanda bir çok antropologun acele ile ‘insan’ olarak tanımladıkları küçük hominoid maymun da olsaydı bu şekillendirici (formative) aktivitelerin, evrensel sibernetik ve otomasyon tarafından izale edilmeleri halinde insan yaşamından geriye ne kalırdı?

Otomasyonun sürekli zemin kazanmasına rağmen, insanın çalışma hayatının bu şekilde iptal edilmesinin tam etkilerinin kendileri bir problem olarak arzetmeleri ancak son zamanlardadır. Bugün bile çok az kişi, bu problemin, otomasyonun nihai hedeflerinin ciddi bir sorgulanmasını beraberinde getirdiğinin farkındadır. Tamamıyla otomatikleştirilmiş bir dünya toplumunun meydana getirilmesine gelince, böyle bir hedefi sadece masumlar, insan evriminin mümkün olan en yüksek zirvesi şeklinde düşünebilirlerdi. Böyle bir hedef, ancak Hitlerin imha programının ‘Yahudi sorunu’ için nihai bir çözüm olması anlamında insanlığın sorunlarına nihai bir çözüm olacaktı.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe