Budizmin Yüce Bir Tanrının Varlığının Kanıtlarını Çürütmesi

Santarakşita


Gerçekliğin anlaşılması (Fr. Çev. La Comprehension de la realite)

Buda'nın diyalogları günümüzde de çok tartışılmaktadır ve bunun en önemli nedeni onun sözlü öğretisinin doğru ve aslına sadık biçimde aktarılıp aktarılmadığının bilenmemesidir. Buda'nın yüce bir tanrının varlığını inkar ettiğini söylemek ise ihtiyatsızlık olur. Bununla birlikte ona atfedilen sözlerden böyle bir düşüncesi olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Bu konuda kesin bir şey söylemek mümkün olmadığından Hindistanlı Budist düşünürler çok erken dönemde üstatlarının öğretisine rasyonel ve sistematik bir özellik mal etme gerekliliğini duymuşlardır. 8. yüzyılda Budist filozof Santarakşita büyük Nölandö manastırına yerleşerek dev yapıtını (yaklaşık üç bin altı yüz mısra) kaleme almış ve öğretisini yaymıştır: Gerçekliğin anlaşılması (Tattvasarpgraha). Santarakşita bu çalışmasında Brahmanizm 'in eleştirilerine ayrıntılı cevaplar vermeye ve Nyaya deizmini çürütmeye çalışmıştır. Yüce bir Tanrının varlığının belki ilk önermelerini ortaya atan Uddyotaköra'dan (5-6. yüzyıllar) bu yana ve Udayana'da bunlara kesin bir biçim verilmesinden önce Nyaya filozofları popüler dinden ve dolaylı bir biçimde bu din içindeki sekter akımlardan hareketle rasyonel bir teolojinin temellerini aramışlardır. Buna cevaben Santarakşita yapıtının ikinci bölümünde Nyaya'da bir tanrının varlığını kanıtlamaya yarayan önermelerin geçerliliğinin yetersizliğini gösterme çabası içinde olmuştur. Özellikle Nyaya'nın dünyayı düzenleyen bir tanrının varlığını kanıtlamak amacıyla yararlandığı sonuç ilişkisinin nasıl tartışmalı bir ontolojiye dayandığını göstermek istemiştir. Gerçekten de ortada açık bir kanıt varmış gibi dünyanın "düzenleme" denen bir ilişkiye göre bir bütün oluşturan tözlerden meydana geldiği ve bu ilişkinin "düzenleyici" bir tanrıya gönderme yaptığı söylenemez. Bir Budist bu akıl yürütmenin her aşamasında bu bağlamda akla uygunluğu yıpratan argümanlarla cevap verir. Dolayısıyla da buradan bu tanrının varlığının belirsiz olduğu mantıksal sonucunu çıkarır. Aynı şekilde bir Budist Nyaya'nın yaratan Tanrı ve yaratılan dünya arasında kurduğunu iddia ettiği nedensellik ilişkisini de şiddetle eleştirir ve tanrısal niteliklerin (sonsuzluk, biriciklik, her şeyi bilme) varsayımsal tanrısal nedensellikten gelmediklerini gösterir. Budizm gibi Nyaya'nın da eylemler zincirine (karman) dünyanın çeşitliliğinin oluşması açısından bir sorumluluk yüklemesi dolayısıyla daha sorunsal bir durum ortaya çıkar.

[İkinci bölüm]:

Tanrı tartışması] Kimilerine göre nesnelerin varlığının nedeni bir Tanrıdır çünkü hiçbir bilinçdışı etken[1] sonuçlarını kendiliğinden yaratmaz, (kırk altıncı mısra).

[Fizik-teleolojik önerme]

İki anlamda kavranan ya da kavranamayan ve tartışma konusu olan bir nesnenin [sonsuz] atomların tersine bilinçli bir nedeni vardır. Nedeni şudur: Kendisini oluşturan parçaların bir düzenlenmesi olan her şey testi örneğinde gördüğümüz gibi bilinçli bir nedene gönderme yapar (kırk yedinci ve kırk sekizinci mısralar) [...]

[Deist önermenin Santarakşita tarafından çürütülmesi]

Birinci önermede anılan neden inandırıcı değildir çünkü "düzenleme denen ilişkinin varlığı ve tözel bir birliğin varlığı kanıtlanmamıştır. (elli altıncı mısra) [...]

Sözgelimi mabetler görüldüğünde bunların, özel düzenleniş biçimlerine bakarak bilinçli bir yaratıcısı olduğu sonucunu çıkarmak kabul edilebilir bir düşüncedir. Bu tür bir özellik cisimlerde, dağlarda vb'de görülseydi aranan sonucun doğruluğuna götürürdü. (Altmış birinci ve altmış ikinci mısralar)

Aslında bir mantık kuralına göre gözlemlendiğinde [nedeni] bilinen bir sonuç birleştirme ve dışlama yoluyla nedenin varlığının anlaşılmasını sağlar, (altmış üçüncü mısra)

Nesnelerde ise bu türden hiçbir düzenleme görülmez çünkü cisimlerde ve başka şeylerde yoktur. Dolayısıyla bu artık bir kelimeden başka bir şey değildir. (Altmış dördüncü mısra)

Bununla birlikte böyle bir düzenlemenin var olduğu söylenirse bu durum kuşku ve yanılgı doğurur; bir karınca yuvası görüldüğünde bunun bir çömlekçi olduğunun söylenmesi gibi, (altmış beşinci mısra) [...]

Yine de bu önermeyle ilgili olarak sonuç [bizim tarafımızdan] kabul edilmese de onu [başka] bir akıl yürütme aracılığıyla kanıtlamanın önünde hiçbir engel yoktur, (yetmiş birinci mısra).

Aslında bunun ölümsüz, biricik, her şeyi bilen ve ölümsüz bir akla sahip birinden hareketle kanıtlanması mümkün değildir çünkü böyle bir varlığının olduğu sonucunun çıkarılmasını sağlayacak hiçbir neden yoktur. Dolayısıyla hiçbir sonuç mümkün değildir. (Yetmiş ikinci mısra)

Böylece evlerin, merdivenlerin, şehir kapılarının, kulelerin, vs. varlığından çok farklı düşüncelere sahip bir yığın zanaatkarın bunları ürettiği sonucu kesin olarak çıkarılabilir. (Yetmiş üçüncü mısra) Aynı şekilde, önermenizin nedeni kanıtlamak istediğiniz şeyle çelişiyor ama nesnelerin çok farklı düşüncelerde bir yığın yaratıcısı olduğunu kanıtlıyor, (yetmiş dördüncü mısra)

Böylelikle dünyanın nedeni olarak bilinçli bir varlık temelinde bir sonuç çıkarmak istiyorsunuz; oysa bize göre açıkça görülen ikinci sonuçtur (nedenlerin çokluğu), (yetmiş beşinci mısra)

Ölümsüz varlıklar hiçbir etki yaratmazlar çünkü bu, (üretimin doğasında olan) süreklilikle ve eşzamanlılıkla çelişir. Oysa nesnelerde süreklilik düşüncelerde süreklilik sonucunu doğurur, (yetmiş altıncı mısra)

Tanrısal akıl süreklilik içinde tanınabilen nesnelere gönderme yaptığından sürekli biçimde etkin olur; sürekli nesnelere kıyasla Devadatta'nın[2] aklı gibi: Alevler hiç durmaksızın birbirlerini izler, (yetmiş yedinci mısra)

Testinin atom yığınından başka bir şey olmadığı düşüncesini ileri sürüyoruz; testiyi üreten çömlekçi atomların birleşmesini sağlar, başka bir şey yapmaz. Dolayısıyla kanıtlamak istediğiniz özellik (bilinçli bir neden tarafından üretilme durumu) atomlar açısından dışlanmamıştır. Buna karşılık sizin için bir karşı örnektir çünkü atomlar ölümsüzdür, (yetmiş sekizinci ve yetmiş dokuzuncu mısralar)

Genel olarak nesnelerin bilinçli bir etkeninin varlığından söz ederseniz anlaşırız: Nesnelerin farklılığından eylemler sorumludur, (sekseninci mısra)

Santarakşita, Gerçekliğin anlaşılması (Tattvasamgraha), 8. yüzyıl.


 

[1]        Nyaya'ya göre doğayı her türlü üretici spontanlığın dışında bırakan bir atomlar fiziği vardır. Bilinçdışı atomlar kendiliklerinden hiçbir şey üretmezler ama algılanabilir şeyler öne sürmek amacıyla akıllı bir amaçsallığa uyan düzenlemeler aracılığıyla üretirler.

[2]        Devadatta ("Allahverdi”) Hint filozoflarının "Dupont"udur.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe