Felsefe

 

 

 

Budizm Ve Jiddu Krishnamurti

Cengiz Erengil


Krishnamurti'de hakikatin gözlemi bilgelik, bilgeliğin algılanması zekadır. Hakikat, bilgelik ve zeka dolu bir yaşam ise 'hakiki dinsel yaşam' dır.

Krishnamurti için "aydınlanma", "kendilik"ten bütünüyle özgürleşmektir. John White'ın kendisiyle yaptığı röportajda şunları söylemiştir:

"Aydınlanma, kendilikten bütünüyle özgürleşmedir. Korkudan, endişeden, bağımlılıklardan, acıdan bütünüyle özgürleşmektir. Dolayısıyla aydınlanma üzerine bir makale yayınlayabilirsiniz, insanlar bunu okur, "Evet, kabul ediyorum" der ve sonra değişmeden kendi gündelik yaşamlarını sürdürürler. Bir insanın yaşamını değiştirmesi sadece bir yazıyı okuyup "kabul ediyorum" demekle olmaz. Büyük bir dikkat ve kendi içinde büyük bir araştırma gerektirir. "Ben değişeceğim" diyen çok az insan var." (John White, Aydınlanma Nedir:173)

Kendini bilmek, meditasyon, sessizlik ve koşullanmadan özgürleşim üzerine şunları söyler Krishnamurti:

"Bir resme, bir fikre, bir efendiye kendini adamak meditasyon değildir. (...) Kendinizi anlamadan yapabileceğiniz tek şey temel özelliklerinize (background) ve koşullanmanızın tepkisine uygun davranmaktır. Bu ise meditasyon değildir. Ama bu tepkilerin farkında olmak, (...) doğru meditasyonun yolu budur. Meditasyon yaşamdan el etek çekmek değildir. Meditasyon insanın kendini anlama sürecidir. Kişi kendini, yalnızca bilinçli değil, bütün gizli kalmış yönlerini anlamaya başladığı zaman, dinginlik olur." (Krishnamurti, Tanrı Üzerine: 106).

"Kendinin bilgisi meditasyonun başlangıcıdır, kendinin bilgisi olmadan meditasyon yoktur. Kendinin bilgisi sorununun derinlerine indikçe insanın 'üst zihni' yalnızca dingenleşip sessizleşmez, aynı zamanda farklı gizli katmanları da ortaya çıkar. Yüzeysel zihin sessiz olduğu zaman, bilinçaltı, bilincin gizli katmanları kendilerini yansıtır. Kendi içeriklerini ortaya çıkarır, (...) dolayısıyla kişinin varlığının bütün süreçleri tam olarak anlaşılmış olur." (Tanrı Üzerine: 107).

"Dolayısıyla zihin son derece sessizleşir. Kendisi sessizdir, sessizleştirilmez, bir ödül ya da korku aracılığıyla sessiz olmaya zorlanmaz. O zaman geçekliğin ortaya çıktığı bir sessizlik vardır. Ama bu sessizlik Hristiyanlar'a, Hindular'a ya da Budistler'e özgü bir sessizliğin yolunu izlerseniz, asla sessiz olamazsınız. Gerçekliği bulmak isteyen bir insanın 'koşullanmasını' tamamıyla bir kenara bırakması gerekir. İster Hristiyan, ister Hindu, ister Budist, isterse başka herhangi bir gruba ait olsun." (Tanrı Üzerine: 107).

Krishnamurti'nin eğitim üzerine mektuplarını derleyen ve kitaplaştıran Walter Bernotat, kitabın önsözünde şunları yazıyor.

"Krishnamurti'nin ifadeleri bir öğreti değildir. Bir inancı desteklemek veya bir dine nedensel temel oluşturmak için bize yöneltilmemiştir. Çünkü Krishnamurti'nin keşfettiği hakikatler öğretilemez, geçerli cümleler olarak ortaya konamaz ve cümlelerle aktarılamazlar. Krishnamurti hiçbir zaman felsefi veya dini yazıt incelemediği halde, ifadelerinin bir çoğu Lao Çe, Buda, İsa, Upanişadlar ve Zen'in rivayetleriyle benzerlik gösteriyor.

Belli ki insanların, geleneklere bakmaksızın her zaman keşfedebildikleri hakikatler var. Krishnamurti her birimizin şu anda bulabileceği bu özgürleştirici hakikate, usanmadan işaret ediyor." (Krishnamurti, Eğitim Üzerine Mektuplar: 8,9).

Krishnamurti'nin meditasyon anlayışı 'vipassana' ya da 'sezgi' meditasyonuna benzemektedir. 'Seçmesiz farkındalığı', 'düşüncesiz farkındalığı' önermekte ve 'konsantrasyonu' ya da 'samatha' meditasyonunu eleştirmektedir. Budizm'i eleştirmesine rağmen Buda'ya yakın olduğu hatta manevi olarak bağlantılı olduğu söylenebilir.

1922 yılında kardeşiyle birlikte geldiği Kaliforniya'nın Ojai bölgesinde, 27 yaşındayken önemli bir deneyim yaşamıştı Krishnamurti. İki hafta boyunca her gün yaklaşık otuz dakika meditasyon yapmıştı. Bu iki hafta sonunda ensesinde çok büyük ağrılar duymaya başladı. Öylesine duyarlı bir duruma gelmişti ki, en küçük sesleri bile algılıyordu. İçini bir ateş kaplamıştı. Bu hali üç gün boyunca sürdü. Bahçedeki bir ağacın altında yaşadığı deneyimi, iki gün sonra kendi ifadesiyle şöyle açıklıyordu:

"Bay Warrington evin yakınındaki biber ağacının altına gitmemi söyledi. Orada bağdaş kurarak meditasyon yaptım. Bir süre böyle oturduktan sonra bedenimden çıktığımı duyumsadım. Ağacın narin, yumuşak yapraklarının altında oturduğumu gördüm. Yüzüm doğuya dönüktü. Bedenim önümde duruyordu ve başımın üzerinde parlak ve apaçık yıldızı görüyordum."

Krishnamurti bu deneyimi yaşadığında yanında kardeşi Nityananda da vardı. O gün yaşadıklarını şöyle not almıştı :

"Yıllar önce Taormina'da Krishna, Buda'nın dilenci giysileri içindeki güzel bir resmine 'derinlere dalmış gözlerle baktığında', mutluluk dolu bir an, tanrısal Ulu Varlık'ı duyumsamıştık. Bu gece de Krishna, genç biber ağacının altında şarkısını bitirince, Bo ağacının altında oturan Buda'yı düşündüm. Ve yine, Krishna'yı daha önce kutsadığında olduğu gibi, huzur dolu vadiye bir ışık dalgası yayıldığını duyumsadım. Gözlerimizi ağaca dikmiş her şeyin yolunda olup olmadığını merak ediyorduk. Çünkü tam bir sessizlik egemendi. Bakarken birden ağacın üzerinde büyük bir yıldızın parladığını gördüm. Krishna'nın bedeninin Ulu Varlık için hazırlandığını anladım. Eğilip Bay Warrington'a yıldızı gösterdim. Her yer ulu bir varlıkla doldu." (Deniz Demirdöven ve Nurgül Demirdöven, Jiddu Krishnamurti: 15).

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült