Felsefe

 

 

 

Budacı Masal Derlemeleri: Catakalar Ve Avadanalar

Walter Ruben


Buda İ.Ö. 500 yılında yaşamış olmasına rağmen öğretisi ölümünden 23 yüzyıl sonra Budacı keşişler tarafından bir araya getirilerek düzenlenmiş ve Tripitaka Yasası adını almıştır.(1) İ.Ö.

4. yüzyılda Çandragupta Hindistan'ın ilk hükümdarlığını kurmuş ve Morya (Maurya) krallığının temelini atmıştır. Onu daha sonraları Maurya krallığının ünlü imparatoru Aşoka izlemiştir. Aşoka Budacılığın yayılmasında etkin bir rol oynamıştır. Budacılığın örgütlenmesinde ve reformunda da önemli bir rol oynayan Aşoka düzenlediği Budacı keşiş toplantıları sonucunda Budacılığın esaslarını tespit ettirmiş ve derlemeler yaptırmıştır. Bundan başka Aşoka birçok taş yazıtlar diktirmiş ve bunların üzerine Budacılığa ait metinler yazdırmıştır. Böylelikle kendisinin de inandığı Budacılığı, bu taş yazıtlar sayesinde her tarafa yaymak istemiştir. Hindistan'da bu biçimde yazıtlar yazdırmış ilk hükümdar Aşoka'dır.

Brahmanlar da gene bu dönemlerde görkemli destanlarını ve diğer birtakım metinleri kitap haline getiriyorlardı. Gerçi yazı, idari ve ticari işlerde daha önce kullanılıyordu. Fakat Budacılığa ait metinler o sıralarda yazılı bir durumda değildi. Bugünkü bilgilerimize göre metinlerin yazılmasına ancak İ.Ö. birinci yüzyılda başlanmıştır.2 Brahmanlar'a ait destanlarınsa daha önceden İ.Ö. 2. yy'da yazılı birer kitap biçiminde olduğunu gösteren belgeler vardır.

Yine bu dönemlerde önemli bir gelişme de Hint mimarisinde olmuştur. Tahtadan yapılmış evlerin yerini taşla inşa edilenler almaya başlamıştır. Arkeolojik kalıntılar ve Yunanlı Megasthenes'in Maurya hanedanlığı üzerine yazmış olduğu yazılar bu konudaki görüşümüzü doğrular niteliktedir. Buda'nın relikleri (külleri) üzerine inşa edilmiş Budacılığa ait ilk kubbeli anıtmezarlar da bu dönemlerde yapılmıştır. Bu kubbeli anıt mezarların duvarlarında birçok kabartmalar bulunmaktadır. Bu kabartmaların büyük bir kısmında Budacı masallarda geçen olaylar aktarılmaktadır.3 Kabartmalar bu dönemlerde Budacı masal külliyatının varlığını gösterir. Budacı masal derlemelerine Cataka ve Avadanalar denilmektedir. Bu masalların hepsi de derlenmiş Budacı metinlerden alınmadır.(4) Ancak bu masal derlemelerinin eskiden de, bugün elimizdeki metinler gibi mükemmel olup olmadığı hakkında bir şey söyleyemiyoruz.

Bu dönemlerde bütün Hindistan'da yoğun bir biçimde metin toplama çalışması göze çarpıyordu. Brahmanlar'ın da görkemli destanlarını bu dönemlerde toplamaya ve düzenlemeye başladığını söyleyebiliriz.(5) Büyük bir olasılıkla eskiden bu destanlar ağızdan ağıza, nesilden nesile, hocadan öğrenciye ezbere aktarılıyordu.

Brahmanlar'a ait destanların başında Ramayana destanı gelir. Destanın kahramanı Rama'dır. Rama'nın başından geçen olağanüstü olayların anlatıldığı bu destanda Brahmanlar Rama'yı idealleştirmişler ve onu Tanrı katına yükseltmişlerdir. Budacılar da, Buda için tıpkı Rama'nın yaşamına benzer bir yaşamı anlatan destan hazırlamışlardır (aşağıda bu destandan bahsedilecektir)(6). Ancak bu destanı biz edebiyat tarihi bakımından değil de ancak, arkeolojik yönden tespit edecek durumdayız. Bu destandan alınan bazı öyküler Hindistan'ın kuzeybatı bölgesindeki Gandhara adını verdiğimiz sanat eserlerinde bulunmaktadır7.

Brahmanlar'a ait ikinci büyük destan Mahabharata destanıdır. Bu destanın da aynı dönemlerde meydana getirildiğini tahmin etmekteyiz. Çünkü Mahabharata destanının devamı niteliğinde yazılmış olan ve Brahmanların üçüncü büyük destanı olarak kabul edilen Harivamşa destanı bu dönemlerde vardı. Bununla beraber o dönemlerde üçüncü bir din olarak yaşayan Cayna dininin izdeşçileri de Mahabharata ve Harivamşa destanına öykünerek Harivamşapurana adlı destanlarını meydana getirmişlerdir. Yine Caynistler Brahmanlara ait Brihatkatha masal derlemesinden de alıntılar yaparak Harivamşapurana destanına katmışlardır.

Budacılar Ramayana, Mahabharata ve Harivamşa'daki öyküleri kendi masal derlemeleri içerisine kısa bir biçimde almışlar ve bunlara beş yüzü geçkin masal da kendilerinden eklemişlerdir. Ancak bu beş yüz masal içerisinde, yalnız çok az bir kısmı Budacı özellikler taşımaktadır. Budacı masalların konuları genellikle bugünkü masallarda olduğu gibi Avrasya bölgesinin her tarafına yayılmış masal konularındandır. Bu masallardan bazıları Uygurca yazılmış Budacı metinler arasında bulunmaktadır. Bu masalların en büyük özelliği halkın anlayabileceği bir dille Budacılık öğretisinin aktarılmasıdır.

Masalların çoğu düzyazı (nesir) biçiminde yazılmıştır. Koşuk (nazım) türünde olanlar masalın en eski kısımlarını oluştururlar. Ancak düzyazı biçiminde olanlar tespit edilmiş değildir ve günümüzde bile, bunları derleme (kanonik) yazından saymazlar. Bunlardan başka masallarda ahlaki yorumlar yaparken ayrı mısralar vardır. Bazı masallardaysa eklenmiş diyalog biçiminde kısımlar vardır.(8) Bu diyaloglar aktarılmak istenen dünya görüşünün en yüksek seviyesini göstermesi bakımından ilginçtir. Bu masalın benzerlerini Anadolu masallarında da görmek mümkündür. Masalın anlatım özelliği iki ayrı bölüme ayrılabilir. Masal içerisinde masal diyebileceğimiz bu anlatım özelliğine göre ilk önce masalda geçen olayın önceki tarihi anlatılır. Daha sonra ise asıl masala geçilir. Önce anlatılan masalın tarihi ile aktarılan masalın konusu özünde aynıdır. Konunun sunuluş biçimi aşağı yukarı şöyledir: Buda'nın yaşadığı dönemde herhangi bir olay meydana gelmiştir. Olay yerine gelen Budacı keşişler ne yapacaklarını bilemez bir durumda kalırlar. Bu sırada Buda gelir ve bu olayın aynısının eskiden de meydana geldiğini söyler. Olayı açıklarken bir masal anlatır. Masalın sonunda Buda, anlatılan masalın kahramanının kendisi olduğunu, masalda geçen kişilerin, mücadelede bulunduğu düşmanların hepsinin onu dinleyen keşişlerden ve o bölgedeki insanlardan başkaları olmadığını açıklar. Kendisinin daha önceki zamanlarda da yaşadığını söyler. Böylece masal aracılığıyla bir taraftan keşişlere Budacı öğretiyi aktarırken diğer taraftan dünyanın oluşumunu, Hint kültürünün temelini oluşturan genedoğum inancını Budacı bakış açısıyla anlatır.(9) Hint kültürünü oluşturan Hint felsefe ve ahlaki öğretilerinin temelinde genedoğum inancı vardır. Bu inanca göre ölen her insanın ruhu yeni bir bedene girmek suretiyle tekrar doğar. Yeni bir bedene giriş biçimimiz daha önceki yaşamımızda yaptığımız eylemlerin sonucuna göre oluşur. Kişinin yaptığı eylemlerin iyi ya da kötü oluşunun ödülü ya da cezası sonradan daha iyi ya da daha kötü bir bedene giriş biçiminde kendini gösterir. Bu inancı temel alan Brahmanlar da evrenin oluşumu ile ilgili dinsel teorilerini Tanrıları Vişnu'nun mitolojisi biçiminde düzenleyerek Harivamşa destanı içerisine almışlardır. Yine Cayna dini izdeşçileri de Brahmanlar'ınkine benzeyen fakat daha sanatsal büyük bir dünya tarihi meydana getirmişlerdir. Bu iki büyük eser yanında Budacılar da masallarda aktarılan dünya görüşüne ve tarih anlayışlarına uygun bir dünya tarihi düzenlemişlerdir. Budacıların oluşturduğu bu dünya tarihinin iki önemli yanı vardır. Birincisi Buda'nın öncülerinden bahseder. Budacılık dininin peygamberleri sayabileceğimiz bu kişiler zaman zaman ve gerektikçe yeryüzüne inen mitolojik kimselerdir. İkinci önemli yanı ise Buda'nın birçok defalar yeryüzünde görünmesi için gerekli nedenlerin bir araya toplanmış ve gösterilmiş olmasıdır. Masallarda geçen olayların kahramanı her zaman Buda'nın kendisi olmuştur.

Masalların gerek düzyazı (nesir) olan kısmının, masalın önceki tarihinin ve gerekse sonuç kısmının ne zaman yazıldığı bilinmiyor. Bazı araştırmacılar, masalların son biçimini İ.S. 5. yy. da alarak yazılmaya başladığını tahmin etmektedirler.10 Bu ise masalların Uygurca'ya çevrilmeden çok daha önceki dönemlere ait olduğunu göstermektedir. Budacı masal külliyatının Uygurca'ya olan çevirisini eksiksiz bir biçimde henüz elde etmiş değiliz. Uygurca olarak ele geçen masallar genellikle değişik tek tek masallardan yapılan çevirilerdir.

Aşağıda Budacı masal grubu olan Catakalar'dan alınma beş masal bulunmaktadır. Uygurca çevirileri de bulunan bu beş masalın kökeni İ.Ö.

200 yıllarında derlenmeye başlanan Pali dilinde yazılmış Catakalar'a kadar inmektedir. Tam anlamıyla Budacı özellik taşıyan bu masallardan ilki ünü çok geniş bir alana yayılmış olan altı dişli fil masalıdır11. Sançi'de altı dişli fil masalıyla ilgili bir kabartma da bulunmaktadır.(*)

Altı dişli fil masalının konusu şöyledir: Bir zamanlar Buda bir fil olarak Himalaya Dağları'nın eteklerinde yaşamaktaymış. Beyaz renkte olan bu filin altı dişi varmış ve fillerin krallığını yapmak­

(*) Chnaddanta Cataka diye bilinen bu Budacı masalın kabartması Sançi'deki Aşoka sutupasının güney girişinde bulunmaktadır. (L. B.)

taymış. Olağandışı, mucizevi bir filmiş. Filin iki eşi varmış. Günün birinde fil eşlerinden birini ihmal etmiş; birisine çiçek verirken diğerini unutmuş. Erkeğinden daha az ilgi gören ve çiçekten yoksun kalan diğer dişi fil bu duruma çok üzülmüş12’,intikam almak için çok kuvvetli ve zengin bir kraliçe olmayı arzulamış. Bunun için Tanrı'ya kendini daha sonraki yaşantısında zengin ve güçlü bir kraliçe yapması için yalvarmış. Bir zaman sonra dişi fil ölmüş. Gerçektende bir süre sonra dişi fil zengin ve kudretli bir hükümdarın kızı olarak dünyaya gelmiş.(13> Zamanla kız büyüyerek evlenme çağına gelmiş. Kral Hint geleneklerine uygun olarak kızının bir koca seçebilmesi için merasim yapılmasına dair emir vermiş. Çevredeki bütün hükümdarlıklardaki prensler ve savaşlarda kahramanlık göstermiş komutanlar bir araya toplanmış. Yine geleneklere uygun olarak genç kız kocasını seçebilmek için topluluğun ortasına girmiş14 ve kendisine eş olarak Benares hükümdarı Brahmadatta'yı(15) seçmiş ve onunla evlenmiş. (Eski Catakalar'da bu koca seçme bölümü yoktur) Kız evlendikten sonra daha önceki doğumundaki yaşamını ve yeminini hatırlamış(16) Kocası Brahmadatta’ya rüyasında olağandışı17 bir fil gördüğünü ve altı tane de kıymetli dişi olduğunu söylemiş. Bu altı dişli filin dişlerini kesip kendisine getirmesi için adamlarına emir vermesini rica etmiş. Kral bunun üzerine avcılarını toplayıp daha önce altı dişli bir fil görüp görmediklerini sormuş. Avcılar böyle acayip bir file daha önce hiç rastlamadıklarını söylemişler. Bu sırada kralla avcıların toplandığı yere kraliçe de gelmiş. Avcıların altı dişli filin yerini bilmediklerini söylemeleri üzerine kraliçe onlara sanki rüyasında görmüş gibi altı dişli filin yerini ayrıntısıyla anlatmış. Daha sonra fili öldürmek ve dişlerini kesip getirmek için seçilen avcıya daha önceden hazırladığı zehirli oku vermiş.18 Seçilen avcı çok uzun ve zor bir yolculuktan sonra altı dişli filin yaşadığı Himalaya Dağları'nın eteklerine gelmiş. Gizlice yaklaşarak bir ağacın arkasından<l9> zehirli oku fırlatıp fili vurmuş. Altı dişli fil yere yuvarlanmış. Fil, daha önceden avcının kendisine yaklaştığını görmüş ancak üzerindeki sarı elbiseyi görünce kendisine bir zarar vermeyeceğini sanmış. Çünkü sarı elbise giyen bir kimsenin başka birisine zarar vermemesi gerektiğini biliyormuş. Sarı elbise giyenlere inanmak, güvenmek gerekiyormuş. Ancak avcıya sarı elbiseyi kraliçenin giydirdiğinden haberi yokmuş. (Sarı renk Budacı keşişlerin giydiği giysinin rengidir)

Kutsal fil zehirli okla vurulmuş olduğu halde ne kendisini vuran avcıya ne de intikam almak için bu olaya neden olan kraliçeye karşı hiçbir kin ve nefret duymamış.

Hatta görevini yerine getiren avcıya dişlerini sökmesi için yardımcı olmuş. Ona dişlerini kolaylıkla çekebilmesi için önerilerde bulunmuş20 İyi kalpli kutsal fil, kraliçenin arzusunun yerine getirilmesi için elinden geleni yapmış. Canını bile seve seve feda etmeye hazırmış. Avcıyı öldürmek için gelen diğer fillere engel olmuş.,2l Bu sırada olayı gökyüzünden izleyen Tanrılar Tanrısı İndra yeryüzüne inerek kendisine yapılan bu kadar eziyete, acıya niçin katlandığını sormuş. Bu davranışıyla bir dahaki doğuşunda Tanrılar Kralı İndra mı olmak istiyormuş. Ancak kutsal, iyi yürekli filin istediği sadece iyi bir örnek, sadık bir önder olmakmış. Ne bir kin duygusu duyuyormuş ne de bir nefret. İnsanların da kendisi gibi olmalarını arzuluyormuş. Kutsal filin ağzından çıkan bu doğru sözlerin kudretiyle, büyüsüyle dişleri eski yerinden yeniden çıkmış.

Altı dişli fil masalının sonu Pali Catakalarında daha değişiktir. Pali Catakalarındaki masalın sonunda filin avcıyı büyü gücüyle ülkesine geri gönderdiği ve öldüğü anlatılmaktadır. Kraliçe ise yaptığı kötülüğün farkına varıp çok üzülür ve bu üzüntüye dayanamayarak ölür.

Aktaracağımız ikinci Cataka masalının22 üç değişik biçimi vardır. Pali Catakaları'nda iki biçimi ve Uygurca çevirisinde ise üçüncü biçimi bulunmaktadır. Yine masalın Uygurca biçiminde diğer ikisinden ayrılan birtakım özellikler bulunmaktadır.

Masalın konusu batıda anlatılan bir masalı, kötü bir avcı iken daha sonra bir geyik tarafından doğru yola yönlendirilen Hebertus hakkındaki masalı hatırlatmaktadır. Onikinci Cataka'da 23) geçen bu masala göre: Benares kralı Brahmadatta avlanmayı seven bir insanmış (Catakalar içinde sıkça bahsedilen Brahmadatta bu masalın dışındaki masallarda oldukça dindar bir kişi olarak anlatılmıştır (24)) Kralla birlikte sürekli ava çıkmak zorunda kalan kralın adamları işlerini kolaylaştırmak için büyük bir bahçe bulup içine sayısız ceylan sürüsü doldurmuşlar. (25) Brahmadatta her istediğinde o bahçeye gider dilediği kadar ceylan avlayıp dönermiş. Ceylanlar bir gün bu durumdan kurtulmak için ceylanlar kralına gidip bu duruma bir çare düşünmesini rica etmişler. Ceylanlar kralı ise ceylan biçiminde doğmuş olan Buda'nın kendisi imiş. Ceylan Buda onlara öğüt vermiş ve sabırlı olmalarını istemiş. Hepsinin aynı zamanda korkuya düşmemeleri için aralarında ölüme gidecek olanı kura ile belirlemelerini söylemiş(26). Bir gün kura, karnında yavrusu olan bir anne ceylana isabet etmiş. Bu duruma çok üzülen anne ceylan diğer ceylanlara gidip bir yavru beklediğini ileri sürerek kendisinin bağışlanması için yalvarmış(27). Ancak kimse onun yerine geçmeyi kabul etmemiş. Bunun üzerine kralları olan Ceylan-Buda'ya gelmiş. Durumunu bildirip dileğini tekrar etmiş. Ceylan-Buda annenin ve yavrusunun hayatını kurtarmak için anne ceylanın bu dileğini kabul etmiş. Annenin yerine ölüme razı olmuş. Ceylanlar kralı görkemli ve güzel bir ceylanmış. Brahmadatta ceylanın güzelliği karşısında şaşırmış. Ona acıyıp hayatını bağışlamak istemiş. Fakat Ceylan-Buda sıranın kendisine gelmiş olduğunu ve ölüme hazır olduğunu söyleyince Brahmadatta çok üzülmüş ve o günden sonra bir daha ceylan avına çıkmamaya yemin etmiş. (28)

Aynı masalın değişik bir biçimi de 385'inci Cataka'da geçer.(29) Masalda Saketa Kralı Kosala'nın adamları tıpkı Brahmadatta'nın adamları gibi büyük bir bahçe yapıp içerisine sayısız ceylan doldurmuşlar. Ceylanlar içinde, ceylan biçiminde doğmuş olan Buda da varmış. Buda bu bahçeye kendi annebabasının yerine girmiş. Bu masalda da yukardaki masalda olduğu gibi yine kendi rızasıyla krala görünmüş ve avlanılmak istemiş. Bu masalın diğer masaldan farkı başka bir ceylanın dileğiyle değil sadece kralın bahçesindeki meyve ve ottan yararlandığı için şükran borcu olarak ölmeyi kabul etmesidir. Yine bu kral da Brahmadatta gibi, çok güzel olan bu hayvana kıyamayıp bir daha avlanmayacağına yemin etmiş.

Masalın Uygurca çevirisi ise şöyle: Eski zamanlarda Cambudvipa adlı memlekette Dantipala adlı bir bey varmış. İblis gibi merhametsiz imiş. Başkalarını öldürmekten zevk alır, öldürmekten doymaz imiş. Başkaları bir ıstırap çekse bunu sevinecek bir olay olarak kabul edermiş. Bir gün cengaver avcılarıyla ormana avlanmaya gitmiş. Birçok geyik avlayıp öldürmüş. Başka bir ormandaysa geyik biçiminde doğmuş Buda varmış. Evliyalar gibi iç huzuruna ermiş gönüllü, faziletli altın renkli, güzel bir hayvanmış. Beşyüz geyiğin rehberi, beyi imiş. Dantipala beyi bu beş yüz geyiği görmüş ve avcılarına onları kuşattırmış. Avcılar bağrışarak ortalığı altüst etmişler. Geyikler can korkusuyla şaşkına dönüp sağa sola kaçmaya başlamışlar. Kutsal geyiğin yanına gidip ona: "Sen bizi yavrun gibi korursun, gece gündüz kendi canından çok bizi gözettin. Hangi yer tehlikesizse bizi oraya götürdün. Sen esirgeyen, acıyan gönül sahibisin. Bizi bu dertten kurtar. Avcılar şeytanlar gibi sarmışlar, bizi tek tek avlıyorlar. Bunun üzerine kutsal geyik "Benim canıma oncacık bağlılığım yok. Kendimi sizin yerinize bağışlarım" deyip Dantipala Beyinin yanına gitmiş. Dantipala Beyime "siz insanların beyisiniz, geyiklerin beyi de benim. Kimseye zarar vermeden ot yiyip su içiyoruz. Yiyip içeceğinizin, malınız mülkünüzün eksiği yok. Bizi öldürmekle elinize hiçbir şey geçmez. Canlıları öldürmekle kimseye iyilik edilmez. Kötülük etmekle kötü şöhretiniz bütün yeryüzüne yayılır. Geyikleri öldürmemenizi, onların canını bağışlamanızı rica ederim." demiş. Geyikler kralının böyle konuşması Dantipala Beyini öfkelendirmiş. Gözlerini kan bürümüş. Bütün hiddetiyle geyiğe bakmış, kılıcını çekip merhametli geyikler kralının boynunu uçurmuş. O anda beyin sağ eli bileğinden kesilip kılıcı ile beraber yere düşmüş.30 Bey korkup şaşkına dönmüş ve acı acı bağırmaya ve merhamet dilemeye başlamış. Ancak çok geç kalmış.31 O anda yer yarılmış. Aviçi cehenneminden alaca renkli alevler yükselmiş. Dantipala Beyinin bedenine dolanarak onu yutmuş.

Aşağıda anlatacağımız üçüncü Cataka masalının kaynağı çok eski bir masala dayanmaktadır. Budacılar ve Brahmanlar bu masala dayanarak kendi masallarını oluşturmuşlardır. Yalnız Budacı masal metinlerinde olay daha gerçekçi bir biçimde aktarılmıştır.32 Vaktiyle, Brahmadatta adında dindar bir hükümdar avlanırken dişi bir kaplana rastlamış ve kaplan onu baştan çıkardığı için onunla cinsel ilişkide bulunmuş. Kralın bu kaplandan bir erkek çocuğu olmuş(33). Kaplandan doğan çocuğa Kalmashapada adını koymuşlar. Çocuk kaplandan doğduğu için yalnızca et yiyormuş. (34) Çocuk büyüyünce babası yerine ülkenin kralı olmuş. Bir oruç gününde(35) yine canı et yemek istemiş. Ancak o sırada sarayda et yokmuş. Kralın ete olan düşkünlüğünü bilen aşçıbaşı büyük bir korkuya ve telaşa düşmüş. Efendisinin gazabına uğramamak için kendi oğlunu36 gizlice boğazlayıp etinden krala yemek hazırlamış. Yemeği yiyen kral etin tadından çok hoşlanmış37 ve aşçıbaşına bu eti nereden bulduğunu sormuş. Aşçıbaşı mecbur kalınca her şeyi olduğu gibi açıklayıp kraldan kendisini bağışlamasını dilemiş. Kral, bundan böyle aşçıbaşıdan yalnız insan etinden hazırlanmış yemekler pişirmesini istemiş. Kralın bu isteği aşçıbaşını zor durumda bırakmış. Gittikçe zorlaşan şartlar altında krala insan etiyle yapılmış yemekler yetiştirmeye çalışmış. İlkönce hapishanelerdeki esirlerden sonra ise sokaklardan yakalayabildiği çoluk çocuktan kralın et ihtiyacını gidermeye uğraşmış. Ancak bu durum çok uzun sürmemiş. Günün birinde bu işin farkına varan halk çok öfkelenmiş ve aşçıbaşını hemen yakalamış, kralıysa kent dışına sürmüşler. Kentten uzaklaştırılan kral Kalmashapada ormana çekilmiş. Bu sefer de ormanda yakalayabildiği insanları öldürmeye ve etini yemeye başlamış. (Masalın bundan sonraki bölümünde Kalmashapada bir gün ormanda dolaşırken yaralanmış ve eğer yaraları iyileşecek olursa yüzbir hükümdarı yakalayıp kurban edeceğine bir ağaç Tanrısına söz vermiş.) (38)Masalın Clygurcasında kral sayısı dokuz olarak gösteriliyor. Yine masalın Uygurcasında bu kısımda bir eksiklik vardır. Masalın devamında Kalmashapada’nın bu durumunu gören Tanrılar Tanrısı İndra, onu bu kötü alışkanlığından vazgeçirmek için bir çare bulmuş. Kalmashapada’nın Sutasoma adında bir okul arkadaşı varmış. Sutasoma bir kralmış. Tanrılar Tanrısı, Kalmashapada’yı yalnız Sutasoma'nın doğru yola getireceğine inanıyormuş. Çünkü Sutasoma Buda'dan başkası değilmiş. Bunun üzerine Tanrı İndra olayları ve tesadüfleri öyle düzenlemiş ki insan eti yiyen Kalmashapada, Sutasoma'yı sarayından kaçırarak ormana yemek için götürmüş.(39> Ormanda Kalmashapada Sutasoma’yı öldürüp yemek isteyince Sutasoma Kalmashapada'ya yalvarıp kendisini kısa bir süre için serbest bırakmasını istemiş. Bu süre içerisinde sarayına geri dönüp daha önce vermiş olduğu bir sözü yerine getirecekmiş. Sutasoma'nın vermiş olduğu söz ise daha önce Budacılığa ait dört mısra okuttuğu Brahman’a her mısra başına vaat ettiği 100 altınmış. Bu vaadini yerine getirip geri döneceğine Kalmashapada’ya söz vermiş. Kalmashapada onun bu ricasını kabul edip serbest bırakmış. Sutasoma sarayına geri dönüp sözünü yerine getirmiş. Brahman’a vaat ettiği miktarın on mislini ödemiş. Daha sonra ailesinin ve halkının bütün yalvarmalarına, sızlanmalarına rağmen ormana, Kalmashapada'nın yanına geri dönmüş. Kalmashapada Sutasoma'nın bu davranışı karşısında çok duygulanmış ve kötü huyundan vazgeçmiş.140’ Sutasoma’nın, Kalmashapada'yı kötü huyundan vazgeçirmek için sadece "Buda" kelimesini kullanması yeterli olmuş<4l>.

Aşağıda anlatacağımız Maymun ve Tavşan masalı Uygurca olarak elimize geçen bir kitaptan alınma. Kitabın adı Daşakarmapathavadanamala'dır.<42> Kitabın yazarı ünlü Budacı filozof Vasubandha(43)'nın öğrencisi Sanghadasa'dır. İkisi de Keşmir bölgesinde yaşamışlardır. Vasubandha ve öğrencisi Sanghadasa’nın ünleri Türkistan bölgesine kadar yayılmıştır. Daşakarmapathavadanamala adlı eserin yalnızca Uygurca çevirisi bilinmektedir.(44)

Bu kitaptan alınan Catakalardan ilki olan Maymun masalının(*) konusu şöyle:45)

"Bir zamanlar Buda sekizbin maymunun kralı olarak Himalaya Dağları eteklerinde bir mango ağacında yaşamaktaymış. Bir gün Varanasi Kralı Brahmadatta av peşindeyken Buda'nın yaşadığı ağacın dibine gelmiş. Yanındaki adamları ağacın etrafını çevirmişler. Ağaçtaki meyveleri görünce ağacı sallamaya başlamışlar. Ağaçtaki maymunlar bir anda ne yapacaklarını bilemez durumda kalmışlar ve can havliyle bağrışmaya başlamışlar. Maymunlar kralı Buda halkını bu durumdan kurtarmak için nehrin öte yakasına sıçrayıp bir bambu sırığı bulmuş. Bunu beline bağlayıp yeniden ağaca sıçramış. Ancak beline bağladığı bambu sırığı eksik gelmiş. Halkını kurtarmak için Buda kendi bedenini de sırığa eklemiş. Kendi bedeniyle birlikte bir köprü oluşturmuş. Böylece ağaçtaki bütün maymunlar Buda’nın bedenini bir köprü gibi kullanarak nehrin öteki yakasına geçmişler. Ancak Buda çok yorulmuş ve bedenindeki acılara dayanamayarak ölmüş. Maymunlar Kralının kendi halkına karşı gösterdiği özverili davranışı Brahmadatta da görmüş. Kral hemen imana gelmiş. Maymun-Buda'nın cesedini yaktırmış ve kafatasını kutsal kalıntı olarak muhafaza ettirmiş.

(*) Mahakapi Cataka olarak bilinen bu masala ait kabartma da yine Aşoka sutupasının Batı giriş kapısındadır. (L. B.)

Aynı kitaptan alınan ikinci Cataka masalıysa

Buda'nın bir tavşan olarak doğmasıyla başlar:46

Bir zamanlar Buda bir tavşan olarak doğmuş. Çok iyi huylu, dürüst bir tavşanmış. Ormanların birinde yaşamaktaymış. Bodisatva soyundan bu tavşanın üç dostu varmış. Birincisi maymun, İkincisi kunduz ve üçüncüsü de bir vaşakmış.47 Bunların üçü de tıpkı tavşan gibi yumuşak huylu, candan dost hayvanlarmış. Bir gün bu üç hayvan Tavşan Buda'nın yanına ziyarete gelmişler. Gelirken de ormandaki en güzel meyvelerden getirmişler. Bodisatva soyundan tavşan da onlara iyilik ve güzellik üzerine konuşmuş, öğütler vermiş. Verdiği öğütler ise şunlarmış: "Daima iyilik etmek niyetini besleyin ve daima iyilik edin. Her kimin ıstırabını görürseniz, kendi ıstırabınız gibi sayın. İhmalci gönüllü olmayın. Başkalarını bir an bile üzmeyin. Birisi yanlış bir şey yaparsa merhametli olun. Ona rehber olun." Kutsal Tavşan böyle sevgi dolu sözler söyledikten sonra şöyle düşünmüş: "Arkadaşlarıma söylediğim bu güzel sözleri kendi davranışlarımla da göstermeliyim. Zamanı gelince ben de onlara kendi etimi vererek şükranlarımı sunarım" diye düşünmüş. Kutsal Tavşanın bu kararını gökteki en büyük Tanrı olan İndra duymuş. Kutsal Tavşanın sözünde durup durmayacağını denemek için bir Brahman kılığında Kutsal tavşanın yaşadığı yere inmiş. Daha sonra acı acı bağırmaya başlamış. Bunun üzerine Kutsal Tavşan arkadaşlarına "Gelin ey adil dostlarım, o ıstırap çeken canlı her kim ise onu kurtarmaya gidelim” demiş. Böylece tavşan, maymun, kunduz ve vaşak acı çeken Brahmanın yanına gelip "Ey Brahman keşişi ne oldu da yapayalnız bu ormanda acılar içinde bağırıyorsun" diye sormuşlar. Brahman keşişi onlara "çok acıktım ve aynı zamanda yolumu kaybettim" demiş. Bunu duyan iyi niyetli hayvanlardan kunduz derhal suya atlayıp balık getirmiş. Vaşak ölmüş bir kertenkelenin etini ve bir kap yoğurt getirmiş. Maymun da ağaca çıkıp

olgunlaşmış, leziz yemişler, meyveler getirmiş. Bunun üzerine Kutsal Tavşan da daha önce vermiş olduğu sözü yerine getirmek için kendisini ateşte kızarttırıp Brahmana takdim ettirmiş.(48> Bunun üzerine Brahman kılığındaki Tanrı İndra Tavşan Buda'nın kemiklerini gökyüzüne götürmüş.49

Yukarıda aktarılan beş Cataka masalının konusu özünde birdir: Beşinde de soylu bir hayvanın veya insanın kendini feda etmesi motifi vardır. Pali dilinde yazılmış 500 Cataka masalından farklı olan bu masallarda Buda her zaman dürüst ve özverili davranmaktadır. Ancak Pali Catakalarında Buda her zaman dürüst ve özverili davranmaz.<51) Örneğin Pali masallarında bir timsahı aldatan maymundan bahsedilir. Bu masalda Buda'nın davranışı dürüstlükten, asaletten uzaktır. İ.Ö 200 yıllarında Budacı keşişlerin bir araya getirip düzenledikleri masalların hepsi Pali derlemeleri içinde vardı. Daha sonraları ise bu masallardan bazıları seçilerek alınmış ve bunların içindeki nefsini feda etme, özveride bulunma davranışı aktarılmak istenmiştir.

Yukarıda anlatılan masallar her ne kadar Budacı Catakalardan sayılıyorsa da, içerdikleri konulara bakılacak olursa diğer Budacı masal grubu olan Avadanalara da aittir.52 Avadana masalları herhangi bir canlının (ki bu bazen Buda'nın kendisidir) ilerde Buda olabilmek için yaptığı çeşitli özverili, fedakar davranışlardan ibarettir.

Uygurcası bilinen Daşakarmapathavadananala adlı kitaptan aldığımız 8 Avadana masalının ilk dört masalının konusu birbirine çok benzer.<53)

1. Avadana masalının konusu Kançanasara adlı bir krala ait:(54> "Kançanasara bir gün bütün Brahman keşişlerini etrafında toplayarak onlara insanları cehennem ateşinden kurtarmak için çeşitli hayvan ve insan biçimine giren Buda'nın öğretileri hakkında bilgileri olup olmadığını sormuş. Ancak Brahman keşişlerin hiçbiri Budacılık hakkında bir şey bilmiyormuş. Bunun üzerine kral, dört bir yöne adamlar göndererek Buda'nın öğretilerini bilen birisini arattırmış. Sonunda kralın adamları Himalaya Dağının eteğinde yaşayan Vedangasana adında bir münzevi Brahman keşişi bulmuşlar. Kötü yürekli bir adam olan Vedangasana Budacılığa ait iki dizeyi ezbere biliyormuş. Bunun üzerine kralın adamları Vedangasana'yı kralın huzuruna çıkarmışlar. Kral Brahman keşişinden Budacılığa ait o iki dizeyi öğrenmek istediğini söylemiş. Keşiş, krala bu iki dizeyi söyleyeceğini ancak bunun karşılığında kralın etlerini doğrayacağını ve dilini de keseceğini söylemiş. Kral kötü yürekli Brahman keşişinin isteğini kabul etmiş. Gelecekteki cehennem ateşinden kendisini kurtaracak olan bu iki dizeyi öğrenmek için her türlü acıya ve işkenceye razı olmuş. Kötü yürekli Brahman keşişi isteğini yerine getirirken gökyüzündeki bütün Tanrılar yeryüzüne inmişler ve bu tüyler ürpertici olayı üzüntü içinde izlemişler."

Yukarıda aktardığımız masala benzer bir başka masalda da Priyamkara adında bir hükümdar Budacılığı öğrenmek istemiş. Brahman'ın birisi, eğer

600 tane çiviyi bedenine çaktırabilirse<55> kendisine Budacılığı öğreteceğini vaat etmiş. Hükümdar Brahman'ın isteğini kabul edip, demircisine 600 tane çivi yaptırmış. Kralın babası Brahmadatta onu bu fikrinden vazgeçirmek için çok uğraşmış ancak engel olamamış. Priyamkara çakılan çivilerin acısına dayanamayarak ölmüş.

Diğer bir masalda ise<56) "Mahendrasena adında bir kral, fakirlere sadaka dağıttığı bir günde, hasta bir dilenci görmüş. Doktorlarına hastayı tedavi etmeleri için emir vermiş. Hastayı kontrol eden doktorlar krala, hastanın iyileşmesi için insan yarasından alınacak irin ve insan etinin gerekli olduğunu söylemişler. Bunun üzerine kral, hiç duraksamadan adamlarına kendisini dövmelerini emretmiş. Yara bere içinde kalan kral yaralarının İrinini toplatarak hastanın tedavisi için kullandırmış. Hasta iyileşene kadar halkının ve ailesinin bütün yalvarmalarına rağmen, bedeninin etinden ve yaralarının İrininden ona göndermiş. İnsan kardeşine gösterilebilen, şefkatin ve sevginin bu derecesi karşısında yer titremeye ve gökten çiçekler yağmaya başlamış. Daha sonra ise Tanrılar Tanrısı İndra'nın şöyle söylediği duyulmuş:

"Ey hükümdar sen ki acıların en ağırına en dayanılmazına katlandın artık bir Buda olabilirsin"

Yukarıda aktardığımız bu ilk dört Budacı Avadaría masallarındaki kendi canını, nefsini feda etme motifinin benzeri Derleme Cataka'larda da bulunmaktadır<59) Örneğin bir prens, bir atmacaya kendi elinden et kesip vererek, atmacadan, öldürmek üzere olduğu bir güvercini kurtarmaktadır.60

Diğer bir Derleme Cataka masalındaysa bir prens, açlıktan ölmek üzere olan bir anne kaplana kendi etinden kesip vermekte ve hayvanı ölümden kurtarmaktadır.61 Ancak Derleme Catakalarda ve Avadanalarda Brahman tipleri yoktur.<62) Türkistan bölgesine yayılan Budacılıkta Brahman'lara karşı böyle olumsuz tutumlarla yaklaşılması ilginçtir. Çünkü Türkistan bölgesinde hemen hemen hiçbir Brahman olmadığına eminiz'63 ve yine büyük bir olasılıkla o bölgelerde böyle bir düşüncenin ortaya çıkması, bu tür bir edebiyatın ortaya çıkmasından sonra olmuştur.64) Ancak Budacılığın Hindistan’da yavaş yavaş yok olmaya, çökmeye başladığı dönemlerde Budacılarla Brahmanlar arasındaki dinsel çekişmeler oldukça çetin geçmiştir. Bu çekişmeler masallara da yansımıştır. Bunu, Brahmanlardan sözedilirken yapılan olumsuz tasvirlerden anlamak mümkündür. Budacı masallarda geçen Brahman tipleri gerçeklikten uzaktır.

Budacı masallarda işlenen konuların benzeri Brahman masallarında da vardır. Bugünkü bilgilerimize göre Catakaların derlendiği dönemlerde Brahmanlar da kendi öğretilerini, kendi inançlarını (etik) en üst duruma getirmişlerdi. Brahmanların kahramanı, etiği ise Krişna'dır.

Olağanüstü yetenekleri olan bir kahramandır. Krişna da görevi uğruna her türlü özveriyi gösteren bir kişidir. Fakat Brahman masallarının konusu her zaman kaba ve merhametsizce yapılan olayları anlatmaktadır.

Aşağıda aktaracağımız Hükümdar Hariçandra hakkındaki masalın iki değişik biçimi vardır. Daşakarnapathavadananala adlı eserde geçen masalın konusu şöyle:65 Mithila Hükümdarı Hariçandra ülkesinin yönetimini bırakıp çilekeş bir yogi olarak ormana inzivaya çekilmiş. Yaşamını ormanda sürdürürken annesi, halkı ve Tanrı Indra yanına gelip eğer ülkesine döner ve yeniden ülkeyi yönetmeye devam ederse ormanda yaşamaktan daha hayırlı bir iş yapacağını Hariçandra’ya söylemişler. Bunun üzerine Hariçandra geri dönüp ülkesinin idaresini yeniden eline almış. İkinci hükümdarlık döneminde Hariçandra açları doyurmuş, fakirlere sadaka dağıtmış, her beş senede bir görkemli ziyafetler vermiş, birçok hediyeler dağıtmış.(66> Hariçandra’nın bu cömertliği dört bir yönde duyulmuş. Bunun üzerine Tanrılar Tanrısı Indra Hariçandra’nın cömertliğini sınamak için sürekli aç, perişan Brahmanlar yaratıp Hariçandra’nın sarayına göndermeye başlamış. Gün gittikçe Kral Hariçandra’nın serveti tükenmeye başlamış. Hariçandra ise bütün serveti bitinceye kadar hediyeler vermiş, açlar doyurmuş, fakirlere sadaka vermiş. Günün birinde bütün serveti bitince haremindeki 16.000 kadına sıra gelmiş.<67> Ancak haremindeki kadınlar Hariçandra 'ya yalvarıp kendilerini vermemelerini istemiş. Hariçandra işe kadınlara Budalık seviyesine erişmek için bunu yapması gerektiğini söylemiş. Eğer kadınlar buna razı olurlarsa kendisine en büyük yardımı yapmış olacaklarını sözlerine eklemiş. Haremindeki kadınları da hediye olarak dağıtan Hariçandra en sonunda oğlu Vipulçandra'yı68 da vermek zorunda kalmış. Masal metninin bu kısmı tam olarak ele geçmediğinden masalın sonu tam olarak anlaşılamıyor.<69) Ele geçen masal metninin son bölümünde: "Hariçandra ölülerin bulunduğu yere gitmek istemiş. Ölülerin bulunduğu yerde bir yılan tarafından sokulan oğlunun cesedi ile karşılaşmış. Cesedin başında ise Hariçandra’nın işlemiş olduğu günah yüzünden ölen oğlu için annesi ağlamaktaymış. Masalın en sonunda bir Brahmanın hatırı için Çandalalar eliyle Hariçandra kendisine işkence yaptırmış ve kendisini ateşte yaktırmış. Bütün bu olaylar üzerine Tanrı İndra yeryüzüne inmiş. Kral Hariçandra'yı yaptığı bu olağanüstü özveriden dolayı kutlamış. Bütün bu acılara katlandığı ve yaptığı büyük işlerden dolayı kendisinin Budalık seviyesine erişmeyi hak ettiğini söylemiş. 

Yukarıdaki masalın benzeri Brahmanlara ait masallarda da bulunmaktadır. Ancak bu masal daha sonraki dönemlere aittir.70 Brahmanlara ait masal ise Kral Hariçandra'nın günün birinde ava çıkmasıyla başlar. "Ikshvaku soyundan Kral Hariçandra bir gün av peşinde koşarken bir dikkatsizlik yüzünden o bölgede yaşayan Brahman azizi Vişvamitra'yı görmemiş. Daha sonra yaptığı işin farkına varan kral hemen azizin yanına gelip saygıda kusur ettiği için kendisini bağışlamasını istedişinden bir hediye istemesini rica etmiş. Brahman Vişuamitra bunun üzerine kraldan ülkenin yönetiminin kendisine verilmesini istemiş. Bundan başka taç giyme merasiminde Brahmanlara dağıtılan hediyeleri de vermesini, kralın karısını ve çocuklarını alıp başka diyarlara gitmesini de şart koşmuş.(71> Kral, Brahman azizin bedduasını almamak için bütün isteklerini kabul etmiş. Eşini ve çocuklarını alıp memleketini terk etmiş. Memleketini terk edince elinde servet namına bir şey kalmamış. Daha önce Brahmana vaat etmiş olduğu hediyeleri vermekten aciz kalmış. Bunun üzerine yeniden memleketine dönüp Brahman azizinden kendisine söz verdiği hediyeleri vermek için bir ay süre istemiş. Bu bir aylık süre içinde eğer hediyeleri veremezse kendisine beddua edebileceğini söylemiş. Hediyeleri almak için para lazımmış. Hükümdar çaresiz bir durumda Benares kentine gitmiş. Burada Brahman azizine vermek için karısını ve çocuklarını yaşlı bir Brahmana satmış. Ancak aldığı para Vişvamitra’yı tatmin etmemiş. Bunun üzerine kendisini, köle olarak kendisinden nefret eden bir Çandala'ya satmış. Vişvamitra aldığı paradan yine hoşnut olmamış ve krala beddua etmek istemiş. Hariçandra ise Çandalanın yanında bütün zamanını ölülerin bulunduğu mahallelerde gezip ölülerin elbisesini çıkararak satmak ve onlardan edindiği paranın bir kısmını vergi olarak bir kısmını da Çandalaya vermek zorundaymış.<72> Bir gün karısıyla karşılaşmış. Karısının kucağında bir yılan sokmasıyla ölmüş olan oğlunun cesedi de varmış. Ne yapacağını bilemez durumda kalan Hariçandra büyük bir üzüntüye kapılmış. İntihar etmek istemiş. Ancak kendisi bir köle olduğu için efendisi olan Çandaladan izin almak zorundaymış. Büyük bir üzüntü içinde Tanrı Narayana'ya oğlunu diriltmesi için yalvarmış. Tanrılar Tanrısı İndra ve diğer Tanrılar yeryüzüne Hariçandra’nın oğlu Rohitasya'yı diriltmek için gökten inmişler. Tanrı İndra Hariçandra'ya diğer Tanrılarla birlikte yaşamak için gökyüzüne gelebileceğini söylemiş. Ancak Hariçandra bütün halkı da semaya yükselmezse gelmeyeceğini söylemiş.(73> Hariçandra’nın bu isteği Tanrı İndra tarafından kabul edilmiş. "Masalın sonunda Hariçandra halkı ile birlikte semaya yükselirken oğlu Rohitasya da kendisi yerine kral olmuş. Rohitasya’yı kral olarak atamak için Vişvamitra gelmiş.

Yukarıya aktardığımız Brahmanlara ait Hariçandra masalında Brahmanlar masalın korkunçluğunu hafifletmek amacıyla Çandala'yı adalet tanrısı "Dharma" olarak açıklamaktadırlar. Hariçandra'nın çektiği bütün çileler Dharma tarafından yapılan bir tür deneme biçiminde gösterilir.'74’ Diğer taraftan Brahmanlara ait bu ve buna benzer birçok masalda geçen Vişvamitra gibi Brahman tiplerinin aracılığıyla, halka Brahman rahiplerinin çok kuvvetli ve her istediklerini yapabilecek kabiliyette oldukları ve hiç kimsenin bu Brahman rahiplerine karşı gelmemesi gerektiğini aşılamaya çalışıyorlardı.(75> Budacı Hariçandra masalında Hariçandra neden bu kadar işkenceye, ıstıraba katlanmak gereğini hissettiği hakkında açık bir şey yoktur. Buna karşılık aynı masalın Gygurcasında bunu belirlemek olanaklıdır. Uygurcada aynı zamanda Hariçandra'ya ait bir Avadana masalı bulunmaktadır. Bu masalın yalnızca Uygurcası bulunmaktadır.

Aynı masalın Brahmanlara ait ve çok eski olan Hariçandra biçimi vardır.<76) Masal şöyle: "Ikshvaku soyundan gelen Hariçandra'nın çocuğu olmuyormuş. Narada adında bir aziz ona Tanrı Varuna’ya yalvarmasını öğütlemiş. Hariçandra Tanrı Varuna'ya yalvararak eğer bir oğlu olursa onu Varuna'ya kurban olarak adayacağına dair söz vermiş. Bir zaman sonra Hariçandra’nın bir oğlu olmuş. Hariçandra Tanrı Varuna’ya vermiş olduğu sözü yerine getirmek için oğlunu kurban etmek istemiş. Ancak yanındaki görevliler ve ülkesinin ileri gelenleri kralı bu düşüncesinden vazgeçirmişler. Bu duruma Tanrı Varuna çok kızmış. Hariçandra'yı masallarında su toplayarak cezalandırmış. Daha sonraları Hariçandra'nın oğlu Rohita’yı ormana sürgüne göndermiş. Rohita altı yıl boyunca ormanda başıboş dolaşmış.

Ne zaman memleketine dönmek isterse Tanrı İndra onun geri dönmesini engelliyormuş. Ormanda kaçınık bir yaşam sürmek zorunda kalan Rohita günün birinde bir azizle karşılaşmış. Azizin üç oğlu varmış. Rohita babasının ve kendisinin başından geçenleri azize anlatıp kendisinden oğullarından birisini satmasını rica etmiş. Amacı kendi yerine azizin oğullarından birisini Tanrı Varuna'ya kurban olarak sunmakmış. Aziz, Rohita’nın bu cömertliği karşısında oğlunu kendi eliyle kurban direğine bağlamış. Kurban edileceğini anlayan azizin oğlu bütün tanrılara tek tek yalvarıp yardım dilemiş. Sıra Şafak Tanrısına gelince şafak tanrısı duasını kabul etmiş kendisini bağlayan ipler çözülmüş ve serbest kalmış". Masalın sonunda Hariçandra'nın hastalığı iyileşmiş ve eski sağlığına yeniden kavuşmuş. Rohita ise ormandaki sürgünden geri dönmüş.

Yukardaki masaldaki en büyük özellik masalın kahramanı olan Hariçandra'nın daha önce aktardığımız, Kalmashapada masalının kahramanıyla aynı hanedanlığa yani Ayodhya kral hanedanlığına mensup olmasıdır. Buda da Ayodhya kral hanedanlığına mensuptu.77 Bu masalın eski biçiminde yine oğlunu kurban olarak kesmek isteyen bir baba anlatılmaktadır.78 Eski masalda Hariçandra'nın rahibi Vişvamitradır. Yukarıya aktardığımız masal kralların taç giyme törenlerinde anlatılırdı. Bu masalın yeni biçiminde Brahman rahibi Vişvamitra kraldan bol bahşiş istemektedir.

Bu masal, çok eski zamanlarda kralların tahta çıktıklarında, gerçekten bir insanın kurban olarak kesildiğini ve sonradan bu geleneğin ortadan kalkmış olabileceğini de akla getirmektedir. Çocuğu olmayan bir kimsenin, çocuğu olursa kurban edeceğine dair söz vermesi ve daha sonra sözünden dönmesi oldukça geniş alanlara yayılmış birçok kültürde izine rastlanabilecek efsanevi motiflerden birisidir.(79)

Hariçandra masalının kökeni, tarihini belirleyemediğimiz Ganj ovasının doğusunda hüküm sürmüş lkshvaku kral hanedanlığının gelenekleri içerisinde bulunuyordu. Eski bir efsaneden yola çıkılarak oluşturulan bu masalın daha sonra hem Budacılara ve hem de Brahmanlara kaynaklık etmiş olması mümkündür. Budacılar ve Brahmanlar bu masalı kendi dünya görüşlerine, inançlarına göre oluşturup ayrı ayrı nedenlerle anlatmışlardır. Brahmanlar bu masal aracılığıyla kendi kudretlerini ve güçlerini gösterirken, Budacılar da bunun tersine, Brahmanların kötülüklerini ve insafsızlıklarını halka aktarmak istemişlerdir.

Diğer bir Avadana masalının konusu ise şöyle:(80) "Vaktiyle Uccayn'da hüküm süren bir kral varmış. Adı Çasthana'ymış. Aslan gibi yürekli, yiğit bir kralmış. Günün birinde kentte bir salgın hastalık baş göstermiş. Halk ne yapacağını bilmez bir durumdaymış. Salgın hastalık kentin her yerini kasıp kavuruyormuş. Bunun üzerine kral Çasthana salgına bir çare bulabilmek için yola çıkmış. Kentin dışına vardığında dört yol ağzına gelmiş. (Hintliler, seyahat esnasında dört yol ağzına rastlamayı uğursuzluk olarak kabul ederler)81 Dört yol ağzının her birinde korkunç şeytanlar varmış(82>. Yanlarına varmış. Şeytanlardan kentin her yanını saran salgın hastalığa bir son vermelerini istemiş. Yoksa sonlarının kötü olacağını söylemiş. Şeytanlar kralın kendilerini tehdit etmesine çok kızmışlar ve hemen üzerine saldırmışlar. Kral hemen şeytanlardan birini saçından yakalamış ve boynunu koparmak istemiş. Bunun üzerine şeytanlar korkup kraldan aman dilemişler, yalvarıp yakarmaya başlamışlar. Krala, hastalığı kendilerinin değil çok uzakta yaşayan üç gözlü bir şeytanın çıkardığını söylemişler. Kral, bunun üzerine dörtyol ağzındaki şeytanları bırakıp yeniden yola koyulmuş. Uzun bir yolculuktan sonra üç gözlü şeytanın yaşadığı çayırlığa gelmiş. Üç gözlü şeytan da diğer şeytanlar gibi kralın üzerine saldırıp onu öldürmek istemiş. Ancak kral üç gözlü şeytanı bir vuruşta devirmiş. Öleceğini anlayan üç gözlü dev krala kendisini bağışlamasını, salgın hastalığı kendisinin çıkartmadığını söylemiş. Salgın hastalığı çok uzaklarda yaşayan dişi bir şeytanın çıkardığını da sözlerine eklemiş. Yeniden yollara koyulan kral dişi şeytanın yaşadığı yere gelmiş. Ancak dişi şeytan kralın uzaktan geldiğini görünce hemen onun güzel karısı biçimine girip kralı kandırmak istemiş. Ancak Çasthana durumu fark edip dişi şeytana Uccayn kentine yaydığı salgın hastalığa bir an önce son vermesini yoksa onu öldüreceği tehditini savurmuş. Dişi şeytan kralı aldatamayacağını anlayınca hastalığı kendisinin çıkarmadığını, hastalığı uzakta yaşayan diğer bir dişi şeytanın çıkardığını söylemiş. Böylece kral bir şeytandan diğerine memleketine yayılan ve halkının ölmesine neden olan salgın hastalığı kimin çıkardığını bulmak için sürekli gezmiş. (Masal metninin bundan sonrası tahribata uğradığı için anlam çıkarmak güçleşiyor) Masalın sonunda kral şeytan ordusu ile karşılaşmış. Bunlarla savaşmak için hazırlık yapmaya başlamış. Bu arada gökyüzündeki Tanrılar katında yaşayan İndra'nın oğlu, bu savaşta krala yardımcı olmak için hazırlık yapmaya başlamış. Ancak Tanrılar katında yaşayan Yaşomite ve Maytreya adlı iki Budist Tanrı İndra'nın oğluna buna gerek olmadığını söylemişler. Sözlerine "Kral Çasthana'nın ilerde Buda olacağını ve onu hiç bir tehlikenin, hiç bir kuvvetin etkileyemeyeceğini, yok edemeyeceğini" eklemişler. Çünkü o pek çok önemli işler başarmış, büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bütün ömrünü insanların iyiliği için adamış olduğundan o ilerisinin Budası olacaktır. Bu sırada yeryüzünde, Kral Çasthana ile şeytanlar arasındaki savaş başlamış. Gökyüzünde ise bütün Tanrılar ve azizler savaşı izlemekteymiş. Sonunda Çasthana şeytanlar ordusunu mağlup edip memleketini salgın hastalıktan kurtarmış.

Budacı masallar içerisinde yukarıya aktardığımız Çasthana masalına benzer masal tipi yoktur. Bu masalın, gezginci yaşam süren, bütün dünyayı kötü ruhlardan korumak ya da temizlemek için her gittiği diyarda savaşan gezici kahraman efsanelerinden meydana getirilmiş olması mümkündür. Yunanistan'da Herakles ve Theseus, Hindistan'da Krişna ve Rama, Sümerlerde Gılgamış, Letlerde Kalewipoeg, Moğollarda Gesser Han ve Orta Asya'daki Altay Türklerinin destanlarındaki kahramanların çoğunluğu bu tür gezgin bir yaşam süren kahraman tipleridir.83 Masalda adı geçen Çasthana İ.S 80. yılda Hindistan'da yaşamış ve Satraplar hanedanı diyebileceğimiz kral hanedanını kurmuştur. Büyük bir olasılıkla Çasthana Saka hükümdarlarından 11. Kadphises, Büyük İmparator Kanişka'nın<84> babası tarafından himaye edilmiştir. Çasthana'nın da diğer Sakalar gibi Orta Asya'dan gelmiş olması mümkündür. Çasthana’nın, tıpkı İmparator Kanişka gibi, Hindistan'ı ele geçirdikten sonra Brahmanizm'e karşı mücadele etmiş ve Budacılığı himaye etmiş olması mümkündür.

Yine masalda geçen Uccayn, Hindistan'ın çok eski kentlerinden birisidir. Pek çok masala ve efsaneye konu olan efsanevi hükümdar Vikramaditya’nın da bu kentte yaşamış olması mümkündür.85 Sonraları Çashtana Uccayn kentini ele geçirince ve belki de onun oğlu veya torununun onun yerine geçtiği dönemlerde, Çasthana'yı Vikramaditya ayarında efsanevi bir kahraman hükümdar derecesine yükseltmişlerdir. Ancak masalın oluşumu, biçimi tamamiyle Orta Asya kahramanları hakkında anlatılan masallara benzemektedir. Çasthana da Budacı masallarda geçen Budacı imparator Aşoka ve Kanişka gibi ermiş, aziz mertebesine yükseltilmiştir.

Bir başka Budacı masal ise şöyle: "Vaktiyle Cayasena adında bir tüccar varmış.86 Sena ve Upasena adında iki oğlu olan Cayasena günün birinde ölmüş. Büyük oğlu olan Sena evliymiş. Babası ölünce babasının mesleğini devam ettirerek ticaret amacıyla uzaklara seferlere çıkmaya başlamış. Yalnız başına kalan karısı, Upasena'yı baştan çıkarmaya uğraşmış. Fakat başarılı olamamış. Bunun üzerine annesine gidip yardım istemiş. Annesi kızına yardım etmiş. Anne kız birlikte çevirdikleri türlü hilelerle Upasena’yı baştan çıkarmışlar. Günün birinde ağabeyinin seferden dönmek üzere olduğunu haber alan Upasena yaptığı kötü işten büyük pişmanlık duymuş. Bir keşiş kılığına girip kenti terk etmiş. Sena eve döndüğü zaman karısını hasta yatağında bulmuş. Karısı aslında hasta değilmiş. Amacı iki kardeşin arasını açmakmış. —Masal metninin bundan sonraki kısmı eksik olarak elimize geçmiştir.— Masalın sonunda Sena bir yılan biçiminde yeniden doğmakta ve karısına tecavüz ettiğini sandığı keşiş kardeşini sokup öldürmektedir.

Yukarıya aktardığımız masal metni tam olarak elimize geçmediği için masalın tam olarak anlaşılması mümkün olmamıştır.

Bu masalda diğer Budacı masallarda gördüğümüz Budacı öğretinin propagandası ya da başkalarının iyiliği için kendini feda etme motifi yoktur. Bu masaldaki başlıca amaç kadınların kötülüğünü aktarmaktır.87 Bu bakımdan diğer Budacı masallara benzememektedir. Bu masalın kaynağını oluşturan çok eski bir masal motifi vardır. Bu motif, eski Mısırlılara ait ünlü Kardeşler masalının başlangıç kısmını oluşturur. (Kardeşler masalı 19. Mısır hanedanlığı zamanında yazılmıştır) Ancak Mısır masalında küçük kardeşi baştan çıkarmaya çalışan kadın amacına ulaşamamıştır.

Aşağıya aktaracağımız son Budacı masal oldukça geniş bölgede yayılmış bir masaldır.

Benares krallarından birisinin iki oğlu varmış.88 Büyük olanı kötü, küçük olanı ise iyi yürekliymiş. İyi yürekli olan küçük kardeş ıstırap çeken, yoksul insanlara yardım etmek için babasının sarayındaki bütün hazinesini mücevherlerini sadaka olarak dağıtmak istemiş. Kral oğlunun sadaka dağıttığı haberi dünyanın dört bucağına yayılmış. Bunun üzerine sabahtan akşama kadar saraya dilenciler akın etmeye başlamış. Günler, aylar geçmiş. İyi yürekli kralın küçük oğlu hazineyi dağıta dağıta pek az şey bırakmış. O zaman kralın hazinedarı bu çılgınca israftan şikayette bulunmuş. Hazinede hemen hemen hiçbir şey kalmadığını ileri süren diğer devlet adamları da bu işe bir son verilmesini istemişler.

Ertesi gün dilenciler geldiklerinde elleri boş kalmış. Bu duruma üzülen dilenciler iyi kalpli kardeşin yanına gelmişler. İyi yürekli küçük kardeş kendi malından hayır işlemenin daha doğru olacağını düşünmüş ve krallığın ileri gelen adamlarını toplamış. Onlardan serveti ne türlü kazanabileceğini sormuş. Bunlardan biri toprağı işleyip, pamuk ve kendir yetiştirirse zengin olabileceğini söylemiş. Ötekisi hayvan beslemeyi salık vermiş. Bir diğeri ise en kolay zengin olma yolunun batıya ve doğuya gidip ticaret yapmak olduğunu söylemiş. Bu cevaplardan hiçbiri iyi yürekli olanın hoşuna gitmemiş. Topladığı adamlardan bir diğeri kralın oğluna denize açılmasını ve yeryüzünde yaşayan insanların her dileğini yerine getiren bir mücevheri arayıp bulmasını salık vermiş. Kralın iyi yürekli oğlu bu fikri çok beğenmiş.

Kralın oğlunun ele geçirmek istediği mücevher ejderlerin kralında bulunmaktaymış ve onu kim ele geçirirse dünyadaki bütün canlı varlıkları mutlu kılabilirmiş. İyi yürekli kralın oğlu babasının ve annesinin bütün yalvarmalarına karşın yola çıkmak için hazırlık yapmaya başlamış. Bunun üzerine kral, oğlunun seyahatine engel olamıyacağını anlayınca, onun yanına deniz yollarını bilen beş yüz tacir vermiş. Dümenci olarak da Benares kentinden yaşamında beş yüz kere denize açılmış ve her defasında sağsalim dönmüş olan seksen yaşında gözleri görmez en tanınmış dümenciyi vermiş. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra gemiler demir almış ve yola koyulmuş. Ancak gemi kalkmadan az önce kralın kötü yürekli büyük oğlu da acele acele gelerek aralarına katılmış.

Günlerce süren bir yolculuktan sonra mücevherler adasına varmışlar:89 Yedi gün gece gündüz dinlenmişler. Yedinci günde gemiyi her türlü mücevherle ve has incilerle doldurmuşlar. Ancak iyi yürekli kralın oğlu asıl mücevheri ele getiremediği için mutsuzmuş. Adamlarını ve kötü kardeşini tıkabasa mücevher dolu gemide yalnız bırakıp yanına yalnız kör dümenciyi alıp asıl mücevheri aramaya çıkmış. Yedi gün yedi gece yol gittikten sonra Gümüşada dağına varmışlar. Orada toprak da, kum da halis gümüştenmiş. Bitkin düşen ihtiyar dümencinin artık daha ileri gidecek hali kalmamış. İhtiyar dümenci iyi yürekli oğlana mücevheri bulmak için hangi yoldan gideceğini anlatmış.

Eğer dosdoğru giderse Altın dağa varırmış. Altın dağda mavi lotus çiçekleri açarmış. Lotus çiçeklerinin her birinde bir zehirli yılan gizlenirmiş. Daha gidilince ejderler kralının sarayına varılırmış. Ejderler kralının kentinin ortasından yedi sıra hendek geçermiş. Bunların içinde ise ejderler, yılanlar yaşarmış. İyi yürekli oğlan korkmadan ileri gitmeli, ejderler kralının yanına varmalıymış. Çünkü aradığı mücevheri orada bulacakmış." Dümenci bunları söyleyerek ölmüş.

İyi yürekli oğlan, ihtiyar dümencinin söylediğini yapmış ve günün birinde ejderler kralının kentine varmış. Kentin giriş kapısında dört kız mücevher örüyormuş. Biraz daha gidince başka bir kapıya varmış. Orada da dört cariye gümüş ip örüyorlarmış. Sarayın kapısında ise birbirinden güzel sekiz kız altın ip örüyorlarmış. Ejderler kralı, iyi yürekli kralın oğlunun kendisini görmek istediğini duyunca onu içeri aldırmış. Bu kadar zorluğu, tehlikeyi aşıp da kendisine kadar gelen kimsenin ancak bir Buda olacağını düşünmüş. Onu mücevherli tahtına oturtmuş.. Budacı öğretinin güzel sözlerini dinledikten sonra mücevheri çıkarıp iyi yürekliye vermiş. İyi yürekli ejderler kralının sarayında yedi gün kalmış. Yedinci günün sonunda

bir ejderin sırtına binerek okyanusu geçip, gemisinin olduğu yere gelmiş. Yeniden yola çıkmak üzereyken büyük bir fırtına kopmuş. Bütün denizciler fırtınadan kurtulamamışlar. Ancak iki kardeş bir gemi parçasına sarılarak güçbela kıyıya çıkmışlar.

Çok yorgun düşen iyi yürekli prens hemen uykuya dalmış. Bunun üzerine kötü yürekli kardeşi bir kazık bulup, ucunu sivriltmiş ve uyuyan kardeşinin gözlerini çıkarıp mücevheri alıp kaçmış. İyi yürekli duyduğu acıdan, kıyıya düşmüş bir balık gibi yerde kıvranıp, acılar içinde kardeşini çağırmış. Ancak kötü yürekli kardeşi çoktan uzaklaşmış. O sırada ansızın bir iyilik meleği gelip onu en yakın memlekete götürmüş. Bu memlekette ise tesadüfen iyi yürekli prensin evleneceği prenses yaşıyormuş. Ancak iyi yürekli prens nereye geldiğini bilmediği gibi, hükümdar da bu kör dilencinin kendi kızının müstakbel eşi olduğunu anlamamış.

İyi yürekli prens kentin kapısına geldiğinde kralın çobanı beşyüz ineği çayıra otlatmaya götürüyormuş. Sığır çobanı iyi yürekli prensi evine götürmüş. Başına gelen felaketleri kardeşine kötülük gelmesin diye anlatmamış. Kendisini sadece gezgin dilenci olarak tanıtmış. Biraz iyileşince çobanın armağan ettiği sazı eline alıp kente gitmiş.

 

Orada bir köşede oturarak güzel bir sesle okuyup çalmaya başlamış. Sesinin güzelliği etrafından geçenleri büyülemiş. Herkes etrafında toplanmış. Ona yiyecek vermişler. Memleketin kralı iyi yürekli bir kişiymiş. Avlusunda beşyüz dilenciye bakarmış. Kentte çalıp söyleyerek dilenen kör prensi görünce yanına almış ve meyve bahçesine bekçi yapmış, ¡yi yürekli kör prens ise bundan sonra yalnız kendisinin değil, kendisinden başka 500 dilencinin de dertlerini anlatan şarkılar söyleyip onları teselli etmeye çalışmış.

(Masalın son kısmı eksiktir.) 

Gerek bu masaldan ve gerekse bunun benzeri birçok masalın Türkistan'daki mağaraların duvarlarına yapılan betimlemelerinden (tasvirlerinden) anlaşılacağı gibi, fedakarlığın en yüksek boyutunu gösteren bu Budacı masallar, o zamanlar halk arasında yaygındı. Waldschmidt bu masallardan

70 tanesini tespit etmiştir. Bu yetmiş masal içerisinde Uygurca olarak elimize geçen 13 masaldan

10 tanesi vardır. Bu masallar: 6 dişli fil masalı, Hariçandra, Kalmashapada, Kançanasara, maymun, ceylan, tavşan, derisini yüzdüren prens, Mahendrasena ve yukarıya son masal olarak aktardığımız gözleri oyulan prens masallarıdır.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült