+ Büyüt | - Küçült  
Felsefe
 

Bireysel Ve Toplumsal Kişiliklerin Dengesizliği

Gustave Le Bon


Psikolojide ortadan kalmak üzere olan kavramlardan biride kişiliğin sürekliliği ve kalıcılığıdır.

Eskiden kabul edilen kişiliğin birliği düşüncesi gittikçe çoğalarak ve bir takım öğelerden oluştuğu ve bu öğelerden o görünüşteki birliği ancak çevrenin gücü bozduğu anlaşılmaz kişiliğin süreklilik ve dengesindeki eski kavram, bireylerin her gün yaşam şekillerinde pek değişmeksizin tekrar eden bazı davranışlarda bulunmasına dayanmaktadır. Şüphesiz aynı bireylerde karakterin zaman zaman değiştiği, öteden beri gözlemlenmişti. Fakat bu değişmenin içeriğinin ve bunu gerektiren gerçek nedenlerin bilinmemesinden, bunlara belirsiz bir deyimle kararsızlık, döneklik denilir geçilirdi.

Değişmez bir kişilik kuruntusu organizmanın nesnel ve görüntüsel dengesinin değişmemesinden doğuyordu.

Gerçi, manevi kişiliğin yapısı olan organik kişilik değişmiyor kanısını verecek derecede yavaşlılıkla yine de değişir.

Gerçekte bu organik kişilik sürekli değişmektedir. Değişmez olması düşüncesi ancak bizim algılama araçlarımızın kusursuz olmamasından doğmaktadır.

Yeterince hassas bir aygıtın birkaç dakikada gösterebileceği bir gerçeği gözlerimiz uzun yıllar süresinde seçebilir.

Gerek nesnel gerekse manevi kişilik açısından aynı varlığı, aynı dununda görmenin olanağı yoktur. Çevremizde bulunan kişilere ait bilgilerimiz; hatta onlaruı kendi kendileri konusundaki bilgileri sonsuz kişiliklerinden yalnızca birisine aittir.

Bununla birlikte kesindir ki, bu değişmeler kalıtımın sürekli olan etkisini yok edemez. Her yeni hücre, kendisinden önceki hücrelerin kalıtım yoluyla bir takım niteliklerini zorunlu olarak taşır.

Bu kalıtımsal etkiler, bireye doğal bir takım yetenekler aktarır, bunlardan bazıları aynı ailenin ve bazen aynı ırkın bütün bireylerini kapsar.

Ortak çıkarlar ve ortak inançlar uzun sürelerden beri denge kazanmış olan uluslarda kişilik değişiklikleri sınırlıdır. Bunun sonucu olarak İngiliz'ler, Alman'lar, Fransız'lar vs. bazı konularda bütün vatandaşlarınkine benzer duygu ve düşünce taşırlar ve bu duygu ve düşünce diğer her hangi bir ulusunkine benzemez. Henüz denge kazanmamış olan uluslarda örneğin Slav'larda kişilik durmaksızın çalkanış ve değişme içindedir.

Irka ait bazı fonksiyonların bu derin dengesi dışında her geçen gün kişilikte birçok değişiklikler oluşur. Denebilir ki, her günün kişiliği, her olay ile ve görüştüğümüz kimselere göre durmaksızın değişmektedir. Bu kişilerin zihniyeti, bizim zihniyetimizi belirler; aynı havanın değişikliği termometrenin değişmesine neden olduğu gibi.

Bu gözlemler, bunlar olmaksızın anlaşılması olanaksız bazı olayların açıklanmasına yardım eder. Örneğin aynı gün içinde, aynı samimi kişinin birbirini tutmayan iki değişik düşünceyi ortaya koyduğunu görürüz; bunun anlamı, dış görünüşe rağmen ancak şeklen bir, değişik iki kişiliğin etkisinde bulunmamızdandır.

** *

Kişilik değişikliklerimizin asıl nedeni düşünsel yorumlamalarımızın değişmesinden doğar. Gerçi kararlarımız, sevinç ve elemlerimiz bunlardan doğar. İnsanlığın en büyük velinimeti, kurtarıcı; onlara isteklerine göre, gerçeklerin etkin olduğu oranda güçlü düşünsel mutluluklar yaratma gücünü sağlayan dahiler olacaktır.

Bu şekilde doyurulan varlıklar tümden mutlu olabileceklerdir; çünkü böylece hayalleri ve ruhsal gereksinimleri gerçekleşmiş demek olacaktır; örneğin en büyük saydıkları kimlerse sonsuza değin onlara eşit olacak ve en zengin saraylarda yaşamış olacaklardır.

Buda, İsa, Muhammet gibi bütün dinlerin kurucuları devrimlerini nisanlara gerçeklerin verebileceği şeyleri, zihne bağlamak; bu şeyleri, gerçeğe yakın bir şekilde onların zihinlerinde yaratmak, zihinlerine mal etmek yeteneğini vermekle yapmışlardır. Ancak onların verdikleri bu yetenek şartlara bağlı, dolayısıyla tam değildi; çünkü gösterdikleri kesin mutluluğun yanında bir de devamlı felaket olasılığı bulunuyor ve düşünceler bu iki uç arasında sallanıyordu. İşte sayıları bilinemeyen insan kitleleri bu zihinsel telkin nedeniyle, kendilerini o dinler yolunda isteye isteye kurban etmişlerdir.

Sonuç olarak zihinsel bir şekillenme, bir gerçek etkisi yapar ve geçici olarak yeni bir kişilik oluşturabilir.

** *

Sonsuz kişiliklerimizin birbirinden değişik kökenleri vardır.

Atalarımızdan kalıtım yoluyla gelenler.

Kazanılmış veya çevre, eğitim,..vb. yardımıyla zorla verilmiş öğeler..

Etkisi dışına çıkılamaz olan kalıtımsal etkilerden zorunlu olarak pek sürekli karakterler alınır ve bunlar türlerine göre bireylerin ve dolayısıyla ulusların güç veya zayıflığını oluşturur. Kazanılmış kişilik, atasal kişilikle savaşmakla birlikte genellikle onu tanımaz.

Yaşayan her canlı bir mezarlığa benzer, onda birçok atalar yaşar, bunlar bazen uyanır ve gücü sonsuz iradelerini çıkarır ve eriştirirler.

Kendisinde atalarımızdan aldığımız ruhumuzun sağlamlığı olmadığından kazanılmış zihniyetimiz, eğitim, çevre, dinsel inanışlar aracılığıyla ne denli sağlamlaştırılmış olursa olsun, değişmeye pek fazla yöneliktir.

Manevi kişilik, bireyselliğimiz ve kendisiyle ilişkide bulunduğumuz insanlar tarafından oluşturulan bir takım düzenlerin reaksiyonunu temsil ettiğinden beklenmeyen olaylarla karşılaşınca özellikle canlı, hareketli bir durum kazanır.

Ağır toplumsal bunalım zamanlarında tarih derin sarsıntılar, değişikliklerle doludur.

Hükümdarların mezarlarını havaya veren ve yüzlerce başı birden uçurtan büyük Fransız Devrimi'nin kanlı kahramanları, normal zamanlarda avukatlık noterlik gibi işlerle uğraşan kendi hallerinde, sakin kimselerdi. Bunlar, fırtına dindiği zaman, neler yaptıklarına bakıp kendileri de şaşırdılar. Şimdi bunu akıllan nasıl alabilirdi, onlara bu aşırı işleri yaptıran o manevi kişilik artık ortadan çekilmiş kaybolmuştu. Onları yapan; şimdi kaybolmuş kişilikler "şimdiki kendileri" değildi.

Bu oranda büyük psikolojik değişimler, sadece tarihin savaş gibi, devrim gibi depremlerine ait olmayıp bunlar dinsel çok güçlü hırs zamanlarında da belirebilir. O anlara ait kişilik artık sözlerden çok davranışlarda göze çarpar.

Dinlerin çoğu kişilerde, kendilerine inananları bu mistik düşünceler yolunda canlarını verecek şekilde, ansızın ve güçlü değişimler yaratmışlardır.

Toplumlarda, aşk etkisiyle ortaya çıkan beklenmeyen kişilikler pek çoktur ve her zaman trajedi yazarları bunları anlatmışlardır. Kişiliklerin çokluğu kuramını bilmedikleri halde bu konu üzerinde ortaya çoğu kez pek değerli örnekler koyabilmişlerdir.

Petrona'dan Lafonten'e kadar birçok yazar tarafından yorumlanan Efes'li kadının tarihi ile Şhakespeare'in Üçüncü Richard'ı en önce anımsanır. Üçüncü Richard'da: Soylu bir kadının çok sevdiği kocasının katiline karşı kocasının tabutu daha yanı başında olduğu halde, kinlerini birkaç dakikada unuttuğu görülür.

** *

Kişiliklerin değişimi daima fizyolojik değişimle birlikte ortaya çıkar.

Bu fizyolojik değişimleri ölçmek için bir takım aletler yaptırdım. Bunlarla burada ayrıntısının açıklanması uzun sürecek bir takım yöntemlerle kişiliğin pek fazla değişken olduğu gerçeklik derecesinde belirlenmiştir.[1] [2] [3]

Kişilik, doğal olan değişimleri dışında sinir fonksiyonlarının bozulmasından dolayı bütün sağlıksız durumlarda da değişmektedir.

Kaynağı sağlıksızlık olan ve tarihin karışık zamanlarında özellikle göze çarpan bu olaylar, delilik sınırına yaklaşan kimselerde daha çok görülür. Bunlara tanık olanlar açık bir şekilde görür ve etkisini genellikle abartarak anlatırlar..

Bu etkiler olayların açıklamasında ve tarihsel kişilikleri psikolojik açıdan incelemede kullanılabilirse de bu konuda ölçülü davranmak gerekir.

Michelet gibi tarihçiler bu çeşit yorumlamalara Israrla bağlı kalmışlardır. Paskal, Kleopatra’nın burnu daha kısa olsaydı, dünyanın daha başka değişimlere uğrayacağını ve eğer Cromveli'in idrar torbasında kum olmasaydı Hıristiyanlığın yıkılacağını savunur ki, burada biraz abartma olduğu düşünülebilir.

Bununla birlikte kişiliğin sağlıksız değişimlerinin, birçok hükümdarların eylemlerinde önemli roller oynadığı yadsınamaz. İmparatorlardan Şarlken'e ve İspanya Kralı V. Filipe kadar birçok örnekler gösterilebilir. Bunların saltanatlarım yükselten büyük atılanların nedeni de bu yozlaşmaların olması pek olasıdır. Rusya'da Bolşevizm, Fransa'da Komünizm gibi zamanımızda ortaya çıkan bazı halk eylemlerinin yayıcıları kişilikleri sağlıksız etkiler altında derin bir şekilde değişime uğramış kimselerdir.

Tek kişilerde gözlemlenmesi olanaklı kişilik değişmeleri; genel toplantılar, ulus meclisi, savaş mahkemeleri ve benzeri kalabalık yerlerde daha aşırı bir şekilde görülür.

Bunlarda her grup içinde, geçici, özel bir ruh oluşur.

Bu gelip geçici toplumsal kişiliklerin en belirgin çizgileri arasında saflık, bağnazlık, sertlik, bir yöneticinin yönetme ve idaresi olmaksızın kımıldamamak gibi durumlar görülür. Bir kalabalığın tümü, kendine ait bir kişiliktir, kendine özel düşünsel durumu vardır; o kalabalık, üyelerinden her birine hakim olunarak her birinin kişiliğini bağlar ve orada, o andaki bir kişi, eskiden tanıdığımız kişi değildir, sakin bildiğimiz bir insan yırtıcı, cimri bildiğimiz bir insan cömert vs. olabilir. Bunları hamur edip yoğuran kalabalığın psikolojisi, kalabalığın kişiliğidir.

Ulusal kişilik, din, ahlak, gelenek gibi çeşitli araçlarla belirlenir, toplumsal bir kişiliktir. Bir ulusun tarihini belirleyen değişik nitelikler içinde gerek yönetenlerin, gerek yönetilenlerin ulusal kişiliğidir ki, o ulusunun kaderine kesin yörüngesini çizer.


 

[1] Saniyenin yüzde birini belirleyen bir diapozon ile ölçüldükleri durumda sinir sisteminin bazı reaksiyonları o kadar değişken bir durum gösterir ki, birbiri ardınca yapılan iki ölçümün yüzde yüz değiştiği görülür. Sinir sisteminin bir etkiye karşı reaksiyonu için gerekli olan zaman bu konuda örnek olarak alınmıştır. Bireysel değişikliğin ölçülmesi aynı değişiklikleri ortaya koyar. Bununla birlikte sonraki gözlemlerde - ortalamaları on beş ölçümden alınarak-, büyük bir denge buldum.

Biyolojik kişilikte de -özellikle tansiyon- küçük heyecanlar büyük değişkenlikler vermektedir; bu konu burada açıklanamayacak derecede geniştir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org