Bir Sürü Tanrı!

Richard Dawkins


Tanrıya inanır mısın?

Hangi tanrıya?

Dünyanın her tarafında ve tarihin her noktasında binlerce tanrıya tapıldı. Çoktanrıcılar (polyteistler) aynı anda bir sürü tanrıya inandılar (theos Yunanca “tanrı” ve poly Yunanca “çok” anlamındadır). Wotan (veya Odin) Vikinglerin baş tanrılarıydı. Diğer Viking tanrıları Baldr (güzellik tanrısı), Thor (kudretli çekiciyle yıldırım tanrısı) ve kız kardeşi Throd’du. Snotra (bilgelik tanrısı), Frigg (annelik tanrıçası) ve Ran (deniz tanrıçası) gibi tanrıçalar vardı.

Antik Yunanlılar ve Romalılar da çoktanrıcıydılar. Vikinglerinkiler gibi onların da tanrıları güçlü insani arzulara ve duygulara sahip oldukça insansı tanrılardı. On iki Yunan tanrısı ve tanrıçası sıklıkla aynı işi yaptığı düşünülen Roma tanrılarıyla eşleştirilirdi. Örneğin elinde fırlattığı yıldırımlarla tanrıların kralı Zeus (Romalı Jüpiter); karısı Hera (Juno); deniz tanrısı Poseidon (Neptune); aşk tanrıçası Aphrodite (Venüs); tanrıların habercisi olan ve kanatlı sandaletlerle uçan Hermes (Mercury); şarap tanrısı Dionysos (Bacchus) gibi. Günümüze kadar sağ kalabilmiş ana dinlerden birisi olan Hinduizm de çok tanrıcıdır ve binlerce tanrıya sahiptir.

Sayısız Yunan ve Roma insanı tanrılarının gerçek olduğunu düşünmüş, onlara dua etmiş, hayvan kurban etmiş, iyi talih için şükretmiş ve işler kötü gittiğinde onları suçlamıştı. Bu antik insanların doğruyu bilmediklerini nasıl biliyoruz? Niye hiç kimse Zeus’a inanmıyor artık? Tam olarak şu nedendendir diyemesek de, çoğumuz söz konusu şey bu eski tanrılar olduğunda kendimizin “ateist" olduğumuzu söyleyecek kadar güvenliyizdir (bir “teist” tanrıya(lara) inanan insandır ve bir "ateist” ise bunu yapmayan insandır) (ateist; burada “a” “olmayan” anlamında). Romalılar bir zamanlar ilk ortaya çıkan Hıristiyanların ateist olduğunu çünkü Jüpiter’e veya Neptün’e veya o ahalideki hiçbir tanrıya inanmadıklarını söylediler. Günümüzde ise bu kelimeyi tanrıların hiçbirine inanmayan insanlar için kullanıyoruz.

Aynı sizin gibi ben de kendimin Jüpiter’e veya Poseidon’a veya Thor’a veya Cupid’e veya Snotra’ya veya Mars’a veya Odin’e veya Apollo’ya inanmadığımı düşünüyorum. Osiris gibi antik Mısır tanrılarına inanmıyorum; veya Thoth’a, Nut’a, Anubis’e veya tıpkı İsa veya dünyanın her tarafındaki birçok diğer dinde söylenen tanrılarda olduğu gibi bakireden doğduğu söylenen Anubis’in kardeşi Horus’a inanmıyorum. Hadad’a, Enlil’e, Anu’ya, Dagon’a, Marduk’a veya antik Babil tanrılarının geriye kalan hiçbirine inanmıyorum.

Anyanwu’ya, Mawu'ya, Ngai’ye veya Afrika’nın geriye kalan hiçbir güneş tanrısına inanmıyorum. Bila’ya, Gnowee’ye, Wala'ya, Wuriupranili'ye, Karraur’a veya Avustralya’nın geriye kalan hiçbir aborijin kabile tanrısına da inanmıyorum. Birçok Kelt tanrısının veya tanrıçasının hiçbirine inanmıyorum, örneğin İrlanda güneş tanrıçası Edain’e veya ay tanrısı Elatha’ya. Çin su tanrıçası Mazu’ya veya Fiji köpek balığı tanrısı Dakuwaqa’ya inanmıyorum, ya da Hitit okyanus ejderi olan Illuyanka’ya. Yüzbinlerce gökyüzü tanrısının hiçbirine inanmıyorum, ya da nehir tanrılarına, deniz tanrılarına, güneş tanrılarına, yıldız tanrılarına, ay tanrılarına, hava tanrılarına, ateş tanrılarına, orman tanrılarına... İnanılmayacak ne kadar cok tanrı var!’        

Ve Yahudilerin tanrısı Yahweh’e inanmıyorum. Fakat sizin ona inanıyor olmanız oldukça yüksek ihtimal, tabi bir Yahudi, Hristiyan veya Müslüman olarak büyutüldüyseniz. Bu Yahudi tanrısı Hristiyanlar tarafından benimsendi ve Müslümanlar tarafından da. Hristiyanlık ve İslam antik Yahudi dininin yan kollarıdırlar. Hristiyan İncil'inin ilk kısmı tamamen İbranicedir ve Müslüman kutsal kitabı olan Kuran kısmen Yahudi kutsal metinlerine dayanır. Bu üç din, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam sıklıkla “İbrahimci” dinler adında bir arada gruplanırlar çünkü üçünün de kökenleri efsanevi peygamber İbrahim’e işaret eder, aynı zamanda Yahudi kavminin kurucusu olarak da saygı duyulan kişiye. İbrahim’le sonraki bir bölümde tekrar karşılaşacağız.

Bu üç din de tektanrıcı olarak adlandırılırlar çünkü inananları tek bir tanrıya inandıklarını iddia ederler. “İddia ederler” ifadesini çeşitli nedenlerle kullanıyorum. Günümüzün hakim tanrısı Yahweh (ve bu yüzden ondan bahsederken T harfini büyük yazarak Tanrı diyeceğim) İsraillilerin kabile tanrısı olarak mütevazi bir şekilde yolculuğuna başlamıştı, kabiledekiler onun “seçilmiş insanları” olarak yine onun tarafından gözetildiklerine inanıyorlardı. (Yahweh’e günümüzde dünyanın her tarafında tapınılıyor olması tarihi bir kazaydı, İmparator Konstantin’in ms 312 yılında Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak Hristiyanlığı benimsemesiyle ortaya çıkmıştı.) Komşu kabilelerin de kendi tanrıları vardı ve onlar da tanrılarının yine onlara özel koruma sağladığına inanıyorlardı. Ve İsrailliler her ne kadar kendi kabilesel tanrıları Yahweh’e tapsalar da, rakip kabilelerin tanrılarım da kesinlikle reddetmiyorlardı. Örneğin Kenanlıların doğurganlık tanrısı Baal’i. Sadece kendi tanrıları Yahweh’in daha güçlü olduğunu düşünmüşlerdi (ve ileride göreceğimiz üzere son derece kıskanç olduğunu da düşünmüşlerdi): diğer tanrıların birisiyle oynaşırsanız başınıza tatsız şeyler gelirdi.

Modern İbrahimci dinlerin geri kalanlarının tek tanrıcılıkları da şüphelidir. Örneğin Şeytan (Hristiyanlıkta Satan) denilen şeytani bir “iblise" inanırlar. Diğer başka isimler altında da ondan bahsedilir, örneğin Beelzebub, Belial veya Lucifer gibi. Onu bir tanrı olarak adlandırmayacaklardır, fakat onu tanrısal bazı güçlere sahip olarak görürler ve elindeki şeytani güçlerle Tanrının iyi güçlerine karşı muazzam bir savaş yürütmektedir. Dinler sıklıkla eski dinlerden fikirler miras alırlar. Kötülüğe karşı iyiliğin kozmik savaşı fikri muhtemelen Zerdüştlükten gelir. Persli peygamber Zerdüşt’ün kurduğu bir erken dönem dinidir bu din ve İbrahimci dinleri etkilemiştir. Zerdüştlük iki tajınlı bir dindi, iyi tanrı (Ahura Mazda) şeytani tanrıyla (Angra Mainyu) iyiliği hakim kılmak için kıyasıya savaşıyordu. Günümüzde hala bir miktar Zerdüşt bulunur, özellikle Hindistan’da. Ve yine bu da inanmadığım dinlerden birisi ve muhtemelen siz de inanmıyorsunuz.

Ateistlerin üzerine doğrultulan en garip suçlamalardan birisi (özellikle de ABD’de ve İslami ülkelerde) Şeytana taptıkları iddiasıdır. Elbette ateistler tıpkı iyi tanrılara inanmadıkları gibi kötü tanrılara da inanmazlar. Doğaüstü hiçbir şeye inanmazlar. Sadece dindar insanlar Şeytana inanırlar.

Hristiyanlık diğer başka yönlerden de çok tanrıcılığa yaklaşır. “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” “üç tanesi bir içinde ve bir tanesi üç içinde” olarak tanımlanır. Bunun tam olarak ne anlama geldiği yüzyıllar boyunca tartışıldı, sıklıkla şiddetli bir biçimde. Çok tanrıcılığı tek tanrıcılık içine sığdırmak için geliştirilmiş bir formül gibi gelir bu kulağa. Onu üç tanrıcılık olarak adlandırsalardı bağışlanabilirlerdi.

Hristiyan tarihinde Doğu (Ortodoks) ve Batı (Roma) Katolik Kiliseleri arasındaki ilk ayrım büyük oranda şu soru üzerindeki fikir ayrılığı yüzündendi: Kutsal Ruh, Baba ve Oğul’dan mı yoksa sadece Baha’dan mı "ileri gelmektedir?” (İleri gelmek ifadesi ne anlama geliyorsa işte). Bu gerçekten de ilahiyatçıların zamanlarını üzerinde düşünerek harcadıkları türden bir şeydir.

Ve bir de İsa’nın annesi vardır: Meryem. Roma Katolikleri için Meryem öyle isimlendirilmese de bir tanrıçadır. Onun tanrıça olduğunu reddederler, ama hala ona dua ederler. Onun “lekesiz doğduğunu” düşünürler. Bu ne anlama gelir? Şöyle ki, Katolikler hepimizin “günahla doğduğumuza” inanırlar. Mirınacık bebeklerin bile. Onların günah işlemek için bir parça ufak olduklarını düşünseniz de. Her neyse, Katolikler Meryem’in (İsa gibi) buna bir istisna olduğunu düşünürler. Geriye kalan hepimiz ilk insan olan Adem’in günahını miras almışızdır. Aslında Adem hiçbir zaman var olmadı, o yüzden günah da işleyemezdi. Fakat Katolik ilahiyatçılar bu tip küçük ayrıntılar yüzünden yollarından saptırılamazlar. Katolikler aynı zamanda Meryem öldüğünde, geriye kalanlarımızın aksine cennete bedenen çekilip “yükseltildiğine” inanırlar. Onu “Cennetin Kraliçesi” (ve hatta bazen "Evrenin Kraliçesi”!) olarak resmederler, küçük bir taç kafasının üzerinde salınır.

Tüm bu şeyler onu en az binlerce Hindu ilahı kadar tanrıça yapar görünür (bu ilahlar için Hindu’lar tek bir tanrının sadece farklı versiyonları derler). Eğer Yunanlar, Romalılar ve Vikingler çok tanrıcı sayılıyorlarsa, Roma Katolikleri de öyle sayılmalıdırlar.

Ve Roma Katolikleri azizlere de şahsi olarak dua ederler. Azizler özellikle kutsal görülen ölmüş insanlardır ve bir Papa tarafından “azizlik mertebesine yükseltilmişlerdir.” Papa John Paul yeni aziz atamıştır ve günümüzün papası Francis sadece tek bir günde 813 kişiyi azizliğe terfi etmiştir. Bu azizlerin birçoğunun özel yetenekleri olduğu düşünülür ve bu onları belli amaçlar için veya belli insan grupları için dua edilmeye değer kılar. Aziz Andrew balıkçıların koruyucu azizidir, Aziz Bernward mimarların, Aziz Drogo kahve dükkanı sahiplerinin, Aziz Gummarus oduncuların ve Aziz Lidwina buz kayakçılarının koruyucu azizidir. Eğer tahammül için dua etmeye ihtiyacınız varsa bir Katolik size Aziz Rita Cascia’ya dua etmenizi tavsiye edebilir. Eğer imanınız sağlam değilse Kutsal Haçın Aziz John'unu deneyin. Stres veya ruhsal acı içindeyseniz Aziz Dymphna en iyi yolunuz olabilir. Kanser hastaları Aziz Peregrine’yi denemeye eğilimlidir. Anahtarlarınızı kaybettiyseniz Aziz Anthony sizin adamınızdır. Ardından bir de melekler vardır. Çeşitli rütbelere sahiptirler ve en tepedeki seraph’lardan sizin şahsi koruyucu meleğiniz olan baş meleklere doğru bir rütbe sırasındadırlar. Yine burada da Roma Katolikleri meleklerin tanrı veya yan tanrı olduğunu reddedeceklerdir ve gerçekte azizlere de dua etmediklerini, sadece Tanrıyla kendi haklarında iyi şeyler konuşmalarını istediklerini söyleyeceklerdir. Müslümanlar da meleklere inanırlar. Ve cinlere de.

Meryem’in ve azizlerin ve her rütbeden baş meleklerin tarın, yan tarın veya hiçbirisi olup olmadığı bence çok önemli bir şey değil. Meleklerin yarı tanrı olup olmadıkları üzerine tartışmak, perilerin piksilerle1 aynı olup olmadığını tartışmak gibidir.

1çev.n. Piksi (pixie) Britanya’da Kelt döneminden kalma olduğu düşünülen mitolojik halk inanışına ve bu inanıştaki minik ve uçan peri benzeri yaratıklara verilen isim.

Muhtemelen perilere ve piksilere inanmıyor olsanız da, Yahudilik, Hristiyanlık veya İslam gibi üç İbrahimci dinin birinde büyütülmüş olmanız oldukça yüksek ihtimaldir. Tesadüf eseri ben Hristiyan olarak yetiştirildim. Hristiyan okullarına gittim ve 13 yaşındayken törenle İngiltere Kilisesine kabul edildim. Sonunda 15 yaşındayken Hristiyanlığı bıraktım. Bırakmamın sebeplerinden biri yukarıda anlattıklarımdı. Zaten yaklaşık dokuz yaşındayken bile annem babam Viking olsaydı Odin ile Thor’a sıkı sıkıya inanacağımı çözmüştüm.

Eğer Antik Yunanistan’da doğmuş olsaydım Zeus’a ve Afrodit’e tapacaktım. Eğer modern zamanlarda Pakistan’da veya Mısır’da doğmuş olsam, Hristiyan papazların öğrettiğinin aksine İsa’nın Tanrının Oğlu değil sadece bir peygamber olduğuna inanacaktım. Yahudi ebeveynlerden doğsam, gittiğim Hristiyan okullarının öğrettiği gibi İsa'nın Mesih olduğuna inanmak yerine, uzun zamandır beklenen Mesih’in henüz gelmediğine inanacak ve onun gelişini bekliyor olacaktım. Değişik ülkelerde doğan büyüyen insanlar ebeveynlerini kopyalarlar ve kendi ülkelerindeki tanrıya veya tanrılara inanırlar. Ama bu inançlar birbirlerini yalanlarlar. O yüzden hepsi birden doğru olamazlar.

Eğer içlerinden bir tanesi doğruysa, neden bu doğru olan tesadüf eseri sizin doğmuş olduğunuz ülkenin miras aldığı inanç olmak zorundaydı? Şunun gibi bir şey düşünmek için alaycılıkta çok yetenekli olmanız gerekmez: “Neredeyse tüm çocukların anne babalarının dinini takip etmeleri olağanüstü değil midir; ve tesadüf eseri her zaman onun doğru din olması da?”

Başlıca şikayet konularımdan biri ufak çocukları ebeveynlerinin diniyle etiketlemektir: "Katolik çocuk”, "Protestan çocuk”, “Müslüman çocuk”. Bu tip ifadeleri, bırakın dini görüşlere sahip olmayı, konuşmak için bile çok ufak olan çocuklar için kullanılırken sıklıkla duyabilirsiniz. Bu bana en az “Sosyalist çocuk” veya “Muhafazakar çocuk” demek kadar saçma gelir ve hiç kimse bu ifadeleri kullanmayacaktır. Ayrıca "Ateist çocuklar” hakkında konuşmamız gerektiğini de düşünmem.

Şimdi, inanmayan insanlara verilen birkaç diğer isme gelelim. İsimlendirilmiş hiçbir tanrıya inanmasalar da "ateist" kelimesinden kaçınmayı tercih eden birçok insan bulunur. Bazıları kısaca “Bilmiyorum, bilemeyiz” der. Bu insanlar sıklıkla kendilerini “bilinemezci” (agnostik) olarak adlandırırlar. Bu kelime Charles Darwin’in arkadaşı olan ve “Darwin’in Bulldog’u” olarak bilinen Thomas Henry Huxley tarafından icat edilmişti (ona Bulldog ismini vermişlerdi çünkü Darwin için alenen savaşmıştı ve Darwin bu işi kendisi yapamayacak kadar utangaç, meşgul veya hasta vs. idi).

Kendilerini bilinemezci olarak adlandıran bazı insanlar tanrıların var olma ve olmama ihtimallerinin birbirine eşit olduğunu düşünürler. Bunu çok zayıf bir görüş olarak görürüm ve sanırım Huxley de buna katılırdı. Perilerin var olmadıklarını kanıtlayanlayız ama bu durum onların var olma ve olmama ihtimallerinin 50:50 olduğu anlamına gelmez. Daha mantıklı bilinemezciler kesin olarak bilmediklerini ama herhangi bir türde tanrının var olmasının son derece olasılık dışı olduğunu düşünürler. Diğer bilinemezciler olasılık dışı olmadığını ama bilemediğimizi söyleyebilirler.

İsimlendirilmiş tanrılara inanmayan ama hala “bir tür yüce gücü,” bir “saf ruhu” arzulayan insanlar bulunur. Bu varlık evreni tasarlamış olmasından başka hakkında hiçbir şey bilmediğimiz yaratıcı bir zekadır onlara göre. Şunun gibi bir şey söyleyebilirler: “Peki, Tanrıya inanmıyorum (muhtemelen kastettikleri İbrahimci Tanrıdır) fakat her şeyin bu kadarla kaldığına inanamam. Daha fazla bir şeyler olmalı, bunun ötesinde bir şeyler.”

Bu insanların bazıları kendilerini "panteist” olarak adlandırırlar. Panteistler inandıkları şey konusunda bir miktar muğlaktırlar. “Benim tanrım her şeydir," “Benim tanrım doğadır” veya “Benim tanrım evrendir” gibi şeyler söylerler. Veya “Benim tanrım anlamadığımız her şeyin derin gizemidir” derler. Büyük Albert Einstein “Tanrı” kelimesini neredeyse tamamen bu son anlamda kullanmıştı. Bu tanrı, dualarınızı dinleyen, içinizdeki düşüncelerinizi okuyan ve günahlarınızı bağışlayan (veya cezalandıran) türde tanrıdan çok farklıdır (bu şeylerin hepsi İbrahimci Tanrının yapması beklenen şeylerdir). Einstein bu şeylerin herhangi birini yapan insan suretinde bir tanrıya inanmadığı konusunda oldukça kararlıydı.

Diğer bazıları da kendilerini “deist” olarak adlandırırlar. Deistler tarih boyunca isimlendirilmiş binlerce tanrının hiçbirine inanmazlar. Fakat panteistlerin inandıkları şeyden bir miktar daha net bir şeye inanırlar. Evrenin kanunlarını icat etmiş bir yaratıcı zekaya inanırlar. Bu yaratıcı zeka, zamanın ve uzayın başlangıcında her şeyi harekete geçirmiş ve sonra köşesine çekilmiş ve başka bir şey yapmamıştır: sadece her şeyin saptadığı kanunlara göre gerçekleşmesine izin vermiştir. ABD’nin kurucu babaları arasında olan Thomas Jefferson ve James Madison gibi adamlar deistti. Benim şüphem, on sekizinci yüzyılda değil de Charles Darwin’den sonra yaşamış olsalardı, ateist olacakları yönünde ama elbette bunu kanıtlayamam.

İnsanlar ateist olduklarını söylediklerinde hiç tanrı olmadığını ispatlayabileceklerini kastetmiyorlardır. Kesin konuşmak gerekirse, bir şeyin var olmadığını ispatlamak imkansızdır. Hiç tanrı olmadığını mutlak olarak bilmeyiz, tıpkı hiç peri, piksi, elf, hobgoblin, leprechaun veya pembe tek boynuzlu atlar olmadığını ispatlayamayacağımız gibi; ve tıpkı Noel Baha’nın veya Paskalya Tavşanının veya Diş Perisinin var olmadığını ispatlayamayacağımız gibi. Hayal edebileceğiniz milyarlarca şey vardır ve hiç kimse onların olmadığını ispatlayamaz. Felsefeci Bertrand Russell bu konuyu parlak bir tasvirle ortaya koymuştu. Demişti ki, eğer size güneş etrafında bir yörüngede bir çin demliği dönüyor deseydim, bu iddiamı çürütemezdiniz. Fakat bir şeyi çürütmekte başarısız olmak, ona inanmak için iyi bir sebep sağlamaz. Kesin bir anlamda hepimiz “demlik bilinemezcisi” olmalıyız. Pratikte ise hepimiz ademlikçiyiz. Bir ademlikçi, aperici, apiksici, atekboynuzluatçı ve adüşleyebileceğinizherhangibirşeyci olduğunuzla aynı (teknik olarak bilinemezci) yolla bir ateist olabilirsiniz.

Kesin konuşmak gerekirse, hayal edebileceğimiz ve kimsenin çürütemeyeceği tüm o milyarlarca şey için hepimiz bilinemezci olmalıyız. Fakat onlara inanmayız. Ve birisi inanmak için bir sebep sunmadıkça, bunu yapmakla vaktimizi harcamış oluruz. Thor, Apollo, Ra, Marduk, Mithras ve Dağ tepesindeki Yüce Juju için hepimizin takındığı yaklaşım budur. Bir adım daha ileri gidip aynısını İbrahimci Tanrılar için de düşünemez miyiz?

“Birisi bir sebep sunmadıkça” demiştim. Pekala, şu ya da bu tanrıya inanmalarına sebep olduğunu düşündükleri şeyleri söyleyen çok sayıda insan bulunur.

Veya bir tür isimsiz “yüce güce” veya “yaratıcı zekaya” inanmak için. Öyleyse yapmamız gereken şey bu sebeplere bakmak ve iyi sebepler olup olmadıklarını görmek. Bunların bir kısmını bu kitabın ilerleyen kısımlarında göreceğiz. Özellikle de evrimi tartışan ikinci kısımda.

Bu muazzam konuda şu anda söylemem gereken tek şey evrimin kesin bir gerçek olduğu: bizler şempanzelerin kuzeniyiz, maymunların biraz daha uzaktan kuzeniyiz ve balıkların uzak kuzeniyiz vs.

Birçok insan kutsal kitaplar yüzünden kendi tanrılarına inanır: İncil, Kuran veya kendi kutsal kitabı neyse o. Bu bölüm inancın sebeplerine sizi zaten şüphe duymaya hazırlamış olmalı. Çok fazla farklı inanç vardır. İçinde yetiştirildiğiniz kutsal kitabın doğru olduğunu nasıl biliyorsunuz? Ve tüm diğerleri yanılıyorsa, sizin kutsal kitabınızın da yanlış olmadığını düşünmenize sebep olan şey ne? Bu kitabı okuyanların çoğunluğu batı dünyasında olacağından, yine çoğunuz belli bir kutsal kitapla büyütülmüş olmalısınız: Hristiyanların İncil’iyle. Bir sonraki bölüm İncil hakkında olacak. Yani onu kim yazdı ve söylediklerinin doğru olduğuna herhangi bir insanın inanılması için hangi sebepler var?

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe