Felsefe

 

 

 

Bilginin Sınırlarını Araştırmak

Bertolt Brecht


 

Me-ti, bilginin sınırlarını araştırma konusunda aşırı çaba gösterilmesine karşı çıkmış ve şöyle demişti: Bilgi konusunda çeşitli alanlarda önleyici diye algılanan sınırları, daha sonra genişletmek amacıyla saptamak çok yararlıdır. Gözle büyüğün ve küçüğün ne ölçüde görülebileceğinin bilinmesi ve daha iyi görmeğe olanak sağlayacak araçların bulunması iyidir. Ama filozoflar bilgi üzerine konuştuklarında hem ileri giderler, hem de az yol alırlar. Daha çok ya da azla değil her şey ya da hiçbir şey kavramlarıyla ilgilenirler. Üstad Eh-Fu, şeylerden yararlanılabiliniyorsa, rahatlıkla olası bilgiden de söz edilebileceğini söyler. İnsanoğlu buğday ekebildikten, ay ve güneş tutulmalarının ne zaman olacağını önceden söyleyebildikten sonra, doğanın kavranabileceği olasılığından söz etmek de yerindedir. Daha çok bilmek isteyenler, gerçekte daha az bilmek isterler, çünkü onlar şimdi söylediğimizi bilmek istemiyorlar. Salt sözcüklerle, deneylere başvurmaksızın, davranış açısından sonuçlar doğurabilecek nitelikte bir yargıya varmak istiyorlar. Aslında yalnızca bir sürü sözcüğü sıralıyorlar; bu sıralamada bir tür baskı altında kalıyorlar; yani kullanılan sözcükler anlamını yitirmeksizin ve dizinin belli kurallarının yürürlükte kalması engellenmeksizin, her şeyin bilinebileceğini ya da hiçbir şeyin bilinemeyeceğini dile getiren bir diziye sokmayı amaçlıyorlar sözcükleri. Çoğu kez bütün bunlardan ortaya bir şey çıkmamasını istediklerini açıkça belli ederler. Sözcükleri, ortada bilenemeyen bir takım şeyler kalacak biçimde düzenledikten sonra ise, bunlarla insanların artık ilgilenmemesini sağlamaya kalkışmazlar; aksine bunlara insanların davranışları üzerinde özel bir etki tanırlar. Alabildiğine kuşkucu görünürler her konuda ve yanıltılamaz, ya da kendi kendilerine yanılsamalara saplanmayan kimseler gibi davranırlar; ama sonuçta körü körüne inanılabilecek bir tanrının ya da ruhun varlığını kabullenmekten de çekinmezler. Dıştan gelen tanrısal etki diye bir şey olmadığı, çünkü böyle bir etkinin bilgi yoluyla kavranamayacağı yolundaki gerçek kuşkucuların savını ter dökerek, tüm bilimselliklerini kullanarak çürütmeğe çalışırlar. Şunu ileri sürerler: İnsan bilemedikten sonra, tanrılardan bilinebilir olmaları nasıl beklenir? İnsanların davranışlarını bu düşün­celerle felce uğratmadıklarını savlarlar; insanlardan gerçekten bilemeseler bile davranışta bulunmalarını isterler ve yukardan bakan bir tutumla onların zaten sürekli bir takım davranışlarda bulunduklarına dikkati çekerler. Burunlarını bükerek, davranış için, insanların tüm davranışları için bu yetersiz, yarı yarıya kör bilmenin tümüyle yeteceğini söylerler. Bu kadar bilmenin neye yetmeyeceğini ise söylemezler doğal olarak.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült