Bilgi Sahibi Kişi

Hanri Benazus


Bilgi sahibi kişi; düşünen ve düşünebilen kişi, ne yaşamdan, ne de ölümden korkar. Çünkü korkunun hamurunda bilgisizlik ve onun getirdiği dengeli bir düşünceye sahip olmama hali yatar. Bir insan dünyadaki tüm kitapları okuyabilir. Dünyanın en iyi eğitmenlerinden dersler alabilir. Tüm bunlar, bilgilenme yolunda ve düşünceye geçişte çok büyük bir birikimdir. Ancak, tüm bu bilgiler, yaşam boyu geçirilen deneyimlerle güçlendirilip pekiştirilmedikçe üretecekleri düşünsel yapıtlar hep bozbulanık kalacaktır. Düşüncelerimizin sınırsızlığı o bilgilerin deneyim potalarımızda eritildiklerinden sonra göstereceğimiz tepkilerde yatar.

Alacağımız bilgiler o kadar gerçekçi ve güçlü olmalıdır ki, yaşamın temelini oluşturabilsinler. İşte o zaman bu temelin üzerine inancınızı kurabilirsiniz. Çünkü burada inanç; artık mantıksız, kuşkucu ve zorla kabul ettirilmiş değil, güçlü ve kişilikli bir portre çizer.

İnsanın düşüncesi kimi zaman bilmedikleri, öğrenmedikleri ve hatta bilimin de çözemediği şeyler üzerine kendini odaklar. Nerede insanı ilgilendiren bir şey varsa, düşünce, bilinsin bilinmesin, çözümlenmiş olsun ya da olmasın; kesinlikle o yöne kayacak ve yorum üretecektir. Burada dikkati çeken en önemli nokta, düşüncenin sınırsızlığıdır.

Yalnız bilinenle, yalnız öğretilen ile sınırlı bir düşünce biçimi varoluş gerekçemize ters düşer. Zaman zaman bilgilerimizi aşan şeyler için varsayım yolu ve hatta düşgücü başlı başına bir düşünce üretim türüdür. Bu, bir yerde insanın bildiğini zannettiği şeyleri bilmediğini anlama noktasına gelişidir de.

Bugünkü bilimi güçlü kılan, kişinin sınır tanımaz düşünce ataklığıdır. Varsayımlar, teoriler, hayaller gün gelmiş gerçek bilime geçişte düşünce yolu ile en önemli köprüleri oluşturmuşlardır.

İnsan, tarih boyu düşünce ve araştırma yoluyla kendisinin de bir parçası olduğu ve içinden geldiği doğaya ve dünyaya sahip olmada yararlanacağı bilgileri bulmak peşinde koştu. Ancak, bir noktadan sonra bulduklarının da etkisi sonucu ele geçirdiği güçle maddeye ve tekniğe koyduğu ağırlık sayesinde bu kez de kendi yaşamını ipotek altına koydu. Derin ve huzur veren duyguları algılama yeteneğini ve bunların getirdiği sevinç, sevgi, mutluluk ve moral; yaşamın tüm vazgeçilmezlerinin hepsini yok etti. Yarattığı makine ve oluşturduğu güç; düşünme biçimini bile saptayan tek gerçek haline geldi. Yani, insanın kendi eliyle yarattığı put gün geldi, kendisine cezalandırıcı oldu.

Her geçen gün giderek artan ölçüde hep başkaları tarafından yönlendirilen ve yönetilen bir kitle uygarlığı haline geliyoruz. Belki farklı yönlerde, fakat hep aynı düzenlilikte. Ama gönüllü, ama korku içinde hep koşturup duruyoruz.

İşin acı yanı çoğumuz bunların hiç mi hiç farkında bile değiliz. Olduğu gibiliğinin kabullenilmesinin ve kolaylığının rahatlığında yuvarlanıp gidiyoruz.

Evet, iyi ve rahat bir yaşam türü herkesin en doğal hakkıdır. Ancak, hep ayaklar altında ezilen, ufalanan, çelmelenen bir kişilikle değil.

Bu gidişle, toplumu biçimlendiren hep rahatlık, hep güç, hep zenginlik oldukça bu tutku peşinde kendimizi esirleştirmek bile bize doğal gelecektir. Oldum olası, toplum, hep gücün ve güçlünün denetimindedir. Bunlar, hep kişileri yaratmak ve oldurmak iddiası ile ortaya çıkarlar ve durmadan zayıfı ezerek yola devam ederler.

Dünya şu anda geçmişini bilmeyen, geleceğe saygısı olmayan; yıktıklarının ve yok ettiklerinin ne olduğunu bile anlamayan bir yığın sözde «Güç»lü kişilerle doludur. Herkes hep «Daha»ların peşindedir. Daha fazla güç, daha fazla saygınlık, daha fazla zenginlik gibi. Bu, artık bir amaç değil bir tutku’dur.

Çevremizi göremiyoruz; insanlığımızı yaşayamıyoruz, çocuğumuzun yüzündeki gülümsemeyi farketmiyoruz, komşumuzun aç yavrusunun haykırışlarını işitmiyoruz. Aklımız, düşüncemiz hep bunları mı üretmek durumunda kalacak?

Diğer yüzümüz bu kadar mı karanlık, gözlerimiz bu kadar mı kör bakıyor? Moral değerlerden yoksun sevgisiz bir dünya, yapay ve değersiz bir dünyadır.

Bilgi ve bilim «Güç Arama» ve bu güçle «Baskı Ortamı Yaratma» için kullanılmadıkça, idealler dünyasının kurulmasına yardımcı olur. Bilimsel gelişme hiçbir zaman yeni «Güç»ler edinip «Güçlülük» gösterileri yapmak için değil; gerçeklerin varlığını kanıtlanmak ve doğa ile uyumlarının eşdeğer kanıtlanmasıdır.

Oysa, hepimiz hep «Daha»\arın peşindeyiz. Çoğu zaman da bu «Daha»lar bir fiziksel ihtiyaçtan çok bir tutkuya dönüşmüştür. Çevre ise, bu tutkuyu güç olarak kullanmaya zaten hazırdır. Sağımızda solumuzda «Daha» çok dalkavuk, «Daha» çok «Aman Efendim»ci. Ardından bunları izleyen «Daha» kalın banka cüzdanları, «Daha» gösterişli evler, «Daha» lüks giyimler sıraya girmiş bekliyorlardı. Bedeli ikiyüzlülük dolu bir göstermelikten ileri gitmeyen bu tutkunun yaldızı o kadar çabuk dökülür ki.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe