Benlik Saygısı

Sufi İnayet Han


Diğer bir deyişle öz saygısı diye adlandırılabilecek haysiyete itibar etme kişilik sanatını dikkate alırken atlanacak bir konu değildir. Fakat bunun ne olduğu ve bu prensibin nasıl uygulanabileceği sorusu, kişi için değerli olan bu haysiyeti korumak için kişinin doğasından her çeşit gamsızlığı ve hoppalık eğilimini atması gerektiği şeklinde yanıtlanabilir. Buna aldırmayan kişinin buna zahmet etmesi gerekmez; bu sadece öz saygısında değerli bir şeyler görenler içindir. Öz saygısı olan kişiyi, gücüne, pozisyonuna, mal varlığına, mevkisine bakılmaksızın, başkaları da sayar. Yaşamda her pozisyonda ve durumda bu kişi saygı telkin eder.

Burada bir soru ortaya çıkıyor: o zaman gamsızlığın yaşamda bir yeri var mı, yoksa bu yaşamda hiç gerekli değil mi?

Hepsi gerekli, fakat hepsinin zamanı var. Haysiyet surat asmak değildir; saygı kaş çatmak değildir. Kişi kaş çatarak ya da kasılarak onur kazanmaz.

Haysiyet üzgün ya da sıkıntılı olmak değildir. Bu sadece kişinin faaliyetlerini uygun zamanlarına göre ayırmasıdır. Kahkahanın da zamanı vardır, ciddiyetin de zamanı vardır. Sürekli gülen birinin kahkahası gücünü kaybeder. Sürekli gamsız olan biri toplumda gerekli olan ağırlığa sahip olamaz. Ayrıca, gamsızlık, o niyette olmasa da, çoğunlukla başkalarını gücendirir. Kendisine saygısı olmayanın başkalarına da saygısı olmaz. Kişi o an için toplumsal kurallara uygun tavırlara aldırmadığını ve ifade ve duygusunda özgür olduğunu düşünebilir, fakat bunun onu rüzgarla havada oraya buraya giden bir kağıt parçası kadar hafif kıldığını bilmez.

Yaşam bir deniz gibidir ve kişi bu denizde ne kadar ileriye yolculuk ederse o kadar ağır bir gemiye ihtiyaç duyar. Onun için bu yaşam denizinde bilge bir adamın bir yaşam oluşturması için kişiliğine denge sağlayan gerekli olan belli bir miktar ağırlık vardır. Bu ağırlığı bilgelik verir; ağırlığın olmaması aptallığın işaretidir. Suyla dolu testi ağırdır. Testiyi hafif kılan içinde suyun olmamasıdır, tıpkı bilgeliği olmayan birinin gamsız olması gibi. insan kişilik sanatını ne kadar çok inceleyip anlarsa, yaradılışın amacına doğru ilerleyenin karakterin yüceltilmesi olduğunu o kadar anlar. Tüm farklı erdemler, güzel tavırlar ve güzel nitelikler bütün bunlar karakterin asaletinin sonucudur. Fakat karakterin asaleti nedir? Bu geniş bir görüştür.

Soru: Mevkiinin itibarına bazen sevecen dürtüler engel olur mu?

Yanıt: Kişinin görevdeyken görevini izlemesi daha iyidir. Mesela bir yargıç yargıç koltuğunda oturur ve ayakta duramayacak kadar zayıf başka biri de karşısında dururken yargıç kendi koltuğunu vermeden bir sandalyenin getirilmesini isteyecek kadar sevecen olabilir; böyle yapınca görevini doğru bir şekilde yerine getirmez. Mahkemenin dışındayken sevecenliğini gösterebilir.

Soru: Bazen insanların ilk karşılaşmalarında içgüdüsel olarak nasıl birbirlerinden uzaklaştıklarını ve sonra nasıl arkadaş olduklarını anlatabilir misiniz?

Yanıt: Bu sık olmaz, bazen olur. Çünkü gerçekte birbirleriyle arkadaş olanlar ilk görüşte arkadaş olurlar. İlk izlenim sürekli bir izlenimdir ve gittikçe artar. Fakat eğer kişi bazen uzaklaştırıcı bir etkisi olan bir şeyi altedebilirse buna daha kolay dayanabilmesi mümkündür; o zaman kişi o insanda daha ilginç bir şey bulur, o zaman arkadaş olurlar. Bu sadece bir alışma meselesidir. Bu titreşimlere alışmadığı için dayanamayan biri hoşgörü ve tahammülle alışır; o zaman bu zayıflığı fetheder. Bu zehre alışmak gibidir.

Soru: "Kadına dedi ki, 'Senin üzüntünü ve doğurganlığını arttıracağım; üzüntü içinde çocuklar doğuracaksın." Ve Adem’e dedi ki, "Yüzünün teriyle ekmek yiyeceksin. Fakat tüm çağlarda, birkaç imtiyazlı kadın hariç, kadınlar ekmeklerini kazanmak için ter içinde çalışmak zorunda kaldılar; bunun için iki kat yük taşımaları gerekti. Bu adaletsizlik değil mi?

Yanıt: Tek bir adaletsizlik yok, sayısız adaletsizlik var. Yalnız bu uzun' zaman önce söylenmiş; şimdi farklı söylenirdi. Bu sadece kadınların ve erkeğin daha önceki görevlerini gösteriyor. Bu çağımıza mahsus değil. [1]

Soru: Haysiyet kazanmanın en hızlı yolu nedir? Haysiyet kazanmaya çalışarak mı, haysiyet kazandıracak gerçeği arayarak mı; yoksa haysiyet ve gerçek arayışı aynı şey mi?

Yanıt: Düşünmeyi öğrenerek kişi kendi doğasında haysiyet geliştirir. insan ne kadar düşünceli olursa o kadar haysiyetli olur, çünkü haysiyet düşüncelilikten doğar. Gücendiren biri gamsızdır; ve gamsız olan aptaldır. Kişi akıllı ve aynı zamanda gamsız görünebilir; fakat dünyevi akıllılıktan ötesine geçemez ve bu akıllılık demir bir zincir gibi ayaklarına düşer. Sa'adi'nin dediği gibi, 'Akıllılığını, o kadar çok bana karşı hareket ediyorsun ki.'

Soru: Bazen egoist biri çok vakurdur.

Yanıt: Gerçek haysiyet her zaman bilinçsizdir. Bu düşünceliliğin doğal bir neticesidir. Bir insan haysiyet sahibi olabilir ve aynı zamanda egoist de olabilir. Henüz egonun üstüne yükselmemiştir, çünkü egoyu fethetmek son kerte zordur. Egoizm sevgi eksikliğine neden olur; sevgi her şeyden öncedir.

Soru: Sevgi nedir ve kişi nasıl sevgi dolu olabilir?

Yanıt: Sevginin ne olduğunu ve kişinin nasıl sevgi dolu olabileceğini söylemek zor. Bu, kişinin insanların peşinden koşup onlara sarılıp onlarla tatlı tatlı konuşması gerektiği midir? "insan sevgi dolu olduğunu nasıl gösterebilir, zira herkes sevgisini farklı bir şekilde ifade eder. Belki yüreğinde sevgi gizli olan biri vardır; bu sevgisi tezahür etmez. Başka birinin sevgisi sözleriyle, edimleriyle ortaya çıkar. Belki başka birinin sevgisi buhar gibi yükselir ve tüm atmosferi doldurur. Bir başkasının sevgisi taştaki kıvılcım gibidir: taş dışardan soğuktur, içinde bir kıvılcım vardır. Bunun için kimin sevgisinin olduğunu, kimin olmadığını yargılamak herkesin gücü dahilinde değildir. Bu çok zordur.

Örneğin, fişekten yükselen bir ateşe benzeyen sevgi 'Ben sevgiyim!' diye bağırır ve yanar ve sönüp gider. Çakıl taşında da asla tezahür etmeyen bir' ateş vardır. Çakıltaşı tutulduğu zaman çok soğuktur; fakat aynı zamanda orada ateş de vardır, bir kez ona ulaştığınız zaman, oradadır işte. Ve ne kadar çok insan varsa, (sevginin de) o kadar farklı nitelikleri vardır. Şu ya da bu kişinin sevgisi yargılanamaz, çünkü her insanın sevgiyi ifade etme tarzı farklıdır.

Örneğin, başka dinlerin izdeşçilerine sorduğumuz zaman, muhaliflerinin dinine karşı bin türlü şey söylerler. Sadece dinleri hakkında değil, peygamberleri hakkında da. Belki milyonlarca insanın peygamberi olan bu kişinin kusurlarını bulmaları sadece başka bir dinden olmalarından değildir; bir insan kolayca onda kusur bulabilir ve kusur bulmasının da pekala bir nedeni olabilir. Bu nedenle, yeryüzüne her açıdan mükemmel denilecek bir insan asla gelmemiştir.


[1] Yaradılış 111.17-19.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe