Aşk İçin Ölmeli

Mevlana


Bir aşığın, sevgilisine ettiği hizmetleri, ona gösterdiği vefayı, uzun gecelerde,”yanının yatak görmediğini”, uzun günlerdeki azıksızlığını, susuzluğunu anlatıp bundan fazla bir şey yapamıyorum, başka bir hizmet varsa göster; ne buyurursan yapayım, hatta, selam olsun, Halil gibi ateşe atılayım; selam olsun, Yunus gibi kendimi deniz canavarının ağzına atayım; yetmiş kere öldürülmem gerekirse, selam olsun, Circis gibi öldürüleyim; ağlamaktan kör olmam gerekse, selam olsun, Şuayb gibi kör olayım demesi... Peygamberlerin vefalarını, canlarıyla oynamalarını saymaya imkan yok ya; hepsini sayıp dökmesi; sevgilisinin de ona cevap vermesi Aşığın biri, sevgilisine hizmetlerini, yaptıklarını sayıp döküyor;

Senin için şunu yaptım, bunu yaptım; bu savaş meydanında oklar, kılıçlar yedim diyordu.

Mal gitti diyordu, güç kuvvet gitti, adsan gitti; aşkında nice muratsızlıklara uğradım.

Hiçbir sabah, beni uykuda bulmadı, güler görmedi; hiçbir akşamım, düzgün bir halde bulmadı beni.

Ne acılar tattıysa, ne dertler çektiyse, bir bir, uzun uzadıya sayıp döküyordu.

Bunları da, onu minnet altına almak için söylemiyordu; ancak sevgisinin doğruluğuna yüzlerce tanık getiriyordu.

Akıllı ara bir işaret yeter ama aşıklardaki o susuzluk nasıl geçer gider ki?

Aşık, usanmadan sözünü tekrarlar durur; balık, bir işaretle arı duru suyu yeter bulur mu hiç? aşık da o eski derdi anlatırken yüzlerce söz söylüyor, sonra da şikayetten geliyor da bir söz bile söylemedim ki diyordu.

Bir ateş içindeydi, ama ne biçim ateşti o ateş, bilmiyordu ki. Ama o ateşin hararetiyle mum gibi ağlamaktaydı.

Sevgili, evet dedi; bütün bunları yaptın; ama kulağını aç da iyi dinle.

Aşkın, sevginin temelinin temeli neyse onu yapmadın; bütün bu yaptıkların, parça buçuklar. Aşık sordu da temel bildiğin nedir dedi. Sevgili, aşkın temeli dedi, ölmektik, yokluktur.

Bütün bu yaptıklarında dirilik gösterdin; haydi, canıyla oynayan bir aşıksan öl bakalım.

Aşık, o solukta uzanıp yattı, can veriverdi; gül gibi başıyla oynadı, sevinerek, gülerek geçti gitti.

Gülüşe arifin, zahmet nedir, bilmeyen canı gibi, aklı gibi, ebedi olarak onda kaldı.

Ay’ın ışığı, her iyiye, her kötüye vurur, ama hiçbir vakit kirlenir mi?

Işık, gene tertemiz bir halde Ay’a döner, gider; aklın, canın ışığının Tanrı katına verdiği gibi hani.

Ay ışığı, yoldaki pisliklere vursa da o temizlik, onun daimi vasfıdır.

Yoldaki pisliklerden, bulaşıklardan hiç kirlenmez o ışık.

Güneşin ışığı,”Geri dön” buyruğunu işitir de tezce kendi aslına döner.

Ne kühanlardan bir ayıp kalır onda, ne gül bahçelerinden bir renk.

Göz ışığı da, ışığı görmüş kişi de döner gider; ovayla çöl, onun sevdasıyla kalakalır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe