Aristo: En Önemlisi İnsanın Kendini Gerçekleştirmesidir

Jörg Zittlau


Aristoteles Makedonya’da dünyaya gelir. Babası kraliyetin emrinde çalışan bir hekimdir. Aristoteles 17 yaşındayken Platon’un Akademi’sini ziyaret eder ve burada önce öğrenci, sonraysa öğretmen olarak 20 yıl geçirir. Platon’un ölümünden sonra Küçük Asya’da bir tiranın yanında “evlere ve saraya hizmet veren düşünür” olarak ekmeğini kazanırken, tiranın evlatlığı Pythias’la tanışıp hemen akabinde onunla evlenir. Bunun ardından Makedonya kralının asi oğlu İskender’e eğitim vermek için Makedonya’ya gider. İskender nihayet adının önüne “Büyük” unvanını almak üzere Makedonya’yı terk ettiğinde, Aristoteles de kendi okulunu kurmak için Atina’ya yollanır. Bu okulun adı Lykeion’dur. Okulun namı kısa sürede Platon’un

Akademi’sini aşar, ancak İskender İran’da öldüğünde Aristoteles Makedon işbirlikçi olmakla suçlanır. Eldeki kanıtlar elbette yeterli olmadığından bir zamanlar Sokrates’e yapıldığı gibi tanrılara dil uzatmakla suçlanır bu kez. Ünlü öncülünden farklı olarak Aristoteles kaçmayı uygun görür; zira şehitlik ve münzevilik gibi geleneksel filozof erdemlerinin onun için anlamı yoktur, daha çok rahat bir yaşamı ve leziz yemekleri tercih ediyordur: “Mutluluk için önemli noktalardan biri de dünyevi nimetlerden belli ölçülerde faydalanmaktır.” Düşünce içinde kaybolmuş bir filozof değil, gerçekçi bir dünya insanı! Aristoteles 63 yaşında mide rahatsızlığı yüzünde hayata gözlerini yumar.

Dostları

Aristoteles ilişki kurulması nispeten zor bir insan olsa, öte yandan dünya tarihinin ilk profesörlerinden biri olsa da insanları da kazanmasını bilir. Kurduğu okul birkaç yıl içinde Platon’unkinden daha çok sevilir hale gelir; Atina’yı terk etmek zorunda kalmasının sebebi de kent halkını kışkırtmış olması değil, İskender’in ölümüyle beraber Aristoteles’in de nefret edilen Makedonlardan biri olduğunun insanların hatırlarına gelmesidir.

Hasımları

Aristoteles, Platon’a büyük saygı duysa da onu en çok eleştirenlerden biridir aslında. Özellikle ustasının metafizik spekülasyonlarına itiraz etmeden duramaz, hatta getirdiği eleştirilerin dozu öylesine artar ki, yaşlı Platon sonunda şöyle der: “Aristoteles bana, öz analarını çiftleyen taylar misali davrandı.” Aristoteles’in kendisi, başarılı bir okulun kurucusu olarak sonradan ağır ithamlara hedef olacak, ancak bunları son derece rahat bir tavırla karşılayacaktı: “Burada olmadığımda beni kırbaçlamalarında hiçbir sakınca yok.”

Kadınlar

Aristoteles filozofların yaşaması gereken münzevi hayatına inanmaz. İki kez evlenir: Önce Phytias’la, onun ölümünün ardındansa genç hizmetlisi Herpyllis ile. Bu ikinci evliliği şaşırtıcıdır, zira filozof bütün yazılarında, “tenasül sırasında fütursuzca davranabilen” genç kadınlarla yapılacak evliliklerden imtina edilmesini salık verir. Bunun dışında kadın ile erkek arasındaki ilişkiyi doğanın bir gerekliliği olarak görür: “Birbirleri olmadan yaşayamayan varlıkların birbirine bağlanması gereklidir.”

Sistemi

Aristoteles felsefi eserlerinin yanı sıra birçok doğabilimi kitabı yazmıştır; bunlar, bugünkü bakış açımızla bakıldığında elbette pek doğru bilgiler içermez. Örneğin kekliklerin sadece insan ya da fare nefesini soluyup kum yalayarak üredikleri tahmini gibi. Kalıcı olan ise Aristotelesçi entelektin felsefesidir. Buna göre varolan her şey sahip olduğu bütün içkin olanaklarını ortaya çıkarmaya uğraşır, dolayısıyla dünya da giderek kendini tam manasıyla gerçekleştirmeye ve mükemmelliğe adım adım yaklaşır. İnsanlar için bunun anlamı [şudur]: İnsan da kendini gerçekleştirmeli, yani özü itibariyle olduğu şey haline dönüşmelidir. Geriye sadece bu özün ne olduğu sorusu kalıyor. Aristoteles’e göre bu Logos, yani mantık ve anlayıştır. İnsanın varlık sebebi Aristoteles’e göre dünyaya hakim olmak değil, onu anlamaktır. Nitekim insanın gündelik eylemlerini de bu düstur belirlemelidir. Aristoteles için insan davranışı, ancak kör tutkular tarafından değil, gören Logos tarafından yönetildiği takdirde ahlaki açıdan mükemmeldir. İnsanın kendi kendini yok etmemesinin yegane teminatı buydu.

Aristoteles’in Numarası

Aristoteles’i bu kadar inandırıcı kılan aslında onun en önemli numarasıdır. Kendini gerçekleştirme meselesi. Bu konu, deneyimler yaşama merakının ya da “ben yanan bir çalıyım” seminerlerinin geçerli olduğu günümüzde, Antik Yunan’da olduğundan çok daha güncel bir konudur; çünkü Aristoteles bu düsturuyla insanı ilke olarak iyi bir varlık kabul eder, aksi halde bu varlığın kendini ortaya çıkarmaya çalışmasının bir anlamı olmazdı. Üstelik insan böyle şeyleri duymaktan da hoşlanır. Yoksa sonunda bir canavar ya da son derece sıkıcı vasat biri olduğu ortaya çıkacak bir yolculuk için kim 3000 euro ödeyip Toskana’ya gitmek ister ki?

Peki Ama Aristoteles Bugün Ne İşimize Yarayacak?

Yunan düşünürün Batı ülkeleri için son derece büyük önemi vardır; tüm ortaçağ onun gölgesinde kalır. Bunun sebeplerinden biri de Aristoteles’in nihai olarak mükemmeliyete erişme çabasını tanrısal olana ulaşma uğraşıyla koşut gördüğü için. Son ilaveyi çıkaracak olursak, bu anlayıştan günümüzde de faydalı olacak bir şeyler çıkarabiliriz: Hayatımızın ancak içimizde mümkün olan her şeyi bulup ortaya çıkarmaya çalışmamızla mutlu ve kendini gerçekleştirmiş sayılabileceği. Bu yolda başarılı olalım ya da olmayalım; çünkü mükemmel olmaya dair salt çabalarımızla bile yüksek bir mükemmellik derecesine kavuşuruz aslında. Bir daha aklınıza “Ben bunu zaten başaramam,” dediğinizde bunu düşünün.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe