Ahlaki Eğitim

Immanuel Kant
 

*Maksim: (Kant'ta) Tek kişinin, kendi istenç ve eylemlerini belirlemek üzere koyduğu ahlak ilkesi; genel geçer olan nesnel ahlak yasasının karşısında, öznel -> ilke.

74. Ahlaki eğitim disiplin üzerine değil, maksimler üzerine oturtulmalı; biri kötü alışkanlıktan alıkoyar, diğeri zihni eğitir ve düşünmeye hazırlar. O halde burada anlamamız gereken şudur: Çocuk kendisini her daim değişen davranış saiklerinden hareketle değil de "maksim"lIerle uyum içerisinde davranmaya alıştırmalıdır. Talim terbiye ile gücü yıllar içerisinde azalan belli alışkanlıklar oluştururuz. Çocuk makuUüğünü [ve doğruluğunu] kendi kendisine anlayabileceği "maksim'lere uygun biçimde hareket etmesini öğrenmelidir. Bu ilkenin küçük çocuklara tatbikinde bazı güçlüklerin olduğu ve ahlaki terbiyenin ebeveynler ve öğretmenler bakımından büyük bir kavrayış ve anlayış gücü talep ettiği kolaylıkla anlaşılabilir.

Sözgelimi bir çocuğun yalan söylediğini varsayalım, çocuk bu durumda hemen cezalandırılmamalı, fakat aşağılama ve küçümsemeyle karşılanmalıdır ve eğer yalan söylerse gelecekte kimsenin kendisine inanmayacağı vs. söylenmelidir. Eğer bir çocuk kötü davranışlarından ötürü cezalandırılır, iyiliğinden ötürü ödüllendirilirse bu durumda o sadece ödül için doğru davranacaktır ve hayata atılıp da iyiliğin her zaman ödüUendirilmediğini, kötülüğün de cezalandırılmadığını gördüğünde sadece hayatta nasıl muvaffak olabileceğini düşünen ve hangisini kendi yararına görürse buna göre doğru ya da yanlış davranan bir insan olacaktır.

75. "Maksimler" insanda kendiliğinden kökleşmelidir.1 Ahlaki eğitimle erken yaşlarda çocukta neyin doğru neyin yanlış olduğu hususundaki fikirleri yerleştirmeye çalışmalıyız. Eğer ahlakı tesis etmeyi istiyorsak, cezayı kaldırmalıyız [orada cezaya yer olmamalıdır]. Ahlak o kadar yüce, o kadar kutsaldır ki onu disiplin ile aynı konuma yerleştirerek tereddiye uğratmamalıyız. Ahlaki eğitimdeki ilk çaba [peşine düşülecek ilk amaç] şahsiyetin teşekkülüdür. Şahsiyet "maksimler"e uygun davranmadaki hazırlığa, bu yöndeki istekliliğe dayanır. İlk başta bu, okul "maksimler"i, daha sonra insanlığın "maksimler"idir. Başlangıçta çocuk kurallara itaat eder. "Maksimler" aynı zamanda kurallardır, fakat öznel kurallardır ve insanın öz idrakinden kaynaklanırlar. Hiçbir okul kur ah ihlalinin cezasız kalmasına izin verilmemelidir, her ne kadar her zaman cezanın ihlale karşılık [ya da uygun] gelmesi gerekmiyorsa da.

1 [: Yani başka bir hüviyetle değil, maksimler olarak.]

76. Eğer çocukların kişiliklerini oluşturmak istiyorsak, bu noktada en büyük önemi haiz olan onlara her şeyde belli bir planı ve belli kuralları göstermektir ve bunlara sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır. Sözgelimi uyuyacakları, çalışacakları ve eğlenecekleri zamanlar belirlenmeli ve bunlar ne kısaltılmalı ne uzatılmalıdır. Çocukların önemsiz konulan kendilerinin seçmesine izin verilebilir, fakat bunlar bir kez kural haline geldiler mi bundan böyle her zaman onları takip etmeleri gerekir. Mamafih çocuklarda bir yurttaş kişiliği değil, bir çocuk kişiliği oluşturmalıyız.

Yol yordam tanımayan yöntemsiz insanlara güvenilmemelidir, böylelerini anlamak ve onlara ne kadar güveneceğimizi kestirmek güçtür. Her zaman kurallara göre hareket eden insanları sözgelimi her şeyi saatle yapan, işlerinin her biri için belirli bir saati olan insanları çoğu kez ayıpladığımız doğrudur, fakat çoğunlukla onları sebepsiz yere ayıplarız, çünkü böyle bir dakikliğin, her ne kadar lüzumsuz ayrıntılar üzerinde ısrarla durma [bilgiçlik taslama] gibi görünse de, kişiliğin oluşumundaki katkısı çok büyüktür.

77. Her şeyden evvel itaat bir çocuğun, bilhassa okula giden erkek veya kız çocuğunun kişiliğinin teşekkülünde temel bir özelliktir, itaat efendinin buyruklarına mutlak itaat, ve iyi ve makul irade olarak hissettiği şeye itaat olmak üzere iki türdür, itaat bir zorlama sonucu olabilir, bu durumda mutlaktır ya da itimattan kaynaklanabilir, bu durumda ise ikinci türden bir itaat söz konusudur. Bu ihtiyari iradi itaat çok önemlidir, fakat birincisi de çok lüzumludur, çünkü çocuğu daha sonra bir yurttaş olarak beğenmese bile itaat etmek zorunda kalacağı yasaların gereğini yerine getirmeye hazırlar.

78. Şu halde çocuklar belli bir zorunluluk yasasına itaat etmelidir. Ne var ki bu yasa genel bir yasa özellikle okullarda sürekli olarak göz önünde bulundurulması gereken bir kural olmalıdır. Öğretmen bir çocuğa diğerlerinden daha fazla düşkünlük göstermemeli yahut diğerlerine nazaran onu daha fazla tercih etmemelidir; çünkü böyle bir durumda bundan yasanın genelliği zarar görecektir. Bir çocuk diğer çocukların kendisiyle aynı kurallara tabi olmadığım fark eder etmez, derhal inatçı ve itaatsiz hale gelecektir.

79. Çoğu kez çocukların önüne her şeyi o şekilde koymalıyız ki her ne ise onu istekle yapsınlar denildiğini işitiriz. Bazı durumlarda bunun işe yaradığı doğrudur, fakat birçok şey de vardır ki bunu onların önüne bir ödev vazife olarak koymamız gerekir. Ve bütün hayatları boyunca bunun onlara büyük yararı dokunacaktır. Devlete yaptığımız [vergi, harç vs.] ödemelerinde, de-letin bizden talep ettiği işlerde ve birçok başka durumlarda isteyerek, hoşnutlukla değil, fakat ödev-görev duygusuyla hareket etmemiz gerekir. Çocuk bir ödevin sebebi vücudunu anlayamasa dahi, bazı şeylerin ona bu şekilde buyurulması daha iyidir; çünkü çocuk her şeye rağmen, bir insan olarak belli vazifelerinin olduğunu anlayamasa bile, bir çocuk olarak belli vazifelerinin olduğunu her zaman anlayabilir. Eğer bir insan olarak belli vazifelerinin olduğunu da anlayabilseydi ki bu ancak zamanla mümkün olabilecektir itaati daha da tam ve kusursuz olurdu.

80. Çocukta bir emre her karşı gelme bir itaat eksikliğidir ve bu beraberinde cezayı getirir. Keza bir emre dikkatsizlik nedeniyle karşı gelinirse, ceza yine gereklidir. Bu ceza ya maddi ya da manevidir.

Çocuğun onurlandırılma ve sevilme arzusunu kırıcı-kısıtlayıcı bir şey yaptığımızda [cezalandırma] manevidir; sözgelimi soğuk ve mesafeli bir şekilde davranarak çocuğu aşağıladığımız durumda olduğu gibi. Bununla beraber çocukların bu arzusu mümkün olduğu kadar eğitilmelidir. Bu yüzden bu cezalandırma biçimi en iyisidir, çünkü ahlaki eğitimi destekler sözgelimi bir çocuk bir yalan söylese tahkir ifadesiyle dolu bir bakış ceza olarak yeterlidir ve bu en uygun türden bir cezadır.

Maddi-fiziki cezalandırma ya çocuğun isteklerini reddetme ya da ona acı vermeye dayanır. Birincisi manevi cezaya yalandır ve menfi türdendir. İkincisi, ortaya çıkan netice bir indoles servilis[1] olmaması için, dikkatli biçimde kullanılmalıdır. Çocuklara ödül vermenin faydası yoktur, bu onları bencil yapar ve bir indoles mercenariaya[2] sebebiyet verir.

81. Ayrıca itaat ya çocuğun ya gencin itaatidir. İtaatsizlik her zaman cezalandırılır.[3] Bu ya gerçek anlamda doğal bir cezadır, ki sözgelimi bir çocuğun aşın yemekten hasta olması gibi, insanın kendi davranışının neticesidir[4] ve insan sadece çocukluğunda değil, bütün hayati boyunca onunla karşı karşıya olduğu için cezanın en iyi türüdür ya da diğer taraftan ceza sunidir. Çocuğun sevilme ve saygı itibar görme arzusu hesaba katılırsa bu tür cezalar kişiliği üzerinde kalıcı bir etki bırakacağı için seçilebilir. Maddi cezalar manevi cezanın yetersiz kaldığı durumlar için sadece ikame yahut destek olmalıdır. Eğer manevi cezanın hiçbir faydası yoksa ve sonunda maddi cezaya başvurmaktan başka bir çaremiz kalmamışsa bu suretle iyi bir kişiliğin teşekkül etmeyeceğini bilmemiz gerekir. Bununla beraber başlangıçta maddi fiziki sınırlama düşünmenin yerini alabilir.

82. Öfke belirtileriyle birlikte tatbik edilen cezaların yararı yoktur. Çocuklar bu durumda cezayı öfke sonucu olarak görürler ve kendilerini de sadece bu öfkenin kurbanları olarak düşünürler ve genel bir kural olarak çocuklar cezaya çarptırılırken azami derecede dikkat gösterilmelidir, ki cezanın tek gayesinin kendilerinin ıslah olup gelişmeleri olduğunu anlasınlar. Çocukları cezalandırıldıklarında cezadan ötürü teşekkür etmek üzere el öpmek için[5] geri döndürmek budalalıktır ve çocuğu sadece köleleştirmeye hizmet eder. Eğer maddi ceza sık sık tekrar edilirse çocuğu dik başlı ve inatçı hale getirir ve şayet ebeveynler çocuklarım inatçılıklarından ötürü cezalandırır iseler çoğu kez daha beter inatçılaşırlar. Kaldı ki inatçılar her zaman kötü kimseler değildir ve çoğu kez nazik bir serzeniş yahut tevbih ile kolayca yola gelirler.

83. Gelişme dönemindeki gencin itaati çocuğun itaatinden ayırt edilmelidir. Söz konusu gencin itaati ödevin kurallarına boyun eğmeye dayanır. Ödev aşkına bir şey yapmak akla itaat etmek demektir. Çocuklara ödevden bahsetmek beyhudedir. Neticede çocuklar ödevi, yerine getirilmediği takdirde ardından gelecek olanın dayak olduğunu düşündükleri bir şey olarak görürler. Çocuğu sadece içgüdü yönlendirebilir. Ama büyüdükçe ödev fikrinin devreye girmesi gerekir. Ayrıca çocuklar[m eğitimin]de utanç fikri de kullanılmamalıdır, buna ancak çocukluktan çıkıp gençliğe eriştiklerinde başvurulmalıdır. Çünkü önce özsaygı haysiyet düşüncesi kökleşmedikçe utanma fikrinin çocuklarda yerleşmesi mümkün değildir.

84. Bir çocuğun kişiliğinin oluşumunda ikinci temel özellik doğruluk dürüstlüktür. Bu, kişiliğin temeli ve bizatihi özüdür. Yalan söyleyen bir kimsenin kişiliği yoktur ve eğer onda herhangi iyi bir şeye tesadüf ediliyorsa, bu sadece belli bir tür fıtratın-mizacın sonucudur. Bazı çocuklar [doğuştan] yalan söylemeye meyyaldir ve bunun çoğu kez canlı bir hayal gücüne sahip olmalarından başka bir sebebi yoktur. Çocukların bu alışkanlığın pençesinden kurtulmalarım sağlamak babaların işidir, çünkü anneler bunu genellikle öyle pek fazla öneme sahip olmayan ya da tamamen önemsiz bir mesele olarak görürler, hatta [bunda] çocuklarının kurnazlık ve yeteneklerinin yaltaklanıcı kanıtını bulurlar. Şimdi utanma duygusundan yararlanmanın tam zamanıdır, çünkü çocuk bu durumda onu çok iyi anlayacaktır. Yalan söylediğimizde utanç kızarıklığı bizi ele verir, fakat bu her zaman onun kanıtı değildir, çünkü çoğu kez bizi itham eden [bize suç isnat eden] başkalarının arsızlığı karşısında yüzümüz kızarır. Söyledikleri yalan derhal bir felaketle sonuçlanmadıkça hangi şart altında olursa olsun hiçbir surette çocukları doğruyu söyletmek için cezalandırmamalıyız; daha sonra bu felaket için cezalandırılabilirler. Saygının esirgenmesi yalan için yegane uygun cezadır.

Cezalar menfi ve müspet olmak üzere ikiye ayrılabilir. İlki tembellik yahut ahlaksızlık[6] için tatbik edilebilir, sözgelimi yalan söyleme, itaatsizlik vb. Müspet cezalandırma şeytanlık yahut garezkarlık saikiyle yapılmış işler için uygulanabilir. Fakat hepsinden önemlisi çocuklara karşı asla kin gütmemeye dikkat etmeliyiz.

85. Bir çocuğun kişiliğinde bir üçüncü özellik girginlik yahut sokulganlıktır. Diğer çocuklarla arkadaşlıklar kurmalı ve her zaman kendi başına kalmamalıdır. Bazı öğretmenlerin okullarda bu arkadaşlıklara karşı olduğu doğrudur, fakat bu büyük bir hatadır. Çocuklar kendilerini hayatın en tatlı neşesine zevkine hazırlamalıdırlar.

Eğer bir öğretmen illa bir çocuğu diğerine tercih edecek olursa, böyle bir tercihin sebebi onun kişiliği olmalıdır ve çocuğun sahip olabileceği kabiliyetler nedeniyle bir çocuk diğerine yeğlenmemelidir; aksi halde kıskançlık baş gösterir, ki bu, dostluğun zıddıdır.

Çocuklar açık yürekli ve bakışlarıyla güneş gibi neşeli olmalıdır. Sadece neşeli bir yürek mutluluğunu iyilikte bulabilir. İnsanları kasvetli ve meyus yapan bir din sahte bir dindir; çünkü biz Tanrıya zoraki değil, neşeli bir yürekle hizmet etmeliyiz. Çocuklar zaman zaman okulun dar sınırlarından kurtarılmalıdır, aksi halde doğal neşelilikleri çok çabuk soluverir. Çocuk serbest bırakıldığında derhal doğal esnekliğine kavuşur. Bu amaca en iyi hizmet edecek olan şey çocukların tam özgürlüğün tadım çıkararak mütemadiyen birbirlerini yenmeye çalıştıkları oyunlardır ve bu oyunlar çok çabuk onların ruhlarım tekrar pırıl pırıl ve neşeli hale getirecektir.

86. Çokları gençlik yıllarının hayatlarının en hoş ve en iyi dönemleri olduğunu düşünür; fakat gerçekte böyle değildir. Gençlik yılları aslında en sorunlu dönemlerdir; çünkü biz o zaman katı bir disiplin altındayızdır, nadiren kendi arkadaşlarımızı kendimiz seçebiliriz ve daha da nadir olarak özgürlüğümüze sahip olabiliriz. Horatius'un söylediği gibi, multa tulit, fecitque puer, sudavit et alsit.[7]

87. Çocuklara sadece yaşlarına uygun olan şeyler öğretilmelidir. Çoğu anne baba çocuklarının çokbilmişliklerinden[8] hoşnutluk duyar; fakat genellikle böyle çocuklardan hiçbir şey olmaz. Bir çocuk zeki ve kurnaz olmalıdır, ama sadece bir çocuk olarak. Bir maymun gibi büyüklerinin tavırlarım taklit etmemelidir. Çünkü bir çocuğun kendisini yetişkinlere uygun ahlaki düsturlarla donatması kendi bölgesinin [hududunun] dışına çıkması ve sadece bir taklitçi olması demektir. O sadece bir çocuğun anlayışına sahip olmalıdır ve onu çok erken teşhir etmeye çalışmamalıdır. Çokbilmiş [büyümüş de küçülmüş] bir çocuk hiçbir zaman açık anlayış ve seziş gücüne sahip bir insan olmaz. Zamanın revaç bulmuş itiyatlarım takip etmesi, saçlarını taraması, sivri yakalıklar takması, hatta bir enfiye kutusu taşıması da bir çocuk için o kadar yersizdir. O böylelikle bir çocuk için uygun olmayan yapmacık tavırlar kazanacaktır. Kibar muhitler ve zümreler onun için bir yüktür ve o bir insan kalbinden bütünüyle yoksundur. Bu sebepten ötürü bir çocukta her türlü kendini beğenmişlik işaretlerine karşı erkenden Savaşmayı kendimiz için bir vazife addetmeliyiz ya da daha doğru bir hareket tarzıyla ona kibirlenme [boş yere kendiyle övünme] fırsatı vermemeliyiz. Bu onlara ne kadar güzel olduklarım ve şu veya bu elbisenin ne kadar yakıştığım söyleyerek ve bir ödül olarak süslü püslü bir giysi sözü vererek çocukların önünde gevezelik eden insanların sayesinde kolayca yapılır. Güzel ve gösterişli giysiler çocuklar için uygun değildir. Temiz ve basit esvapların kendileri için yeterli olduğunu kabul etmeliler. Aynı zamanda ebeveynler de kendi elbiseleriyle büyük bir gardırop oluşturmamalı, kendilerine hayranlık duymamalıdırlar; çünkü her yerde olduğu gibi burada da misal çok güçlüdür ve iyi öğütleri buyrukları ya güçlendirir yahut temellerini oyarak yok eder.


[1] [: kölece eğilim-mizaç.]

[2] [: paragöz insan tabiatı.]

[3] [: Ya da: "İtaatsizliğin sonu her zaman cezadır."]

[4] [: Yani insan bunu kendi yapıp ettikleriyle üzerine çeker.]

[5] [: Söz konusu edilen eski bir Alman geleneğidir. Buna göre cezalandıran

kişinin elleri öpülüp teşekkür edilerek minnettarlık duyguları dile getirilirdi.]

[6] [: Rink edisyonunda bunlara bir de "geçimsizlik" yahut "huysuzluk" eklenir.]

[7] [: Çocuk çok şeye tahammül etmiş ve çok şey yapmıştır, soğuk ve sıcağın aşırdıklarına tahammül etmiştir o.]

[8] [: frühzeitig altklug, büyümüş de küçülmüş.]

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe