Ahlak Öğretmeni Artık Mantıkçıdan Başka Bir Şey Değil Mi?

Jon Nuttall


Bazen ahlak yargılarının genel yargıların mükemmel örnekleri olduğu iddiasından yapılan bir çıkarıma göre, ahlaki gelişim süreci bir kimsenin yapmaya eğilim duyduğu tikel yargılardan giderek daha fazlasını dikkate alan giderek daha karmaşık ahlaki ilkeler kaleme alma sürecidir. Bazen bu sanki tikel bir yargı böylesi bir evrensel ilkeden türetilmedikçe ahlaki bir yargı sayılamazmış anlamı veriyor. İtirazımı burada gerekçelendirmeyi istemesem bile, böylesi bir önermeyi kabul etmek istemiyorum. Burada ele almak istediğim nokta böylesi bir ahlaki gelişim görüşünün ahlak eğitimi ile, eğer varsa, ilişkisidir.

Vardığımız sonuç bir kişinin ahlaki yargılarına getirilen tek doğrudan sınırlamanın mantıki sınırlamalar olacağı ve öğretimin amacının bir kişiye tikel yargılarını birbirleriyle aynı çizgiye getirmelerine yardım etmek olduğudur. Bir çocuk ahlaki bir yargıda bulunduğunda, uygun yanıt “doğru” ya da “yanlış” değil, “bu yargın diğer şu ve şu yargılarınla tutarlı değil” ya da “böyle bir yargıda bulunduğunda, şu ve şu yargıda da bulunmuş olursun” benzeri bir şey olacaktır. Buna göre, yargılar tamam ya da eksik, doğru ya da yanlış olamazlar, ancak yalnızca belli başka yargılarla tutarlı ya da tutarsız olabilirler. Ahlak öğretmenine biçilen rol böylece tutarsızlıkları işaret eden mantıkçının rolü olur; eğitimcinin vereceği örnek mantıksal doğruluk örneğidir. Ahlak öğretmeni elbette kendi ahlak ilkelerini başkaları tarafından savunulacak ilkeler olarak tavsiye edemez; bunlar yalnızca belli bir yargılar dizisiyle ahlak öğretmeninin tavsiye etmeye eğilim duyduğu yargılardan başka (ve bu zaten sınırlı tavsiyedir), özel tavsiye konusu olmayan yargılar tutarlı olan ilkeler olarak öne çıkarlar.

Açıkça, tutarsızlıkları çekip çıkarmak ahlak öğretmeninin rolünün bir parçasıdır ve bir kimsenin ahlak öğretmeni olarak kullandığı araçlardan biri karşısındaki kişiye kendine bir kural uygularken başkasına başka bir kural uyguladığını göstermektir. Ancak, genel olarak, bu tutarsızlıkları göstermenin ardında yatan amaç farklı yargılarda bulunma ve farklı ilkeler benimseme derdindeki kişiyi ikna etmektir. Bir çocuğu eğiten bir anne ya da baba sık sık çocuğun öteki ayakkabısını giymesini isteyecektir. Bunun nedeni çocuğun mantık hatalarım düzeltmek değil, neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin çocuğun yargılarını düzeltmektir. Bazen aynı sonuca ulaşmak için kullanılan bu yöntem sadece çocuğa yaptığının yanlış olduğunu dikkat edin, yanlış olduğunu, tutarsız değil söylemekten ibarettir.

Aslında şöyle sorabiliriz: Neden ahlak yargıları ile ilgili yukarıdaki anlatımlar tutarlılığı bu kadar vurguluyor? Bir kişinin yargısını o kişinin öteki yargılarıyla tutarlı hale getirmek neden böylesine önemli olsun? Tutarlılık gereği üstünde durmanın bildik nedeni tutarlılık ile doğruluk arasındaki bağdır: İki tutarsız önermenin ikisi birden doğru olamaz. Bazı önermelerin doğruluğunu bildiğimizi kabul edersek, bunlarla tutarlı olmayan önermeleri atarak bir bilgi sistemi oluşturabiliriz. Elbette, tutarlı önermelerden oluşan bir dizi tümden yanlış olabilir ve dolayısıyla tutarlılık doğruya ulaşmada yanılmaz bir rehber değildir. Ama eğer, burada iddia edildiği gibi, iş ahlak yargılarına geldiğinde doğrunun esamesi bile okunmuyorsa, o zaman halihazırda geçerli öteki yargılarla tutarlı olmayan yargıları bir kenara atmanın haklılığı kalmamıştır doğru, iki tutarsız yargıdan hangisinin doğru olduğunun ölçüsünü vermediği gibi yanlışlıktan sakınma da yargılardan birini geçersiz ilan etme isteğini kamçılamaz.

Belki tutarlılıktan yana bir savunma tutarlılığın doğruyla değil de adaletle ilişkisini dile getirerek yapılabilir. Bir eylemin doğruluğu ya da yanlışlığı hakkındaki, benzer eylemler hakkındaki diğer yargılarla tutarlı olmayan bir yargı adil olmayan bir yargı olarak görülür. Gelgeldim, ahlak yargılarımızda tutarlılık ihtiyacının ahlak yargılarının doğruyu kabul ettiği iddiasından bağımsız olarak kurulabileceğini göstermek yerine, tutarlılığı adaletle bağlantılandırmak doğruyla ve dolayısıyla da nesnellikle bağın yeniden kurulmasına hizmet eder. Adil yargıç yargı yaparken görüşü ne olursa olsun doğruyu gözeten yargıçtır. Bir yargı adildir ya da değildir; bir görüş açısından adilken başka bir açıdan adaletsiz olamaz. Bu, yargıya farklı açılardan bakan insanların yargının adil olup olmadığına ilişkin farklı fikirler besleyemeyecekleri anlamına gelmez, ama fikir ayrılıkları tek başına doğru fikir olmadığını göstermez.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe