Felsefe

 

 

 

Aforizmalar: Günah Istırap, Umut Ve Doğru Yol Üzerine Özdeyişler

Franz Kafka


Bu özdeyişler, Kafka'nın kendisi tarafından temiz bir ei yazısı ve mürekkeple ayrı ayrı küçük kâğıtlara yazılmış, numaralan da yine Kafka tarafından konmuştur. (M. B.)
 

1 Doğru yol bir ip üzerinden geçer; yükseğe değil de, hemen yer üzerine gerilmiştir ip. Sanki üzerinde yürünmek değil, insanı tökezletmek içindir,

2 İnsanların tüm kusurları sabırsızlık, uğraşılarında yönteme vaktinden önce sırt çeviriş, sözde bir sorunu sözde bir çit içine almak isteyiştir.

3 İnsanların iki ana günahı var: Sabırsızlık ve savsaklık; bütün öbür günahlar bunlardan çıkıyor. Sabırsızlıklarından ötürü cennetten kovuldular, savsaklıklarından ötürü cennete dönemiyorlar. Ama belki bir tek ana günah var ortada: Sabırsızlık. Sabırsızlıklarından ötürü cennetten kovuldular, sabırsızlıklarından ötürü cennete dönemiyorlar.

4 Öbür dünyaya göçenlerden birçoğunun gölgesi, ölüm ırmağı'nın sularını aralıksız yalayıp durur; çünkü bizim buradan akıp gider ırmak ve bizim denizlerin tuzlu lezzetini taşır. Derken ırmak başkaldırır tiksintiyle, dönüp gerisin geri akmaya koyulur, ölüleri sularında sürükleyip getirir ve yeniden yaşam içine bırakır. Ama ölüler mutludur; şükran türküleri söyler, gazaba gelmiş ırmağı okşayıp severler.

5 Bir noktadan sonra geriye dönüş diye bir şey kalmaz. Bu noktaya erişmek gerekiyor.

6 İnsan evriminin kesin önem taşıyan ânı, sürekli yinelenip durur. Dolayısıyla, geçmişte kalan herşeyin hiçliğini açıklayan devrimci düşünsel akımlar haklıdır; çünkü henüz olup bitmiş bir şey yoktur.

7 Kötü'nün elindeki en ayartıcı silâhlardan biri, savaşa çağrıdır.

8 Kadınlarla yapılıp, yatakta sonlanan bir savaş gibidir adeta

9 A.'nın burnu pek havadadır, îyi'nin yolunda hayli ilerlediğini sanır; bu sanısının nedeni, kendine besbelli çekiciliğini hep koruyan bir nesne gözüyle bakması, kendini giderek daha çok ayartı karşısında hissetmesi, ayartıların da şimdiye dek hiç bilmediği yönlerden geldiğini düşünmesidir.

10 Ama gerçek neden, büyük bir iblisin içine girip yerleşmiş olması, büyük iblise hizmet için de durmadan küçük iblislerin seğirtip gelmesidir.

11/12 Bir elmaya ilişkin görüşteki çeşitlilik: Masanın üzerinde duran elmayı zar zor seçebilmek için boynunu uzatan küçük oğlanın görüşü, bir de elmayı alarak rahatçacık yanıbaşındaki dostuna uzatan evin beyinin görüşü.

13 Bilgeliğin başladığına ilk işaret, ölme isteğidir. Bu yaşam katlanılmaz, bir başkası ulaşılmaz görünür, ölmek istendiği için utanılmaz artık; nefret edilen bir eski hücreden alınıp, nefret edilecek bir yeni hücreye konulmak için yalvarılıp yakardır. Hani bir inanç kalıntısı da rol oynar bunda: Sözde hücreden hücreye taşınılırken, Tanrı bakarsın tutukevinin koridorunda insanın karşısına çıkacak ve onu şöyle bir süzdükten sonra diyecektir ki: «Hiç bir yere kapamayın artık, bana gelecek!»

14 Düz yerde yürüsen ve yürümek için iyi niyet sahibi olmana karşın adımların geri geri gitse, o zaman seni umutsuzluğa sürükleyen bir neden olabilirdi, bu. Ama sarp, senin de aşağıdan gördüğün gibi sarp bir yamacı tırmandığını düşünürsen, adımların geriye doğru kayması, salt bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir; onun için, umutsuzluğa kapılman doğru sayılmaz.

15 Sonbaharda bir yol gibi: Temiz pak süpürüyorsun, yeniden kurumuş yapraklar örtüyor üzerini.

16 Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.

17 Bu yere gelmemiştim: Burada bir başka türlü soluyor insan; güneşin yanında bir yıldız, güneşten daha göz kamaştırıcı ışıldıyor.

18 Sonra üzerine tırmanıp çıkmaktan kaçınma olanağı bulunsaydı, Babil Kulesi'nin ([1]) yapımına belki ses çıkarılmayabilirdi.

19 Kötü'nün dediklerine kanıp, ondan gizli sırların bulunabileceğine sakın inanma!

20 Leoparlar tapınaktan içeri saldırıp, testilerdeki kutsanmış şarabı içiyor ve olay sık sık yineleniyor; sonunda başgöstereceği önceden kestirilebilir nitelik kazanıyor ve âyinin bir parçasına dönüşüyor.

21 Elin taşı kavradığı gibi sımsıkı. Ama el, daha bir uzağa fırlatabilmek için sımsıkı kavrar taşı. Ancak, o kadar uzağa da götürür yol.

22 Sen ödevsin, uzakta yakında bir öğrenci yok.

23 Gerçek düşmandan sınırsız bir cesaret dolar içine.

24 Üzerinde dikildiğin yerin, iki ayağın kaplayacağından büyük olamayacağını anlama mutluluğu.

25 Yaşamaktan duyulan haz, kaçıp yaşam'a sığınmaktan başka nasıl açığa vurulabilir.

26 Gizlenecek yer sayısız, ancak kurtuluş tektir; ama kurtuluş olanağı, gizlenecek yer kadar çoktur. *Bir hedef var, ama hedefe götürecek bir yol bulunmuyor; bizim yol dediğimiz, duraksamadan başka bir şey değil.

27 Olumsuz davranışlarda bulunmak yükümlülüğü sonradan yüklendi omzumuza; olumlu davranışlarda bulunmakla daha başka yükümlü kılındık.

28 Bir kez Kötü'ye kapıları açmaya gör, kendisine inanılmasını gereksinmez artık.

29 Kötü'ye kapılarını açarken, kafandaki art düşünceler senin değil, Kötü'nün düşünceleridir. *Hayvan kırbacı çekip alıyor efendisinin elinden ve bizzat efendi olmak için, kendisini kırbaçlamaya koyuluyor; bilmiyor ki bu, efendisinin kırbacına atılmış yeni düğümün yol açtığı hayalden başka bir şey değildir.

30 İyi, bir bakıma iç karartıcıdır.

31 Nefsim üzerinde egemenlik kuracağım diye uğraşmıyorum. Nefse egemenlik, manevî varlığımdan saçılan sonsuz sayıda ışınların rasgele bir yerinde etkili olmayı dilemektir. Ama çevremde böylesi çemberler çizmem mi gerekiyor, en iyisi bunu bir eylemde bulunmayıp, devcileyin bütün'ü hayretle seyrederek yapar ve seyrin e contraio ([2]) sağlayacağı güçlenmeden yararlanırım, o kadar. 32 Kargalar, bir tek karganın göğü yokedebileceğini ileri sürer. Ona kuşku yok; ama göğün kulağı duymaz böyle bir savı, çünkü gök kargaların yokluğu demektir.

33 Din fedaileri bedeni küçümsemez, çileler üzerine gererek yüceltir onu; bu bakımdan düşmanlarıyla aynı görüştedir.

34 Bitkinliği, bir gladyatörün boğuşmadan sonraki bitkinliğe benziyor; gördüğü iş, bir memur odasındaki bir du-

([3]) Bütünle karşıtlık içinde. (Ç. N.)

var parçasının üzerine beyaz badana çekmekti.

35 Sahip olma diye bir şey arama; ancak bir varoluş, son nefesi, havasızlıktan boğulmayı özleyen bir varoluş bulunuyor.

36 Eskiden soruma neden cevap alamadığımı bilemiyordum. Bugün soru sorabileceğime eskiden nasıl inandığıma aklım ermiyor. Ama inandığım da yoktu hiç; yalnız soruyordum.

37 «Belki sahip olduğun bir şey bulunmakta, ama kendin yok'sun» savına verdiği cevap, yalnız titreme ve yürek çarpıntısıydı.

38 Biri edebiyat yolunu ne kolay yürüdüğüne şaştı; çünkü bayır aşağı dolu dizgin iniyordu.

39 Kötü'ye olan borçta taksit taksit ödeme yoktur; oysa hep böyle yapılmaya çalışılır.

Gençliğinde kazandığı savaşlara, kendi eliyle kurduğu seçkin orduya, dünyayı değiştirmeyi amaçlayan içindeki güçlere karşın, Büyük İskender'in Çanakkale Boğazı önünde kalıp asla karşıya geçemeyeceği ve bunu korkudan ya da irade güçsüzlüğünden değil, yer çekiminden başaramayacağı düşünülebilirdi. 39b Yol sonsuzdur, ne kısaltılacak, ne uzatılacak yanı vardır; ama yine de herkes kendi çocuksu karışını tutar üzerine, onu kısaltmaya bakar. «Elbet adı geçen bir karışıtlık yolu da yürümen istenecektir, bu bakımdan unutan olmayacaktır seni.»

40 Ancak zaman kavramımızdır ki, Kıymet Günü'ne ([4]) bu adı vermeye zorlar bizi; oysa gerçekte olağanüstü bir mahkeme vardır.

41 Dünyadaki uyumsuzluğun sayısal bir uyumsuzluğa benzemesi, avutucu bir şeydir.
42 Tiksinti ve kin dolu başı göğüs üzerine eğmek.

43 Henüz av köpekleri avluda oynaşıyor; ama av istediği kadar şimdi ormanlar içinde dolu dizgin kaçıyor olsun, yine ellerinden kurtulamaz.

44 Bu dünya için koşumları takınman gülünç doğrusu.

45 Ne kadar çok at koşarsan, o kadar çabuk görülür iş. Bütünün temelden sökülüp alınması değil hani, zaten bunun üstesinden gelinemez; anlatılmak istenen, koşumların parçalanması, dolayısıyla özgür ve şen bir yolculuk olanağının başgöstermesidir.

46 Sein sözcüğü Almanca'da iki anlama gelir: Varolmak ve onun olmak.

47 Kral ve kralın habercileri olmak gibi iki şıktan birini seçmeleri istenmişti. Çocuklar gibi hepsi haberci olmayı dilediler. Dolayısıyla, habercilerden geçilmiyor şimdi; sağa sola koşturuyor, yeryüzünde kral kalmadığından anlamını yitirmiş haberleri birbirlerine sesleniyorlar. Bu acınacak yaşamlarına son verebilseler, memnunluk duyacaklar; ama görevde kalacaklarına bir kez ant içmişler, bunu göze alamıyorlar.

48 İlerleme denen şeye inanç, henüz bir ilerlemenin gerçekleşmediğine inanmaktır. Bunun tersi, inanç sayılmaz.

49 A. bir virtüözdür, Tanrı da onun tanığı.

50* însan, içinde yokedilmez bir nesnenin varlığından sürekli emin bulunmaksızın yaşayamaz; ancak gerek o nesne, gerek böyle bir güven kendisinden saklı kalabilir. Bunu dile getiren durumlardan biri, kişisel bir Tanrı'ya inanmaktır.

51* Yılanın aracılığı gerekmişti: Kötü, insanı ayartabilir; ama insan olamaz.

*Alabildiğine güçlü bir ışık dünyayı çözüp dağıtabilir; zayıf gözlerin önünde katılaşır dünya, daha zayıfların önünde ellerini yumruk yapar, daha da zayıfların önünde mahcup bir tavır takınır ve kendisine bakmaya yelteneni vurup yıkar.

52 Dünyayla arandaki savaşta dünyayı desteklemeye bak.

53 Kimseyi aldatmaman; dünyayı da aldatıp, bir zafer olanağından yoksun bırakmamalı.

54 Hepsi manevî bir dünya vardır. Bizim maddî dünya dediğimiz, manevî dünyadaki kötüdür; kötü dediğimiz de, ebedî gelişim sürecimizdeki bir ânın zorunluğudur ancak.

55 Herşey bir aldatmacadır: En az yanılmaya bakmak, normal ölçüler içinde kalmak, işi en aşırı düzeye vardırmak. Birinci şıkta, elde edilmesinde kolaya kaçıldığı için îyi ve karşısında enikonu olumsuz savaş koşulları çıkarıldığı için Kötü aldatılır, ikinci şıkta, dünyevî'de bile ele geçirilmeye çalışamadığı için îyi'dir aldatılan. Üçüncüsünde ise, kendisinden kaçılabildiği kadar uzağa kaçıldığı için iyi, en aşırılığa vardırılarak güçsüz kılınacağı umulduğu için de Kötü aldatılır. Yani ikinci şıkkın yeğ tutulması gerekir; çünkü burada hep iyi aldatılıp, Kötü aidatı konusu yapılmaz, hiç değilse öyle gözükür.

56 Yaradılışımız gereği esirgenmeseydik, ellerinden yakamızı kurtaramayacağımız sorunlar karşısında bulurduk kendimizi.

57 Maddî dünya dışındaki nesneler için dilden ancak ima yollu yararlanılabilir; yaklaşık da olsa dil kıyas amacıyla asla kullanılamaz; çünkü maddî dünyaya uygunluk içinde yalnız mülkiyetin ve mülkiyet ilişkilerinin sözünü eder.

58* Mümkün mertebe az fırsat ele. geçince değil, ancak mümkün mertebe az yalan söylenince, mümkün mertebe az yalan söylenmiş olur.

59* Bir merdivenin üzerine basılmaktan iyice çukurlaşmamış basamağı, basamağın kendi açısından, ıssız çatılmış bir tahta parçasıdır yalnız.

60 Dünyadan el çeken, bütün insanları sevmeden yapamaz; çünkü onların dünyasından da el çekmektedir; dolayısıyla, gerçek insan varlığının içyüzünü sezmeye başlar; bu varlık da sevilmez ne yapılır. Ancak, bu sevmenin bir koşulu vardır: Sevilenin dengi olmak.

61* Dünyada hemcinsini seven, dünyada kendisini seven biri gibidir; ondan ne daha az, ne daha çok haksız durumdadır bu davranışıyla. Ancak, bir soru kalıyor ki, o da insanın hemcinsini sevip sevemeyeceğidir.

62 Manevî dünyadan başka bir şeyin bulunmadığı gerçeği, umudumuzu alıp, onun yerine bize bir kesinlik bağışlamaktadır.

63 Sanatımız, Gerçek'le gözümüzün kamaşmasıdır: Geri geri kaçan maskara suratlara vurmuş ışıktır tek Gerçek, ondan başkası Gerçek diye nitelenemez.

64/65 Cennetten kovulma, ana parçası bakımından ebedidir. Yani kovulma kesin, yeryüzünde yaşama kaçınılmazdır; ama olayın ebediliği (ya da zaman açısından yinelenişi) yalnız bizim bir1 vakit cennette kalabileceğimizi değil, yeryüzünde ister bunu bilelim, ister bilmeyelim, şimdi de sürekli cennette bulunduğumuzu göstermektedir.

66 O, yeryüzünün özgür ve güvenlik içinde bir vatandaşıdır; çünkü yeterince uzun bir zincire vurulmuştur; zincir öylesine uzundur ki, bütün dünyevî mekânların kapısını açık tutar ona; ama beri yandan, uzunluğu, hiç bir şeyin kendisini yeryüzü sınırlarından çekip öteye almasına izin vermeyecek kadardır. Ne var ki, gökyüzünün de özgür ve güvenlik içinde bir vatandaşıdır; çünkü gene uzunluk bakımından ötekinin benzeri bir zincire vurulmuştur. Yeryüzüne inmeye kalktı mı, gökyüzü zincirinin tasması ensesinden tutup çeker, öyleyken, tüm olanaklar elindedir hep ve bunu hisseder, hatta söz konusu olanakları ilk zincire vuruluştaki bir yanılgıya bağlamaktan kaçınır.

67 Üstelik yasak yerde egzersiz yapan acemi bir paten kayıcısı gibi, gerçekler ardında koşuyor.

68 Bir ev tanrısına inanmaktan daha neşeli ne gösterilebilir.

69 Kuramsal bakımdan tam bir mutluluk olanağı vardır: İçte bir yokedilmez'in varlığına inanmak, ama ona ulaşacağım diye çaba harcamamak.

70/71 Yokedilmez bir tek şeydir; her insan tek başına bu yokedilmezdir; beri yandan, bütün insanlarda ortak özelliktir yokedilmez; dolayısıyla, insanları birbirine bağlayan eşsiz bir bağ bulunmaktadır.

72* Aynı insanda öyle bilgiler vardır ki, birbirinden düpedüz değişikliğine karşın aynı nesneyi konu alır; dolayısıyla, buradan, insanın ister istemez birçok özneleri de kendisinde barındırdığı sonucunu çıkarmak gerekiyor.

73 Kendi sofrasından dökülen artıkları yiyip, kısa bir süre için herkesten tok bulunmakta, ama sofradan yemek yemesini de unutmaktadır; ancak, artıklar da tükenmektedir böylece.

74 Cennette yok edilen şey yokedilebilir idiyse, o zaman yanlış bir inanç içinde yaşıyoruz demektir.

75* İnsanlığı kendine mihenk taşı yap; şüphe edeni şüpheye, inananı inanca götürür, bu taş.

*Ansızın değişim. Usulcacık sorunun çevresinde dolanıyor cevap, tetikte, ürkek, umutlu; arayan bakışlarını sorunun yanına varılmaz çehresinde karamsar gezdiriyor; en saçma (yani cevaptan alabildiğine uzaklaşan) yollarda soruyu izlemeye çalışıyor.

76 «Demirleyeceğim yer burası değil» duygusu ve bu duyguyla birlikte hemen kabarıp coşan ve insanı taşıyan dalgaları çevrede hissediş.

77 İnsanlarla düşüp kalkmak, insanı ayartıp kendini gözlemlemeye götürür.

78 Us, ancak bir destek olmaktan çıkınca özgürlüğe kavuşur.

79 Şehvanî sevgi, insanı yanıltıp ilâhi sevgiden uzak tutuyor; hani tek başına becereceği bir şey değil; ama ilâhi sevgi öğesini bilmeyerek içinde taşıdığından, üstesinden gelebiliyor bunun.

80 Doğru bölünmez, bu yüzden kendini bilip tanıyamaz; Doğru'yu tanımak isteyenin Yalan olması gerekir.

81 Hiç kimse sonunda kendisine zararı dokunacak bir şeyi isteyemez. Yine de durum kimi insanda böyleymiş gibi görünüyorsa —belki herkeste var bu görünüm— nedeni, o insanın içindeki iki ayrı kişiden birinin bir istekte bulunması ve söz konusu isteğin ilgili kişiye yararı dokunmasına karşın, istek konusunda karara varılırken yarı düşüncesine başvurulan ötekisine zarar vermesidir. İnsan ancak karar sırasında değil, daha işin başında içindeki ikinci kişinin tarafını tuttu mu, ilk kişi ve onunla beraber söz konusu istek silinip giderdi ortadan.

82 Niçin ilk Günah'tan ([5]) ötürü yakınıp dururuz? İlk Günah yüzünden değil, yaşam ağacından ötürü, bu ağacın meyvesinden yemeyelim diye cennetten kovulduk.

83 Yalnız bilme ağacının ([6]) meyvesinden yediğimiz için değil, aynı zamanda yaşam ağacının meyvesinden henüz yemediğimiz için günahkâr duruma düştük. Günahkârlığımız, içinde bulunduğumuz durumdan ileri geliyor, ilk Günah'tan değil.

84 Cennette yaşamak için yaradılmıştık, cennet hizmetimize verilmişti. Sonra yazgımız değiştirildi; cennetin yazgısında da değişikliğe gidildi mi, orası belli değil.

85 Kötü, belli geçiş durumlarında insan bilincinin saçtığı ışındır. Aslında gerçek olmayıp görünüş olan maddî dünya değil, ondaki Kötü'dür; ne var ki, bu Kötü, gözlerimiz için maddî dünyayı oluşturur.

86 ilk günah'tan bu yana iyi ve Kötü'yü ayırt etme yeteneğimiz birbirine denk bulunmaktadır; yine de önemli üstünlüğümüzü özellikle ikincisinde görürüz. Ama ancak iyi ve Kötü'nün ötesinde gerçek değişiklik başlar. Bunun karşıtı görünüm şu nedene dayanıyor: Kimse tek başına bilmekle yetinemez, aynı zamanda bilişine uygun davranmak zorundadır. Gelgelelim, bunun için gerekli güç, yaradılıştan ona verilmiş değildir; dolayısıyla kendisini yoketmeden duramaz, söz konusu gücü ele geçiremeyeceği rizikosuna karşın kendini uzak tutamaz bundan, ama böyle bir denemeden başka yapacağı şey de kalmamıştır. (Bilme ağacının meyvasından yeme yasağının çiğnenmesine karşı ölümle tehditte saklı yatan anlam işte budur; belki eceliyle ölümün başlangıçtaki anlamı da bundan başkası değildi.) Ne var ki, kendini yoketme denemesinden de insanoğlu korkmakta, böyle bir şeye kalkışmaktansa İyi ve Kötü'yü ayırt etme yeteneğinden başlangıçtaki gibi bir yoksunluğu yeğlemektedir, (ilk Günah deyimi de, ilgili korkuya dayanıyor); ama olmuş bir şey olmamış duruma getirilemez, yalnız bir siliklik ve bulanıklık içerisine itilebilir. Bu amaç için birtakım nedenler uydurulup, öne sürülür. Tüm dünya böylesi nedenlerle doludur, hatta gözle görülen bütün bu dünya, belki bir an için dinlenmek isteyen insanın başvurduğu nedenden başka bir şey değildir. Bilme olgusunu bozma, bilmeyi amaca dönüştürme yolunda bir deneyiş.

87 Giyotin gibi bir inanç; o kadar ağır, o kadar hafif.

88 Örneğin sınıfın duvarında asılı iskender Savaşı tablosu ([7]) gibi karşımızda duruyor ölüm. Yapılması gereken, daha bu yaşamda eylemlerimizle tabloyu karanlığa gömmek, hatta ortadan silip atmaktır.

([8]) Eritrealı Philoxenos tarafından yapılıp, Büyük iskender'in Pers Hükümdarı Dara'ya karşı kazandığı zaferi anlatan tablo. (Ç. N.)

89 İnsan özgür irade sahibidir, hem de üç bakımdan: Birincisi: Bu yaşamı istediği zaman özgürdü; kuşkusuz bu isteğini geri alamaz artık, çünkü onu duyduğu zamanki insan olmaktan çıkmıştır; aynı insan olduğunu gösteren tek şey, yaşayarak bir zamanki istemini gerçekleştirmekte oluşudur.

İkincisi: Bu yaşamda yürüyüş biçimini ve izleyeceği yolu seçebilmesi bakımından özgürdür.

Üçüncüsü: Günün birinde yeniden dünyaya geleceğini düşünüp, her ne bahasına olursa olsun bu yaşamı yaşamak, dolayısıyla kendini kendi kendine ulaştırmak istemesi bakımından özgürdü; ancak, tüm seçilebilirliğine karşın, yaşamın hiç bir köşeciğine dokunmadan geçemeyecek kadar labirent biçiminde bir yoldan gerçekleşecektir, bu.

işte bu üç bakımdan özgürdür irade. Ama üçü de aynı zamanda var olduğundan, hepsi birdir bunların; doğrusu öylesine birdir ki, ne özgür, ne özgürlükten yoksun bir iradeye yer vardır.

90 İki olanak: Kendini sonsuz küçültmek ya da sonsuz küçük olmak, ikincisi mükemmellik, yani eylemsizliktir; birincisi başlangıç, yani eylemdir.

91 Sözcüklerin yol açtığı bir yanılgıdan kurtuluş: Eylem yoluyla yokedilebilecek şeyin daha önce elde tutulmuş olması gerekir: Ufalanıp dökülen şey ufalanıp dökülür, ama yok edilemez.

92 Putlara ilk tapınmanın nedeni, kuşkusuz nesnelere karşı duyulan korku, dolayısıyla nesnelerin gerekliliğinden korku, dolayısıyla nesnelere karşı sorumluluktan korkuydu, öylesine muazzam bir görünümü vardı ki bu sorumluluğun, onu insan dışında bir tek varlığın omuzuna yüklemek göze alınamadı; çünkü insan dışında bir tek varlığın aracılığı da, insanın sorumluluğunda yeterince hafiflik sağlamayacak, yalnız bir tek varlıkla ilişkisi, gereğinden fazla sorumluluğu insanın bir yük.gibi sırtında taşımasına yol açacaktı. Dolayısıyla, her nesne kendinden sorumlu kılındı, hatta daha da ileri gidilerek nesneler insanlardan az çok sorumlu tutuldu. Dengeyi sağlayan karşı ağırlıkların yaratılması bir türlü yeter bulunmadı* bu yalınkat dünya şimdiye kadar gelip geçmiş en karmaşık dünyaydı ve tüm boyutlarıyla yaşadı yalınkatlığmı.

93* Son kez psikoloji!

94 Yaşamanın başlangıcında iki ödev: Çevreyi gittikçe daraltmak ve kendini bu çevre dışında bir yerde saklı tutup tutmadığını aralıksız denetlemek.

95* Kötü, elde bazen bir araç gibidir; Kötü olduğu bilinsin ya da bilinmesin, istenildiği an kaldırılıp bir kenara konulmasına ses çıkarmaz.

96 Bu yaşamdaki hazlar, yaşamın kendi hazları değil, bizim daha yüce bir yaşama yükselmekten duyduğumuz korkudur; bu yaşamdaki eza ve cefalar, yaşamın kendi eza ve cefaları değil, söz konusu korkudan ötürü bizim kendi kendimize reva gördüğümüz eza ve cefalardır.

97 Yalnız burada ıstırap ıstıraptır. Hani bu demek değildir ki, burada ıstırap çekenler bir başka yerde çektikleri ıstıraptan ötürü yüceltilecek; bunun anlamı, bu dünyada ıstırap denen şeyin bir başka dünyada değişmeyip, yalnız karşıtından bağımsız kılınacağı ve mutluluğa dönüşeceğidir.

98 Evrenin sonsuz genişlik ve zenginlikte tasarlanması, zahmetli bir yaratışla özgür bir içebakışın en aşırılığa vardırılmış alaşımının sonucudur.

99 Ebedî yaşamın bir vakit sürdürüldüğüne ilişkin olup, zamana bağımlılığımızı haklı gösteren en güçsüz inanış bile, günahkârlık içinde yaşadığımıza ilişkin şimdiki en amansız inançtan ne kadar daha iç karartıcıdır. Ancak, saflığı içinde ikincisini bütünüyle kapsayan birinci inanışa katlanma gücüdür ki, inancın ölçüsünü oluşturur. Bazıları ilk büyük Aldatış'm dışında her durumda kendileri için küçük çapta özel bir aldatışın düzenlendiği, örneğin sahnede bir sevi oyunu canlandırılıyorsa, oyuncu kadının oyundaki sevgilisine yapmacık gülümsemesinin yanı sıra, üst galerideki belli bir seyirciye gayet sinsi gülümsediği kanısındadır.

100 Şeytansal'ı konu alan bir bilim olabilir, ama şeytansal inancı, hayır; çünkü ortada görünenden çok şeytansal yoktur.

101 Günah her vakit açıktan açığa gelir ve duyularla algılanabilir hemen. Kökleri üzerinde yürür, tanınmak için sökülüp çıkarılması gerekmez.

102 Çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz gerekmektedir. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyümesi vardır; bu ise, şu ya da bu biçimde acılar içerisinden çekip götürür bizi. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer (her evre de istek ve korku bakımından bir önceki için erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda ölürse, biz de bunun gibi (insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki bağdan güçsüz değildir), yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz. Bu konuda adalete yer yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları liyakat diye yorumlamaya yer yoktur.

103 Dünyamın acılarından geride tutabilirsin kendini, bu özgürlük sana verilmiştir ve senin doğa'na aykırı yanı yoktur; ama kaçınabileceğin tek acı varsa, o da işte kendini bu geride tutuştur.

105 Bu dünyanın ayartmada yararlandığı araç ve salt bir geçiş dönemi oluşturduğuna ilişkin güvence aynı şeydir. Böyle olması da gerekiyor, çünkü dünya ancak bir yoldan yaratabilir bizi ve bu da gerçeğe uygun düşer. Ama işin berbat, yanı, ayartı başarıya ulaşınca güvenceyi unutmamız, dolayısıyla îyi'nin bizi kandırıp Kötü'nün kucağına itmesi, kadının bakışıyla bizi cezbederek yatağına çekip almasıdır.

106 Umutsuzluk içinde kıvranan yalnız kimse de içinde olmak üzere, alçak gönüllülük, insanla hemcinsi arasında en güçlü ilişkiyi sağlar, hem de o saat; yeter ki katıksız ve sürekli bir özellik göstersin. Böyle bir şeyi başarabilmesi de, gerçek tapınma dili, beri yandan tapınmanın kendisi olması ve alabildiğine sıkı bir bağ oluşturmasıdır. Tapınmayla ilişkisi, insanın kendi kendisiyle ilişkisi, çabayla ilişkisi, insanın hemcinsiyle ilişkisidir; tapınmadan çaba gösterme gücü sağlanır. Evden çıkıp gitmen gereksiz. Masa başında otur. Kulak kabart, kulak kabartmasan da olur, bekle yalnız. Hatta onu da yapmayıp hiç ses etme, yalnızlık içinde kal. Maskesini düşüresin diye dünya kendini sunacaktır sana; çünkü başka türlüsü elinden gelmeyecek, cezbeye kapılmış, önünde kıvranıp duracaktır. Zaten aldatmacadan başka ne görebilirsin çevrende. Aldatmaca bir kez yokedilsin, hiç bir bakışına artık izin verilmez, yoksa bir tuz sütununa dönüşürsün.

107 Herkes A'ya karşı pek nazik; nasıl ki şahane bir bilardo masası iyi oyunculardan bile titizlikle saklanır; derken o büyük oyuncu çıkagelir, masayı enine boyuna inceler, oyunda vaktinden önce işlenecek bir hataya göz yummaz; ama derken kendisi oynamaya başlar, alabildiğine küstahlığa saparak yapmadığını koymaz, işte böyle birine davranılır gibi tıpkı.

108 «Ama sonra hiç bir şey olmamış gibi işine döndü.» Belki hiç birinde geçmezken, açık seçiklikten yoksun eski anlatılar yığınından aşinası bulunduğumuz sözlerdir bunlar.

109 «Yeteri kadar inançtan yoksunluğumuz söylenemez. Salt yaşıyor olmamız, inanç değeri bakımından asla tüketilecek gibi değildir.» Neresindeymiş bunun inanç değeri? Yaşamamak elde değil ki! —«işte inancın insanı çıldırtacak kadar zengin gücü, bu elde değil ki'de saklı yatar, bu olumsuzlamada açığa vurur kendini.»

 


[1] Tevrat'ın Yaradılış (Tekvin) bölümünde anlatıldığına göre, çok eskiden henüz birlik ve beraberlik içinde yaşayan insanlar, ucu gökyüzüne erişecek bir kule yapımına karar verir, ama Tanrı onların gurur ve kibir taşan planlarının gerçekleşmesini önler. (Ç. N.)

[2] Almanca karşılığı olan Das Jüngste Gericht sözcük sözcük çevirilirse, en yakın mahkeme anlamına gelir. Hazreti Isa zamanındaki ilk Hıristiyanlar, bunu kendileri yaşarken göreceklerine inanırdı. (Ç. N.)

[3] Almanca karşılığı olan Das Jüngste Gericht sözcük sözcük çevirilirse, en yakın mahkeme anlamına gelir. Hazreti Isa zamanındaki ilk Hıristiyanlar, bunu kendileri yaşarken göreceklerine inanırdı. (Ç. N.)

[4] Almanca karşılığı olan Das Jüngste Gericht sözcük sözcük çevirilirse, en yakın mahkeme anlamına gelir. Hazreti Isa zamanındaki ilk Hıristiyanlar, bunu kendileri yaşarken göreceklerine inanırdı. (Ç. N.)

[5] Hıristiyan öğretisine göre, Adem ile Havva'nın Tanrı tarafından yemeleri yasaklanmış ağacın meyvesinden yiyerek işledikleri günah. (Ç.N.)

[6] Meyvelerinden yemeleri Adem ile Havva'ya yasaklanan, ama Tevrat'taki anlatıma göre yılanın ayartısına kapılarak önce Havva'nın, sonra Adem'in meyvelerinden yiyerek cennetten kovuldukları ağaç. (Ç. N.)

[7] Hıristiyan öğretisine göre, Adem ile Havva'nın Tanrı tarafından yemeleri yasaklanmış ağacın meyvesinden yiyerek işledikleri günah. (Ç.N.)

[8] Hıristiyan öğretisine göre, Adem ile Havva'nın Tanrı tarafından yemeleri yasaklanmış ağacın meyvesinden yiyerek işledikleri günah. (Ç.N.)

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült