Meditasyon Nasıl Yapılır?

Hepsine birden meditasyon adı verilen, değişik kültürlerde ve dinlerde çeşitli amaçlara Hizmet etmek için geliştirilmiş uygulamaların birbirlerine benzemeyen yanları olması doğaldır. Bu nedenle de çok çeşitli ve değişik meditasyon uygulamaları olmasının şaşılacak bir yanı yoktur. Ama bütün bu farklılıklara ve çeşitliliklere rağmen bütün meditasyon yöntemlerinin birtakım ortak özellikleri olduğu da bir gerçek.

Meditasyon yöntemlerinin en başta gelen ortak özelliğinin hangi tür meditasyon olursa olsun meditasyonun kendine özgü bir duruş ve oturuşu gerektirmesi olduğunu söyleyebilirim. Meditasyon genellikle hareketsiz ve özel bir biçimde oturarak yapılır. Ama hareket eşliğinde yapılan meditasyon türleri de vardır. T'ai Chi Ch'uan , bir çok Chi Kung egzersizleri ve Mevlevi dervişlerinin sema uygulaması hareketle yapılan meditasyona verebileceğimiz örneklerden bazılarıdır.

 

 

Meditasyon ister oturarak ister hareketle yapılsın istisnasız bütün meditasyon türlerinde birinci koşul sırtın dik durmasını sağlayacak bir duruş ya da oturuştur. Duruş ya da oturuş biçimlerinden hangisi uygulanırsa uygulansın omurganın bir "S" harfine benzetebileceğimiz doğal eğmeci bozulmadan dik durumda tutulması ve boyun ve ensenin de sırtın bu dik duruşuna uyum sağlaması temel koşuldur. Sırtın bu dik duruşu gerçekleştirilmeden meditasyon yapılması mümkün değildir. Ancak sırtın dik duruşu gerçekleştirildikten sonra iç duyarlık ortaya çıkar ve bu iç duyarlık rahatlama, dinlenmişlik ve giderek gerginliklerin giderilmesinden kaynaklanan iç barış duygusunu da beraberinde getirir.

Büyük bir Zen ustası olan ve uzun seneler San Fransisko'da Zen öğretmenliği yapan Shunryu Suzuki yaptığı eğitici konuşmaları içeren bir kitapta duruş ve oturuş konusunda şunları söylüyor. "Duruş ve oturuşlara bizim meditasyon için gerekli zihinsel ve ruhsal duruma geçmemizi kolaylaştıran bir yardımcı, bir araç gibi bakümamahdır. Duruş ve oturuşlar bu zihinsel ve ruhsal durumun ta kendisidir. Bu duruşlar ve oturuşların dışında başkaca bir ruhsal ve zihinsel duruma geçmeye çalışmaya gerek yoktur. Deneylerimiz de bu görüşü doğrulamaktadır. Her ruhsal durum bir bedensel duruşu çağrıştırdığı gibi her bedensel duruş da bir ruhsal duruma eşlik etmektedir. Şöyle bir düşündüğümüz zaman umutsuz ve yenik bir kimsenin, kızgın bir kimsenin düşünen bir kimsenin, mutlu ya da kendisinden hoşnut bir kimsenin duruşları kendilerini ele verir. Bir kimsenin içinde bulunduğu ruhsal durumu duruş ve oturuşuna bakarak sezinleyebilirsiniz. Shunryu Suzuki'nin dediği gibi meditasyon oturuşu meditasyon yapan kimsenin iç yaşantısının dışa vurumudur. Meditasyon oturuşu bedensel rahatlamayı ve gevşemeyi, bedensel duyarlığı gerçekleştirmek için gerekli ve yeterlidir. Her duruşun bir ruhsal, bir zihinsel durumun dış görünümü olduğunu düşününce meditasyon duruş ve oturuşunun meditasyon yapan kimsenin zihinsel ve ruhsal durumunun bir dışa vurumu olduğunu kabul etmek kolaylaşır. Meditasyon oturuşu konusunda okuyucu kitabın bir başka bölümünde açıklamalar, resimlerle de örneklenmiş ayrıntılı bilgiler bulacağı için burada bu konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Yalnız yeri gelmişken üzerine vurgu yapmak istediğim bir konu var. Meditasyon duruş ve oturuşunda tam ayar, bir kemanın akordu kadar önemlidir. Bu ayarı da ancak meditasyon yapan kimsenin kendisi yapabilir. Duruş veya oturuştaki ufacık bir düzeltme meditasyonun kalitesinde dünyalar kadar fark yapar. Gözle gözlemlenemeyecek kadar az sırtın dikliğinin düzeltilmesi hemen bedensel duyarlığı yapılan düzeltmeyle oranlanmayacak kadar yükseltir. Diyelim ki öne, yana ya da arkaya azıcık bir eğiminiz var veya göğüs kafesinizi yeterince kaldırmamışsınız, duruşunuzu tam ayara getirdiğiniz zaman farkı hemen hissedeceksiniz. Bunun için de oturuşunuzu mükemmelleştirdiğiniz oranda meditasyonunuz iyileşecektir. Oturuşunuzu mükemmelleştirerek meditasyonun etkinliğini çoğaltabilirsiniz.

Meditasyon sırasında eğer olumsuz duygular içinizi kaplarsa olumsuz düşünceler huzurunuzu bozmaya başlarsa hemen oturuşunuzu gözden geçirin kesinlikle oturuşunuzda bir bozukluk olduğunu göreceksiniz.

Sırtın dik tutuluşuyla bağlantılı olarak boynun ve kolların duruşuyla da ilgili birkaç not yapmak istiyorum. Meditasyon yaparken çenenin hafifçe içeri çekilmesi boynun ve ensenin sırtın dikliğiyle uyum içinde olması için gereklidir ama çenenin yeterli oranda içe çekilmiş olup olmadığının sağlaması kulakların arkasındaki bölümde, boyunda bir oranda bir gerilim hissedilmesiyle yapılır. Bu gerilimi hissettiğiniz zaman çenenizi yeterince içeri çekmiş olduğunuzu anlarsınız. Gene sırtın durumuyla omuzların ve kolların durumu da doğru oturuşun önemli bir unsurudur. Meditasyon duruş ve oturuşunda omuzlar olabildiğince aşağı düşürülmelidir. Bu söylediklerimi düzeltiyorum omuzların aşağı düşürülmüş olması bütün yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Ama bu meditasyon için kesin bir gerekliliktir. Meditasyon oturuşunun ancak omuzlar düşürüldüğü, karın dışarı doğru taşırıldığı ve gücünüz karın bölgesinde yoğunlaştırıldığı zaman doğru oturuş olduğu söylenebilir. İnsan kendi kendine şöyle diyebilmelidir. İşte kendimi burada, karnımda, göbeğin üç parmak altında hissediyorum.

Bu konuda, Hara adlı bir kitap yazmış olan Karlfried Graf Von Durkheim'm yazdıklarıysa şunlar: "Omuzları aşağı düşürmek konusunda genellikle yapılan yanlış omuzların kendiliğinden aşağı düşmesine izin verecek yerde omuzları aşağı çekmek için omuzlara bir basınç uygulamaktır. Gene karnın kendiliğinden dışarı taşkınlık yapması yerine karnın dışarı doğru itilmesi de yanlış olur. Anlatılmak istenen şey mide boşluğunun aşağı düşürülmesi ve karnın kendiliğinden taşkınlık yapmasıdır." )

Omuzların kaldırılmış olması tedirginliğin korkunun, güvensizliğin işaretidir. Bir kimsenin meditasyonda yol almış olup olmadığını omuzlarının duruşuna bakarak söyleyebilirsiniz. Tecrübe ettiğiniz zaman göreceksiniz omuzlarınızı düşürdüğünüz zaman içinizdeki olumsuz duygular yerini güven ve sükûnete bırakacaktır.

Kolların duruşuna gelince, kollar omuzlardan serbestçe aşağı sarkıtılmahdır. Ne sıkı sıkı bedene yapıştırılman, ne de kanat gibi iki yana açılmalıdır. Belki kolların doğru duruşunu belirtmek için söylenebilecek en açıklayıcı söz kolların omuzlara asılı olmasıdır. Kolların doğru duruşta olup olmadığını belirlemek için verilen ölçü şudur: Koltuk altlarınıza birer yumurta yerleştirdiğinizi varsayın kollar yumurtaların düşmesine izin vermeyecek ama bir yandan da yumurtaları kırmayacak bir konumda olmalıdır.

Çeşitli meditasyon uygulamaları arasındaki ikinci ortak özellik dikkatin bir konu üzerinde yoğunlaştırılmasıdır. Meditasyon konusu Zazen'de olduğu gibi nefes alış verişinin bilinçle izlenmesi olabilir. Dikkatin bedenin tümü üzerinde ya da Taoculukta olduğu gibi tantien (temden) adı verilen göbeğin üç parmak altındaki enerji merkezi üzerinde veya Hint yogasında çakra adı verilen duyarlı noktalar üzerinde yoğunlaştırılması olabilir, ya da gene Taoculukta olduğu gibi dikkatin meridyen adı verilen enerji kanalları üzerinde dolaştırılması olabilir. Dikkatin bedendeki belirli bir noktada odaklaştınlmadan bütün bedende yaygın bir biçimde bir duyarlığa dönüştürülmesi olabilir. İnsanın yüksek sesle ya da ses çıkarmadan içinden tekrarladığı bir cümle ya da bir sözcük (mantra) üzerinde zihin yoğunlaştırılabilir.

Bir ses üzerinde de meditasyon yapılabilir. Bu derenin sesi, rüzgârın sesi dalgaların sesi, insan sesi ya da bir müzik aletinin sesi de olabilir. Hatta sessizliğin sesi üzerinde bile meditasyon yapabilirsiniz. Tam kulağınızı vererek dinlediğiniz zaman sessizliğin ne kadar sesli olduğuna şaşar kalırsınız.

Dikkatinizi üzerinde yoğunlaştırdığınız şey herhangi bir nesne veya şekil ya da özelliği olan bir desen iyantra, mandala) olabilir, bu tür meditasyonu o nesneyi zihninizde canlandırarak da gerçekleştirebilirsiniz.

Bir duygu da meditasyona konu yapılabilir. Sevgi gibi bir duygu üzerinde de meditasyon yapabilirsiniz. Öncesizlik ve sonsuzluk gibi zihnin sımışlarını zorlayan bir anlayış üzerinde de meditasyon yapılabilir.

Meditasyon, bir konu üzerinde zihnin yoğunlaştırılmasında izlenen yöntem bakımından da iki gruba ayrılabilir. Birinci grup meditasyonda zihin yalnız meditasyon konusu üzerinde odaklaştınlır ve meditasyonun başarısı meditasyon konusu dışında kalan herşeyi zihnin dışlamasmdadır. ikinci tür meditasyon herşeyin farkında olma gibi yaygın bir dikkatliliği, farkındalığı gerektirir. Bunlara birer örnek vermek için Hint yogasında zihnini diyelimki üçüncü göz diye adlandırılan iki kaş arasında yoğunlaştıran yoginin görmemesi, işitmemesi, acı duymaması, sıcağı soğuğu fark etmemesi, duyu organlarından gelen duyumlara zihnini bütün bütün kapamaya çalışması, böylesi bir zihinsel yoğunlukta düşüncelerin zihne girmesine izin vermemesidir. İkinci örnek Zen meditasyonu (zazen) ya da Taocu meditasyondur. Zen meditasyonunda zihin kendisini nefes alış verişi ya da tantien (tanden) üzerinde yoğunlaştırmış olmakla birlikte zihin dışardan ya da içerden gelecek her türlü duyum veya uyarıya, gelip giden düşüncelere açık tutulur. Bir oranda transandantal meditasyonu da bu gruba koyabiliriz. Ama transandantal meditasyonda diğerlerinde olan yaygın uyanıklık ve farkýndalık keskin bilinçlilik yaşantısı yoktur. O zaman belki bu ikinci grupta olan meditasyon uygulamaları için zorlamasız ve doğal bir biçimde yaygın bir zihinsel yoğunlaşma da diyebiliriz.

Belki üçüncü ortak özellik olarak zihni şöyle ya da böyle yoğunlaştırma çalışmalarının zihne kazandırdığı konsantrasyan gücünden söz edilebilir. Ama meditasyonun asıl ortak özelliği meditasyon çeşitleri arasında bir fark gözetmeden hepsinin az ya da çok bedendeki ve zihindeki gerginlikleri gidermekte, bedende bir dinlenmişlik ve zihinde bir durulma sağlamaktaki etkinlikleridir.

Bence bir başka ortak özellik de tüm meditasyon türlerinin meditasyonun düzenli bir biçimde hergün yapılması konusunda ki ısrarlı tutumlarıdır. Hangi meditasyon yöntemi uygulanırsa uygulansın meditasyonun etkili olabilmesi hergün düzenli bir biçimde yapılmasına bağlıdır.

Meditasyon uygulamalarının çeşitliliği daha çok üzerinde dikkatin yoğunlaştırıldığı konuların farklı olmasından kaynaklanıyor.

Meditasyon uygulamalarını üzerinde meditasyon yapılan konulara göre sınıfladığımız zaman konuları üç grupta toplayabileceğimizi düşünüyorum. Birinci gruba nefes alış verişi ya da nefes alış verişiyle birlikte bedenin tümü üzerinde veya bedendeki duyarlı merkezler üzerinde zihnin yoğunlaştırılmasıyla yapılan meditasyonları, gene nefes eşliğinde hareketle yapılan meditasyonları koyabiliriz.

İkinci gruba ses üzerine yapılan meditasyonları koyabiliriz. Bu grupta bir cümle ya da bir söz üzerinde (mahtra) yapılan meditasyonlar, bir müzik âletinin eşliğinde ya da deniz dalgalarının, rüzgârın sesi gibi doğal seslerin izlenmesi suretiyle yapılan meditasyonlardan söz edilebilir.

Üçüncü gruba görsel konular üzerinde yapılan meditasyonları koyabiliriz. Bunlar güney Budizminde olduğu gibi örneğin pişmiş topraktan bir disk üzerinde zihnin yoğunlaştırılması yoluyla yapılan kasina meditasyonu, Hintlilerin yaptığı gibi mum ışığının izlenmesi yoluyla yapılan meditasyon ya da Tantrik Budizm ve Lamaizmde uygulanageldiği gibi mandala ya da yantra adı verilen bir desen üzerinde yapılan ve çok kez bu görüntülerin zihinde canlandırılmasını da içine alan meditasyon bu tür meditasyonlara verebileceğimiz birkaç örnektir.

Belki bir dördüncü grup olarak bir duygu ya da bir anlayış üzerinde yapılan meditasyonlardan da söz edilebilir. Ama duyguların ya da anlayışların açığa çıkması bedendeki gerginliklerin giderilmesi ve zihindeki durulmanın ortaya çıkardığı kendiliğinden oluşan bir durum olduğu ve yukarda sözünü ettiğim meditasyon türlerinin doğal bir sonucu olarak geliştiği için bu tür meditasyonu ayrı bir grup içinde incelemeyi gereksiz görüyorum.

 

 

NEFESİN BİLİNÇLE VE FARKINDALIKLA

İZLENMESİ YOLUYLA YAPILAN

MEDİTASYON

 

 

 

Bu tür meditasyonda nefesin bilinçle ve farkmdalıkla izlenmesini kolaylaştırmak için çoğu kez ya nefes alışları ya da nefes verişleri bazı kez de hem nefes alış ve verişleri sayılır.

Bilinçli olmanın uygulaması konusunda dersler diye adını Türkçeye çevirebileceğimiz Buda'ya maledilen sözlerden oluşan Satipatthana Sutra da şu sözleri buluyoruz: "Zihni arıtmak, ıstırabı yok etmek, yenmek doğru yolu bulmak nirvanayı gerçekleştirmek için yalnız bir yol vardır. Başka bir yol yoktur. Bu yol herşeyin farkında, ayırdında olmayı sağlayan yaygın bir dikkatliliktir. İnsan a) bedeninin, b) duygularının, c) ruhsal durumlarının, ç) düşüncelerinin farkında, ayırdında olmalıdır. Bedeninin ayırdında olmaksa nefes alıp verdiğinin farkında ayırdında olmakla başlar"

Nefes alış verişinin nasıl farkında ayırdında olunacağıysa Buda'ya göre şöyle: "İşte kardeşlerim bir derviş bir ormanda da olsa, bir ağaç altında da ya da başka uygun bir yerde de olsa bacaklarını çaprazlayıp oturmalı, gövdesini dik, dikkatini uyanık tutmalı, bilinçle nefes almalı, bilinçle nefes vermelidir. Derin bir nefes alınca derin bir nefes aldığının, sığ bir nefes alınca sığ bir nefes aldığının ayırdında olmalıdır. Bu yola yeni girmiş kimse nefesini sayarak başlamalıdır. En az beş, en çok on kez nefesim saymalı, sonra gene ara vermeden nefesini saymaya başlamalıdır. Eğer sayı saymaya aralık verecek olursa düşünceler kapalı bir ağıldaki sığırlar gibi kımıldaşmaya çalkalanmaya başlar. Eğer saymayı on sayısında kesmez de sürdürürse bilinç sayma işlemi üzerinde yoğunlaşır oysa bu uygulamanın amacı sayma işlemi değil nefes alış verişinin bilinçle izlenmesidir,

Genellikle nefes alış verişi sayı sayarak ya da saymadan izlenirken dikkat yüzde yoğunlaşır. Çok kimse üst dudak, burnun ucu, ya da burun kanatlarının içinde dikkatini yoğunlaştırır. Ben meditasyona başlar başlamaz gülümserken yaptığım gibi dudaklarımı kısıp ağzımı iki yana uzatmak ihtiyacını duyuyorum. Bunun sonucunda dudakların gerilmesi yanaklara yansıyor ve dudaklarımın yanaklara doğru bittiği yerden başlayan ve elmacık kemiklerinin olduğu yerde yoğunlaşan yanaklarımda bir duyarlık oluşuyor. Kuşkusuz bunun nedeni yüz kaslarındaki gerginliği gidermek ihtiyacı.

Bir yandan da nefesini izleyen kimse nefesin bedende geçtiği yollarda da dikkatini yoğunlaştırıyor. Ama nefesin bütün geçtiği yollar izlenmeye çalışıldığı zaman zihin dağılabilir. Bunu testereyle odun kesmeye benzetebiliriz. Eğer testerenin oduna değdiği noktada dikkat yoğunlaştmlmazsa testere oradan oraya sıçrar ve odunun kesilmesi başarılamaz. Odun kesen kimse elbet testereyi bir ileri bir geri getirip götürdüğünün duyarlığındadır. Ama dikkatini odaklaştırdığı nokta gidip gelen testerenin dişlerinin oduna değdiği nokta olmalıdır. Bunun gibi nefes alıp verirken de dikkat göbek altındaki bölgede ya da burun kanatlarında yoğunlaştırılmalıdır. Ama ister göbek altında, ister burun kanatlarında yoğunlaştırılmış olsun dikkat giderek yaygınlaşarak tüm nefes yollarında kalıcı bir duyarlık oluşur.

Burada şunu belirtmeliyim. Nefesle yapılan meditasyonda biri nefesin denetlenmesini öteki nefesi denetlemeden nefesin izlenmesini öngören iki farklı tutum var. Hindu uygulamalarının çoğunda nefes belirli bir sisteme göre denetlenir. En çok kabul gören sistem nefes alışını nefesin tutulması ve gene nefesin verilmesini nefesin tutulması aşamalarının izlemesidir. Nefes alış (pureka) süresinin dört katı nefesi tutma (khumbaka) ve nefes alış süresinin iki katı nefes veriş (rejeka) süresi izler. Nefes verişinden sonra gene nefes alış süresinin dört katı uzunluğunda nefesi tutma (khumbaka) süresi gelir, Bu oranları 1424 diye özetleyebiliriz. Meditasyon yapan kimse bu ritme kendini uyduruncaya kadar bedensel yorgunluk ve çok kez baş dönmesi gibi durumlarla karşılaşabilir.

Çin Yogasında da Hint Yogasýndakine benzer nefesin denetlenmesini öngören uygulamalara rastlanıyor ama olasılıkla bu uygulamalar Hint etkisinden esinlenmiş Taocu öğretiden saptırılmış öğretilerdir.

İkinci gruba çoğunlukla Budacı meditasyonda zazende ve Taocu meditasyonda olduğu biçimiyle nefesin işine karışmadan yalnızca izlenmesiyle yetinilmesi uygulamasını koyabiliriz. Nefes izlendiği zaman nefesin giderek daha derinlere, daha derinlere, daha derinlere battığını ve sonunda göbek altında tantien (tanden) adı verilen enerji merkezine yerleştiğini farkederiz. Nefes üzerinde meditasyon yapmaya yeni başlayanlar için nefesin böyle derinlere battığını ve göbek altındaki mide boşluğuna yerleştiğinin duyarlığında olmak pek kolay olmayabilir. Zen ustası Katsuki Sekida nefesin bu derine batışının duyarlığını kolaylaştıracak bir yöntemden söz ediyor. Katsuki Sekida nefesi tantien'e (tanden) oturtmak için bambu yöntemi adını verdiği bir uygulamayı salık veriyor. Bu yöntem meditasyon sırasında kısa aralıklarla ya da dalga dalga nefes vermektir. Kesintilerle bölünmüş uzun bir nefes ya da karından gelen ufak ufak itmelerle kısa aralıklarla zorlanan bir nefes. Her iki uygulama da bilinci tantien (tanden) üzerinde odaklaştınr. Ancak böyle bir bambu solunumunu bir kaç kez normal nefes alışı ve verişi izlemelidir. İkinci bir kez bambu solunumu yapılmadan önce, bir kaç kez normal nefes alınıp verilmelidir. Bu yönteme bambu solunumu adını vermesinin nedenini Sekida şöyle açıklıyor: Japon sanatçılar yaptıkları resimlerde bambu ağacının gövdesini tek fırça darbesiyle çizerler. Bambu ağacının boğumlarını belirtmek içinse fırça darbesinde kesiklikler yaparlar. Bambu nefesindeki kesintileri fırça darbesindeki kesikliklere benzettiği için bu solunuma bu adı verdiğini söylüyor. Zen ve Taocu uygulamada genel eğilim nefesin işine karışmadan nefesin izlenmesiyle yetinilmesidir. Kendinizi tam anlamıyla kendi doğanıza teslim ettiğiniz zaman doğanız yanlış yapmaz en doğru nasıl nefes alınacağını doğanız bilir ve doğanızı izleyerek nasıl doğru nefes alınacağını kendi doğanızdan öğrenebilirsiniz. Ama bu konuda siz de birşey yapmak istiyorsanız nefesinizi iyice boşaltınız ve havanın kendiliğinden içinizi doldurmasına izin veriniz. Yeni doğmuş bir bebeği düşünün. Ona o kadar güzel nefes almayı kendi doğasından başka kim öğretmiş olabilir?

Taocuların chi (ki), Hinduların prana adını verdikleri evrensel enerji ve nefes aym şeydir. Biz evrenle olan bağımızı nefesle sağlarız. Bilinçle izlenen nefesin insanı daha enerjik yapmakta, sinir sistemini yatıştırmakta, kaslardaki gerginlikleri gidermekte ve genel sağlığı düzeltmekteki etkinliği deneylerle kanıtlanmıştır.

Bilinçli nefes alış verişi bir başına meditasyon konusu yapılabileceği gibi başka bir meditasyon uygulamasıyla bir arada da yürütülebilir. Örneğin bir sözün ard arda tekrarlanması anlamına gelen mantra meditasyonuyla birlikte uygulanabilir. Her nefes alışında ya da verişinde veya her nefes alışında ve verişinde mantra tekrarlanır. Zen Budistlerin Mu koan'ıyla yaptıkları meditasyonda her nefes alışta mu her nefes verişte mu nefese eşlik eder. İki heceli mantralarda nefes alındığında birinci, nefes verildiğinde ikinci hece söylenir. Örneğin sat nam böyle bir mantradır. Nefes alışta sat nefes verişte nam söylenir. Sufilerin yaptığı biçimiyle ya hu ya daya hak'la yapılan meditasyonlarda nefes alındığı zaman ya nefes verildiği zaman hak ya da hu hecesi kullanılır.

Bazı meditasyonlarda nefes alış veriş görsel meditasyonla bütünleştirilir. Bazı meditasyonlarda nefesin sayılması işlemi sayıların yazılış şekillerinin zihin gözünde canlandırılmasıyla birlikte yürütülür. Gene bazı uygulamalarda gözünüzün önünde canlandırdığınız sayıları nefesinizle birlikte içinizde derinlere gönderir ve tantien'de biriktirirsiniz. On sayısına ulaşınca sayıları siler ve gene yeni baştan sayıları karnınızda biriktirme işlemini sürdürürsünüz.

Kuşkusuz nefesi saymadan da izlemek mümkündür. Yeni başlayanlar için saymaya oranla daha güçtür ama imkansız değildir. Her iki yöntemin de birbirlerine üstünlükleri olduğu savunulabilir. Bir de orta yol vardır. Yani bir süre nefesi saydıktan ve nefesin duyarlığı iyice yerleştikten sonra saymayı bırakmak. Zihin artık nefes alış verişiyle bütünleşmiştir. Nefesin saymadanda izlenmesi kolaylaşmıştır. Bir an gelir ki artık içimize giren ve dışımıza çıkan havanın duyarlığından başka hiç bir duyum kalmaz.

Nefes alış verişi bedenin duyarlıkla algılanmasını ve bedensel duyarlığı ve bilinci artırıcı bir yöntem olarak da kullanılabilir. Nefes alış verişi sırasında dikkatin çakralar üzerinde yoğunlaştırılması ya da akupunktur noktalarının üzerlerinde bulunduğu meridyen kanallarının üzerinde dolaştırılması yoluyla insan, bedeni üzerinde olağan üstü bir duyarlık kazanabilir. Hatta bu yolla geleneksel tıbbın insan vücudunda iradenin yönetimi dışında olduğunu iddia ettiği bir çok bedensel işlevi istencinin yönetimi altına alabilir.

Hareketle yapılan meditasyonlarda da meditasyon konusu bedensel duyarlıktır. Hareketler ve nefes alışverişi bu bedensel duyarlığı artırıcı bir etki yapar. Bedensel duyarlık gerginliklerin giderilmesini de beraberinde getirir. Kuşkusuz bedenini duyarlıkla algılayabilen kimse bedenindeki gerginlikleri de algılayabilecek ve gerginlikleri zihninin gücüyle gidermeyi de başarabilecek ya da gergin yerleri gevşetecek hareketler yapabilecektir.

 

 

MANTRA MEDİTASYONU VE SESLERİ DİNLEYEREK YAPILAN MEDİTASYON

 

Mantra meditasyonu ya kutsal olduğuna ya da sihirli bir gücü olduğuna inanıldığı için bir sözcüğün içten ya da yüksek sesle ard arda tekrarlanması yoluyla yapılır. Transandantal meditasyon da mantra meditasyonunun Batılılara pazarlanmak için üretilmiş bir biçimidir. Sufilerin uyguladıkları zikir de bir mantra meditasyonudur. Belki de en yaygın olarak uygulanan ve bilinen meditasyon yöntemi mantra meditasyonudur. Günümüzde mantranýn sihir gücüne ya da kutsal sözcüğün etkinliğine çağdaş ve bilimsel bir görüntüsü olan yeni bir karşılık bulunmuştur. Mantranın yaptığı titreşimin gücünden ya da yaptığı vibrasyonların etkisinden söz edilerek sihir yerine daha bilimselliğe benzeyen bir açıklama getirilmeye çalışılmaktadır. Ancak mantra'nın yaptığı titreşimin etkisinden söz etmekle sihirli gücünden söz etmek arasında ben büyük bir fark göremiyorum. Vibrasyon konuya sihir sözcüğünden daha fazla bir açıklama getirmiş olmuyor. Çağımızda saygınlıkta sinirin yerini almış olan bilimin kütleler üzerindeki büyüleyici gücünden yararlanılmış oluyor böylelikle.

Bir sözcüğün ard arda tekrar edilmesinin birbirini izleyen ve birbirinin izinden giden düşüncelerin zihne girmesini engellediği ve dikkatin bu sözcük üzerinde yoğunlaştırılmasının bedende bir gevşemeye ve zihinde bir durulmaya yol açtığı deneysel ve bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmış bulunuyor. Ancak bunun kanıtlanmış olması bir mantranın ötekinden daha güçlü, daha etkili olduğunun kanıtlanmasıyla adamakıllı farklı şeylerdir. Bilimsel deneyler bir mantranın ötekilerden daha etkili ya da daha etkisiz olduğunu kanıtlamak şöyle dursun tam tersine mantralarm bedensel ve zihinsel gevşemeyle ilgili etkinlikleri bakımından bir farklılıkları olmadığını ortaya çıkarmıştır.

Hindistan'daki gelenek mantra'nm ustadan öğrenciye hiç kimseye söylememesi koşuluyla verilmesi şeklindedir. Öğrenciye mantranın başkalarına söylenmesi durumunda etkisinin kalmayacağı yolunda telkin yapılır. Transandantal Meditasyon'da bu uygulama sürdürülmektedir. Elbette bu yöntem mantralarm satışını da kolaylaştırmaktadır.

Lawrence le Shan How To Meditate adlı kitabında. Size birisi on dakikalık bir konuşmadan sonra tıpatıp size uygun olduğunu iddia ettiği bir mantra'yı verir ya da satmaya kalkarsa adamın sizi kandırdığından hiç kuşkunuz olmasın" diyor. Sonra da şöyle sürdürüyor. "Belki de mantra'nm bir yararını görürsünüz ama bunun nedeni mantranın özel olarak size uygun olması değil yalnızca o sözcüğün mantra meditasyonunda kullanılmasındandır."

James Hewitt Meditation adlı kitabında şöyle bir öykü anlatıyor: Bir adam ünlü bir yogiye aydınlanmak için nasıl bir yol izlemesi gerektiğini sormuş. Yogi hergün bin kez Rama sözcüğünü tekrarlamasını önermiş. Yogi aradan seneler geçtikten sonra adamla karşılaşmış ve adamın halinden aydınlanmış olduğunu anlamış. Adama "Sana önerdiğim gibi kutsal sözcüğü tekrarladın mı?" diye sormuş. Adam "Evet Ustam. On yıl dağlarda yalnız başıma dolaştım ve tıpkı bana önerdiğin gibi her gün bin kez Mara sözcüğünü tekrarladım." demiş. Mara Rama'yla aynı harflerden oluşuyor ama Hint ve Budist kültüründe şeytanın adı.

Bu konuda Krishna Murti'nin söyledikleriyse şunlar: "Binlerce senedenberi Hindistanda gayet iyi bilinen birşey var. Aynı kelimenin tekrarlanması, bu kelime ister Om ister Coca Cola olsun Zihne rahatlık verir.

Coşkuyla esriklikle kendinden geçmeyi öne almış uygulamalarda mantralar yüksek sesle ve bir grup uygulaması söz konusu olduğu zaman bir ağızdan söylenir. Elbet böyle bir uygulamada mantranın gizliliği de mantranın etkinliğinin bir koşulu olarak ileri sürülmez. Özellikle Om (Aum olarak seslendirilir) Hinduizm'de çok yaygın olarak kullanılan bir mantradır. Hatta Om yazı olarak da bir meditasyon konusu yapılır, görsel bir simge, bir yantra olarak da kullanılır.

Sesle yapılan meditasyonda doğadaki bütün sesler meditasyon yapmak için uygun seslerdir. Dalgaların sesi, ateşte yanan çalı çırpının çıkarttığı çıtırtılar, cırcır böceklerinin sesi, kuşların sesi dalgaların, akarsuyun sesi, büyük şehrin uğultusu, bütün bunlar meditasyon için uygun konulardır. Tren yolculuğu sırasında trenin giderken çıkardığı tartımlı sesler meditasyon yapmak için başka bir fırsattır. Örnekleri sonsuza kadar çoğaltmak mümkündür. Saatin tik takı, yağmurun sesi hemen akla gelen konular. Sesle yapılan meditasyon hem oldukça kolay ve kolay olduğu kadar da etkilidir. Yöntem iki kelimeyle özetlenebilir: otur ve dinle. İster bir yandan nefes alıp verdiğinizi izleyin, ister bütün dikkatinizi dinlemeye verin her ikisi de etkili meditasyon yöntemleridir. Sesle yapılan meditasyonun en yaygın şekli hep bir ağızdan ilahiler, dualar ya da sutra'lar okunarak yapılanıdır.

 

 

GÖRSEL MEDİTASYON VE ZİHİN GÖZÜNDE CANLANDIRMA

 

Görsel meditasyon açık gözlerle yapılır. Zihin gözünde canlandırma için ikisi de olabilir. Açık gözle de kapalı gözle de yapılabilir. Her hangi bir nesne görsel meditasyonun konusu olabilir. Örneğin bir toprak kap ya da bir taş, bir çiçek her hangi bir simge görsel meditasyon için uygun konulardır. Meditasyon gözler açık olarak o nesneye bakmakla başlatılır. Bir süre sonra gözler kapatılıp o nesne zihin gözünde canlandırılmaya çalışılır. Meditasyon ilerledikçe o nesne zihin gözünde adeta içinden ışıklanmaya başlar, giderek daha öz, daha damıtılmış daha arı bir görünün kazanır. Eğer üzerinde meditasyon yaptığınız şey bir resimse giderek derinlik kazanır üç boyutlu olur.

Görsel meditasyonun çok çeşitli uygulamaları vardır. Hint yogasında mum ışığına bakarak yapılanı, Güney Budizminde kasına meditasyonu adı verilen uygulamalar, Tantrizm'de ve Tibet budizminde Yantra ya da mandala adı verilen simgesel şekiller üzerinde yapılan meditasyonlar bunlardan birkaç tanesidir.

 

 

 

 

Kasina meditasyonu Buda'ya maledilen en eski metinlerde adı geçen bir yöntemdir ve günümüzde de Güney Buduzminde kasina meditasyonu uygulanmaktadır. Bu uygulama da en çok kullanılan araçlar kırmızı killi topraktan yapılmış yirmi yirmi beş santim çapında yassı bir teker, bir su birikintisi, ateş ya da bir duvar yarığından görülen hava gibi şeylerdir. Bunların eski çağlarda evreni oluşturduğu sanılan dört temel unsurun yani toprak, ateş, su ve hava'nm simgeleri olarak meditasyon konusu yapıldığı anlaşılıyor.

Mandalalar yuvarlaklar içine yerleştirilmiş diyagramlar ve resimlerdir. Yantralar özel olarak görsel meditasyon yapmak için çizilmiş simgesel resimlerdir. Tantracılar bunlara tohum (Skt: bija) adını verirler. Böylelikle bunların zihne ekildikleri zaman orada büyüyüp gelişeceklerine anıştırma yapılmış olur. Bunların bilinçte kalıcı bazı değişikliklere yol açacağı zamanla zihnin gözünü açacağı, aydınlanmaya giden yolda önemli bir yardımcı oldukları inancı sürüp gitmektedir.

Yantraların ve mandalalarm içinde çok kez sanskritçe sözler de yazılıdır. Böyle durumlarda görsel meditasyon ya da yantra meditasyonu mantra meditasyonuyla bir arada yürütülür.

 

 

MEDÝTASYON ZAZEN

 

 

Şu var ki, en yüce, en eksiksiz, en yetkin Buda'yla biz rasgele sıradan insanlar arasında özde hiç, ama hiç fark yoktur. Bu "özü" suya benzetebiliriz. Suyun en başta gelen özelliği her kaba girebilmesidir. Suyu yuvarlak bir kaba koyduğunuzda yuvarlak kabın biçimini alır. Köşeli bir kaba koyduğunuzdaysa köşeli kabın biçimini alır. İşte bizde de aynı biçim alma kolaylığı, koşullara kendimizi uydurabilme yeteneği vardır. Ama biz yanılgıyla ellerimiz kollarımız bağlanmış, zincirlerle ayaklarımız kösteklenmiş olarak asıl gerçek doğamızdan habersiz yaşıyoruz. Su gibi her kaba göre biçim alma özgürlüğümüzü ve uyumluluğumuzu yitirmişiz. Eğer bu benzetiyi sürdürürsek Buda zihninin bir kristal saydamlığında duru, dingin bir su gibi olduğunu, onun dümdüz yüzeyinde "Gerçek Güneşinin" yansısının tam ve eksiksiz olarak göründüğünü söyleyebiliriz. Oysa sıradan insanın zihni yüzeyi yanılgılardan kaynaklanan düşünceler yüzünden sürekli çalkantı içinde, çalkantının dipteki çamurları kaldırmasından bulanıklaşmış bir çamurlu su gibidir. Bu bulanık çalkantılı suyun yüzeyinde "Gerçek Güneşinin" yansısı görülemez elbette. Ama gene de güneşin ışınları bulanıklık ve çalkantılar yüzünden su yüzeyine yansımasa da dalgaların üzerinde parıltılar yapar. İşte biz de bu ortamda anlamsızlık ve gönül kırıklığı içinde yaşamımızı sürdürür dururuz.

Acaba yaşamımızı ve kişiliğimizi gerçek güneşinin yansısıyla aydınlatabilmek için yapabileceğimiz bir şey var mı? Bunun için öncelikle bu suyu arıtmamız gerekiyor, gidimli, çıkarımcı düşüncelerin yol açtığı yelleri dindirerek kabaran dalgaları yatıştırmamız gerekiyor. Kegon (Avatamsaka) sutramn kavramsal diye nitelediği düşünceleri zihnimizden kovmamız gerekiyor. Çoğumuz soyut düşüncelere değer veririz oysa Budacılık bize her türlü yanılgının temelinde ayırımcı, yani şu herşeyi iyi kötü, doğru eğri diye ikiye bölen düşünce biçiminin yattığını göstermeye çalışmaktadır. Bir zamanlar ünlü bir kimsenin "Düşünce insan zihninin bir hastalığıdır." dediğini duymuştum. Budacılığın bakış açısından bu görüş son derece doğrudur. Elbette soyut düşünce akıllıca kullanıldığı yani soyut düşüncenin yapısı ve sınırları iyice anlaşıldığı zaman yararlılığı yadsınamaz, ama insanlar kendi soyut düşüncelerine tutsak oldukları, onlarla kösteklendikleri zaman buna pekâla hastalık adım verebiliriz.

İster insanı yüceltsinler, ister aşağılasınlar tüm düşünceler durmadan değişen, kalıcı olmayan şeylerdir. Geçici bir süre için bizimle olan birlikteliklerinin bir başlangıcı bir de sonu vardır. Yalnız bireysel düşünceler için değil, her dönemin kendine özgü düşünceleri için de bu böyledir. Budacılıkta düşüncelerden "yaşam ölüm seli" diye söz edilir. Bu konuda gelip geçen düşüncelerin rolünü yerleşik kavramlardan ayırmak çok önemlidir. Rasgele zihne geliveren düşünceler bir dereceye kadar daha az zararlıdır ama doğduğumuz günden başlayarak biriktirdiğimiz (ve iyice benimsediğimiz) olaylardan çıkarsadığımız bilgileri konunun dışında bıraksak bile ideolojiler, inançlar, bakış açıları, ön yargılar ve belirlenmiş kanılar gerçek ışığını görmemizi engelleyen gölgelerdir.

Düşünce yelleri bizim bir suya benzetebileceğimiz doğal yapımızı dalgalandırıp çalkaladığı sürece gerçeği yanılgıdan ayırt edemiyoruz. İlk yapılacak iş bu yelleri yatıştırmak olmalı elbette. Yeller yatışınca dalgalar, çalkantılar da yatışacaktır. Çamurlar dibe çöküp su durulunca "Gerçek Güneşinin" hiç aralık vermeden hep parlak ışığım yaymaktan geri durmadığını anlayacağız. Bunun böyle olduğunun iyice anlaşılması kensho'dur, yani aydınlanmadır, gerçek doğamızın yapısını tanımamızdır. Sürekli değişip duran ahlaksal ve felsefî kavramlardan farklı olarak böyle bir anlayış kalıcıdır. İşte ancak böyle bir anlayış kazanıldıktan sonra iç barış içinde başımızı dik tutarak ve kararsızlıktan ve huzursuzluktan kendimizi kurtarmış olarak çevremizle uyum içinde yaşamımızı sürdürebiliriz.

Size bu konularla ilgili çok kısa bir konuşma yaptım. Gene de bu kısa konuşmayla zazenin önemini anlatabilmiş olduğumu umuyorum. Şimdi zazen'in uygulama yönteminden söz edeceğim.

Yapılacak ilk iş zazen yapmak için sessiz bir oda bulmaktır. Önce yere bir metreye bir metre boyutlarında bir şilte ya da yastık koyunuz. Bu yastık ya da şiltenin üzerine de çapı otuz otuzbeş santim olan yuvarlak bir yastık daha koyunuz. İkiye katlanmış dört köşe bir yastık ya da katlanmış veya yuvarlanarak toplanmış bir battaniye de aynı işi görür. Zazen yaparken çorap ve pantolon giyilmemesi daha uygundur. Çünkü çorap ve pantolon bacakların katlanmasını, ayakların yerleştirilmesini zorlaştırabilir. Bir çok nedenden zazen için en uygunu tam lotus oturuşudur. Tam lotus oturuşunda sağ ayağınızı sol bacağınızın üstüne, sol ayağınızı da sağ bacağınızın üstüne yerleştiriyorsunuz, Bu biçimde oturmanın başlıca gerekçesi çaprazlanmış bacaklar ve şilteye iyice yaslanan dizlerle gövdeye sağlam ve geniş bir taban oluşturmaktır. Bu yolla dengeli ve dinlendirici bir oturuş sağlanmış olur. Gövde hareketsiz olunca düşünceler de gövdenin kıpırtılarıyla devinime itilmiş olmaz. Zihin de böylelikle daha kolaylıkla dinginleşir.

 

Eğer tam lotus oturuşu bacaklarınızı ağrıttığı için size güç geliyorsa yarım lotus oturuşunu deneyebilirsiniz. Yarım lotus'da sol ayak sağ bacağın üstüne ve sağ ayak sol bacağın üstüne değil de altına konur. Bağdaş kurup oturmaya alışık olmayanlara bu biçimde oturmak da, her iki dizin şilteye değmesini sağlamak için dizler şilteye değip öyle kalana dek onlardan birini ya da her ikisini sürekli itekleyip durmak da pek kolay gelmeyebilir. Kuşkusuz hem tam lotus oturuşunda, hem yarım lotus oturuşunda bacaklar ağrımaya başlayınca üstte olan ayak alta ve alttaki üste çıkartılarak yer değiştirilebilir.

Bu geleneksel zazen oturuşlarını son derece rahatsız bulanlar için geleneksel Japon oturuşu olan topukların ve baldırların üzerine oturmak denenebilir. Eğer topuklar arasına kaba etlerin altına bir yastık yerleştirilecek olursa uzunca bir süre rahatsızlık duymadan bu biçimde oturulabilir. Bu biçim oturuşun bir yararı da sırtı dik tutmayı kolaylaştırmasıdır. Gene de bu oturuşlar size çok fazla rahatsızlık veriyor, şuranızı buranızı ağrıtıyorsa bir sandalye üzerinde de oturabilirsiniz.

Bundan sonra yapacağınız şey sağ elinizi avuç içi yukarı bakar durumda kucağınıza ve gene sol elinizi avuç içi yukarı bakar durumda sağ avucun içine yerleştirmenizdir. Başparmaklarınızı hafifçe ve ellerinizle birlikte yayvan bir çember oluşturacak biçimde birbirine değdiriniz. Gövdenizin sağ yanı sol yanına göreli olarak daha kıpırdak olduğu için sol ayağınızı ve sol elinizi sağ ayağınız ve sağ elinizin üstüne koyarak gövdenizin daha kıpırdak yanını baskı altına alınız. Böyle yaparak en yüksek düzeyde bir dinginlik elde etmenize yardım etmiş olursunuz. Eğer bir Buda resmine ya da yontusuna bakacak olursanız ellerin ve ayakların durumunun burada önerdiklerimizin tam tersi olduğunu göreceksiniz. Bunun nedeni Buda'nın bizlerden farklı olarak edilgen bir dinginlik arayışı içinde olmayıp bizleri kurtarmak için etkin bir çaba içinde olmasıdır.

Bacaklarınızı çaprazladıktan sonra kabaetlerinizin dışa taşkınlaştırılmasını sağlamak için şöyle bir öne doğru eğilin, sonra yavaş yavaş gövdenizi dik duruma getirin. Zazen yaparken başınızı da dik tutmalısınız. Yandan bakıldığı zaman kulaklarınız omuzlarınızla, burnunuzun ucu göbeğinizle aynı düşey çizgi üzerinde olmalıdır. Gövdenizin belden yukarı bölümü sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi, hiçbir basınç ya da gerilim olmadan durmalıdır. Gözlerinizi açık, ağzınızıysa kapalı tutun. Dilinizin ucu hafifçe üst dişlerin damakla birleştiği yere değsin. Gözlerinizi kapayacak olursanız bir dalgınlık, bir uyuşukluk, bir uyanık düş görme durumuna düşersiniz. Gözlerin bakışı aşağıya doğru yöneltilmeli ama hiç bir nesnenin üzerinde odaklaştırılmamahdır. Bakışınızı aşağıya doğru yöneltirken başınızı öne eğmemeye dikkat etmelisiniz. Gözlerin böylece aşağıya doğru yöneltildiği zaman zihnin en sakin, en dinlenmiş ve en rahat duruma geldiği deneyle kanıtlanmıştır. Omurga sürekli olarak dik durumda tutulmalıdır. Bu uyarı son derece önemlidir. Eğer gövde kendi içine çöküp yığılıverirse bu durum yalnızca iç organlar üzerinde gereksiz yere basınç yapmakla ve onların rahatlıkla çalışmalarını engellemekle kalmaz, aynı zamanda omurga kemiğinin omurları sinirler üzerine baskı yapacaklarından şöyle ya da böyle bir gerginliğe, bir bozukluğa yol açar. Beden ve zihin bir bütün olduğu için bedensel işlevlerdeki her hangi aksaklık kaçınılmaz bir biçimde zihne de etki yapar, böylelikle zihnin dinginliğini, berraklığını ve zihni etkin bir biçimde yoğunlaştırmanın temel koşulu olan tek bir nokta, tek bir konu üzerinde yoğunlaşabilme gücünü de azaltır. Salt ruhbilimsel açıdan baston yutmuşçasma dik oturuş, kamburunu çıkartmak kadar sakıncalıdır. Çünkü birisi bilinçaltmdan kaynaklanan gururdan, öteki de kendini aşağı görmekten gelir. İki duygu da bir kez insanın içinde yer ettimi aydınlanmayı engeller.

Başınızı dik tutmaya da önem vermelisiniz. Eğer başınız öne geriye ya da yana eğik dumrsa ve öylece uzun süre kalacak olursa boynunuz tutulacak ve ağrıyacaktır.

Doğru biçimde oturmayı başardıktan sonra derin bir nefes alın, bir an havayı içinizde tuttuktan sonra yavaş yavaş, acelesiz bir rahatlıkla nefes verin, bunu iki üç kez tekrarlayın. Her zaman burnunuzdan nefes alın ve nefes verin. Bunun ardından doğal biçimde nefes alış verişini sürdürünüz. Kendinizi bir kez böyle yapmaya alıştırdıktan sonra zazen'e başlarken yalnızca bir defa derin nefes alıp vermeniz yetecektir. Şimdi yapacağınız şey nefesinizi yönetmeye çalışmadan doğal bir biçimde nefes alıp vermektir. Daha sonra gövdenizi yedi sekiz defa eğebildiğiniz kadar önce sağa, sonra sola eğiniz, önce büyük salıntılarla başlayıp giderek salıntıları küçültünüz, öyle ki yedinci ya da sekizinci salıntıda gövdeniz tam ortada durağan duruma gelsin.

Artık zihninizi yoğunlaştırmaya hazır duruma gelmiş bulunuyorsunuz. Zen'de bize öncülük etmiş ustalarımızdan miras kalan birçok zihni yoğunlaştırma yöntemi vardır.Yeni başlayanlar için en kolayı her nefes alışını ve verişini saymaktır. Bu egzersizin yararı zihnin bunu yaparken bir yandan da aklın süzgecinden geçirerek herşeyi iyi kötü, doğru eğri, güzel çirkin diye bölerek düşünmeyi şürdürememesi ve zihnin vargılara varma, yargılara vurma etkinliğinin durmasıdır. Böylelikle düşünce dalgaları yatıştırılmış ve yavaş yavaş zihnin bir konu, bir nokta üzerinde yoğunlaşıp keskinleşme gücü çoğaltılmış olur. İlk denemelerinizde hem nefes alırken, hem nefes verirken sayınız. Nefes aldığınız zaman zihninizi "bir" sayısı üzerinde yoğunlaştırınız. Nefes verdiğiniz zaman zihninizi "iki" sayısı üzerinde yoğunlaştırınız ve bunu "on" sayısına kadar böylece sürdürünüz sonra gene "bir"den başlayınız ve "on"a varana kadar nefes alış ve verişlerinizi sayınız ve bu hep böyle gitsin. Nefes alış verişinizi sayarak izlemeyi kaçırrsanız gene "bir"den başlayınız. İşte hepsi bu kadar basit.

Daha önce de sözünü ettiğim gibi zihne rasgele gelip giden düşünceler zazen'e zarar vermezler.Yazık ki bunun böyle olduğu herkes tarafından kabul edilmemektedir. Hatta Japonya'da beş on yıl Zen uygulaması yapanlardan bile zazen'in amacının bilinci durdurmak olduğunu sananlar çıkar. Gerçi bilinci durdurmaya çalışan bir türlü Zen uygulaması da vardır ama bu uygulama geleneksel Zen Budizm uygulaması değildir. Şunu iyice kafamıza sokmalıyız. Ne kadar aklınızı vererek nefesinizi sayarsanız sayınız gözleriniz açık olduğu için görüş alanınıza giren şeyleri görüp algılamayı ve kulaklarınız tıkalı olmadığı için çevrenizden gelen alışılagelmiş sesleri duymayı sürdüreceksiniz. Tıpkı bunun gibi zihniniz de uyumadığı için çeşitli düşünceler de zihninize dalıverecektir. Bu düşüncelerin zihninize izinsiz ve selamsız girip çıkmaları zazen'inizin etkinliğine engel olmaz ya da etkinliğini azaltmaz. Siz kafanızda o düşünceleri yoğurup, onları akla vurup, vargılara, kararlara varmadıkça, bu "iyi" deyip onu tutmaya, bu "kötü" deyip onu denetlemeye ya da kovmaya çalışmadıkça bu gelip giden düşünceler zazen'inizi bozmayacaktır. Hiçbir algı ya da duyguya zazen'inize zararlı gözüyle bakmayacak ya da ona zihninizin takılıp kalmasına izin vermeyeceksiniz. Bunun üzerinde ısrarla duruyorum. Bunun görme işlevindeki anlamı gözlerin bir nesne üzerinde takılıp kalmasıdır. İşitme sürecinde anlamı dikkatinizin sesler üzerinde takılıp kalmasıdır. Düşünce sürecindeyse zihnin bir düşünceye sıkı sıkı yapışıp onu bırakmamasıdır. Eğer böyle yaparak zihninizin dağılmasına yol açarsanız zihninizin nefes alış verişinizi saymaktaki yoğunluğu da bozulacaktır bu yüzden. Konuyu yeniden şöyle özetleyeyim: Rasgele düşüncelerin kendiliklerinden zihninize gelip gidişini engellemeyiniz, yalnızca onlarla oynaşmaktan, onları kafanızda evirip çevirmekten ya da kafanızdan kovmaya çalışmaktan vazgeçiniz. Yapacağınız tek şey tüm gücünüzle zihninizi nefes alış verişini saymakta yoğunlaştırmanızda.

Zazen'inizi bitirirken birden bire yerinizden fırlamayınız. Önce iki yana sallanmaya başlayınız. Küçük sallantılarla başlayınız, giderek sallantıları büyütünüz. Bu biçimde altı yedi kez sallanmanız yeterlidir. Farkettiğiniz gibi bu sahntılardaki hareketler Zazen'e başlarken yaptıklarınızın tersidir. Anımsayacağınız gibi zazen'e başlarken büyük salıntılarla başlayıp salıntıları giderek küçültüyorduk. Şimdi yavaş yavaş yerinizden kalkınız ve sizinle birlikte zazen yapan öteki izdeşlerinizle birlikte kinhin adı verilen yürüyerek yapılan zazen'e geçiniz. Kinhin başparmak avuç içinde kalacak biçimde sağ elin yumruk yapılarak göğüs üstüne konulması ve sol elle sağ yumruğun kavranması ve dirseklerin dik açı oluşturacak biçimde tutulmasıyla yapılır. Kollar düz bir çizgi gibi bedense dik bir durumda tutulmalıdır. Gözler ayaklardan 6070 santim daha ileri bir noktaya yere yöneltilmiş olmalıdır. Odanın içinde yavaş bir tempoyla yürürken bir yandan da nefes alış verişini saymayı sürdürmelisiniz. Yürümeye sol ayakla başlamalısınız. O şekilde yürümelisiniz ki önce topuk sonra parmaklar olmak üzere ayak yer tabanına iyice bastırsın. Yavaş yavaş ama düzenli, dengeli ağır başlı bir biçimde yürümelisiniz. Yürüyüş öyle dalgın ve dikkatsiz bir biçimde değil zihin sayı saymakta yoğunlaştırıldığı biçimiyle yoğun bir dikkat içinde yapılmalıdır. Her yirmi otuz dakikalık zazen oturumundan sonra hiç olmazsa beş dakika böyle yürümek uygun olur.

 

 

Bu tür yürüyüşü zazen'in hareketli olanı diye düşüneceksiniz. Rinzai ve Soto mezhepleri kinhin in. yapılış biçimi konusunda birbirlerinden adamakıllı farklılaşırlar. Rinzai'de yürüyüş daha canlı ve hareketlidir. Buna karşın geleneksel Soto uygulamasında yavaş ve rahat bir tempoda yapılır. Ya da şöyle söyleyeyim, her nefes alışta 20,30 santim uzunluğunda bir adım atılır. Benim hocam Haradaroshi ikisinin arasında bir yürüyüş temposunu öneriyordu. Bizim de burada uyguladığımız Haradaroshi'nin önerdiği yöntemdir. Başka bir fark, Rinzai mezhebinde sol el, sağ elin yumruğunu üstten sarmalar. Oysa geleneksel Soto uygulamasında üstte olan sağ eldir. Haradaroshi sol elin sağ yumruğun üzerinde olmasını daha uygun buldu ve bu konuda Rinzai'nin yöntemini benimsedi. Kinhin yürüyüşünün bacaklarda uzun bir süre oturmanın neden olabileceği uyuşukluğu ve tutukluğu gidermesinin yalnızca bir yan yarar olduğunu ve asıl amacın bu olmadığını unutmamalısınız. Bunun için de kinhin yaparken de, eğer zazen yaparken nefesinizi sayıyorsanız nefesinizi saymayı, eğer bir koan üzerinde çalışıyorsanız aynı şekilde koan üzerinde çalışmayı sürdürmelisiniz.

Birinci ders burada bitiyor. Yeniden benimle buluşana kadar zazen sırasında nefesinizi sayma yöntemini uygulayınız.

 

 

ZAZEN YAPARKEN GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN NOKTALAR

 

Bu ikinci konuşmamda size öğrettiğim nefes egzersizinde küçük bir değişiklik yapacağım. Bu sabah size nefes alırken "bir", nefes verirken "iki" ve bunun gibi saymanızı söylemiştim. Bundan böyle yalnız nefes verirken "bir" diye saymanızı istiyorum. Böylece tam bir nefesi (yani bir nefes alış ve nefes verişi) "bir" diye sayacaksınız. Nefes alışlarla ilgilenmeyip yalnız nefes verişleri "bir", "iki", "üç" ve bunun gibi saymayı sürdüreceksiniz.

Zazen'inizi yüzünüzü bir duvara, bir perdeye ve buna benzer bir şeye dönük olarak yapmanız daha doğru olur. Duvarın ne çok uzağında ne de burnunuz duvara değecekmişçesine yakınında oturmayınız. En uygun uzaklık 70 ya da 100 santimdir. Bir de şu var, oturduğunuz yer çok geniş görüş alanı olan bir yer olmamalıdır. Çünkü böyle bir yerde oturduğunuz zaman dikkatiniz dağılabilir. Aynı şekilde çok güzel manzaralı bir yerde de zazen yapmamalısınız. Çünkü manzaranın güzelliğine hayranlığınız sizi zazen yapmaktan alıkoyabilir. Burada unutmamanız gereken bir nokta daha var, Gözlerinizin açık olmasının nedeni bir şeyler görmeniz için değildir. İşte bu nedenlerle en iyisi bir duvara dönük oturmaktır. Bununla birlikte siz bir Zen manastırında Rinzai yöntemine uygun olarak zazen yapacak olursanız zazen yapan öteki izdeşlere yüzünüz dönük olarak oturmak durumundasınız. Çünkü zazen'in böyle yapılması Rinzai mezhebinde yerleşik bir kuraldır.

Zazen yapmaya yeni başlamışsanız eğer bulabilirseniz sessiz, ve aynı zamanda temiz ve düzenli bir odada zazen yapmak en iyisidir. Sessiz temiz ve düzenli bir oda olmak koşuluyla yatak üstüne oturulup zazen yapılabilir mi diye bir soru akla gelebilir. Sağlıklı normal bir kimse söz konusuysa yanıt hayırdır. Yatak üstüne oturulup zazen yapıldığı zaman zihni gerekli yoğunlukta tutmayı güçleştiren bir çok nedenden söz edilebilir. Kuşkusuz bir yatalak için başka seçenek yoktur.

Olasılıkla kuşların, böceklerin, akarsuların sesleri gibi doğal sesler Zazen yaparken sizi rahatsız etmeyecektir. Gene bunun gibi saatin tik takının ya da bir motor sesinin zazen'inizi bozacağını sanmıyorum. Bununla birlikte bir jet uçağının birdenbire kulağınıza geliveren gürültüsünün kötü bir etkisi olabilir. Ama düzenli, tartımlı seslerden zazen'iniz için yararlanmanız bile olanak içindedir. Benim bir öğrencim zazen yaparken pirinç harmanından gelen düzenli ve tartımlı seslerin yardımıyla aydınlanmayı başarmıştı. En çok zarar veren sesler ister konuşan kimseden doğrudan gelsin, ister radyo ya da televizyondan gelsin insan (konuşma) sesleridir. Bunun için zazen yapmak için bu tür seslerin ulaşamayacağı bir yer seçiniz. Yalnız şu var, zazen'iniz olgunlaştığı zaman hiçbir ses sizi rahatsız edemeyecektir.

Zazen yaptığınız odayı temiz ve düzenli tutmanın yanında çiçeklerle süsleyip tütsü yakınız. Bunlar bir arınmışlık ve kutsallık duygusu verecektir size. Böyle bir çevrede kendinizi bütünüyle Zazen'e vermeniz kolaylaşacaktır. Böyle bir çevrede daha çabuk zihninizi sakinleştirip zihninizdeki dağınıklığı toparlayabileceksiniz. Size ağırbaşlılık ve arınmışlık duygusu verecek basit ve rahat giysiler giyiniz. Geceleyin Zazen yaparken yatarken giydiğiniz giysilerle Zazen yapmasanız daha iyi olur. Ama hava çok sıcaksa pijamayla zazen yapmak ya da hiç yapmamak söz konusuysa pekâlâ, o zaman pijamayla zazen yapın ama gene de kendinizi düzenli ve temiz tutmaya çaba harcayın.

Oda ne çok aydınlık, ne de çok karanlık olmalıdır. Eğer çok aydınlıksa perdeleri çekerek odayı loş yapabilirsiniz. Eğer geceyse çok fazla ışık vermeyen bir elektrik ampulü yakabilirsiniz. Karanlık bir odanın yapacağı etki gözleriniz kapalı zazen yapmanın yapacağı etkinin aynısıdır. Karanlık herşeyi donuklaştırıp karartacaktır. En uygun koşullar alaca karanlık diyebileceğimiz bir loşluktur. Şunu aklınızdan çıkartmamaksınız: Budacı zazen'in amacı zihni devre dışı bırakmak değil, onu sakinleştirip bir yandan tüm etkinliklerini sürdürürken bütünlüğüne kavuşturmaktır.

Temiz ve serin havayla dolu bir oda en uygun olanıdır. Zazen'in amacı bedene acı vermek değildir. Onun için aşırı sıcakla savaş vermeniz gereksizdir. Deney onu gösteriyor ki serince bir odada zazen yapmak daha iyi sonuç vermektedir. Sıcak bir odada zazen yapmak uyku getirir. Kuşkusuz sizin zazen'e olan istekliliğiniz çoğaldıkça sıcaktan da soğuktan da fazla etkilenmemeye başlayacaksınız: Gene de sağlığınıza gerekli özeni göstermek en iyisidir.

Şimdi de zazen yapmak için en uygun zaman konusunu inceleyelim. İstekli ve hevesli kimseler için günün her saati, yılın her mevsimi aynı derecede uygun zamandır. Ama işi gücü olan meslek sahibi insanlar için en uygun zaman ya sabah ya da akşamdır. Daha da iyisi hem sabah, hem akşamdır. Her sabah zazen yapınız. Kahvaltıdan önce yaparsanız daha iyi olur. Bir de akşam yatmadan önce Zazen yapabilirsiniz. Günde ancak bir kez zazen yapacaksanız sabah ya da akşam zazen yapmanın üstünlüklerini kıyaslayabilirsiniz. Kuşkusuz her ikisinin de yararları ve sakıncaları konusunda söylenecek şeyler bulacaksınız. Eğer sabah da, akşam da size aynı derecede uygun geliyorsa ve bu durumda hangisini önereceğimi bana soruyorsanız (yalnız günde bir kez zazen yapacaksanız) şu nedenlerden ben sabahı seçmenizi öneriyorum: Sabahın erken saatlerinde hiç kimsenin kapınızı çalması olasılığı yoktur. Buna karşın akşamlan zazen'inize ara vermenize neden olabilecek olaylar olabilir. Gene sabahlan, ne de olsa şehirler daha az gürültülüdür. Çünkü sokaklardan daha az vasıta geçer. Bunlardan da önde sabahlan daha dinlenmiş ve midenizin boş olduğu bir durumda olursunuz. Bunlar zazen yapmak için uygun koşullardır. Buna karşın gece günün yorgunluğundan sonra zihniniz daha uyuşuk ve körelmiş olacaktır. Dolu bir mideyle zazen yapmak daha güçtür. Bunun için eğer zazen'e yeni başlamış bir kimseyseniz yemekten kalkar kalkmaz zazen'e oturmasanız daha iyi olur. Buna karşın yemekten önce zazen daha iyi sonuç verir. Zazen'iniz ilerleyip istekliliğiniz ve, bağlılığınız çoğaldıkça yemekten önce ya da hemen sonra zazen'e oturmanızın hiç bir önemi kalmayacaktır.

Bir oturuşta ne süreyle zazen yapmalısınız? Bunun için genel bir kural koymak güçtür. Çünkü bu sizin istekliliğinize, hevesliliğinize göre, zazen'de aldığınız yola ve zazenİnizin olgunlaşma derecesine göre değişebilir. Yeni başlayanlar için sürenin kısa olması daha iyidir. Eğer bir ya da iki ay kendinizi vererek günde beş dakika zazen yaptınızsa istekliliğiniz ve hevesliliğiniz artıkça süreyi on dakika ya da daha ıızun bir süreye çıkartmak isteyeceksiniz. Eğer zihniniz yoğunlaştınlmış olarak diyelim ki yanm saat bacaklannız acımadan, sıkıntı ve huzursuzluk duymadan oturabiliyorsanız zazen'in size verdiği dinginlik ve esenlik duygusunun keyfine varacak ve düzenli olarak zazen yapmak isteyeceksiniz. İşte bunun için yeni başlayanlara kısa süre zazen yapmalannı öneriyorum. Daha başlar da uzun süre zazen yapmaya kendinizi zorlarsanız bacaklannızdaki ağn dayanılmaz derecelere varabilir. Bu da zihninizi sakinleştirmenizi engeller. O zaman da zazen size bıkkınlık verir, zazen size bir zaman kaybı gibi görünmeye başlar, durmadan saate bakmaya başlarsınız. Sonunda zazen'den hoşlanmamaya başlar, zazen yapmaktan bütünüyle vazgeçersiniz. Çoğunlukla da böyle olur. Siz yalnızca günde on dakika zazen yapıyor olsanız da sürenin kısalığını nefesinizi saymakta, zihninizi adamakıllı yoğunlaştırmakta göstereceğiniz özenle zazen'inizin etkinliğini artırarak karşılıklayabilirsiniz. Nefesinizi saymayı sanki bir görev yapıyormuş gibi aklınızı vermeden mekanik bir biçimde yapmayınız.

Bir saat ya da daha uzun bir süre keskin bir dinginlik duygusuyla zazen'inizi götürebilmeyi basarsanız bile oturuş sürelerini yanm saat ya da kırk dakikalık dönemlerle sınırlamanız daha iyi olur. Genelde bir oturuşta bu sürelerden daha uzun zazen yapılması önerilmemektedir. Bunun nedeni de zihnin gücünün ve dikkatinin azalması, zazen'in etkinliğinin sürdürülememesidir. En iyisi otuz kırk dakikalık oturuşlan yürüyerek yapılan zazen'lerle ard arda getirmektir. Böyle yaparak bütün gün, hatta bir hafta boyunca olumlu sonuç alarak zazen yapmayı sürdürebilirsiniz. Zazen oturuşunun süresi uzadıkça yürüyerek yapılan zazen'in de süresi uzatılmalıdır. Bu biçimde sürdürülen zazen'e bedenle yapılan işlerin de eklenmesi gerçekten yararlı olur. Çok eski çağlardan beri Zen manastırlanndaki uygulama böyledir. Hemen şunu söylemeliyim böyle bedensel çalışmalar sırasında zihninizi keskin bir uyanıklık içinde tutmalısınız, zihninizin körelip donuklaşmasına, tembelleşip farketme gücünü yitirmesine izin vermemelisiniz.

Yemek konusuna gelince midenizin onda sekizinden daha çoğunu doldurmamalısınız. Bir Japon atasözüne göre midenin onda sekizi gövdeyi, onda ikisi doktoru besler. Bundan 650 yıl önce derlenmiş olan Zazen Yojinki (zazen'de göz önünde tutulması gerekli noktalar) adlı derlemede midenizin alım gücünün yalnız üçte ikisini kullanmanız önerilmektedir. Ayrıca dağ patatesi, susam, ekşi erik, mantar, kara fasulye, lotus kökü gibi besleyici bitkiler yenmesi salık verilmektedir. Kuşkusuz et yemek Budacılık geleneğinde yoktur. Hele Zazen Yojinki hin yazıldığı bundan 650 yıl öncesinde et yemek önemli bir tabuydu. Gene bu derlemede gövdede alkali bir kalıntı bırakan deniz yosunlan da salık verilmektedir. Vitaminler, mineraller ve kaloriler konusu benim yetki alanımın dışındadır ama şurası bir gerçek: Günümüzde insanların çoğunun yedikleri şeyler kanda çok fazla asit oluşmasına yol açıyor ve bunda başlıca sorumlu da et yemekleridir. Siz de daha çok yukarda sözü edilen türden alkali etkisi olan bitkisel yiyecekler yeyin. Eski çağlarda bir yinyang besin düzeni vardı. Yang alkalin yin'se asittir. Eski kitapların önerisine göre bir yemek listesinde ne yang, ne de yin ağırlıklı bir yer tutmamalıdır. Aslında benim anlatmak istediğim şeyin özü de budur.

Zazen'de bir süre sonra kendinizle ilgili bir çok konunun bir şimşek hızıyla aydınlandığı bir noktaya geleceksiniz. Örneğin o güne dek anlayamadığınız, farkedemediğiniz birçok bağlantılar, ilişkiler birden bire belirginleşiverecek, çözülmesi güç kişisel sorunlarınız çözülüverecektir. Eğer aklınızda tutmak istediğiniz şeyleri not almazsanız bunlar aklınızı kurcalayabilir. Bunun sonucunda da zihninizi yoğunlaştırmanız güçleşebilir. Onun için yalnız başınıza zazen yapmak için otururken yanınızda bir not defteriyle kalem bulundursanız iyi olur.

 

ZAZEN OTURUŞLARINDA YAPILAN YANLIŞLAR

 

 

 Zazen yaparken oturuşunuzun doğru olduğunu karar verebilmek için hatalı oturuşları iyice tanımanız gereklidir. Örneğin resim 1'de kalçaların üstünde gövde olması gerektiği gibi durmamaktadır. Oturuşu düzeltmek için a noktası sağa doğru ilerletilmelidir. Böyle yapılırsa omuzlar da aynı düzeye gelmiş olacaklardır. Eğer yalnızca omuzların aynı düzeye getirilmesiyle yetinilecek olursa sırttaki ve belkemiğindeki eğrilik daha da artırılmış olacaktır (resim 5). Oturuştaki böyle bir yanlış öğrencinin üstünde giysiler olduğu sürece kolay kolay fark edilemez. Zazen yapan kimse duruşunu Kontrol edebilmek için yarı beline kadar soyunmulıdır Ayna önünde oturmalı ve duruşunu kendisi inceden inceye incelemelidir. Bedenini çeşitli duruşlara geçirerek gövdesinin nerelerinde gerginlikler olduğunu keşfetmeye çalışmalıdır. Kasların ve kemiklerin böylesine ayrıntılı bir biçimde incelenmesini dışardan birinin yapması olanaksızdır. Böyle bir incelemeyi ancak insan kendisine yapabilir. Bununla birlikte; öğrenci ayna karşısında da olsa kendi kusurlarını da göremeyebilir. Olasılıkla kendi oturuşunu değerlendirecek yeterli bilgiden yoksundur. Kendisine gösterilmedikçe kendi kusurlarını göremez. Bunun üzerinde duruyorum. Çünkü resimlerdeki hatalar eskilerde benim yaptığım hatalardı. Acı deneylerden sonra şimdi başkalarının yanlışlarını daha kolaylıkla görebiliyorum. Örneğin uzun süre zazen yaptıktan sonra kabaetlerimde bir ağrı duyumsuyordum. Ancak kendi kendime bunun çaresi olmayan birşey olduğunu düşünüyordum, nedenini araştırmak aklıma bile gelmiyordu. Ama bu ağrının bir nedeni vardı. Bu ağrı bedenimin bir yana daha fazla eğik olmasından kaynaklanıyordu. Bedenim bir yana eğik olduğu için bedenimin ağırlığı daha çok bir yana biniyordu ve o yana daha fazla basınç yapıyordu. Böylesine basit bir şeyi anlayabilmem bayağı uzun bir süre aldı. Anlatmak istediğim şey şu: Çoğumuz oturuşumuzu gereği gibi inceleyemiyoruz. Bir çok hatalı alışkanlıklarımız hem zazen sırasında hem de yaşamımızdaki başka etkinlikler sırasında sürüp gidiyor. Oturuşunuzu, duruşunuzu düzelttiğiniz zaman yalnız omuzlarınızın ve sırt kaslarınızın değil hiç ummadığınız birçok yerinizin de rahatlamış olduğunu farkedeceksiniz.

İkinci resimde sırtın üst yanının bir yanýnýn eðik olduğunu görüyorsunuz. Baş bu durumu dengeleyebilmek için öbür yana eğik durmaktadır. Böyle bir durumda oturan kimse kuşkusuz boynunun sağ tarafında, gövdesinin alt sol ve üst sağ bölümünde bir gerilim hissedecektir.

Resim 3'te tıpkı çok yaşlı bir adamınki gibi çökük ve göçük bir oturuş gösterilmektedir. Bu oturuş çok kez kabaetleri geriye ve karnı ileriye taşırtmadan oturmaktan kaynaklanır. Bu türlü oturan kimse genellikle ensesinde duyumsadığı aðrılardan sızlanır. Resimde gördüğünüz gibi belkemiği ense de çok bükülmüştür. O kimse aynı zamanda sırtında ve omuzlarında da ağrılar hisseder. Kaba etlerinizi geriye ve karnınızı ileriye doğru taşırtarak oturuşunuzu düzelttiğiniz zaman sırt ve omuz katıları aşağıya doğru çekilecek omuzlar aşağı düþecek ve gerilim giderilmiş olacaktır. O zaman kendinizi rahatlamış hissedeceksiniz.

Kasılmış omuzlar ve mide boşluğunda bir düğümlenmişlik hissi kabaetlerin geriye doğru yete rince taşırılmamış olmasının sonucudur. Gene yuvarlak yastığın yeterince şişkin ve kalın olmaması da kalçaların alçakta kalmasına ve karnın içe doğru göçmesine neden olacağından sırtın kamburlaþmasına yol açar. Bu durumda dizlerin sağlam bir biçimde şilteye değmemesi oturuşu desteksiz bırakır. Daha kalýn bir yuvarlak yastık bütün bu sorunlarýl çözer. Burada şunu da söylemeliyim birçok kişi böyle sırtlarını kamburlaştırarak otururken rahat ederler. Hiç olmazsa bir koltukta otururken rahal etmek için sırtlarını kamburlaþtýrýrlar. Bir koltuğa gömüldüğünüz zaman geriye doğru yaslanır ve belinizi ve karın kaslarınızı rahatlatırsınız. Ama zazen yaptığınız zaman bunu yaparsanız böyle oturmanın rahatsız bir oturuş olduğunu bir süre sonra anlarsınız. Hiç kuşkunuz olmasın kamburlaştırdığınız sırtınız gövdenizi taşımak için zorlanacaktır.

Yukarda da belirttiğim gibi oturuşunuzu düzelttiğiniz zaman bedeninizin ağırlığı göbeğinizin altındaki tanden üzerinde yoğunlaşmalıdır. Böylelikle tanden de güçlü bir iç basınç oluşur.Bu basınç zihnin durulmasında ve samadhi'ye geçişi sağlamakta önemli bir etkendir. Deneyimli bir Zen öğrencisi zazen yapmaya başlar başlamaz samadhi'ye girer. Bu samadhi'ye girişi sağlayan şey öğrencinin doğru oturmayı bilmesidir. Bükük bir gövde, kambur bir sırt ve bunun gibi oturuşu çarpıklaştıran başka yanlışlar yalnızca zazen sırasında rahatsızlık, huzursuzluk vermekle kalmaz, bedenin ağırlığının tanden üzerinde yoğunlaşmasını önleyerek samadhiye girişi güçleştirir.

Eğer bir süre hatalı bir biçimde oturmayı sürdürürseniz bundan rahatsızlık hissetmemeniz mümkün değildir. Bu rahatsızlığı gidermek için yapacağınız hareketlerse gövdenizin başka yerlerinde gerginliklere, gerilimlere yol açar. Özellikle en çabuk bu durumdan omuzlar etkilenir. Omuzlardaki gerginlik zazen yapanlarda en yaygın şikâyettir. Omuzlardaki bu gerginlik sırtın yukarı bölümlerinde de gerginliğe neden olur. Bu gerginlik de iç organların dengesini bozar. Böylelikle omuzlarda başlayan gerginlik iç organlarımızdan zihnimize sıçrar. Zihnimizde de gerginliğe yol açar. Bunun böyle oluşu yalnız zazen sırasında kendini vurmaz. Yaşamımızın başka etkinlikleıi sýrasýnda da kendini belli eder. Örneğin beyzbolda top atan oyuncunun birdenbire bütünüyle denetimi kaybedivermesi heyecan sonucu omuzlarda oluşan aþýrý gerilimden olmuş olabilir. Jimnastik yapanların ve atletlerin bu gibi durumları önlemek için gösterdikleri özeni zazende de göstermeliyiz.

4, 5 ve 6. resimlerde gene hatalı oturuşlar gösterilmiştir. Resimlerdeki hatalar fazla bir açıklamayı gerektirmeyecek kadar belirgindir. Resim 7'de yüz yana bakar durumda. Bunun sonucunda da göğsün bir yanı ve omuzlardan da bir tanesi dışarı fırlamış. Bu da gövdenin bükük bir durumda olmasına neden oluyor. Gene özensiz bir durumda oturup gövdenin her yanıyla karşıdaki duvara tam cephe oluşturmasına dikkat edilmediği durumlarda da hata yapılmış olur. Yani dizleri birleştiren çizgi duvara paralel değil de buna karşın gövde duvara cephe vermiş durumdaysa bunun sonucunda da gövde bükük durumda kalmış olur.

Resim 8'de çene dışarı fırlatılmış durumda, bunun böyle oluşu da ense üzerine basınç yapıyor. Bu durumda da boyundan geçen sinirler üzerinde bir basınç oluşuyor ve bu basınç samadhi'ye giriþi engelliyor.

Resim 9'da üzerinde durulmaya değer bir hatayı sergiliyor. Bu resimde burundan göbeğe inan çizginin nasıl göğüs kafesinde doðrultudan saptýðýný görüyoruz. Gövde çarpýtýlýnca omuzlardan biri yukarda öbürü aşağıda kalıyor. Boyunda bu duruşu dengelemek için bir yana eðiliyor. Eðer bu kimse bu bedensel kusurlarını gidermeden duruşunu düzeltecek olursa boynunda ve omuzlarında gerginlik hissedecektir. Gene buna ek olarak göğsün sağ tarafinda meme ucunun üst tarafında bir ağrı da oluşacaktır. Belki de bu göğüsteki eğriliği bütün bütün gidermek de mümkün değildir. Böyle bir kimse için alışık olduğu yanlış duruş doğal duruş biçimi olmuştur. O zaman en iyisinin bu duruşu sürdürmek olduğu söylenebilir. Bu örnek birçok benzer örneklen yalnızca bir tanesidir. Dikkatli bir incelemeyle başka çarpıklıklar da ortaya çıkabilir. Pek çok kimsenin belkemiğinin bir bölümünde çarpıklık vardır. Bazı kimseler doğru oturarak bu çarpıklığı düzeltebilirler. Ama bir çok kimsenin bu çarpıklıkları düzeltebilmesi olanaksızdır. Eğer durum buysa ille de doğru oturuşun zorlanması yanlış olur. Bir kimsenin alıştığı yanlış oturuş biçiminde de rahat olması mümkündür. O zaman o oturuş biçimini sürdürmesi uygun olur. Önemsiz bir çarpıklık yüzünden tam doğru oturuşun sağlanamaması samadhi'ye girişi engellemez.

Burada söylediklerim yalnızca genel kurallardır. Herkes bu genel kuralları kendi özel durumuna uydurmaya çalışmalıdır.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült