Yogik Ve Ayurvedik Beslenme Diyetleri

Vedacarya David Frawley


Ve gıdanın Brahman olduğunu, tüm varlıkları gıdadan doğduğunu, gıda sayesinde yaşadığını ve tekrar bir gıdaya dönüştüğünü bildi. Taitteriya Upanişad 3.2

Arına yani gıda Brahman yani Yüce Tanrı için kullanılan ilk Sanskritçe kelimedir. Evrendeki her şey gıdadır. İçsel Özben yani Atman her şey olan gıdayı yiyendir. Gördüğümüz her şey ruhun gıdasıdır. Ruh olarak gelişimimiz yaşamımız olan gıdayı yememize ve sindirmemize bağlıdır. Gıda yani arına yaşamın yani prananın temelidir. Yaşam gücünü taşıyan ve bedende devam ettirendir.

Aradığımız gıda tipi gelişimimizin seviyesini yansıtır. Kişinin seçtiği gıdanın doğasına bakarak, bu kişinin şuur seviyesi ortaya çıkar. Yoga ve ayurveda, sattvik diyet olarak adlandırılan saf vejetaryen beslenmenin önemini vurgular; bu gıda, huzur, sevgi ve farkındalığını yüksek değeri sattvanın gelişimini teşvik eder. Yemek yeme çevremizle olan ilk etkileşimimizdir. Gıda, sevgi ve şefkat üzerine temelli değilse, diğer tüm fiillerimiz de ıstıraba sürüklenmeye mahkumdur.

Ayurveda, doğru beslenmenin tüm şifa terapilerinin temeli olduğunu vurgular. Gıda, ilacın ilk ve en önemli biçimidir.

Doğru gıda olmadan, hiçbir diğer şifa şekli verimli olmaz, Ayurveda sattvik ya da saf gıdayı tavsiye eder; çünkü sattva denge sağlar, zararlı faktörleri ortadan kaldırır ve tüm doşaların azalmasını sağlar.

Sattva, ahimsa (zarar vermeme) tavrına dayanır. Sattvik beslenme her şeyden önce vejetaryendir, hayvanların öldürülmesinden ve zarar görmesinden kaçınır. Sattvik beslenme ayrıca doğal, doğayla uyum içinde yetiştirilmiş, doğal olarak olgunlaşmış, doğru bir tarzda ve sevecen bir tavırla pişirilmiş gıdaların önemini vurgular. Bu türdeki gıdalar, prana ve şuur taşır.

Yogiler beslenme söz konusu olduğunda, dünyadaki en katı insanlardır. Sadece vejetaryen değillerdir, aynı zamanda ticari olarak hazırlanmış gıdalardan, kızarmış gıdalardan ve fastfood gıdalarından kaçınırlar. Yogiler genelde kendi yemeklerini hazırlar ya da sattvik pişirmeyi bilen kendi şefleri ile seyahat ederler. Evinize bu türde bir gerçek yogi davet ederseniz, bu kişi size yemeği nasıl pişirmeniz gerektiğini gösterir; büyük olasılıkla önce markete giderek doğru gıdaları satın alır, ardından size neredeyse Hıristiyanların kutsal kominyonunu anımsatacak harika bir yemek hazırlar.

Ancak yogik beslenmenin ayurvedik beslenmeden başka bir sebebi daha vardır ve bu ikisi eş kabul edilmemelidir. Bu, her iki disiplinin farklı hedefleri olduğunu yansıtır: Ayurveda fiziksel bedene sağlık ve denge getirmeyi hedefler, yoga ise beden şuurunu aşmada bize yardımcı olur. Ayurveda beden sağlığını daha iyi hale getirmeye çalışırken, yoga bedensel sınırlarımızı aşmamıza yardımcı olur. Bu nedenle, en geleneksel yogik disiplinler doğası gereği çilekardır; buna oruç ve hafif beslenme, çiğ gıdalar ve detoks yöntemlerinin yanı sıra duyusal yoksunluklar, pranayama ve meditasyon da dahildir. Tüm bu faktörler sadece fiziksel şuuru azaltmaya yaramaz, aynı zamanda vatayı artırır; vata, doğamızın fiziksel olmayan ya da havai yapıtaşıdır. Diğer yandan geleneksel ayurveda, pişmiş gıdaların ve besleyici diyetin öneminden bahseder; fiziksel gücün geliştirilmesi ve özellikle vata olmak üzere doşaların artmasını önlemek adına elementlerden kendimizi korumamız gerektiğini vurgular.

Çiğ ya da Pişmiş Gıda

Yoga ve ayurvedadaki ve genel olarak vejetaryenlikteki çiğ gıdanın rolü günümüzde bile kafaları karıştırır. Bazı kişiler vejetaryenliği sadece çiğ gıda ile özdeşleştirir. Halbuki sebzeleri pişirmek onları ete çevirmez! Vejetaryen beslenme tüm et içermeyen gıdaları içerir, bunlar pişmiş olsalar bile. Pirinç ya da patates gibi birçok gıda sindirilebilir hale gelebilmesi için pişirilmelidir.

Ayurveda genel olarak uzun dönemli sağlığın muhafazası için değil, kısa dönemli detoks yöntemi olarak çiğ gıda beslenmesini önerir. Bunun sebebi çiğ gıdanın sindiriminin daha zor olmasıdır ve pişmiş gıda kadar yüksek bir besleyici değeri olmamasıdır. Ayurveda doşalarımıza karşılık gelen özel diyetler önerir. Bunlar genel olarak tam tahıllar, bakliyatlar, kök sebzeler, tohumlar ve kabuklu yemişlerdir, buna çiğ gıda ürünleri de ikincil önemde eklenir böylece "dengeli’ ya da "besleyici’ vejetaryen diyet oluşur.

Ancak Ayurvedik bakış açısına göre pişmiş gıdanın daha iyi olması, bazı kişilerce ayurvedik bakış açısına göre çiğ gıdanın kötü olduğu sonucunu getirir. Ayurveda ve yoga arasındaki bağlantıdan dolayı, bu bireyler çiğ gıda beslenmesinin yogik olmadığını düşünür. Ancak, geleneksel yoga metinlerine bakarsak, çiğ gıdanın altının çizildiğini görürüz. Yogik beslenme, tahılları ve sütü de içermesine rağmen, geleneksel olarak meyve ve kök (phala mula) diyeti olarak adlandırılır.

Doğada inzivaya çekilmiş yogiler spritüel rejimlerinin bir parçası olarak doğanın kuvvetleri ile bağlantı kurma aracı olarak gördükleri yabani gıdalarla yaşarlar.

Çiğ gıdaların bedendeki ve akıldaki vata elementi olan havayı ve eteri artırdığını not etmeliyiz.

Pişmiş gıdalar kapha yapıtaşları olan toprak ve su elementlerini artırmada ve pitta faktörü olan ateşi artırmada daha iyidir. Bu, pişmiş gıdaların daha kolay sindirilmesini ve bedenin daha iyi gelişmesini sağlar; ama çiğ gıdalar prana ve aklın süptil hislerini desteklemede daha iyidir.

Yogik bir diyet, hava ve eter elementlerinin gelişimini vurgular; bunu sadece bir detoks olarak değil, aynı zamanda doğası hava ve eter olan aklın açılması için de yapar. Bu nedenle çiğ gıdaları, orucun yanı sıra önerir. Zira bu gıdalar, bedenin incelmesini, aklın gelişmesini ve genişlemesini sağlar, beden şuurunu azaltır ve bağımlı olmamayı artırır.

Yogik beslenme, ayurvedik beslenmede olduğu gibi sadece doşaların rolünü göz önünde bulundurmaz, prananın rolüne bakar. Çiğ gıda sadece bedene değil, aynı zamanda akla da pranik kuvvet getirir. Çiğ gıda prananın artırılmasıyla arman nadileri ya da kanalları temizleyen geleneksel yogik beslenmenin bir parçasıdır. Büyük yogilerin sadece hava ya da prana ile yaşadığı söylenir.

Bazı diğerleri sadece su ile yaşar, yine bazı diğerleri sadece biraz meyve, süt ya da ghee ile yaşar.

Yogik strateji, agninin (sindirim ateşi) içsel uygulamalarla artırılmasıdır; böylece yoga uygulamasında vata artmayacaktır. Yoganın doğru uygulanması, özellikle de pranayama agniyi artırır; böylece çiğ gıdayı sindirebilecek hale geliriz. Daha yüksek bir içsel ateşle gıdadan alınacak sıcaklığa olan bağımlılık azalır ve serinletici bir beslenme ile daha iyi hale geliriz. Sindirimi ve pranik ateşi daha güçlü hale gelmiş yogi normalde hastalığa yol açacak çiğ gıdayla, ısısal aşırılıklarla ve diğer fiziksel dengesizliklerle başa çıkabilir. Ayurveda ise bu dışsal kusurlardan ve yaşamın sert yönlerinden korunması gereken sıradan kişiyi hedefler.

Ancak, sadece yarı zamanlı yogi olan bizlerin ve nadiren çilekeşlerin özellikle de uzun dönemler boyunca çiğ gıdalarla başa çıkması mümkün olmayabilir. Bu sözüm, özellikle genelde zayıf veya değişken bir sindirim gücüne sahip olan vata tipleri için geçerlidir. Bu kişiler geleneksel yogik diyetin vata artırıcı potansiyelini hatırlamalıdır. Ama düşük bir sindirim ateşi ve yavaş bir metabolizması olan kapha kişiler de çok fazla çiğ gıdayla zayıflayabilir. Hatta pitta tipler bile çiğ gıdanın uzun dönemli enerjiyi ve canlılığı devam ettirmede hafif kaldığını keşfedebilirler, özellikle de bu kişiler yorucu fiziksel aktivite ile meşgulse...

Yine de pek çok kişi çiğ gıda diyetlerinden detoks esnasında faydalanabilirler, özellikle de detoksun doğal sezonu olan ilkbaharda, iklime bağlı olarak Nisan veya Mayıs aylarında... Bizler ayrıca genellikle toplamda alınan gıdanın yüzde onu, yirmisi nisbetinde, beslenmemize bir miktar çiğ gıda ekleyebiliriz. Böylece bu gıdalara bağlı uygun vitaminler, mineraller ve enzimler bedene alınabilir. Yemekte alınan iyi çiğ gıdalar salatalık, kırmızıturp, havuç, domates, çeşitli filizler, kişniş ve maydanozdur.

Buna ek olarak, sadece fiziksel bedeni değil, aynı zamanda süptil bedeni de toksinlerden arındırmak isteyenler çiğ gıda diyetlerini, asana, pranayama, mantra ve meditasyonla birleştirebilirler. Bu türde bir uygulama kişinin yapısına bağlı olarak bir ila üç ay boyunca yapılabilir. Yoga uygulamalarına ciddi bir şekilde eğilmek isteyenler, bu türde hazırlayıcı detoks yaklaşımlarını düşünmelidir, özellikle de pança karma ayurvedik detoks programı ile birleştirilmiş bir şekilde. Batıdaki birçok kişi aşırı kilolu olduğu ve sistemleri toksinlerle dolu olduğu için, bu türdeki detoks yöntemleri sıklıkla tekrar sağlık kazanmanın ilk kıstasıdır.

Çiğ gıdayla detoks yapmada aşırıya kaçılıp kaçılmadığını anlamanın basit bir sınavı vardır. Çiğ gıda diyetleri sindirim ateşini baskılamaya, bedenimizi destekleyecek sağlıklı iştahı kesmeye hizmet etmemelidir. Çiğ gıda diyetleri ile birlikte, sindirim ateşini artıracak rejimler de takip edin, bunlara zencefil, acı kırmızıbiber, tarçın ve fesleğen gibi baharatlar yemek ya da ayurvedik formül olan trikatu almak dahildir. Kişi sadece sindirim ateşinin kapasitesi ölçüsünde çiğ gıda almalıdır.

Yine de saflaştırma için çiğ gıdanın önemi gözden kaçırılmamalıdır. Kişi spritüel uygulamalarda ilerledikçe, daha fazla çiğ gıdayla başa çıkabilir ve gittikçe daha az gıdaya ihtiyaç duyar.

İleri seviyeli yogiler doğal olarak çiğ gıdaya, ayrıca tahıllara ve süt ürünlerine doğru yönlenir. Bu kişiler işlem görmüş ya da aşın pişmiş gıdalara kıyasla pranik gıdalarla yaşamayı tercih eder ve nihai olarak pişmiş gıdadan vazgeçerler. Doğayı anneleri olarak görerek, ticari olarak hazırlanmış veya büyütülmüş gıdaya karşı hoşnutsuzluk geliştirirler. Spritüel ilerleme, gıdaya karşı duyarlılık geliştirmeyi yansıtır ve hem prana, hem de sevginin ana içerik olduğu gıdaya ihtiyaç duyar.

Yoga, Et ve Ahimsa

Et yeme, her yoga öğrencisinin tamamen vazgeçemiyorsa da, azaltması gereken bir şeydir. Bu özellikle kırmızı et için geçerlidir. Elbette, ana sebep et yemenin yogik ilke ahimsa ya da zarar vermeme etiğini ihlal etmesidir; bu ilke yoga uygulamalarının yaşam stili disiplinlerinin birincisidir. Yoga uygulamamız diğer yaratıklara zarar verme üzerine oturuyorsa, fazla ileri gidemez.

İnsan bedeni, dişleri ve sindirim sistemi ile vejetaryen bir hayvanınkine benzer. Sebze besinleri, rafine edilmiş bir fiziksel ve astral beden yoluyla insani duyarlılığımızı geliştirmemizi sağlar. Hayvan dokularının doğru parçalarını, insan dokusuna dönüştürmek kolay değildir; eti sindirmek ve uygun insan dokusuna dönüştürmek yerine, hayvan enerjileri korunur ve insan dokularının yerini alır.

Et, bedendeki hayvan ateşini artırır, içimizde etobur hayvanların samskaraya da eğilimlerinin faaliyet göstermesini sağlar; öfke, şehvet ve korkunun yanı sıra diğer olumsuz duyguları destekler. Et diyetinin yarattığı alev tortuludur, aklı ve sindirim sistemini çarpıtan duygusal dumanı yansıtır. Et diyeti yok edici enerjiyi hücrelere iletir; böylece bu hücrelerin hastalanmasına ve sonunda bozulmasına neden olur. Aurik alana ölümün süptil enerjisini getirir, daha yüksek pranaların bedendeki akışını azaltır. Yediğimiz hayvanların yaşamları negatif duygular ve izlenimlerle astral bedenimizi ağırlaştırır.

Et, kanalları tıkayan ve aklı uyuşturan ağır ya da tamasik tipteki doku üretir. Bu, spritüel uygulamaların et yiyen bir kişide hiçbir etkisi olmayacağı anlamına gelmez; ama bu kişiler başarılı olsa bile ki bunun olasılığı düşüktür, yakıtın ham hali olan sistemdeki et, kişinin aşırı ısınmasını sağlayan veya daha yüce her tür deneyimini çarpıtan bir tür sis yaratabilir. Et yiyen gruplarda tarihi olarak, sadece şiddet ve suça değil, aynı zamanda dini tahammülsüzlüğe daha sık rastlanır. Bu hem bireysel, hem de kolektif seviyede sadece ahlaki değil, aynı zamanda beden, akıl ve ruh için enerji sorunudur. Tüm bunlara bir de et tüketmenin yağmur ormanlarını yok etme, toprağı ve suyu kirletme, sürekli büyüyen insan topluluğunu besleyecek et üretmenin artan zorluğu yüzünden gezegene verdiği hasar da eklenince, bu sorun makul gösterilemez. Doğrusu hayvan kardeşlerimizi yemekten vazgeçmeden, tür olarak evrimleşip, savaş ve suçun ötesine geçmemiz mümkün değildir.

Günümüzde pek çok kişi katı vejetaryen değildir, yani tavuk ve balık tüketirler. Kırmızı ete kıyasla bu hayvan etleri daha az zararlı olsa da, bu yine de yaşayan ve hareket eden diğer bir varlığın yaşamıdır. Yogik uygulamada bu gıda maddeleri sadece zararlı değildir, aynı zamanda gezegen ve diğer yaratıklar için zararlıdır. Çiftliklerde yetiştirilen tavuk miktarı günümüzde milyarlarcadır.

Diğer bazı vejetaryenler ki bunlara lakto ovo vejetaryen denir, yumurta yerler. Hatta yumurtayı olduğu haliyle yemeyen birçokları, yumurta içeren gıdaları tüketir. Yumurta, ekmeklerde, çöreklerde, eriştede, mayonezde ve salata soslarında bulunur. Kişi direkt olarak yumurta yemese de, yumurtayı hiç yememek zor olabilir. Kişi bu nedenle satın aldığı gıda etiketlerini dikkatle okumalı ve yumurta içerip içermediğini görmelidir. Yumurta yemek, balık, tavuk ve kırmızı et yemeye kıyasla daha az zararlıdır; ama yumurta da hayvan etidir ve üretimi, hayvanların istismara uğramasına sebep olur. Birçok Hindu tapmak, tapmağın iç bölümündeki tarın odasına yumurta yiyenleri kabul etmez.

Hayvan çiftliklerinin sıkıntıları, tavuk ve yumurtaların uğradığı genetik değişimler bu ürünlerden sakınılmasının bir diğer sebebidir.

Maalesef, batıdaki pek çok yoga öğrencisi ve hatta yoga eğitmenleri eti kısmen de olsa diyetlerine almakta, hatta yoga ve meditasyon inzivalarında bazen tavuk veya balık sunmaktadır. Ahimsanın dharmik geleneği bir yana, vejetaryen ürünleri bulmak bu kadar kolayken, bu konunun nasıl yok varsayıldığını anlamak gerçekten güçtür.

Modern Çelişki: Kötü Gıda Çağı

Doğru beslenme gıdanın tipi değil, gıdanın kalitesi meselesidir. Kültürümüzdeki gıdanın kalitesi birçoğumuzun bildiği gibi genelde düşüktür. Tanrı gıda ise, o halde Tanrı kesinlikle ölmüştür ya da en azından maksimum kar için bir işletme düzenlemesinden biraz daha fazlasıdır! Gıdamız seri olarak üretilmektedir, seri olarak hazırlanmaktadır ve seri olarak tüketilmektedir tüm bu sürece verilen kaygı veya dikkat ve elbette sevgi veya şuur en az seviyededir. Kötü gıda kalitesi, kötü toprak, kimyasal gübre ile bitkiler üzerinde kullanılan böcek öldürücü ilaçlarla ve yaban otu öldürücü ilaçlarla başlar, bunların uzun dönemli etkisinin ne olduğu bilinmemektedir. Kötü gıda kalitesi, bitkinin yaşamını yöneten gerçek canlılık her ne ise onu bertaraf eden erken toplama, suni olgunlaştırma, uzun ulaştırma süreleri ve soğutma ile kat be kat artar. Tüm bunların üzerine bir de besinlerin işlenmesi gelir, buna bitkilerin parlatılması, dondurulması ve konservesinin yapılması, her türde katkı maddelerinin eklenmesi gelir. Bu kadarı da yeterli değilmiş gibi, pişirme süreçlerimiz mikrodalga fırın kullanımı, aşın pişirme gibi tekniklerle, aşırı yağ, tuz, şeker ve baharat kullanımını içerir. Sonuç; artan toksik zemine ve besleyicilik değeri olmayan gıdanın bizi yemesine kıyasla, bizlerin gıdayı yiyememesidir.

Yine de durum ne kadar kötü olursa olsun, daha kötüye gidebilir. Genetik mühendislik bakteri, virüs ve diğer bitki ile hayvanlardan alınan genleri, bitki mahsullerine eklemektedir. Bitkileri büyütmede kullandığımız tohumlar genetiği değiştirilmiş hale gelmiştir. Soya fasulyesinde bakteri, kum yemiş ve çiçek genleri bulunmaktadır. Domateslere balık ve domuz genleri eklenmiştir. Bu tür değişimlerin temel sebebi gıdanın daha iyi görünmesi, daha uzun süre muhafaza edilmesi ve yabani otlarla böceklere karşı daha dayanıklı olmasıdır; böylece besin değeri yükselmese de, daha bol miktarda kullanılabilmeleridir.

Bu türde genetik değişimlerin etiketler üzerinde ifade edilmesi çok olası değildir. Hali hazırda yetiştirilen soya fasulyesinin o kadar büyük bir miktarının genetiği değiştirilmiştir ki, sıradan bir vejetaryen ürün olmasına rağmen vejetaryenlerin soya fasulyesini yemesi zorlaşmıştır. Doğal olarak, saf bir yogik beslenmeyi takip etmek isteyen bir kişi için bu değişimler stres faktörleridir. Tamamen yemek yemeyi engelleyemediğimizden ve seyahat ediyorsak, dışarıda yeme zorunluluğu doğduğundan, sadece tükettiğimiz kötü gıdanın miktarını azaltmayı umabiliriz.

Bu modern gıda çelişkisi, hepimizi beslenmemiz üzerinde daha bilinçli olmaya zorlamaktadır. Hepimiz kendi gıdamızı yetiştirmeyi öğrenmeli, yerel ve organik bahçeleri desteklemeli, politik olarak çevresel meselelerde aktif olmalıyız. Gıda, yaşamın kutsal temelidir. Bunda ödün verirsek, tehlikeye attığımız tek şey kendi sağlık ve mutluluğumuzdur. Maalesef gelen yüzyıl sadece kötü gıdayı miras olarak bırakmakla kalmamakta, aynı zamanda kötü su ve kötü havayı da beraberinde getirmektedir. İyi, şişelenmiş su kullanabiliriz; ama hava ve gıda daha rizikoludur. Bu nedenle, gıda bilincimizi ve gıda ayrım gücümüzü yükseltmek, gezegeni korumak için ekolojik her bir stratejinin önemli bir parçası olmalıdır.

Gerçek bir yogi, hayvanların ve dünyanın korunması için en önde gelen işçiler arasında yer almalıdır. Şimdi harekete geçersek, tüm bu olumsuz koşulları kökünden değiştiremesek de, en azından iyileştirmede yapabileceğimiz pek çok şey vardır. Kendi engellerimiz olmadan bu şifalı kuvvetin faaliyet göstermesini kolaylaştırmayı öğrenirsek, dünyanın kendisinin, tıpkı insan bedeni gibi, muazzam bir canlanma gücü vardır.

Süt Ürünleri ve Yoga

Hindistan’daki yoga gelenekleri, süt ürünlerine mükemmel gıdalar olarak bakar, özellikle de spritüel yolda olan bireyler için. Tüm tiplere, özellikle de kaphaya süt ürünleri önerilmese de, sağlığı devam ettirmede ve dayanıklılığı artırmada süt ürünleri önemli bir rol üstlenir. Kadim Vedik uygarlığı süt, krema, tereyağı ve yoğurt veren ineğin çevresinde gelişir. Tarih boyunca, kendi sağlıklarına zarar vermeyen bu gıdalar yogilerin favorisi olmuştur. Büyük avatar Krişna, çocukluğunda ev hanımının başında durmadığı taze yapılmış tereyağını yemekle ünlenmiştir.

Ayurveda ilaç olarak süt ürünleri karışımlarını kullanır, özellikle de hastalığa karşı direnci artırmada ve nekahat ve iyileşme döneminde... Bu karışımlar, sütün kaynatılarak hazırlanan özünü, ilaçlı tereyağları ve ghee (arıtılmış tereyağı) içerir. Süt sadece gençler için değil, aynı zamanda yaşlılar ve kuvvetten düşmüş, güce ihtiyacı olan herkes içindir. Pek çok yogi, uzatılmış süreler boyunca ana beslenmesi süt olacak şekilde yaşarlar. Taze kaynatılmış süt, baharat ve ham şeker eklendiğinde mükemmel bir gıda olarak kabul edilir.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için sütün sağıldığı ineklere iyi davranılması gerekir, bu da bizi tekrar modem çelişkiye geri getirir. Bu tarz süt ticari olarak nadiren bulunur. Diğer yandan, kötü davranılmış ineklerden sağılmış sütle yapılan, kötü hazırlanmış süt ürünleri, sistemdeki mukusu artırır, gıda ve sinüs alerjilerine ve mantara sebep olur.

Süt ürünlerini doğru kullanabilmek için anlamamız gereken süt ürünlerinden oluşan birçok sağlık sorunu vardır. Bazı kişiler süt ürünlerini sindirecek enzimden yoksundur; çünkü içinde bulundukları etnik grup tarihsel olarak süt ürünleri tüketmemiştir. Anne sütü ile beslenmemiş erişkinler de sorun yaşayabilir. Diğer sağlık sorunlarının ana sebebi süt ürünlerinin kendisi değil, ama yanlış hazırlanma yöntemleridir. Nasıl ki tam buğday unu, beyazlaş tırılmış buğday unundan tamamen farklıdır, aynı şekilde doğal olarak hazırlanmış süt ürünleri de, süpermarketlerde satılan hazır süt ürünlerinden farklıdır.

Hindistan’da ineğin önce kendi çocuğuna süt vermesine izin verilir. Sadece kalan süt ki bu genelde yüksek bir miktardadır, insanlar tarafından tüketilir. Buzağı anneden ayrılırsa, ineğin sütünün değeri besleyicilik değerinin çoğunu kaybeder. Süt endüstrisi buzağıları annelerinden ayırarak, kesmektedir. Yani hayvanın çocuğunu kesip, sonra sütünü içiyoruz. Böyle bir durumda olan anne insan olsaydı, ne hissederdi? Bir inek kendi çocuğunun sesini duyduğunda, anında süt üretmeye başlar. İnek çocuğunun öldürülüp, öldürülmeyeceğini bilir ve içine girdiği stres, sütüne toksinlerin salınmasını sağlar.

İnekler birçok diğer yoldan da istismar edilmektedir, bunlara bir ağıla kapatılmak ve makineler tarafından sağılmak dahildir. Bu hayvanlar günümüzde melezdir, suni döllenme yoluyla üretilmektedir, normalde kendileri için sağlıklı olandan daha çok süt vermeleri için genetik olarak tasarlanmıştır. Hormonla, antibiyotikle ve organik olmayan tahıllarla beslenirler. Kimyasal artıklar dokularına işlemiş ve sütlerinde yoğunlaşmıştır. Süt ürünlerini pastörize etme, homojenize etme ve uzun dönemli buzdolabında bekletme de faydalarını azaltır.

Ayurvedik metinler çeşitli süt ürünlerinin özelliklerini büyük bir ayrıntı ile anlatır. Bize iple bağlanmış ve ağıla kapatılmış hayvanlardan alınan et veya süt ürünlerinin değerinin, serbestçe otlayan hayvanlardan alınana kıyasla daha az olduğunu söyler. Çiğ ya da organik süt ürünlerini almaya çalışmamız gayet nettir, ya da süt ürünleri kullanmamaya dikkat etmeliyiz.

Süt ürünleri içinde, süt ve ghee yoga uygulaması için mükemmeldir. Sütün en iyi hali, zencefil, tarçın ve kakule ile yeni kaynatılmış olanıdır. Yoğurt, su ile karıştırılarak bir içeceğe dönüştürülürse daha iyidir (Hint ayranı yani lassi). Yoksa süt biraz ağır ve mukus üreten bir gıdadır, yani düşünüldüğü gibi kilo verdiren bir gıda değildir.

Pek çok peynir rennet ile yapılır, bu enzim ineğin barsaklarından alınır. Katı vejetaryenler bu nedenle sadece vejetaryen enzim kullanılan peynirleri tercih ederler. Bu tarz peynirler birçok doğal ürün satan dükkanda artık bulunmaktadır. Aynı zamanda çökelek peyniri, krem peyniri ve köy peyniri (Hint paniri) de iyidir.

Yoga ve Baharatlar

Hint yemeklerinin çoğu baharatlı olduğu için, bazı kişiler yogik beslenmenin de arnavutbiberi ve acı kırmızıbiber dahil pek çok baharat içermesi gerektiğini varsayar. Durum bu değildir. Hindistan’da olduğu gibi aşırı baharat tüketerek yetiştirilmiş kişiler, bu baharatların çoğuna tolerans gösterebilir, yogik diyette bile... Ancak yogik beslenme çok baharatlı olmamalıdır; çünkü baharatların çoğu rajasiktir ve sinirleri rahatsız eder. Sattvik olan zencefil, tarçın, kakule, fesleğen ve rezene kullanılabilir.

Birçok baharatlı gıda, özellikle de restoranlarda kötü yağlarla hazırlanmıştır. Bu iyi bir kombinasyon değildir. Aşırı baharatlı bir beslenme seçerseniz, iyi kalite baharatların yanı sıra, ghee gibi iyi kalite doğal yağların da kullanılmasından emin olmalısınız. İyi kalite ghee, standart ticari tereyağdan değil, ham ya da organik tereyağdan yapılandır.

Yoga ve Şeker

Bazı kişiler spritüel beslenmenin şekeri tamamen bertaraf etmesi gerektiği fikrini benimser. Bunun temel sebebi beyaz şekerin yol açtığı tehlikelerdir. Beyaz şeker işlemden geçirilmiş ve rafine edilmiş bir gıdadır; bu nedenle kullanılmamalıdır. Yine de hepimizin bal ya da rafine edilmemiş şeker (hurma suyundan yapılan ham şeker) gibi doğal şekerlere belli bir miktar ihtiyacımız vardır. Bu özellikle çocuklar için doğrudur. Kundalini spritüel uygulama ile geliştikçe, saf şekerler metabolizmayı dengede tutmak için gerekli olabilir. Bu nedenle makul dozda doğal tatlandırıcılar yogik beslenmenin bir parçasıdır.

Sattvik Beslenme

Sattvik beslenmeyi takip edebilmek için, altı tadı anlamalıyız. Tatlı birincil sattvik tattır; çünkü besleyicidir, dengeleyicidir, akıl ve duyulara hoş gelir. Ancak ayurvedanın tatlı tattan kastı doğal tatlılardır, işlem görmüş tatlılar ya da suni tatlandırıcılar değildir. Bu doğal tatlılara şekerler, nişastalar, karbonhidratlar ve yağlar girer ki bunlar meyvelerde, tahıllarda, sebzelerde, kuru yemişlerde ve tohumlarda bulunur.

Keskin, ekşi ve tuzlu tatlar özellikleri gereği uyancı olduğundan rajasik eğilimlidir. Bu özellik bu tatlara sindirimi daha iyi hale getirme ve diğer terapötik özellikleri katsa da, aynı zamanda bu tatlar sinir sistemi üzerinde potansiyel olarak tahriş edicidir. Keskin ya da baharatlı tadın doğası sıcak ve genişleyicidir; aşırı kullanılırsa, enerjimizi çok fazla iterek, bizi tüketebilir. Tuz evdeki tesisat borularım nasıl çürütüyorsa, içerdiği mineral nedeniyle arter ve kanalları da tıkayabilir. Alkol gibi ekşi tatlar bedende fermantasyonu destekler.

Acı ve buruk tatların uzun dönemde azaltıcı etkisi olduğu için, doğası gereği tamasik olma eğilimi vardır, bu özellik bu tatların detokslarda ve kilo kaybetmede faydalı hale getirse de, potansiyel yan etkileri de vardır. Soğuk ve hatif özellikleri olan acı tat, detoks olarak agniyi azaltır ve vatayı artırır (bu da sinirliliğe sebep olur). Büzüştürücü buruk tat, atık maddelerin tutulmasına sebep olabilir, aynı zamanda vatayı artırır.

Yine de her bir tat nasıl kullanıldıklarına bağlı olarak sattvik, rajasik ve tamasik olabilir. Bu bir orantı meselesidir. Bu altı tadın doğru dengesine ihtiyacımız vardır. Bu denge, beslenmede tatlı tadın hakim olduğu, çeşni olarak keskin, tuzlu ve ekşi maddelerin kullanıldığı ve gerekli olduğunda detoks için acı ve buruk tatların eklendiği bir beslenmedir.

ALTI TAT

Tat

Element

Doşa

Guna

Tatlı

Toprak ve Su

VPK+

Sattva

Tuzlu

Su ve Ateş

VKP+

Rajas

Ekşi

Toprak ve Ateş

VKP+

Rajas

Keskin

Ateş ve Hava

KPV+

Rajas

Acı

Hava ve Eter

PKV+

Tamas

Buruk

Toprak ve Hava

PKV+

Tamas

Aşırı tatlı gıda, doğal türde olsa bile tamasik ve uyuşturucu hale gelerek, kanalları tıkayabilir. Suni olarak hazırlanmış ya da işlenmiş tatlılar hangi miktarda tüketilirse tüketilsin, aynı etkiyi yapar. Zencefil, tarçın ve nane gibi tatlı baharatlar sattviktir, aynı şey limon ve misket limonu için de geçerlidir. Gotu kola gibi bazı acı bitkiler de sattviktir; çünkü hava ve eter elementleriyle acı tatları akim genişlemesini sağlar. Herhangi bir gıda çeşidini aşırı miktarda yemekle, bu gıda tamasik hale gelebilir ve durağanlığa yol açabilir. Diğer yandan, çok az, çok hafif veya çok uyarıcı besinler yemek rajası artmr. Sadece doğru beslenme ve uygun gıda miktarı sattviktir. Sattvik beslenme hoştur, tat anlamında dengelidir, tüm altı tadı içerir ve sadece midenin yarısını dolduracak miktarı içerir.

Doşalar için Sattvik Beslenme

Ayurveda değişik doşalar için beslenme rejimleri reçeteler. Bu bakış açısıyla, yukarıdaki tabloda açıklanan üç tat her bir doşayı artırırken, üç tat her bir doşayı azaltır. Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler için piyasada iyi ayurveda yemek kitapları halihazırda bulunmaktadır.

Ayurvedik pişirme ve beslenme yaklaşımı genel olarak sadece sattva sorunuyla değil, fiziksel sağlık

ile ilgilenir, doğası gereği sattvik olmayan belli besin tiplerini de tartışır. Yoga ise belli doşaları artıran gıdaları içeren sattvik diyetin önemini belirtir. Optimal bir beslenme rejimi için, kişi kendi doşik tipine uygun diyetle, sattvik bir diyeti birleştirmelidir. Tüm yapılar için sattvik beslenmenin mümkün olduğu gıdalar bol miktarda mevcuttur. Kişi aşağıda verilen sattvik gıdaların listesini alarak, kendi yapısına uygun gıdaları buna göre ayarlayabilir.

Sattvik beslenme hem yenilen yemeğin zamanlaması, hem de besinin tipine göre belirlenir. Kişi ağır ya da mukus üretici gıdalardan sabahları ve akşamları kaçınmalıdır, keza bu gıdaların sistemi bu saatlerde tıkaması daha mümkündür. Sabah alman öğün hafif ve uyarıcı olmalıdır. Ana öğün öğle vakti ya da akşamüstü olmalıdır, bunu biraz dinlenme ve gevşeme takip etmelidir. Meyve ve süt gibi hafif gıdalar hariç geceleri geç saatte yemek yemek, bedeni ağırlaştırır ve aklı aşağıya çeker.

Kişi aynı zamanda yogik uygulamalar dolayısıyla oluşabilecek belirli dengesizlikleri de hatırlamalıdır. Pranayama ve meditasyon gibi yogik uygulamaların vatayı artırması olasıdır, bu nedenle vata yatıştırıcı gıdaların bu uygulamalarla görece olduğu hesaba katılmalıdır. Daha önceki prana, tejas ve ojas ile ilgili bölümde bahsedilen ojas ile ilgili bilgiydi hatırlayınız. Birçok yogik yaklaşıma göre, ojası artıran bir beslenme önemlidir.

Pranik beslenme

Yogik beslenme sadece sattvik bir beslenme değildir, aynı zamanda pranik bir beslenmedir, aklı ve süptil bedeni canlandırmada ihtiyaç duyulan yaşam gücü ile doludur. Bu bakış açısıyla, farklı gıdalar ile farklı pranalar birbiriyle ilgi[1] lidir.

Beş prana içinde, pranik gıdalar genelde yeşil yapraklı sebzeler ve çabucak büyüyen filizlerdir, özellikle de prananın bol olduğu ilkbahar aylarında. Bunlar uyarıcı, serinletici ve saflaştırıcıdır. Klorofilin hakim olduğu pek çok gıdayı ve şifalı bitkiyi içeren çiğ gıda diyetleri, özellikle de zencefil, kişniş ve nane gibi hafif aromalı baharatlarla birleştirilirse, pranayı destekler.

Apanik gıdalar toprak altında yetişen gıdalardır, genel olarak patates, havuç ve tatlı patates gibi kök sebzelerdir. Bunlara mantar da dahildir, keza mantar topraktan doğar. Bu tür gıdalar gücü, direnci ve ojası artırır, ancak biraz ağır olabilir. Bitkilerdeki ruh ya da jivayeri mesken edindiğinden, kökler yüksek miktarda yaşam gücü içerebilir. Bu kategori ginseng veya şatavari gibi özellikle güçlü kök şifalı bitkileri, apana tarafından yönetilen üreme sistemi için tonikleri içerir.

Samana gıdaları genelde dengeleyici etkisi olan (iyi tolere edildiğinde) tam tahıllarıdır, özellikle de pirinçtir. Bu nedenle tam tahıllar pek çok diyetin temeli olmalıdır. Suni olarak sindirilmiş olan süt ürünleri de samananın altında da gösterilebilir, aynı şey bal ve ham şeker için de geçerlidir. Bu tür gıdalar besleyicidir ama ağır değildir, aşırı tüketilmediği sürece sindirimi kolaydır.

Vfyana gıdaları toprağa yayılan kabak, kavun, karpuz, çilek, domates ve fasulyedir. Bunlar güçlendirici ve uyarıcıdır, enerjimizin genişlemesini sağlar. Bunlar genelde tahıllar veya samana gıdalarla birlikte alınır.

Udana gıdaları ağaçların üstünde yetişen meyveler ve yemişlerdir. Daha çok eter elementi içerir ve daha derin aklı ve kalbi besler. Tek başına alınabilirler; tam, hafif ve dengeleyici gıdalardır.

Yoga, sattvik pranası olan gıdaların öneminden bahseder. Bu en çok meyve ve yemişler gibi toprağın üstünde üretilen gıdalarda yer alır. Domates veya çilek gibi toprak üstünde yetişen gıdaların rajası geliştirme eğilimi daha fazladır. Toprağın altında büyüyen ve gelişen sarımsak, soğan ve mantar gibi gıdalar ise tamas eğilimi gösterir. Ama bunlar ikincil önemdeki faktörlerdir. Sattvik kökler ve sebzelere de oldukça sık rastlanır.

Yogik beslenme öncelikle meyveler gibi prananın yükselmesine destek sağlayan udana tipteki gıdalardan, ayrıca pirinç ve süt gibi bizi dengede tutan samana gıdalarından oluşur, ama diğer pranalar için listelenen gıdalar da iyidir. Hem beş prana için, hem de altı tat için uygun gıdaların hepsinden aldığımızdan emin olmalıyız.

Pranik gıdaları alırken, kişi kendi doşalarını dengede tuttuğuna dikkat etmelidir. Vata tipleri apanayı güçlendiren besleyici gıdalara ihtiyaç duyar, bu nedenle daha çok kök sebzeler veya kök şifalı bitkilere gereksinim hisseder. Tüm doşik tipler, tam tahıllar gibi doğası gereği dengeleyici olan samana ile ilgili gıdalardan faydalanır. Buna ek olarak, baharatlar da sindirim ateşini ve prana ateşini (pranagni) güçlendirmek için gereklidir; özellikle de kişinin beslenmesi genelde pranik gıdaların eğilim gösterdiği gibi soğuk gıdalardan oluşuyorsa. Prana hava ve eter elementinde hakimdir; bu nedenle dengede kalabilmek için ateşin ısısına, toprağın topraklamasına ve suyun ıslatma değerine ihtiyaç duyar.

Yoga Uygulaması için İyi Gıdalar

•        Her tür meyve, özellikle de doğası tatlı olan, taze ve tam olarak alınan,

•        Tüm sebzeler, aşırı miktarda soğan ve sarımsak hariç,

•        Tüm tam tahıllar, özellikle pirinç, buğday ve yulaflar,

•        Makul miktarda bakliyatlar; maş fasulyesi, siyah mercimek veya tofu gibi özelliği gereği çok ağır olanlar hariç,

•        Badem, hindistancevizi, ceviz, pekan ve susam gibi yemiş ve tohumlar, aşırı kavrulmamış veya tuzlanmamış olarak

Azaltılması veya Vazgeçilmesi gereken Gıdalar

•        Her tür et ve balık, yumurta dahil,

•        Suni, işlem görmüş ve abur cubur her tür gıda,

•        Konserve gıdalar, konserve meyve ve domates hariç,

•        Kalitesiz yağlar, hayvansal yağlar ve margarin,

•        Çiftlik hayvanlarından elde edilmiş süt ürünleri,

•        Sarımsak, soğan ve aşın baharatlı gıdalar,

•        Her tür kızartma,

•        Beyaz şeker ve beyaz un,

•        Suni tatlandırıcılar ve çeşniler,

•        Aşırı pişmiş, eski, bayat veya tekrar pişmiş gıdalar,

•        Alkol, sigara ve diğer uyancılar,

•        Çeşme suyu veya diğer şişelenmiş suni içecekler,

•        Radyasyona tabi tutulmuş gıda ürünleri, mikrodalgada pişirme,

•        Genetiği değiştirilmiş gıdalar,

•        Rahatsız bir ortamda yenilen yemekler ya da aşın hızlı yemek.

Alternatif burun deliği nefesi ve diğer yoga uygulamalarım evde yapmak için, yayınevimizden çıkan Evde Yoga, Vivekananda Yoga Üniversitesine Göre isimli kitaba başvurabilirsiniz.


[1]        Susam yağı, zeytinyağı ve ayçiçeği yağı gibi iyi, doğal bitki bazlı yağlar, aynı zamanda tereyağı ve ghee (arıtılmış tereyağı),

•        İyi davranılmış ineklerden alınan süt ürünleri, özellikle süt, ghee, yoğurt ve çökelek peyniri,

•        Ham şeker (jaggeıy), bal, akçaağaç şurubu ve pekmez gibi doğal şekerler,

•        Zencefil, tarçın, kakule, rezene, kimyon, kişniş, zerdeçal, nane, fesleğen ve çemen gibi tatlı baharatlar,

•        Bitkisel çaylar, kaynak suları ve meyve suları (özellikle de limon veya misket limonu sıkılmış su),

•        Sevgi ve şuur ile hazırlanmış gıdalar.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Egzersiz

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült