Yoga Yoluna Giriş

Osho


Derin bir illüzyonda yaşıyoruz; umudun, geleceğin ve yarının illüzyonunda.

Yoga, hayale dalmayan bir zihne erişme yöntemidir.

İnançlar giysiler gibidir.

Hayati önem taşıyan hiçbir şey biçim değiştirmez; sen yine sen olarak kalırsın.

Yoga varoluşsaldır, deneyimseldir, deneyseldir. İnanç gerekmez, sadece denemeye cesaret gerekir.

Derin bir illüzyonda yaşıyoruz umudun, geleceğin ve yarının illüzyonunda. İnsan, şu andaki haliyle kendini aldatmadan var olamaz. İnsan, şu andaki haliyle gerçekle var olamaz. Bunun iyice anlaşılması gerekir, çünkü anlaşılmadığı takdirde, Yoga denilen araştırmaya giriş yapılması mümkün değildir.

Yalanlara ihtiyacı olan, illüzyonlara ihtiyacı olan, gerçekle var olamayan ve hayallere ihtiyaç duyan zihin, iyice anlaşılmalıdır. Sadece geceleri değil, uyanıkken bile sürekli hayallere dalarız.

Gün, gece ve zihin, sürekli hayalsizlikle hayal arasında gidip gelir. Bu içsel bir ritimdir. Ayrıca sadece hayale dalmakla kalmayıp, yaşamda umutlarımızı da geleceğe yönlendiririz.

Yaşadığımız an, daima bir cehennemdir. Bunu sadece geleceğe yönlendirdiğin umutların sayesinde sürdürebiliyorsun. Bugün, bir yarın olduğu için yaşayabiliyorsun. Yarın bir şeylerin olacağını umut ediyorsun yarın cennetin bazı kapıları açılacak diye. Bugün hiçbir zaman açılmayacaklar ve yarın geldiğinde yarın olarak değil, bugün olarak gelecektir, ama zihnin bu arada tekrar ilerlemiş olacaktır. İleriye doğru gitmeye devam ediyorsun; işte hayale dalmanın anlamı budur. Şu anda yanında bulunan, burada ve şimdi olan gerçekle bir değilsin, başka bir yerdesin ileri doğru hareket ediyor, ileri doğru zıplıyorsun.

Ve bu yarma, bu geleceğe birçok isim verdin. Kimisi ona cennet derken, kimisi mokşa der, ama o daima gelecektedir. Bazıları buna zenginlik açısından yaklaşırlar, ama bu zenginlik de gelecekte gerçekleşecektir. Kimisi ise bunu cennet olarak ve cennetin ancak öldükten sonra var olacağını düşünür uzaktaki gelecekte. Şimdiki anını olmayan bir şey için harcıyorsun; hayale dalmanın anlamıdır bu. Burada ve şimdi olamıyorsun. Sadece şimdiki anda olmak, zor görünüyor.

Hayale dalmanın bir biçimi olduğu için, geçmişte yaşayabilirsin anılarını, artık var olmayan olayları hatırlayabilir ya da yine geçmişe dayanarak yaratılan ve bunun bir izdüşümü olan gelecekte yaşayabilirsin. Gelecek, tekrar tasarlanan bir geçmişten başka bir şey değildir daha renkli, daha güzel, daha zevklidir, ama ikisi de yoktur. Şimdiki zaman ise vardır, ama onda sen hiçbir zaman yoksun. İşte hayale dalmanın anlamı budur.

Yoga, hayale dalmayan bir zihne sahip olma yöntemidir. Yoga, burada ve şimdide olma bilimidir. Yoga, artık geleceğe yönelmemeye hazırsın anlamına gelir. Yoga, artık umut etmemeye ve varoluşunun bir adım önüne zıplamamaya hazırsın demektir. Yoga, gerçekle olduğu gibi yüzleşmek demektir.

Bu nedenle Yoga'ya veya Yoga yoluna ancak zihninin şu andaki durumu konusunda tamamen hüsrana uğradığın zaman giriş yapabilirsin. Zihnin aracılığıyla halen bir şeyler elde edebileceğini umut ediyorsan, Yoga sana göre değildir.

Yoga yoluna Giriş

Tamamen hüsrana uğramış olman gerekir düşünen bu zihnin boş olduğunu, umut eden zihnin anlamsız olduğunu ve seni hiçbir yere götürmeyeceğini keşfetmen gerekir. Sadece gözlerini kör eder; seni zehirler ve gerçeği öğrenmene hiçbir zaman izin vermez. Seni gerçeğe karşı korur.

Zihnin uyuşturucu bir maddedir. Gerçekte var olanlara karşıdır. Bu nedenle zihnine, var olma şekline, bugüne kadar var olduğun biçime karşı tamamen hüsrana uğradığın, onu kayıtsız şartsız terk edebildiğin takdirde bu yola girebilirsin.

Birçoğu ilgi gösterir, ama çok azı bu yola girer, çünkü ilgin sadece zihninden dolayı olabilir. Şimdi Yoga aracılığıyla bir şeyler elde edebileceğini umut edebilirsin, ama başarı güdüsü de oradadır Yoga aracılığıyla mükemmel olabilirsin, mükemmel var oluşun eksiksiz mutluluk dolu haline erişebilirsin, Brahman ile bir olabilir satchidananda'ya ulaşabilirsin. Yoga'ya ilgi göstermenin nedeni bu olabilir. Neden buysa, Yoga'nın temsil ettiği yolla buluşamazsın. O zaman Yoga'ya tamamen karşısın, tamamen zıt bir boyuta doğru hareket ediyorsun.

Yoga'nın anlamı, artık umut olmadığı, artık gelecek olmadığı için artık arzuların da olmamasıdır. Gerçeği bilmeye hazırsın. İnsan ne olabileceğini, ne olacağını değil, ne olması gerektiğini bilmek ister. İnsan başka bir şeyle ilgilenmez! İnsan sadece olanla ilgilenir, çünkü sadece gerçek seni özgür kılabilir, sadece gerçek kurtuluş olabilir.

Bunun için tamamen ümitsiz olman gerekir. Ve gerçekten de perişan haldeysen, umut etme, çünkü umudun sefaletini sadece uzatacaktır. Umudun uyuşturucu bir maddedir. Sadece ölüme ulaşmanı sağlayabilir, hepsi bu. Bütün umutların seni sadece ölüme götürebilir. Seni oraya götürüyorlar.

Tamamen umutsuz bir hale gel gelecek yok, umut yok. Zor. Gerçekle yüz yüze gelmek cesaret gerektirir. Yine de herkes günün birinde böyle bir anı yaşar. 

Tamamen umutsuz hale geldiğinde her insan böyle bir anla karşı karşıya kalır. Üzerine mutlak bir anlamsızlık çöker. Ne yaparsa yapsın, anlamsız olduğunu, nereye giderse gitsin, hiçbir yere varamadığını fark ettiği anda yaşamın tamamı anlamsız hale gelir —birdenbire umutlar düşer, gelecek düşer ve ilk kez şimdiki zamanla uyum içinde olursun, ilk kez gerçekle yüz yüze gelirsin.

Yoga bir içe dönüştür. Tamamen dönüş hakkındadır. Geleceğe doğru ilerlemediğin ve geçmişe doğru hareket etmediğin takdirde, kendi içinde hareket etmeye başlarsın çünkü varlığın burada ve şimdidir, gelecekte değildir. Şu anda burada ve şimdidesin ve bu gerçekliğe girebilirsin. Ama bu durumda zihninin de burada olması gerekir. Bu an Patanjali'nin birinci sutrasında gösterilmiştir.

Birinci sutra hakkında konuşmaya başlamadan önce birkaç şey daha anlamak zorundasın. Öncelikle Yoga bir din değildir bunu unutma. Yoga, Hindu değildir, Müslüman değildir. Yoga sadece matematik, fizik veya kimya gibi salt bilimdir. Fizik de Hıristiyan fizik değildir, Budist değildir. Hıristiyanlar, fizik kanunlarını keşfetmiş olsalar bile fizik Hıristiyan değildir. Hıristiyanların fizik kanunlarını keşfetmiş olmaları sadece bir tesadüftür. Ama Fizik yine de salt bilim olarak kalır. Yoga bir bilimdir Hindular tarafından keşfedilmiş olması sadece bir rastlantıdır. Yoga Hindu değildir. Sadece içsel varlığın salt matematiğidir.

Yoga salt bilimdir ve Patanjali de Yoga dünyası söz konusu olduğunda en büyük isimdir. Böyle bir adam nadir bulunur. Patanjali ile kıyaslanabilecek başka hiçbir isim yoktur. İnsanlık tarihinde ilk defa bu adam dini bilim derecesine yükseltmiştir: Dini, sadece çıplak kanunlardan oluşan bir bilim haline getirmiştir. İnanç gerekmemektedir.

Sözde dinler inancı gerektirir. Bir dinle diğeri arasında başka hiçbir farklılık yoktur; tek farklılıkları inanç tarzlarıdır.

Bir Müslüman'ın belirli inançları, bir Hindu'nun başka inançları ve bir Hıristiyan'ın yine başka inançları vardır. Farklılık sadece inançlardadır. Yoga, inanç ile ilgili hiçbir şey içermez. Yoga sana bir şeye inanman gerektiğini söylemez. Yoga, dene der. Nasıl ki bilim, dene diyorsa, Yoga da dene der. Deney ve deneyim aynı şeylerdir, sadece yönleri farklıdır. Deney, dışarıda yapabileceğin bir şey anlamına gelirken, deneyim içte yapabileceğin bir şeydir. Deneyim içsel bir deneydir.

Bilim diyor ki: İnanma, duyabileceğin kadar şüphe duy. Ama aynı zamanda inanmamazlık da etme, çünkü inanmamak da inanmanın bir türüdür. Tanrı'ya inanabileceğin gibi, Tanrı'nın olmadığına dair bir anlayışa da inanabilirsin. Fanatik bir tutumla, Tanrı'nın var olduğunu söyleyebileceğin gibi, aynı fanatizmle tam tersini, Tanrı'nın var olmadığını da söyleyebilirsin. Ateistler ve inançlılar, hepsi inananlardır, ama inanç bilim alemi değildir. Bilim, var olan bir şeyi denemek demektir; inanç gerekmez.

İşte hatırlanması gereken ikinci kural: Yoga varoluşsaldır, deneyimseldir, deneyseldir. İnanç gerekmez, sadece denemeye cesaret gerekir. İşte eksik olan budur. Kolayca inanabilirsin, çünkü inançta dönüşüm geçirmezsin. İnanç, sana eklenen bir şey; yüzeysel bir şeydir. Varlığın değişmez, belirli bir mutasyondan geçmezsin. Bugün bir Hinduyken, yarın Hıristiyan olabilirsin. Kısacası, değişiyorsun: Gita'yı İncil'le değiştiriyorsun. Ya da bir Kuranla değiştirebilirsin, ama Gita'yı elinde tutan ve şimdi de İncil'i elinde tutan insan yine aynı insandır. Sadece inançlarını değiştirmiştir.

İnançlar giysiler gibidir. Hayati önem taşıyan hiçbir şey biçim değiştirmez; sen yine sen kalırsın. Bir Hindu'yu incele, bir Müslüman'ı incele; içte ikisi de aynıdır. Hindu tapınağa gider, Müslüman tapınaktan nefret eder. Müslüman camiye gider ve Hindu camiden nefret eder, ama içte ikisi de aynı insanoğludur.

İnanç kolaydır, çünkü gerçek anlamda bir şey yapman istenmez inanç sadece istediğin an kolayca kenara atabileceğin yüzeysel bir giysi, bir dekorasyondur. Yoga inanç değildir. Bu yüzden zordur, çetindir ve kimi zaman imkansız görünür. Varoluşsal bir yaklaşımdır. Gerçeğe ulaşırsın, ama inanç aracılığıyla değil, kendi deneyimlerin, kendi farkındalıkların aracılığıyla. Bu, tamamen değişmek zorunda olduğun anlamına gelir. Görüşlerin, yaşam tarzın, zihnin, ruhun tamamen paramparça olacaktır. Yeni bir şey yaratılacaktır. Sadece bu yeni yaratılanla gerçekle temas edebilirsin.

Dolayısıyla Yoga hem bir ölüm, hem de yeni bir yaşamdır. Şimdiki halinle ölmek zorunda kalırsın ve ölmediğin sürece yenisi doğamaz. Yenisi içinde gizlidir. Sen sadece onun tohumusun ve bu tohumun düşmesi ve toprak tarafından emilmesi gerekir. Tohum ölmeli; ancak böyle yeni olan senden doğacaktır. Ölümün yeni hayatın olacaktır. Yoga hem bir ölüm, hem de yeni bir yaşamdır. Ölmeye hazır oluncaya değin, tekrar doğamazsın. Dolayısıyla Yoga inançları değiştirme meselesi değildir.

Yoga bir felsefe de değildir. Bir din olmadığını, bir felsefe olmadığını söylüyorum. Hakkında düşünebileceğin bir şey değildir. Sadece olman gereken bir şeydir; hakkında düşünmek işe yaramaz. Düşünmek, kafanda devam eder. Gerçekten varoluşunun köklerine kadar inmez; bütünün değildir. Sadece bir bölümü, fonksiyonel bir bölümüdür ve eğitilebilir. Mantıklı bir şekilde tartışabilir, rasyonel düşünebilirsin, ama kalbin yine aynı kalacaktır. Kalbin en derin merkezin, kafan da onun sadece bir dalıdır. Kafan olmadan olabilirsin, ama kalbin olmadan asla. Kafan esas değildir.

Yoga, tüm varoluşla, köklerinle ilgilenir. Felsefi değildir. Dolayısıyla Patanjali ile düşünmeyecek, spekülasyonlarda bulunmayacağız. Patanjali ile varoluşun nihai kanunlarını öğrenmeye çalışacağız:Dönüşümünün kanunlarını, nasıl ölüneceğine ve nasıl tekrar yerinden doğacağımıza dair kanunları ve yeni bir varoluş düzeninin kanunlarını. Bu nedenle ben buna bir bilim diyorum.

Yoga’nın disiplin zamanı şimdidir.

Patanjali tek bir gereksiz sözcük kullanmayacağından, her bir sözcüğün anlaşılması gerekmektedir. Şimdi önce sözcüğü anlamaya çalış. Buradaki "şimdi" sözcüğü, az önce bahsettiğim zihin durumunu işaret eder.

Patanjali der ki:Hüsrana uğradıysan, ümitsizsen,

tüm arzuların ne kadar boş olduğunun farkına vardıysan ve hayatını anlamsız görüyorsan bugüne kadar her ne yaptıysan ölmüş, hiçbiri geleceğe taşınmamıştır; tamamen ümitsizlik içindesindir ki Kierkegaard bunu keder diye adlandırır. Kederliysen, acı çekiyorsan, ne yapacağını bilmiyorsan, nereye gideceğini bilmiyorsan, kime bakacağını bilmiyorsan, deliliğin veya intiharın ya da ölümün eşiğindeysen, yaşamının tüm düzeni birden boş bir hale gelmiştir.

Bu an gelmişse, Yoga disiplininin zamanıdır. Sadece şimdi Yoga'nın bilimini, Yoga'nın disiplinini anlayabilirsin.

O an gelmemişse, Yoga'yı incelemeye devam edebilir, büyük bir bilgin haline gelebilirsin, ama bir Yogi olamazsın. Hakkında tezler yazabilir, hakkında kurslar verebilirsin, ama bir Yogi olamazsın. Senin için o an henüz gelmemiştir. Zihinsel açıdan ilgini çekebilir, zihnin aracılığıyla Yoga ile ilişki içinde olabilirsin belki, ama Yoga, eğer bir disiplin olarak algılanmıyorsa, hiçbir şey değildir. Yoga bir shastra değildir; bir kutsal kitap değildir. O bir disiplindir. Yapman gereken bir şeydir. Tuhaf bir şey değildir; felsefi spekülasyon değildir. Bundan çok daha derindir. Yaşam ve ölüm meselesidir.

Bütün yönlerin karmakarışık olduğunu, bütün yolların gözden kaybolduğunu hissettiğin an geldiğinde; gelecek karanlıksa ve her arzu keskin hale geldiğinde ve her arzu sadece bir hayal kırıklığı olduysa; umutlara ve hayallere doğru atılan her adım durduysa, işte şimdi Yoga disiplininin zamanıdır.

Gerçekten halinden memnun değil misin? Herkes bu soruya "Evet" cevabını verecektir, ama bu tatminsizlik gerçek değildir. Bundan memnun değilsin, şundan memnun olamayabilirsin, ama tamamen hüsrana uğramış değilsin. Hala umut ediyorsun. Geçmiş umutlarından dolayı memnun değilsin, ama gelecek için hala umut ediyorsun. Tatminsizliğin tam değil.

Hala bir yerlerde biraz tatmin bulmanın, biraz haz almanın özlemini çekiyorsun.

Bazen umutsuzluk hissedersin, ama bu umutsuzluğun gerçek değildir. Bazı umutlarına ulaşamadığın, bazı umutların düştüğü için kendini ümitsiz hissedersin. Ama umut hala vardır: Umut kaybolmamıştır. Sen hala ümit edeceksin. Bu umuttan, şu umuttan hoşnut değilsin, ama aslında bu umuttan tam olarak hoşnutsuz da değilsin. Umut konusunda tam olarak hüsrana uğradığın zaman, o an gelmiştir ve Yoga'ya girebilirsin. İşte o zaman bu giriş zihinsel ve spekülatif bir fenomene giriş olmayacaktır.

Bu giriş bir disipline giriş olacaktır.

Disiplin nedir? Disiplin, içinde bir düzen yaratmak demektir. Şu andaki halinle bir kaossun. Şu andaki halinle tam bir düzensizliksin.

Bir gün Buda'ya bir adam gelir ve şöyle der muhtemelen bir sosyal reformcu, bir devrimciydi Buda’ya şöyle der: "Dünya sefil durumda. Sana katılıyorum." Buda asla dünyanın sefil durumda olduğunu söylememiştir. Buda şöyle der:

"Sefil olan sensin, dünya değil. Yaşam sefildir, dünya değil. İnsanoğlu sefildir, dünya değil. Zihin sefildir, dünya değil." Ama devrimci şöyle der: "Dünya sefil durumda. Sana katılıyorum. Şimdi söyle bana, ne yapabilirim? Derin bir şefkate sahibim ve insanlığa hizmet etmek istiyorum."

Hizmet sözcüğü onun vecizesi olmuştu. Buda adama bakar ve sessiz kalır. Buda'nın müridi Ananda şöyle der: "Bu adam söylediğinde samimi görünüyor. Ona rehberlik et. Neden sessiz kalıyorsun?" Bunun üzerine Buda devrimciye dönüp, der ki: "Dünyaya hizmet etmek istiyorsun, ama neredesin? içinde hiç kimseyi göremiyorum. İçine bakıyorum, ama orada kimse yok."

Herhangi bir merkezin yoksa, ne yaparsan yap, bir merkeze yoğunlaşmadığın sürece, daha çok fesat üretirsin. Bütün sosyal reformcular, devrimciler, liderler, hepsi büyük fesatçılardır, fesat satıcılarıdırlar. Hiç lider olmasa, dünya daha iyi bir yer olurdu. Ama yardım edemezler. Dünya sefil durumda olduğu için bir şeyler yapmak zorundadırlar. Bir merkeze yoğunlaşmadıkları için ne yaparlarsa yapsınlar, daha çok sefalet yaratacaklardır. Sadece şefkat yardımcı olmaz, sadece hizmet yardımcı olmaz. Bir merkez üzerine yoğunlaşmış bir varlık aracılığıyla şefkat tamamen farklı bir şeydir. Bir kalabalık aracılığıyla şefkat fesattır. Böyle bir şefkat zehirdir.

Disiplin var olma kabiliyeti, bilme kabiliyeti, öğrenme kabiliyeti anlamına gelir. Bu üç maddeyi anlamak zorundayız.

Var olma kabiliyeti. Bütün Yoga duruşları gerçekte bedenle ilgili değil, var olma kabiliyetiyle ilgilidir. Patanjali der ki: Bedenini birkaç saat boyunca hareket ettirmeden sessizce oturabilirsen, var olma kabiliyetin artar. İyi ama neden hareket ediyorsun? Birkaç saniye bile hareket etmeden oturamıyorsun. Bedenin hareket etmeye başlar. Bir yerlerinde kaşıntı hissedersin; bacakların uyuşur; birçok şey olmaya başlar. Bunlar sadece hareket etmek için birer bahanedir.

Sen bir usta değilsin. Bedenine, şimdi bir saatliğine hareket etmeyeceğim, diyemezsin. Bedenin derhal buna isyan edecektir. Seni hemen hareket etmeye, bir şey yapmaya zorlayacak ve bunun için gerekçeler gösterecektir: Hareket etmek zorundasın, çünkü seni bir böcek ısırdı. Baktığında o böceği bulamazsın. Sen bir varlık değil, bir ürpertisin sürekli telaşlı bir faaliyet. Patanjali'nin duruşları, asanas, gerçekte herhangi bir fizyolojik eğitim türüyle ilgili olmayıp, varoluşun hiçbir şey yapmadan, hiçbir hareket göstermeden, herhangi bir faaliyette bulunmadan, sadece olduğun gibi kalarak var olmanın içsel eğitimiyle ilgilidir. Olduğun gibi kalmak, bir merkeze yoğunlaşmana yardımcı olacaktır.

Bedenin seni ne kadar çok takip ediyorsa, içinde o denli büyük bir varlık, daha güçlü bir varlık olacakta. Ve unutma, beden hareket etmiyorsa, zihnin de hareket edemez, çünkü zihin ve beden iki ayrı şey değildir. Onlar tek bir fenomenin iki kutuplarıdırlar. Beden ve zihin değilsin, beden zihinsin. Kişiliğin psikosomatiktir her ikisi beden zihindir. Zihin, bedenin en göze çarpmayan bölümüdür. Ya da tam tersini, bedenin zihnin en göze batan parçası olduğunu söyleyebilirsin.

Nefes alış verişin yaşamını oluşturduğundan, Patanjali önce nefes alış verişlerinle başlar ve çalışır. Önce beden üzerinde, daha sonra da varoluşunun ikinci tabakası olan pranayani nefes alış verişin üzerinde çalışır. Daha sonra düşünceler üzerinde çalışmaya devam eder.

Doğrudan düşüncelerle başlayan birçok yöntem vardır. Bu yöntemler çok da mantıklı ve bilimsel değildirler, çünkü üzerinde çalıştığın insanın kökleri bedenindedir. O bir soma, bir bedendir. Bilimsel bir yaklaşımın bedenle başlaması gerekmektedir. Önce bedenin değişmelidir. Bedenin değişirse, nefes alış verişin de değiştirilebilir. Nefes alış verişin değiştiğinde, düşüncelerin değiştirilebilir. Ve düşüncelerin değiştiğinde, sen de değiştirilebilirsin.

En göze çarpan bedendir ve en göze çarpmayan zihindir. Göze batmayandan başlama, çünkü bu daha zor olacaktır.

Belirsizdir, yakalayamazsın. Bedenle başla. Patanjali bu yüzden beden duruşlarıyla başlar. Günlük yaşamda tetikte olmadığımız için, zihninde belirli bir huzursuzluk hissettiğinde, bununla bağlantılı belirli bir beden duruşuna sahip olduğunu fark etmemiş olabilirsin. Öfkeliysen rahat oturabiliyor musun? İmkansız. Öfkeliysen, beden duruşun değişir; dikkatli olduğunda beden duruşun değişir; uykun varsa beden duruşun yine değişir.

Tamamen sessiz olduğunda Buda gibi oturur, buda gibi yürürsün. Buda gibi yürüdüğünde, kalbinin içine karışan belirli bir sessizlik hissedeceksin. Buda gibi yürüyüşünle sessiz bir köprü yaratılır. Bir Buda gibi bir ağacın altına otur. Sadece otur, sadece bedeninle: Aniden nefes alış verişinin değişeceğini göreceksin daha rahat, daha uyumlu olacaktır. Nefes alış verişin uyumlu ve rahatsa, zihninin de daha az gergin olduğunu hissedeceksin. Daha az düşünce, daha az bulut, daha fazla yer ve daha fazla gökyüzü olacaktır. İçerde ve dışarıda bir sessizlik hissedeceksin, akıp giden.

İşte bu yüzden Patanjali'nin bilimsel olduğunu söylüyorum. Beden duruşunu değiştirmek istiyorsan, Patanjali sana yeme alışkanlıklarını değiştirmeni söyleyecek, çünkü her yeme alışkanlığı göze çarpmayan beden duruşları yaratır. Et yiyen birisiysen, Buda gibi oturamazsın. Vejetaryen değilsen, duruşun farklı, vejetaryensen duruşun yine farklı olacaktır, çünkü bedenin yediklerinle oluşur. Bu bir rastlantı değildir. Bedenine ne doldurursan, bedenin onu yansıtacaktır.

Böylece vejetaryenlik Patanjali için ahlakçı bir kült değil, bilimsel bir yöntemdir. Et yediğinde sadece gıda almakla kalmayıp, etin alındığı hayvanın da içine girmesine izin veriyorsun. Et belirli bir bedenin, belirli bir içgüdü kalıbının parçasıdır. Et, sadece birkaç saat önce bir hayvandı ve bu et, hayvanın bütün izlenimlerini, hayvanın bütün alışkanlıklarını taşır. Et yediğinde, birçok davranışın bundan etkilenecektir.

Hassas bir bünyeye sahipsen, bazı şeyleri ne zaman yesen, hemen bazı değişikliklerin meydana geldiğini fark edebilirsin. Alkol alırsın ve aynı kişi olmaktan çıkarsın, hemen yeni bir kişilik yerleşiverir içine. Alkol kişilik yaratamaz, ama vücut seyrini değiştirir; vücut kimyan değişir. Vücut kimyasının değişmesiyle birlikte zihin de seyrini değiştirmek zorundadır ve zihin seyrini değiştirdiğinde, yeni bir kişilik gelip yerleşir.

Patanjali, her şey hakkında not tuttuğu için bilimseldir gıda, duruş, uyuma tarzı, sabah kalkma tarzı, sabah ne zaman kalktığın, ne zaman yattığın. Her şey hakkında not tutar; böylece bedenin daha yüce bir şey için uygun hale gelir. Daha sonra nefes alış verişin hakkında not tutar.

Üzgün olduğunda, farklı bir nefes ritmin olur. Bunu bir yere not et. Dene; çok güzel bir deney yaşayabilirsin. Ne zaman üzülürsen, nefesine dikkat etne zaman nefes alıyorsun ve ne zaman nefes veriyorsun. Sadece bir yere not et. İçinden say: Bir, iki, üç, dört, beş... Beşe kadar sayarsın ve nefes alışın biter. Daha sonra saymaya devam edersin ona kadar gelirsin ve nefes verişin biter. Çok titiz bir şekilde gözlemle ki, oranını öğren. Sonra ne zaman kendini mutlu hissedersen, hemen üzgünlük şablonunu uygula beş, on mutluluk anında yok olur gider.

Tam tersi de doğrudur. Ne zaman kendini mutlu hissedersen, nasıl nefes alıp verdiğini bir kenara not et ve kendini ne zaman üzgün hissedersen, bu şablonu dene. Üzgünlüğün hemen yok olup gidecektir, çünkü zihin bir vakum içinde var olamaz. O bir sistemin içinde var olur ve nefes alıp vermek zihin için en derin sistemdir. Nefes alıp vermek düşünmektir. Nefes alıp vermeyi durdurduğun anda düşünceler hemen durur. Bunu bir saniyeliğine dene. Nefes alıp vermeyi kes; düşünme sürecinde anında bir duraksama olacaktır. Süreç kesilir. Düşünmek, görünen nefes alış verişin görünmeyen parçasıdır.

Patanjali bilimseldir dediğimde kastettiğim buydu. O bir şair değildir. "Et yeme" diyorsa, et yemek şiddet olduğu için söylemez. Hayır. Bunu söyler, çünkü et yemek kendi kendini yok etmektir. Şiddetli olmamak güzeldir, diyen şairler vardır. Patanjali, şiddetli olmamak sağlıklı olmak, şiddetli olmamak bencil olmaktır, der. Başkasına karşı şefkat duymuyor, kendine karşı şefkat duyuyorsun.

Patanjali, seninle ve dönüşümle ilgilenir. Ve olayları sadece değişimi düşünerek değiştiremezsin, durumu sen yaratmak zorundasın. Sevgi dünyanın her yerinde öğretildi, oysa hiçbir yerde sevgi yoktur, çünkü ona uygun bir durum yoktur. Et yiyorsan, nasıl sevebilirsin? Et yiyorsan, şiddet de yanı başındadır. Ve böylesine derin bir şiddetle nasıl sevebilirsin? Sevgin sahte olacaktır. Ya da belki de nefret etmenin bir biçimidir.

Patanjali sana sevmenin iyi olduğunu anlatmaya çalışmıyor, sadece sevginin yeşerebileceği durumu yaratmana yardımcı olmaya çalışıyor. Bu nedenle bilimsel olduğunu söylüyorum. Onu adım adım takip edersen, kendi içinde daha önce tasavvur edemediğin, hayal edemediğin birçok çiçeğin açtığını göreceksin. Onları hayal bile edememişsindir. Yiyeceklerini değiştirirsen, beden duruşunu değiştirirsen, uyku düzenini değiştirirsen, olağan alışkanlıklarını değiştirirsen, içinde yeni bir kişinin meydana geldiğini göreceksin. Bundan sonra da farklı değişimler mümkün olacaktır. Bir değişiklikten sonra başka bir değişiklik olası hale gelir. Adım adım daha fazla olanaklar açılır. Bu nedenle Patanjali'nin mantıklı olduğunu söylüyorum. O mantıklı bir felsefeci değil, o sadece mantıklı ve pratik bir adamdır.

Böylece bedende ne oluyorsa, zihinde de aynısı oluyor ve tersine, zihinde ne oluyorsa, bedende de aynısı oluyor. Beden hareket etmiyor ve bir duruşa varabiliyorsan; bedenine "Sus!" diyebiliyorsan, zihin de sessiz kalacaktır. Gerçekte zihin hareket etmeye başlar ve bedeni hareket ettirmeye çalışır, çünkü beden hareket ediyorsa, zihin de hareket edebilir. Hareket etmeyen bir bedende zihin de hareket edemez; hareket eden bir bedene ihtiyaç duyar.

Beden hareket etmiyorsa, zihin de hareket etmiyordur; bir merkeze yoğunlaşmışsındır. Bu hareketsiz duruş sadece fizyolojik bir eğitim değil, bir merkeze yoğunlaşma durumunun meydana gelebileceği ve içinde disipline edildiğin bir durumu yaratmak için kullanılır. Bir merkeze yoğunlaştığında, var olmanın ne anlama geldiğini bildiğinde, artık öğrenebilirsin, çünkü alçakgönüllü olacaksındır. Artık teslim olabilirsin. Artık hiçbir sahte ego yakana yapışmayacak, çünkü merkeze yoğunlaştığında bütün egoların sahte olduğunu bileceksin. O zaman başını eğebilirsin. İşte o zaman yeni bir disiplin doğmuş olur.

Bir mürit, güruha dahil olmayan, merkeze yoğunlaşmaya ve kristalize olmaya çalışan, en azından bunu deneyen; birey olmak, varlığını hissetmek ve kendi efendisi olmak için çaba gösteren, samimi bir çaba gösteren araştırmacıdır. Yoga'nın disiplini seni kendi kendinin efendisi yapma çabasından oluşur. Şu andaki halinle sadece birçok arzunun kölesisin. Birçok efendin var ve sen de sadece bir kölesin ve birçok yöne çekiliyorsun.

Yoga, zihinsizlik halidir. Zihin sözcüğü burada her şeyi kapsar egolarını, arzularını, umutlarını, felsefelerini, dinlerini, kutsal kitaplarını. Zihin bunların hepsini kapsar. Düşünebileceğin her şey zihindir. Bilinen her şey, bilinebilecek her şey, bilinecek her şey zihin dahilindedir. Zihnin durması, bilinenin durması, bilineceklerin durması anlamına gelir. Bilinmeze bir atlayıştır. Zihin yoksa bilinmeyenin içindesin. Yoga, bilinmeyene bir atlayıştır. Aslında bilinmeyen demek doğru olmaz, daha çok bilinemeyen.

Zihin nedir? Zihin orada ne yapar? Nedir? Genelde, zihnin kafamızın içinde maddesel bir şey olduğunu düşünürüz. Patanjali buna katılmıyor, zihnin içini öğrenen hiç kimse de buna katılmayacaktır. Modern bilim de buna katılmıyor. Zihin, kafamızın içinde maddesel bir şey değildir. Zihin sadece bir fonksiyon, sadece bir faaliyettir.

Sen yürüyorsun ve ben de yürüdüğünü söylüyorum. Yürüyen nedir? Sen durduğunda, yürüyüş nerde kalır? Sen oturduğunda, yürüyüş nereye gitmiş olur? Yürümek, maddesel bir şey değildir; bir faaliyettir. Bu nedenle sen otururken, hiç kimse "Yürüyüşünü nereye bıraktın? Daha şimdi yürüyordun; öyleyse yürüyüşün nereye gitti?" diye sormayacaktır. Gülersin. Sonra da, "Yürüyüş maddesel bir şey değildir, sadece bir faaliyettir. Ben yürüyebiliyorum. Yine yürüyebilirim ve durabilirim de. Bu bir faaliyettir." diyeceksin.

Zihin de faaliyettir, ama zihin sözcüğü nedeniyle sanki maddesel bir şey varmış gibi görünür. Buna "zihinlemek" demek daha doğru olur tıpkı yürümek gibi. Zihin, zihinlemek demek, zihin düşünmek demek. Zihin bir faaliyettir.

Bodhidharma Çin'e gitmiş ve Çin İmparatoru onu görmek istemiş. Ve ona "Zihnim çok huzursuz, çok karışık." demiş. "Sen büyük bir bilgesin ve ben seni bekliyordum. Zihnime huzur getirmek için ne yapmam gerekiyor, söyle."

Bodhidharma, "Hiçbir şey yapmayacaksın." diye cevap vermiş. "Önce zihnini bana getir." İmparator sözlerini anlayamamış ve "Ne demek istiyorsun?" demiş. Bodhidharma bunun üzerine, "Sabah saat dörtte burada kimse yokken gel," demiş. "Yalnız gel ve zihnini getirmeyi sakın unutma."

İmparator bütün gece uyuyamadı. Birçok kez bu fikirden vazgeçti. "Bu adam çok çılgın görünüyor. 'Zihninle gel, sakın unutma' diyerek ne demek istedi acaba?" Ancak adam öylesine büyüleyici, öylesine karizmatikti ki, görüşmeyi iptal edemedi. Onu bir mıknatıs gibi çekiyordu; saat dörtte yatağından fırladı. "Ne olursa olsun, gitmek zorundayım. Bu adamda bir şey var; gözleri onda bir şey olduğunu söylüyor. Biraz delice bakıyor, ama yine de gitmeliyim ve neler olacağına bakmalıyım."

Böylece buluşacakları yere geldi ve Bodhidharma'nın adamlarıyla oturduğunu gördü. "Demek geldin? Zihnin nerede? Getirdin mi, getirmedin mi?" diye sordu.

İmparator, "Söylediklerin saçma." dedi. "Ben buradaysam, zihnim de buradadır; bir yerlerde unutabileceğim bir şey değil ki. O benim içimde." Bunun üzerine Bodhidharma, "Tamam." dedi. "Öyleyse ilk kararımızı verdik zihin senin içindedir." İmparator, "Tamam." dedi. "Zihin benim içimde." diye cevap verdi. Bodhidharma bunun üzerine şöyle dedi: "Şimdi gözlerini kapat ve nerede olduğunu bulmaya çalış. Nerede olduğunu bulabilirsen, bana hemen söyle. Ona huzur vereceğim."

Böylece İmparator gözlerini kapattı, denedi, denedi, baktı, baktı, ama ne kadar çok bakarsa, o denli zihnin olmadığını, zihnin sadece bir faaliyet olduğunu kavradı. Kesin olarak yerini belirtebileceğin bir şey değildi. Ve zihnin herhangi bir şey olmadığını fark ettiği an, araştırmasının saçmalığı birden gözlerinin önüne serildi. Herhangi bir şey değilse, hakkında hiçbir şey de yapılamazdı. Bir faaliyetse, o zaman bu faaliyeti yapma; hepsi bu. Yürümek gibi bir şeyse, yürüme.

Gözlerini açtı. Bodhidharma'nın önünde eğildi ve "Bulunacak bir zihin yoktur." dedi. Bodhidharma bunun üzerine şöyle dedi: "Demek zihnine huzuru getirdim. Ve ne zaman kendini huzursuz hissetsen, kendi içine bak ve bu huzursuzluğun nerede olduğunu görmeye çalış. Bu içe bakış zihin karşıtıdır, çünkü bakmak düşünmek değildir. Ve yoğun olarak bakarsan, enerjinin tamamı bir bakış haline gelir ve aynı enerji hareket ve düşünceye dönüşür."

Patanjali'nin tanımı ise şöyledir: Yoga, zihnin durmasıdır.

Zihin yoksa, Yoga'nın içindesin demektir. Zihin varsa, Yoga'nın içinde değilsin demektir. Böylece tüm o duruşları yapabilirsin, ama zihnin çalışmaya devam ederse, düşünmeye devam edersen, Yoga'nın içinde değilsin. Yoga, "zihinsizlik" durumudur. Herhangi bir duruşa gerek kalmadan, zihinsiz olabiliyorsan, mükemmel bir Yogi olmuşsundur. Birçok kişi, bunu herhangi bir duruş yapmadan başarmıştır ve birçoğu birçok kez duruşları yaptıkları halde, bunu başaramamışlardır.

Anlaşılması gereken temel nokta şudur: Düşünme faaliyeti yoksa, oradasın. Zihin faaliyeti yoksa, düşüncelerin yok olup gitmişse, ki yok olup gittiklerinde sadece birer bulut gibidirler, varlığın, tıpkı gökyüzü gibi, ortaya çıkar. Aslında daima oradadır sadece bulutlarla, düşüncelerle kaplanmıştır.

Patanjali der ki: Sadece bak!

Zihnini bırak gitsin, bırak zihnin ne yaparsa yapsın. Sadece bak. Müdahale etme. Sen sadece bir şahit ol, ilgisi olmayan bir seyirci, sanki zihin sana ait değilmiş gibi, sanki seni ilgilendirmiyormuş, sanki senin işin değilmiş gibi. Hiç üzerine alınma! Sadece bak ve bırak zihnin uçsun gitsin. Zihnin, geçmişin devinirliği yüzünden daima akıp gitmesine yardımcı olduğun için akıp gider. Faaliyetin kendi momenti vardır, o yüzden akar. Sen işbirliği yapma. Sadece seyret ve bırak zihnin akıp gitsin.

Birçok kez, belki milyonlarca kez işbirliği yapmışsındır, ona yardımcı olmuşsundur, ona kendi enerjini vermişsindir. Nehir kısa bir süre için akacaktır. İşbirliği yapmadığın, sadece ilgisizce seyrettiğin takdirde Buda’nın buna taktığı isim "kayıtsızdır" upeksha: Hiç ilgi göstermeden bakmak, sadece bakmak, hiçbir şekilde hiçbir şey yapmamak zihnin bir süreliğine akacak ve kendiliğinden duracaktır. Devinirliği kaybolduğunda, enerji akıp gittiğinde, zihin duracaktır. Zihin durduğunda, Yoga'nın içindesin: O disipline erişmişsin.

Zihninle kendini özdeşleştirmeden, yargılamadan, takdir etmeden, ayıplamadan, seçim yapmadan, sadece bakabiliyorsan sadece bakarsın ve zihin akıp gider ve zihnin kendi kendine durduğu bir zaman gelir.

Zihin yoksa, tanıklığınla baş başa kalırsın. O zaman bir tanık olursun.

O zaman bir yapıcı değilsin, bir düşünür değilsin. Sadece ve sadece varlıksın, saf varlık, varlığın en safı. O zaman tanıklık kendi içinde kurulur.


 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Egzersiz