T'ai Chi Ch’uan’la Tanışalım

İlhan Güngören
 

Çoğunuzun bugüne kadar duymadığı bir söz T'ai Chi Ch'uan [1]. Yanılmadınız, evet Çince. Bugüne kadar duymadınız ama bundan sonra sık sık duyacağınızdan kuşkunuz olmasın. Hatta belki bugünden sonra sizin özel yaşamınıza da girecek, sizin yaşamınızı da etkileyecektir.

T'ai Chi Ch'uan hareketlerine dışardan baktığınız zaman bu hareketlerin iç organlar üzerindeki etkisini, iç organlarda ne gibi değişikliklere ve nasıl en uygun sağlık koşullarının oluşmasına yol açtığını elbette bilemeyecek ve olasılıkla T'ai Chi Ch'uan’ın bir tür Çin jimnastiği olduğunu söyleyeceksiniz. Oldukça yanlış bir gözlem olacak bu. Çünkü sanıyorum ki T'ai Chi Ch'uan’ın jimnastiğe benzemeyen yanları benzeyen yanlarından daha çok. Örneğin, jimnastik gövdemizin dış kaslarını çalıştırmak, geliştirmek için, pazularımızı şişirmek için yapılır. Oysa T'ai Chi Ch'uan’ın amacı kaslarımızı çalıştırmak değil, tıpkı uykudan kalkan bir kimsenin gerinme hareketleriyle yaptığı gibi, olabildiğince gevşetmektir; dış kaslarımızdan çok, derinlerdeki kaslarımızı, iç organlarımızla bağlantılı kaslarımızı gevşetmek, tüm bedenimizde ve zihnimizde bir dinginlik, dinlenmişlik duygusu yaratmaktır. Yani T'ai Chi Ch'uan jimnastikte olduğu gibi insanı yormaz, tam tersine dinlendirir. Jinınastiğin amacı bedeni geliştirmektir. Oysa T'ai Chi Ch'uan bedensel gevşemeyle birlikte bir yandan da zihinde bir rahatlama, bir iç barış duygusu yaratmayı, mutluluk vermeyi de üstlenmiştir. Belki en kestirme yoldan T'ai Chi Ch'uan’ ruh, zihin ve beden sağlığı için yapılan bir takım uyumlu hareketlerdir diye tanımlayabiliriz. Ancak, bu tanımda da dışta kalan pek çok nitelik var. T'ai Chi Ch'uan bir ruh, zihin ve beden sağlığı alıştırması olmanın yanında Kung Fu’nun çok yakın akrabası ya da türevi olan bir savunma ve dövüşme sanatı, hareketli bir meditasyon tekniği ve bir yandan da bir bilgelik öğretisidir. Hatta T'ai Chi Ch’uan için harekete dönüştürülmüş bilgeliktir de diyebiliriz.

Bir çok bakımdan Hatha Yoga ve Kundalini Yoga’ya ya da aynı çizgideki manevi disiplinlere benzetilebilir. İnsanın güdük kalmış, gelişmemiş, ya da ortaya çıkmak için yol bulamamış olanaklarının, yeteneklerinin, gizil güçlerinin açığa çıkabilmeleri için bir ortam hazırlar.

T'ai Chi Ch’uan yapmak için bir yaş sınırı yoktur. Çocuklar gençler de yapabilir, yaşlılar da. İsterseniz eski bir deyimi kullanalım, yediden yetmişe herkes yapabilir diyelim. Güçlü kuvvetli insanlar da yapabilir, zayıf, çelimsiz, hastalıklı kimseler de. Jogging ya da Aerobics’te olduğu gibi öncelikle doktor muayenesinden geçmek gerekmez. Bütün yaşamlarını masa başında geçirmiş kimselerin veya yaşamlarını mutfakla oturma odasındaki divan arasında bölüştürmüş ev kadınlarının, Jogging de, Aerobics de, ne bedenlerinin ne zihinlerinin alışık olduğu şeylerdir. Sağlıklarına yararı da olabilir, zararı da. Ama T'ai Chi Ch'uan için böyle kuşkular duymanıza gerek yoktur.

T'ai Chi Ch'uan’ı erkekler de yapabilir, kadınlar da. Bedensel uğraşlar arasında T'ai Chi Ch'uan erkeklerle kadınların eşit düzeyde karşılaştıkları az rastlanan alanlardan biridir. Çünkü en küçük bir kas gücü gerektirmez. Zenginler de yapabilir, fakirler de, çünkü hiçbir özel alet ve donanımı, hiçbir tesis veya özel giysiyi gerektirmez. Her türlü giysiyle yapabilirsiniz. Hatta çırıl çıplak yapmanızın bile bir sakıncası yoktur. Tek gereken on on beş metre karelik bir boş alandır. Bir oda, bir avlu ya da bahçe bu işe yeter de artar. Bunları da bulamazsanız bu gün artık dünyanın bir çok büyük kentinde yapıldığı gibi sokaklarda, herkese açık parklarda da yapabilirsiniz. Belki de TRT ekibinin Çin’de yaptığı geziyle ilgili filimde sokaklarda T'ai Chi Ch 'uan yapan Çinlileri siz de televizyonda izlemişsinizdir. Benim de T'ai Chi Ch'uan’la ilk karşılaşmam Paris’te Luxemburg Parkında oldu. Orada gördüğüm T'ai Chi Ch'uan yapan bir grup insan ilgimi çekti ve ilgim o günden başlayarak giderek büyüdü.

Her zaman, günün her saatinde, her mevsimde, yazın sıcaklarda terlemeden, kışın soğuklarda üşümeden T’ai Chi Ch'uan yapabilirsiniz. T'ai Chi Ch'uan sizden belirli bir inanca bağlanmanızı, belirli bir gıda rejimi izlemenizi istemez. Et ya da ot yemenize karışmaz. Sizin özel bir yaşam biçimi sürdürmeniz konusunda ısrarlı değildir. Günde on ya da on beş dakikanızı bu hareketlere ayırmanız yeterlidir. Bir yıllık bir uygulama sonucunda daha sağlıklı, daha canlı, daha güçlü kuvvetli, şişmansanız kilo vermiş, zayıfsanız kilo almış, sinir gerginliklerini, stresleri gerilerde bırakmış, ruhsal bakımdan rahatlamış, dingin, kendine güveni artmış, daha hoşgörülü, ruh, zihin ve bedenin uyumlu çalışmasından kaynaklanan bir mutluluk içinde olmayı umabilirsiniz.

 

SAĞLIK İÇİN T AI CHİ CH'UAN

Taocuların rüyası genç kalmak ve sonsuza kadar yaşamaktı. Bu rüyayı gerçekleştirmek için ölümsüzlük iksirleri yapmaya çalıştıkları kadar genç kalmaya ve uzun ömürlü olmaya yarayacak sağlık egzersizleri bulmaya da uğraştılar. T'ai Chi Ch’uan bu sağlık egzersizlerinden en önemli ve en etkili olanlarını bir araya getirerek sistemleştirmiştir. Bütün Taocu sağlık egzersizlerinin mantığı, insanın kendisini her durumda olabildiğince gevşek tutmasını öğretmek ve bunu başarabilmesi için gerekli iç duyarlığı geliştirmektir. T'ai Chi Ch'uan da aynı doğrultuda, ruhsal, zihinsel ve bedensel gerginlikleri yok ederek tüm organlarımızın, tüm yaşamsal işlevlerimizin ve etkinliklerimizin tam bir düzen ve uyum içinde olmalarını sağlamaktadır.

Çin devriminden sonra Çin’de çağdaş tıp bilimiyle beş bin yıllık geleneksel Çin hekimliğinin uzlaştırılması ve geleneksel hekimliğin bulgularının bilimin eleğinden geçirilerek doğrulanması bir devlet politikası olarak benimsenmişti. Böylelikle T'ai Chi Ch’uan da 1950’lerden  sonra bilimsel araştırmaların konusu oldu. Sonuçta genel sağlığı koruma ve hastalıklar gelmeden onları önleme konusundaki etkinliğinin yanında birçok hastalığın tedavisinde de başarıyla kullanılabileceği kanıtlandı. Kuşkusuz T'ai Chi Ch’uan’ın tedavisinde başarılı olduğu bozuklukların başında ruhsal sorunlar, tedirginlikler, gerginlikler gelir. Elbette bu ruhsal sorunların arkasında bilinen bilinmeyen birçok bedensel bozukluklar, hastalıklar da saklanmaktadır. T’ai Chi kendini gevşetme alışkanlığını, yoğun ve yaygın bir dikkatliliği, kendine güven gibi nitelikleri geliştirerek ruhsal sorunların bir çoğuyla baş etmeyi kolaylaştırmaktadır. Aynı zamanda yüksek tansiyon, damar sertliği, ellerde ve bacaklarda dolaşım bozukluğundan kaynaklanan uyuşukluklar, romatizma, artirit, sürekli baş ağrıları, baş dönmesi, uykusuzluk gibi bozuklukların tedavisinde etkili olduğu da kanıtlanmıştır. Hatta verem gibi, şeker gibi bedensel hastalıkların tedavisinde bile olumlu neticeler alındığı iddia edilmektedir. Hep bildiğimiz gibi bedenin kendi kendini iyileştirme gücü vardır. Eğer fırsat verilirse beden kendini iyileştirebilir. Düzelen sağlık koşullarıyla bedenin kendi kendini iyileştirme gücü birbirleriyle orantılıdır. Onun için bu iyileştirme iddiaları sağduyuya da ters düşmemektedir ve öyle rasgele bireysel olaylara değil son derecede ciddi bilimsel verilere dayandırılmaktadır.

Genç kalmanın genel sağlıkla ilişkisi bir açıklamayı gerektirmeyecek kadar açıklıkla bilinen bir şey ama gene de Jolan Chang’ın Taocu Sevişme ve Seks adlı kitabında bu konuda yazdıklarını buraya aktarmadan edemeyeceğim. Şöyle diyor Chang: “T'ai Chi Ch'uan’ın gizi yumuşak ve zorlamasız hareketlerle insanın tüm eklemlerine egzersiz yaptırmasıdır. Derin nefes alıp vermeyle bir arada yürütülünce insanın gençliğini korumada kuşkusuz büyük yararı olacaktır. Pek çok kimse yaşlı olduklarını eklemlerini oynatmakta çektikleri güçlükle hissetmekte ve çevreye de belli etmektedir. Eklemler bir kez eğilmez bükülmez duruma düşünce insan bedenini doğru dürüst kullanamaz olur. Bunun sonucunda da sağlık giderek bozulur. ”

Evet T'ai Chi Ch'uan’ın amacı genç kalmak, çok yaşamaktır ama önemli olan çok yaşamak, az yaşamak değil yaşanan yaşamın niteliğindedir. Eğer yaşam bize kıvanç ve mutluluk, yaşama sevinci vermiyorsa, yaşamanın hazzını varlığımızın bütün gözelerinde duyumsamıyorsak böyle bir yaşamın bir anlamı, bir değeri kalır mı? İşte T'ai Chi Ch'uan bizi yalnız uzun ömürlü ve sağlıklı değil aynı zamanda mutlu yapmayı da başarmaktadır. Nasıl yapabiliyor bu olağanüstü şeyi?

Zihnimizdeki bütün olumsuz düşüncelerin, gerginliklerin, kuşkuların heyecanların kaçınılmaz olarak bedenimizde de birtakım olumsuz yansıları olduğunu hepimiz biliyoruz. Bugün artık ülser’le kalp hastalıklarıyla zihinsel gerginliklerden, ruhsal sorunlardan kaynaklanan gerilimlerin yakın ilişkisi konusunda kuşkusu olan kimse kalmamıştır. Kanser’de bile metastas olayının ruhsal gerilimlerle olan ilişkisi artık iyice biliniyor. Bu böyle olunca bunun tersi de doğru olmalı. Bedensel gevşemenin zihne de, başkaca ruhsal etkinliklerimize de yansımasından daha doğal bir şey olabilir mi?

Kendimizi bir türlü kurtaramadığımız yanılgılardan biri ve belki de birincisi zihnimizi zihnimizle denetleyebileceğimiz konusundaki yanılgımızdır. Zihnimizin gücüyle zihnimizdeki gerginlikleri gidermeye, kafamızdaki olumsuz düşünceleri kovmaya, ruhsal sorunlarımızı çözmeye çalışmamız boş bir çabadır. “Üzüntüyü bırak, yaşamaya bak". Ne güzel bir öğüt! Herkes de bunu yapmak istiyor. Üzüntüyü bırak! Ama nasıl? Biz üzüntüyü bırakmak istiyoruz ama üzüntü bizim yakamızı bırakmıyor. Çünkü zihnimizin gücü zihnimizdeki üzüntüleri, gerginlikleri, gidermeye yetmiyor. Ama T'ai Chi yaparak kaslarımızı gevşetmeyi öğrenebiliriz. O zaman da en doğal, en kendiliğinden yoldan ruhsal sorunlarımıza, üzüntülerimize bir çözüm getirmiş oluruz.

Yalnız burada şu konuya açıklık getirmeliyim: Rahatlamış, kendini gerginliklerden gerilimlerden kurtarmış bir zihin dediğim zaman amacım gevşek, uykulu, bulanık ve uyuşuk bir zihin değil, tam tersine rahatlamış, ama bu rahatlamıştık sonucu algı gücü çoğalmış bir zihin, kendi bedeninden gelen duyumları algılamakta son derece duyarlı, çevresine karşı son derece uyanık bir zihin. Şunda hiç kuşkunuz olmasın: Bedensel organlarımızın en iyi, en uygun koşullarda çalışmasını önleyen gerginlikler olduğu gibi zihnimizin, zihinsel işlevlerimizin de, en iyi, en uygun koşullarda çalışmasını önleyen gene gerginliklerdir. Bir kere zihinsel gerginlikler giderilince gözlerimiz daha iyi görmeye, kulaklarımız daha iyi işitmeye, zihnimiz daha berrak, daha kıvrak bir biçimde düşünmeye başlayacak, sonuçta zihnin en üstün, çalışma düzeyi olan kendiliğindenlik ortaya çıkacaktır.

 

BİR MEDİTASYON OLARAK T'Aİ CHİ CH'UAN

T'ai Chi Ch'uan bir meditasyondur, çünkü T'ai Chi Ch'uan yapılırken içe dönük bir bedensel duyarlıkla çevreye dönük bir uyanıklık bir arada götürülür. T'ai Chi Ch 'uan yaparken insanın bir yandan kaslarını olabildiğince gevşek tutarak hem nefes alış verişlerini, hem yaptığı hareketleri tüm ayrıntılarına dikkat ederek fark edebilmesi, yaptığı hareketlerin sonucu olan bedensel duyumları algılayabilmesi son derece uyanıklığı, son derece izleyici ve gözleyici bir tutumu gerektirmektedir ki işte bu meditasyondan başka bir şey değildir. Bu uyanıklık, bu izleyici gözleyici tutum yalnızca içe dönük de olmamalıdır. T'ai Chi Ch'uan yapan kimse çevresindeki en ufak bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmamalıdır. T'ai Chi boksörü için uyanıklıktaki en ufak bir sürçme en azından yenilgi demektir. Onun için hasmının en ufak kımıltılarını, nefes alış verişini bile büyük bir uyanıklıkla izlemek en ufak bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmamak durumundadır. Yok eğer T'ai Chi yapan kimse bunu bir meditasyon olarak ya da sağlık için yapıyorsa gözlerini çevresindeki bütün güzelliklere açık tutmalıdır. Şu karşısındaki ağacı bütün yapraklarıyla, yapraklar üzerinde güneşin yaptığı ışıltılarla görebilmeli, ağaçta öten serçe kuşunun sesini duyabilmelidir. İşte bu sayısız ayrıntılardır yaşamı güzel, yaşamı yaşanmaya değerli kılan. Omurganın dik tutularak, nefesin izlenmesi, bilincin bir bıçak gibi keskin bir uyanıklık içinde tutulması zazen adı verilen

Zen meditasyonunun da Taocu meditasyonun da gerekli gördüğü koşullardır. Ve bunların hepsi T'ai Chi Ch ’uan’da vardır.

 

TAİ CHİ CH'UAN VE DAHA İYİ BİR SEKS

Başarılı seks’in önkoşulu her türlü kaygı, tedirginlik kuşku ve beklentiyi bir yana bırakıp kendini bütünüyle cinsel duyumlara, cinsel hazlara kapıp koyuvermektir. Belki bunu şöyle de söyleyebiliriz: Kendini bütünüyle gevşek bırakıp izleyici bir tutumla duyu algılarını sonuna kadar açmadan bir kimsenin seksin verebileceklerinin hepsini aldığı söylenemez.

T'ai Chi Ch'uan’ın seksteki mucizesi bedensel duyarlığı geliştirmeye ve gevşemeye yaptığı katkıdan gelmektedir. T'ai Chi Ch ’uan yapan kimse yavaş yavaş bedeninin her noktası üzerinde yaygm bir duyarlık kazanmaya, bedeninin her bir yanını iyice duyumsamaya başlar. Bu duyarlık yalnız dokunma uyarılarıyla, deriyle de sınırlı kalmaz, en iç organlar bile bu duyarlıktan payını alır. O zaman da cinsel uyanlara, cinsel hazlara karşı duyarlık bir çok kez katlanır. Seksbilim kitaplarında genellikle bedende cinsel uyarılara duyarlı bölgelerden söz edilir. Ancak T'ai Chi Ch 'uan yaparak böylesine bir duyarlık kazanmış kimseler için bedenin her bölgesi duyarlı bölgedir.

Bedensel duyarlık örneğin Yoga’da ya da T'ai Chi Ch'uan dışındaki Doğulu savunma ve savaş sanatlarında da geliştirilir. Ancak örneğin Yoga’da bu duyarlık gövdenin belirli noktalarında veya bölgelerinde yoğunlaştırılır. T'ai Chi Ch'uan'da olduğu kadar gövdenin her noktasında yaygın değildir. T'ai Chi yapan kimse ayak parmaklarının ucundan saçının tellerine kadar tüm bedeni üzerinde yoğun ve yaygın bir duyarlık, bir bedensel farkındalık geliştirir. Böylesine bir duyarlığın cinsel hazlar açısından ne kadar büyük olanaklara kapılar açacağını kolaylıkla kestirebilirsiniz.

 

CH’İ VE TAN T’İEN

Nasıl oluşup gelişiyor bu duyarlık? Bir süre T'ai Chi Ch ’uan yapan kimse yavaş yavaş bazı duruşların ya da hareketlerin son derece rahatlatıcı bir etkisi olduğunu fark etmeye başlıyor. En az direnç, en az gerginliği gerektiren hareketlerdir bunlar. Bu rahatlamışlık durumu Çinlilerin ch'i (Japonca: ki) adını verdikleri iç enerji akımını kolaylaştırıyor. Ch'i’nin sözlük anlamı “nefes” diye çevrilebilir ama kullanıştaki anlamı göz önüne alınarak iç enerji ya da yaşamsal enerji olarak çevrilmesi daha uygun olur. Elbet yaşamsal enerjiyi, havadan nefes yoluyla aldığımız oksijeni yakarak sağladığımızı hepimiz biliyoruz. Ancak burada bizim de çağdaş bilimin de bilmediği bir konuya gelmiş bulunuyoruz. Bu konu iç enerjinin ya da yaşamsal enerjinin bedenimizde izlediği dolaşım kanallarıdır. Maddesel bir varlığı, yani bilimsel anatomide yeri olmayan bu duyarlı kanalların varlığını Taocu meditasyon ya da Zen meditasyonu olan zazen yaparak veya T'ai Chi Ch'uan yaparak fark edip keşfedebiliyoruz. Bunlar aküpunktür noktalarının üzerinde bulunduğu Çinlilerin k’ing adını yerdikleri kanallardır. Aküpunktürü Batıya tanıtanlar bu kanallara gerçek bir varlıkları olmamakla birlikte dünyayı dilimlere böldüğü varsayılan meridyen çizgilerine örnekleyerek meridyen adını vermişlerdir.

T'ai Chi Ch'uan yapan kimse yalnız meridyenlerde akımını sürdüren ch’i’ye, bu yaşamsal enerjiye duyarlılık kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda karın bölgesinde bulunan Çinlilerin tan t’ien (Japonca: tanderi) adını verdikleri yaşamsal merkeze de duyarlı oluyor. T'ai Chi Ch'uan hareketleri amaçlı olarak göbekle sağ ya da sol diz ve sağ ya da sol kalça arasında bir üçgen oluşturarak tan t’ien üzerinde duyarlığı çoğaltacak biçimde düzenlenmiştir. Aslında tan t’ien karında geniş bir bölgeyi kaplamaktadır. Göbeğin dört parmak kadar altına ve aşağı yukarı gastrik pleksüs'ü.n olduğu yere rastlayan aşağı tan t’ien ve göbeğin iki parmak üstüne, solar pleksüs 'ün olduğu yere rastlayan yukarı tan t ’ien ikisi birden, Japonların karın anlamında hara adını verdikleri duyarlı bölgeyi oluşturur.

İşte, ister hara ister tan t’ien adını verelim, bu yaşamsal merkez iç enerjinin akımını düzenler ve yönetir. Tan t’ien için insanın yaşamla ve evrenle olan göbek bağıdır da diyebiliriz.

Gerek Tan t ’ien gerek meridyen kanalları üzerindeki duyarlık büyüyüp güçlendikçe ve insan kendini gevşetip gevşek tutmayı öğrendikçe zihnimizdeki ve kaslarımızdaki gerginlikler ve gerilimler yüzünden bir yol bulamadığı için içimizde katılıp kalmış iç enerji yeniden dolaşımını sürdürmeye ve giderek daha rahat bir düzen ve ritme oturarak içimizden dışarıya taşmaya başlayacaktır. Kuşkusuz T'ai Chi Ch ’uan egzersizleri gerginlikleri, tıkanıklıkları gidererek ch'i’nin ya da yaşamsal iç enerjinin açığa çıkması için en uygun koşulları hazırlamaktadır.

Peki, içimizde olup da kullanamadığımız bir enerji olduğunu nereden biliyoruz? Şurdan: Hep bildiğimiz gibi “can havli” diye bir söz var. Bir bakarsınız zorda kalan, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelen bir kimse normal, her gün kullandığı gücünü kat kat aşan işler başarabilmiş. İnsanın zorda kalınca ya da ölüm tehlikesiyle karşılaşınca böylesine üstün bir güç sergileyebilmesinin tek bir açıklaması olabilir. O da içimizde zihinsel ve bedensel engelleri aşamadığından açığa çıkamayan, gizlenmiş bir enerjinin varlığıdır. T'ai Chi boksörlerinin hemen hemen doğaüstü olaylar gibi anlatılan enerji gösterileri kullanamadığımız bu iç enerjinin ne kadar büyük olduğunun kanıtıdır.

 

YİN YANG VE HAREKETE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ BİLGELİK ÖĞRETİSİ

Taocu görüşe göre Tao, artı yüklü ve eksi yüklü elektrik akımlarında olduğu gibi birbirlerini hem iten hem çeken, birbirlerine karşıt gibi görünmekle birlikte birbirleriyle bütünleşme arayışı içinde olan iki kozmik ilkenin yin ve yang ilkelerinin karşılıklı etkileşiminin sonucu olan kopuksuz bir değişim sürecidir. Bu iki ilkenin etkileşim ağı tüm evreni kaplamaktadır ve her olay bu etkileşim ağı içindeki sayısız etki ve tepkinin sonucudur. Bunun için de evrende bir olayın iki kez yinelenebilmesi olanaksızdır. Süreklilik, sonsuz uzay ve sonsuz değişim zinciri içinde Büyük Bütün! İşte Tao budur. Bu Büyük Bütün içinde yin ve yang değişimin dinamiği, devitken gücüdür. Bu iki kutup arasındaki akım ve etkileşim bütünü oluşturmaktadır. Yang olan gündüz, yin olan geceye ve gene yin olan gece yang olan gündüze dönüşerek 24 saatlik günü oluştururlar. Güneş en yüksek noktaya çıkınca gökyüzünde, inmeye başlar. Hareket hareketsizliğe ama hareketsizlik de harekete dönüşür. Kozmik düzenin diyalektiği budur. Bu ilkenin doğruluğunu sallangacın hareketleri doğrulamaktadır. Hareketin bittiği an sallangaç ters yöne salınır. Güç güçsüzlüğe, güçsüzlük de güce dönüşür. Güce güçle karşı koymak yin yang dengesini bozar. Güç dirençsizlikle karşılanmalıdır. Çünkü dirençsizlikte sonunda güce dönüşecektir.

Evrenin yasalarını bilmek evrenin yasalarının yolundan gitmeyi kolaylaştırır. Bunu wu wei formülüyle dile getirir Taocu. Wu vei’nin sözcük anlamı eylemsizlik, eylem yapmamaktır. Ama wu ive’den söz edildiği zaman anlatılmak istenen şey eylemsizlik değil, doğanın yasalarına karşı çıkmamak, onların yolundan gitmektir. Rüzgarı arkasına alan yelkenci sonsuza kadar, denizlerin bittiği yere kadar gider ama karşısına alan yelkenci eninde sonunda alabora edecektir tekneyi. Bazen rüzgarın koskocaman, dev gibi çınar ağaçlarını devirecek hıza ulaştıklarım hep biliriz. Ya söğüt ağacı!... Hiçbir rüzgar ona bir şey yapamaz. Söğüt ağacının gücü eğilip bükülebilmesindedir. Çünkü o yumuşaklığı seçmiştir. Rüzgar hızını çoğalttıkça eğilir ama azaltınca hemen dikilir, hiç bir zaman eğikliği sürdürmez. Rüzgarla savaşını seyrettiğiniz zaman T'ai Chi Boksu yapıyor sanırsınız.

Taocu, suyu hep kendisine örnek almıştır. Suyun bütün gücü dirençsizliğindedir, ama onu zaptedemezsiniz, nerede bir eğim bulursa oraya akar, akacak yer bulamayınca göllenir. Her kabın biçimini, bulaştığı her nesnenin rengini alır. Toprakla karışınca bulanır çamur olur, gene bir süre sonra durulur, asal saflığına kavuşur. Suyu sıkıştırıp oylumunu küçültemezsiniz. Her şeyin içine sızar, kayaları bile deler, dağları yerinden oynatır, sel olur herşeyi yıkar süpürür, sonunda denize katılır, sonra gene yağmur olur yolculuğuna yeni baştan başlar ve bu sarmal sürer gider.

Taocular binlerce yıldan beri doğanın yasalarım incelemişler, doğanın yolundan nasıl gidileceğini araştırmışlar ve doğa yasalarının yolundan gitmenin insana uyum, denge, dinginlik ve mutluluk getirdiğini öğrenmişlerdir.

Doğa yasalarının karşısında imparatorla karınca eşit önemdedir. Biz doğa yasalarıyla uyum sağlamadıkça önemsiz, güçsüz, küçük yaratıklarız. Bu güçlere yenilmekten başka bir şey gelmez elimizden. Ama doğayla özdeşliğimizi yitirmezsek evrensel güç, doğanın gücü ch ’i olup içimizde dolaşır, ellerimizden, parmaklarımızdan dışarı taşar.

T'ai Chi Ch ’uan işte bu felsefenin, bu dünya görüşünün bu bilgelik öğretisinin harekete dönüştürülmesinden, bir boks öğretisi içinde uygulamaya konulmasından başka bir şey değildir. T'ai Chi Ch'uan’da güç güçle değil dirençsizlikle karşılanır, dirençsizlik güce dönüşür ve böylelikle yin yang dengesi korunmuş olur. Yin’ le yang arasında kendiliğinden oluşan, hiçbir zor, zorlama olmadan bu denge kurulduğunda insan da huzurlu bir gönül ferahlığı içinde yaşamın keyfini çıkarır.

 

BİR SAVUNMA VE DÖVÜŞ SANATI OLARAK T AI CHİ CH'UAN

T’ai Chi Ch'uan’ı büyük çoğunluk ruh, zihin ve beden sağlığı üzerindeki yararlı etkileri için yaparken arada bir savunma ve savaş sanatı olarak yapanlar da çıkıyor. Değişik görüşler var bir savunma sanatı olarak T'ai Chi Ch'uan için. Karate, Judo gibi savunma sanatlarıyla uğraşanlar öğrenilmesi güç, ilerletilmesiyle başarılı olunması daha da güç bir sanat olarak niteliyorlar T'ai Chi Ch'uan’ı. Kesin olan bir şey varsa o da, bu sanatta başarılı olmanın çok uzun yıllar çalışmayı gerektirmesi ve pek az kimsenin T'ai Chi Ch'uan’ı bir savaş sanatı olarak öğrenip uygulamayı başarabilmesi. Yalnız bu az sayıdaki başarılı T'ai Chi boksörlerinin yaptıkları akıl almayacak şeylerle ilgili öyküler T'ai Chi boksuna duyulan ilgiyi canlı ve ayakta tutmaktadır. Gerçi T'ai Chi boksörlerinin elleriyle tuğlaları kiremitleri kırdıklarından söz edilmiyor ama güçlü kuvvetli üç dört karateciyi ellerindeki bir mendili sallayarak ya da hafifçe itekleyerek duvardan duvara savurduklarından yerden yere çaldıklarından söz eden çok şey yazılıp çizilmiştir.

Kung Fu adı altında toplanan Çin boksunu bir yelpaze üzerinde sınıflandırırsak bir uçta sert yumruk, öbür uçta yumuşak yumruk olmak üzere çeşitli derecelemeler olduğunu görürüz. Sert yumruk ya da dışa dönük boks öğretisini genellikle Shaolin tapmağıyla, buna karşılık yumuşak yumruk ya da içe dönük boks öğretisini Maldon tapınağıyla özdeşleştirirler ama bu ayırım çok kez gerçek durumu yansıtmaz. Çünkü her iki sistem çağlar boyunca birbirlerini etkilemiş ve bunun sonucunda çeşitli teknikleri ve çeşitli sertlik derecelerini birbirlerinden ödünç almışlardır. Sertten yumuşağa çeşitli karışımlarda, çeşitli derecelemelerde sistemler çıkmıştır ortaya. Shaolin boksu, Maldon’dan, Maldon da Shaolin boksundan karşılıklı olarak pek çok teknik almıştır. Kuşkusuz T'ai Chi Ch 'uan yelpazenin en solunda olan boks biçimlerinden biridir.

Yumuşak yumruk ve sert yumruk deyimleri pek fazla açıklamayı gerektirmiyor sanırım. Ama içe dönük ve dışa dönük deyimleriyle anlatılmak istenen nitelik yeterince açık değil. Dışa dönük dendiği zaman anlatılmak istenen şey hasmıyla dövüşürken boksörün kendi gövdesinin ağırlığını, kendi kas gücünü kullanmasını öngören boks biçimidir. İçe dönükten amaçsa boksörün kendi içinde gizlenen iç enerjiyi (ch’i) açığa çıkarması, ona akım vermesidir. T'ai Chi boksörünün hasmını yenmek için kullandığı güç, kas gücü değil, işte bu akıcı enerjidir. Ondan da önde hasmının gene kendi gücüdür. T'ai Chi Ch'uan bir felsefenin bir dünya görüşünün boksta uygulamaya konulmasıdır. Daha doğrusu T'ai Chi Ch'uan bir Taocu bilgelik öğretisinin boks aracılığıyla sağlamasının yapılması ve öğrencilerini bu felsefe doğrultusunda eğitme amacını gütmektedir. Bu bakımdan T'ai Chi Ch 'uan için harekete dönüştürülmüş bilgeliktir demiştik.

T’ai Chi boksunda temel ilke dirençsizliktir. T'ai Chi boksu yapan boksör öylesine gevşek tutar ki kendini, gelen yumruklar hiç bir dirençle karşılaşmaz. Bir yumruğun etkili olabilmesi ancak çarptığı yerde bir dirençle karşılaşmasıyla gerçekleşebilir. İpe asılmış bir çarşafa atacağınız yumruklar çarşafın direnciyle karşılaşmayacağı için çarşaf üzerinde de hiç bir şekilde etkili olmaz. Yani çarşafı bu yolla parçalayamazsınız. T'ai Chi yapan kimse öylesine gevşek tutar ki kendini tıpkı çarşaf örneğinde olduğu gibi yumruklar bütünüyle etkisiz kalır. Yalnız bunu söyleyerek T'ai Chi boksörünün yumruk atılmaya yarayan bir kum torbası gibi davranması gerektiğini anlatmaya çalışmıyorum. T'ai Chi ustası bacaklarında yoğunlaştırdığı gücün yardımıyla kıvrak bir biçimde gelen yumruğun hızıyla orantılı olarak geri çekilir ve böylece yumruk gövdesine değmiş olsa bile yumruk hızını ve gücünü tüketmiş olur ya da yumruğun hızına eş bir hızla kendi ekseni etrafında döner böylece kendi hızıyla eşit bir hızla dönen gövdeye yumruk değse bile gene bir dirençle karşılaşmaz. T'ai Chi ustasının kollarıyla yaptığı yuvarlak çembersi hareketler hasmın yumruklarını doğrultusundan saptırır. Doğrultusundan sapan yumruksa hem hedefini bulamaz, hem de gücünün büyük bir bölümünü yitirir. Kuşkusuz en etkili savunma yumruğun boşa gitmesi için yana çekilmektir. Ancak hasmın yumruğunun etkisiz kaldığı anda bacakları T'ai Chi ustasını gene öne fırlatır. Hasmın yumruğunun boşa gittiği anda kendi yumruğunun hızıyla öne doğru giden hasma vuracağı yumruğun gücüne hasmın kendi yumruğunun gücü de eklenmiş, böylelikle de hasmın gücü gene kendisine karşı kullanılmış olur.

Aslında öteki savunma sanatlarında da olduğu gibi Çin boksunun amacı sonunda insanın kendi kendini tanımasıyla sonuçlanacak bir aydınlanma sürecini harekete geçirmektir. Boks yalnızca bu yüce amaca götüren bir araçtır. Oysa Batı’da Judo’yla, Karate'yle, Aikido’yla uğraşanlar bu yüce amaçları gözden kaçırmışlar ve içinde bulunmaları gereken ruhsal durumdan habersiz, kendilerini yetkinliğe götürmek için düzenlenmiş bir tekniğin kaba bir yorumunu yaparak işin yalnız hasmı yere vurmak, yenilgiye uğratmakla ilgili yanını almışlardır.

 

T AI CHİ CH’UAN’IN ÖZET TARİHİ

Söylenceye göre tüm savunma ve dövüş sanatlar mm ilk çıktığı yer VI. yy.’da Shaolin Budacı tapmağı ve yaratıcısı da aynı zamanda Zen Budacılığının da kurucusu olan Bodhidharma’dır. Ama birçok araştırmacı bu sanatların izlerini çok daha eskilere, günümüzden beş bin yıl kadar gerilere Sarı İmparator Huang Ti’ye hatta daha da gerilere, imparator Fu Hsi’ye kadar götürmektedirler.

Bodhidharma Hindistan’ın Madras yöresinden gelen bir Budacı keşişti. 520 yıllarında Çin’e vardığı zaman Liang soyundan İmparator Wu’yla görüştüğü ve aralarında şöyle bir konuşma geçtiği söylenir.

İmparator Wu, Bodhidharma’ya “Saltanatım sırasında pek çok Budacı tapınak yaptırdım, çok sayıda kutsal kitabı el yazısıyla çoğalttırdım, pek çok keşişi bakıp gözettim. Bu nedenlerden hakkettiğim ödülün ne olduğunu sanıyorsun?” diye sormuş.

Bodhidharma, “Hiç bir ödülü hakketmedin” diye yanıt verince imparator biraz can sıkıntısıyla “Kutsal öğretinin temel ilkesi nedir?” diye sormuş. Bodhidharma’ma bu soruya yanıtı “Büyük bir boşluk, içinde de kutsal olan bir şey yok.” olmuş. Bu kez iyice canı sıkılan imparator, “Peki, öyleyse, sen kimsin?” diye sormuş. Bu soruya da Bodhidharma’dm “Onu da bilmiyorum, büyük kralım.” yanıtını almış.

Bu konuşmadan sonra oradan ayrılan Bodhidharma’nın, Honan eyaletinde Budacı Shaolin tapınağında duvara dönük oturup 9 yıl boyunca meditasyon yaptığı söylenir. Gene söylenceye göre manastırda bütün zamanlarını meditasyonla geçiren keşişlerin hareketsizlik yüzünden sağlıklarının bozulduğunu, hareketsizliğin eklemlerde kireçlenmeye yol açtığını görerek olasılıkla Hint Küba’sından esinlenen ve nefesle birlikte yürütülen bir dizi beden egzersizi bularak savunma sanatlarının ve Çin boksunun öncüsü olmuş ve Shaolin tapmağı da çağlar boyu bu öncülüğü sürdürmüş.

Bodhidharma’nın öğretisinden esinlenen arkadan gelen kuşaklar ünlü Beş Hayvan Stiliyle Shaolin Tapmağı Boksunu geliştirmişler ve Tapınağın kopuksuz boks geleneği dört bir bucaktan gençleri Shaolin Tapmağına boks öğrenmeye çekmiş.

Gene söylenceye göre T'ai Chi Ch’uan’ın yaratıcısı gençliğinde Shaolin tapmağında boks öğrenmiş olan Taocu Chang San Feng’dir.

Belki bir çoğunuza bir Taocunun bir Budacı tapmakta eğitim arayışı içinde oluşu tutarsız gibi görünebilir. Ancak Taoculukla Budacılık zaman zaman birbirleriyle çelişmiş de olsalar Zen Budacılığında bir uzlaşmaya varmış oldukları akıldan çıkarılmamalıdır. Bir de şu var, çağlar boyunca Taoculuk Budacılık ve Konfüçyüsçülük birbirleriyle sürekli ilişki içinde olmuşlar birbirlerini karşılıklı etkilemişlerdir.

Chang San Feng’in yaşadığı yüzyıl konusunda tahminler VUI. yy.’dan XUI. yy.’a kadar değişmektedir. Gene öyküye göre Shaolin stilleriyle çok uzun zaman uğraş veren Chang San Feng bir gece bir düş görmüş. Bu düşte bir yılanla bir kuş bir savaşa girişmişler. Her ikisi de doğrudan saldırmak yerine birbirlerinin savunmalarındaki boşlukları bulup aşmayı deniyorlarmış. Bu yöntem Shaolin keşişlerinin sert ve saldırgan yöntemlerinden Taocu ilkelere daha yakın ve uygun geldiğinden Shaolin boksundaki hareketleri saldırıya karşı koymak yerine saldırıya direnç göstermemek, saldırıyla birlikte hareket etmek ilkesine uygun olarak yeniden düzenleyip geliştirme yolunu aramış ve bulduğu yöntem nei chia ya da içrek öğreti günümüzün T'ai Chi Ch 'uan öğretisinin atası olmuş.

Chang San Feng adında bir kimsenin gerçekten yaşadığına kanıt tutulabilecek hiçbir belge yoktur. Ama Chang San Feng’ın yaşamıyla ilgili pek çok öykü vardır. Öykülerden bazıları Chang San Feng’'m paçavralar içinde dolaşan kaba saba bir adam olduğundan, genellikle insanlardan kaçtığından, söz eder. Başka öykülere göre Chang San Feng, iki yüzyıl yaşamış bir bilgindir. Gene söylenceye göre her zaman T'ai Chi Ch'uan'la ve yumuşak yumruk öğretisiyle özdeşleştirilmiş olan Maldon dağındaki Maldon manastırının kurucusu Chang San Feng'dir.

Chang San Feng’in izinden giden isim bırakmış ya da bırakmamış bir dizi ustadan sonra Wang adına rastlıyoruz. Wang’ın büyük bir usta olması bir yana T’ai Chi Ch'uan'la. ilgili olarak yazdığı yorumlar günümüze kadar gelmiştir. Wang’ın öğrencilerinden özellikle ikisi ünlü kimseler. Bunlardan biri Güney Çin’e gitmiş ve orada onun çizgisinden bir dizi usta yetişmiş ama sonunda çizgiyi sürdürecek yetenekli bir ustanın kalmayışı yüzünden Güney Okulu yitip gitmiş. Wang’ın öteki öğrencisi Chiangfa Kuzey’de yaşamış ve Honan eyaletinde Chen Wang Tıng’e öğretmenlik yapmış. Böylece de T'ai Chi Ch'uan'm tarihindeki en ünlü soylardan biri olan Chen soyunun dönemi başlamış. Chen ailesi dört yüz yıl boyunca T'ai Chi Ch'uan’ büyük bir kıskançlıkla gizli tutmuşlar ve hiçbir yabancıya öğretmemişler. Koydukları kurallarla T'ai Chi Ch'uan’ı aileden olmayanlara öğretmeyi yasakladıkları gibi aile bireylerinden bile zayıf karakterli olanları T'ai Chi Ch'uan’ın dışında tutmuşlar. Gece yarısından sonra gizli olarak çalışırmış Chen ailesi. Chen ailesinin geliştirdiği stil bugün bile Çin’de uygulanmaktadır. Ama günümüzde yaygın ilgi gören ve bu kitapta etkinliğinden hiç bir eksilme olmadan kısaltılmış bir biçimini sunduğumuz Yang stili varlığını Yang soyuna borçludur.

Yang Lushan (17981872) bazan bir köy ağası bazan da oldukça saf bir köylü olarak betimlenir T'ai Chi edebiyatında. Yang birçok stillerde adamakıllı ustalaşmış, boksa gönülden bağlı bir gençmiş. Chen stili boks’un üstün nitelikleri konusunda pek çok şey duymuş olduğu için ve ailenin büyük bir sır olarak öğretiyi gizli tuttuğunu da bildiğinden Chen’lerin hizmetine bir uşak olarak girmeyi denemiş ve bunda başarıya da ulaşmış. Yang’ın Chen ailesinin nerede ve ne zaman çalıştığını öğrenmesi aylar almış ama sonunda bir gece çiş yapmak için uyandığında sesler duymuş ve bu sesleri izleyerek Chen ailesinin çalıştığı yeri bulmuş. Duvardaki küçük bir yarıktan onları aylarca gözlemiş ve gördüklerini kendisi de uygulayarak çalışmış. Ailenin büyüğü o sıralarda Chen Changhsin’miş. Yang’ın kendilerini gözlemiş olduğunu öğrenince keyfi kaçmış ve öğrencilerinden Yang’ı şöyle iyice bir pataklamalarını istemiş. Ama öğrencilerinin Yang’la başa çıkamadıklarını görünce kızgınlığının yerini hayranlık almış ve aile geleneğini bozarak Yang’ı en yakın tuttuğu en gözde öğrencisi yapmış.

Yang, Chen’den öğretiyi almakla kalmamış, onu geliştirerek daha da ileri götürmüş. Yang’ın boks tarihinde gelmiş geçmiş en büyük deha olduğu söylenir genellikle. Pekin’de Yang Wu Ti adı verilen bir okul açmış. Anlamı bir eşi daha olmayan Yang’dır.

Yang ailesi saray muhafızlarına öğretmen olmuşlar ve tüm boksçuların gıpta ettikleri bir üne ve başarıya ulaşmışlar.

Yang Lushan’ın üç oğlu oldu. Ortanca oğluyla en küçük oğlu, Panhou ve Chienhou ünlü T'ai Chi Ch 'uan ustaları oldular. En küçük oğlu Chienhou (18391917) bir çok öğrenci yetiştirdi. Chienhou’mın oğlu Yang Chengfu (18831935) çağımızda ünlü birçok T'ai Chi Ch'uan ustasının öğretmenidir. Kuşkusuz günümüzde Yang Chengfu’yu tanıyan pek az kimse kalmıştır. Ama hiç birisi onun adını duyunca hayranlığını gizleyemez.

Yang Chengfu yemeğe içmeğe kadınlara ve dövüşmeye düşkün afyon tutkunu, oldukça şişman, okuması yazması olmayan bir delikanlıymış. Pekin’den ayrılıp Canton ve Shanghay’a gitmiş. Oralarda varlıklı kimselere evlerinde özel dersler vererek yaşamını sürdürüyormuş. Babası oğlunun bu tutumuna öylesine içerlemiş ki sonunda onu evine getirtip dört yıl boyunca bir kulübeye kapatmış. Ama bu süre içinde onu T'ai Chi Ch 'uan’da eğitmekten de geri durmamış. Sonunda Yang Chengfu kimsenin baş edemeyeceği bir boksör olup çıkmış. Ancak bir süre sonra gene kötü alışkanlıklarına geri dönmüş ve genç sayılabilecek bir yaşta da ölmüş.

Yang Chengfu ününü özellikle öğrencilerinden ikisine borçludur. Bunlardan birincisi Chang Ch’ilin’dir. Ünlü bir boksör olan Chang bütün Çin’i dolaştı, her meydan okuyanla dövüşlü ve bir kez bile yenilmedi. Her zaman Yang Chengfu'mın öğrencisi olduğunu öğünerek söylerdi.

İkinci öğrenci Chen Weiming adında bir bilgindi. T'ai Chi Ch ’uan öğrenmeden önce benzer boks Öğretileri olan Pakua ve HsingI üzerinde on yıl çalışmıştı. T'ai Chi Ch'uan' öğrendiği zaman yaşı elliyi geçmişti. Yazdığı kitaplarda Yang Chengfu’ye büyük ün kazandırdı ve ileri yaşlarında kendisi de ünlü bir öğretmen oldu.

Günümüzde Yang ChengJu'nun oğlu Shoachung, Hong Kong’da yaşamakta ve T'ai Chi Ch'uan öğretimini sürdürmektedir. Gene Yang Chengfu’nun öğrencilerinden Tung Yinchien’ın ailesi Hong Kong’da T'ai Chi öğretmektedir. Taiwan ve New York’ta, ünlü şair ve doktor ve Batı’ya T’ai Chi Ch'uan'ı tanıtan Cheng Manching’in öğrencilerinden birçoğu T’ai Chi öğretmenliği yapmaktadır. Londra’da Uluslararası T'ai Chi Ch ’uan demeğinin başında kendisini tanıdığım için onur duyduğum Master Chu bulunmaktadır ve Master Chu da büyük usta Yang Shuchung’un öğrencisidir.

Yirminci yüzyıla kadar T'ai Chi Ch'uan yalnızca Kuzey Çin’de bilinip uygulanıyordu. 1937 ve 38 yıllarında Japonların Çin’i istila girişiminden sonra T'ai Chi Ch'uan başka bölgelere ve güney Çin’e de geçti. 1949 da Mao’mın Çin devrimini gerçekleştirmesinden sonra anakara Çin'den kaçanlarla T'ai Chi Ch'uan Hong Kong, Taivvan ve Güneydoğu Asya ülkelerine de yayıldı, oralardan da bütün dünyaya yayılmayı sürdürdü. Çin Halk Cumhuriyetinde devlet desteğini de kazanmış ve milli eğitim programlarına alınmış olan T'ai Chi Ch'uan’a ilgi, dünyanın dört bir yanında giderek çoğalmaktadır. Günümüzde T'ai Chi Ch 'uan yapanların sayısının yüz milyonu bulduğu tahmin edilmektedir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Egzersiz