Soluğun İzlenmesi Ya Da Bilerek Solunum

James Hewitt


Burada ana teknik, dördüncü bölümde belirtilmiş olan altı maddelik sıralamanın ve uygulamaların aynısıdır.

Uygulamalarda dikkat edilmesi gereken nokta, daha önce de anlatıldığı gibi her şeyin zorlamasız olarak, yumuşaklıkla yapılmasıdır.

Dördüncü bölümdeki tekniklerden değişik olarak, dikkatin toplanmasıyla ilgili noktalara şimdi değineceğiz.

Meditasyon yapan bazı kişiler, alnın birkaç santim önünde bir tür enerji bulutu ve ışık imajine etme yöntemini uygularlar. Kişi her soluk alışında bu ışık ve enerji kaynağını derin derin içine çeker ve içinde, karnının derinliklerine doğru indiğini hayal eder. Işık ve enerji (prana ya da chi) soluk aldıktan sonra tamamen emilmiş olup, bir sonraki soluk alışta yeniden alnın önündeki kaynaktan içeri çekilir.

Zen geleneğinde ara sıra kullanılan diğer bir yararlı yöntem, her soluk verişte kurşun bir topun bedenin ortasından aşağı doğru indiğini imajine etmektir. Top yavaşça derinlere düşerken, kullanılmış hava da akciğerlerden, sıkıştırılarak değil de kendiliğinden dışarı çıkar.

Öte yandan insan, farkında oluş ve sezgi merkezini, yerleşeceği yeri kendisi bulmak üzere özgür bırakabilir. Bu yöntem serbest stili seçen bazı ekollerde uygulanır.

DİKKATİN DAĞILMASINI ÖNLEMEK

Meditasyon süresince solunumu ve solunumu hissetmekten umduğunuz sonuçları düşünmemelisiniz. Bu da, düşüncelerden ve bilinçli olarak yukarıda anlatılan hayal ediş yöntemlerinden birini uygulamıyorsanız, hayallerden uzak olmak demektir. Bu özellikle başlangıçta tümüyle başarılamaz. Dikkat zaman zaman toplandığı yerden uzaklaşarak, dışarıda bir sese ya da bedenin herhangi bir durumuna takılacaktır. Düşünceler, çoğunlukla beklenmedik ve anlaşılmaz bir şekilde zihinden doğar ve bununla ilgili düşünceler zincirini başlatır. Hayaller ya da hayaller zinciri muhayyilenizi doldurabilir. Her seferinde yavaşça ve sabırla dikkatinizi yeniden karnınıza ya da burun deliklerinize çevirmelisiniz. Bunu tekrar tekrar yapmanız gerekebilir. Önemli olan, yapmayı hazırlamaktır. Theravada Budistleri bunu, "hatırlamayı unutmamak tutumu" olarak adlandırırlar.

Güneydoğu Asya'da solunuma konsantre olmanın öğretildiği Theravada Budist meditasyon merkezlerinde öğreticiler, yeni başlayanlara, dikkat dağılmasının üstesinden gelmeleri için aşağıdaki yöntemi önerirler. Bu yöntemde dikkat dağıtan şeyler bir an meditasyon objesi olarak kullanılır ve zihinde isimlendirilirler. Şöyle ki; zihinde bir ses "ses", bir kaşıntı "kaşıntı", bir ağrı "ağrı", bir hayal "hayal", bir duygu "duygu" olarak not edilir. Dikkat dağıtıcı bu etkenler farkında oluşun ışığında erirler. Eğer dikkat dağılışı direnirse, dikkat saniyelerce dağıtıcı etkenler üzerinde toplanmalıdır. Güney Theravada Budizmi analizlerle çok ilgilenir ve bir noktada bu dikkat dağılma olaylarının, böyle özel bir öğretim yolunda yararlı olduğu söylenebilir. Böylece kafanızın içindekilere ulaşabilirsiniz. Meditasyonda deneyiminiz arttıkça dikkatin geriye dönüşü zorlamasız olmaya başlayacaktır.

Meditasyon süresince kesintilerle baş edebilmenin diğer bir yöntemi, Birmanya, Tayland ve diğer Theravada ülkelerinde öğretilen dokunma bilinci tekniğidir. Bu teknik dikkatin devamlı dağıldığı zamanlarda uygulanır. Bir iki dakika için duyusal algılar tüm dokunma noktalarını dolaşır: Kalça, minder, yer ya da sandalyede, eller diz üzerinde ya da birbiri üzerinde, v.s... Dokunma noktalarını, üst üste bir kaç kez dolaştıktan sonra temel uygulamaya geri dönülür.

TAM DÜŞÜNCE

Yukarıda anlatılan soluğun izlenmesi, solunumun farkında olunması temeline dayanır. Bu yöntemin Buda'nın kendisi tarafından da uygulandığı söylenir. Ayrıca bu, Pali kuralının bir bölümü olan Satipatthana Sutra'da anlatılmıştır.

Buda'nın Satipatthana Sutra'sı aşağıdaki sözlerle başlar ve biter:

"Rahipler; varlığın arındırılması, üzüntü ve kederlerin alt edilmesi, acı ve ıstırapların hafifletilmesi, doğru yolun bulunması, Nibbana yani düşünceliliğin dört uygulamasının gerçekleşmesi için tek bir yol vardır." Düşünceliliğin dört uygulaması şunlardır: 1. Bedenin farkında olmak; 2. Duyguların farkında olmak; 3. İçinde bulunulan zihinsel durumu fark etmek; 4. Aklın kapsamı içindekileri bilmek. Bedenin farkında olmak, solunumun düşünceyi doldurmasıyla başlar.

Satipatthana Sutra'da solunumun düşünülmesi konusundaki bölüm, bu uygulamanın kısaca anlatımı ile başlar. Bunun için, ormanda bir ağacın altına ya da sessiz bir köşeye giden rahip oturur, sırtını dik tutar, zihni berraktır, farkında olarak soluk alır ve soluk verir. Burada Doğu'nun, farkında olmaya dayanan tekniğinin özünü buluyoruz. Pasif farkında oluş, sezginin uyanıklıkla birleşmesidir.Farkında oluş uygulaması iki kategoriye ayrılır: Genel ve özel. Genel uygulama, düşünme ya da farkında olmayı dişlerin fırçalanması, saçların taranması, giyinmek, tuvalete gitmek, yemek, içmek, yürümek gibi sabah yapılan temizliklerden, bütün günün aktivitelerine kadar yaygınlaştırmaktır. Bu, düşünceyi kapsayan farkında oluşun günlük yaşama uygulanmasına, gelecek bölümlerde döneceğiz. Burada Satipatthana uygulamasının ikinci kategorisiyle ilgileniyoruz. Özel uygulama, meditasyona oturulduğu zaman genellikle dikkatin yükselip alçalan karına toplanması ile solunumun farkında olmaktır. Kolaylıkla, karnın soluk alışta yükselişi ve soluk verişte inişine konsantre olunur. Solunumun farkında olmak ve hissetmek, doğal ve zorlamasız olmalıdır.

ŞİMDI'NİN TAM FARKINDA OLUŞ

Satipatthana daha çok düşünceli oluş olarak tercüme edilirse de, farkında olma şeklinde anlamak daha doğru olur. Diğer bir tercüme şekli ise hatırlamadır. Bhikkhu Mangalo, 'hatırlamayı, bütün sezgi ve dikkati şimdiye, şu ana toplamayı hatırlamak olarak açıklar. Buda, 'farkında olma'yı, şimdi var olan objeyi, anında, durgun ve hareketsiz bir zihinsel davranış hali içinde olduğu gibi görmek olarak düşünmüştür.

Buda'nın, Satipatthana Sutra'da anlattığı gibi hatırlama pratiğine başlamanın en iyi yolu, dikkati bedenin sürekli bir fonksiyonu (örn. solunum) üzerine toplamaktır. Buyan otomatik bir fonksiyondur, normal yaşamda her zaman vardır ve duygusal yönden oldukça nötrdür. Bu nedenle hatırlamayı öğrenmek, dikkati, içinde bulunulan anın olayı üzerinde ve içimizde toplamak için ideal bir çalışmadır.

Bhikkhu Mangalo, bağdaş kurarak oturma pozunda rahat edemeyenlere, "Zamanımızda, Doğu'nun meditasyon öğretmenleri arasında sandalyeye oturarak meditasyon uygulayanlar çoğalmıştır" diyerek güvence verir. Önemli olan, insanın uyanık, sırtı düz bir durumda, hareketsiz bir halde olmasıdır.

Bu Budist öğretmen, dikkatin, yüzün en belirgin noktasına toplanmasını öğütleyememektedir. Bu nokta kişiden kişiye göre değişir. Bazıları için en uygun nokta üst dudağın hemen üstü, diğerleri için burnun ucu ve başkaları için burun delikleri olabilir, önemli değildir. Neresi olursa olsun, önemli olan, kişi için kuşkusuzca bir güvenle kabul edilecek bir nokta olmasıdır. Birkaç deneme soluğu bunu belirler. Dikkat, solunum kavramı üzerinde değil, havanın dokunuşunun uyardığı fiziksel duyumlar üzerinde toplanmalıdır. Aynı zamanda solunumda, istekli düzenleme yapılmamalıdır. Başlangıçta bu biraz zor olabilir ve ilk devrelerde dikkati, kontrolden ayırabilmek kolay değildir. Kişi, gereksiz ve doğal olmayan kontrolün her türünden kaçınarak, sadece kolay ve normal bir düzenle, fakat aklını havanın temasından doğan duyguya vererek solunum yapmalıdır. Yine başlangıçta, havanın bu dokunuş duygusunu yakalayabilmek güç olabilir ama azimle direnmelidir. Deneme ve direnme gelişme sağlayacaktır. Bunun yanında, kişi soluğunu hissetmeyi, soluk almanın başından başlayıp bitişine dek ve yine soluk vermenin başından başlayıp bitişine dek izlemelidir. Soluk alırken "içeri", soluk verirken "dışarı" sözcükleri tekrarlanmalıdır. Bu, akim deneme üzerinde olduğunu, başka yerlere yönelmediğini kontrol etmek için yapılır.

Yukarıdaki pasaj, solunumla meditasyon yapmak konusundaki önerilerimizin pek çok yönlerini, özellikle zorlama ve kontrolden kaçınmanın gerektiğini tekrar vurgulamaktadır. "İçeri" ve "dışarı" sözcüklerinin sessizce yinelenmesi, solukların sayılmasında olduğu gibi konsantrasyonu yönlendirir ve daha sonra bırakılabilir. Bununla beraber, her soluk alış veya verişte bir sözcük ya da mantranın zihinden tekrarlanması, meditasyonun etkili olmasına neden olabilir. Bu konuya onuncu bölümde yeniden döneceğiz.

Düşüncelilik Üzerine Bir Deneme

Amiral E.H. Shattock, "Düşüncelilik Üzerine Bir Deneme" adlı eserinde Satipatthana Sutra öğretisinin yapısını, sade ve açık bir şekilde anlatır. Birkaç yıl önce Birmanya'da iki yüzün üzerinde meditasyon merkezi olduğu söylendi. Tayland'da pek çok meditasyon merkezi vardır. İsteyen herkes, bu merkezlere kısa meditasyon kursları için gelmektedir. İngiliz Amiral, Rangoon'da bulunan Thathana Yeiktha'da deneyimlediği Satipatthana Sutra kursunu rapor etti. Kendisinde mistisizme karşı özel bir psikolojik eğilim ya da öğrenme yeteneği olmamasına karşın, Budist meditasyonunun Batılılar için ne kadar değerli bir rahatlama gevşeme yolu olabileceğini gördü. Yirmi yıl önce, meditasyonun psikolojik etkileri henüz bilimsel açıdan ve tam anlamıyla incelenmeden Amiral Shattock doğru bir görüşle, "meditasyon rahatlama, gevşemedir; derinleştikçe ve şekilden uzaklaştıkça bedenin tüm sistemi üzerindeki olumlu etkisi de artar" demişti.

1950'lerde, bir Avrupalının Doğu'nun bir meditasyon merkezinde uygulama yapması alışılmamış ve çok yeni bir olaydı; altmışlarda ise böyle bir çaba artık normal görünüyordu; yetmişlere ulaşıldığında, Avrupa ve Amerika'da pek çok şehirde meditasyon merkezleri ve öğretmenleri görülmeye başlandı; ayrıca Hindistan, Japonya, Birmanya, Tayland ve diğer doğu ülkelerinde meditasyon uygulamayı öğrenen Avrupalı ve Amerikalılar tarafından pek çok kitap yazıldı.

E.H. Shattock tarafından anlatılan uygulama yöntemi, temelde bu gün uygulanan yöntemdir. O zamanki uygulamanın temeli şimdi olduğu gibi, solunumla meditasyon ve yürüyüşle meditasyonu alternatif olarak uygulamaktı. Gerektiği şekilde oturuştan sonra yürümek bacakları açar ve dolaşımı uyarır. Solunumda olduğu gibi yürüyüş de derin bir farkındalık hali içinde yapılır ve her iki aktivite de günün büyük bir kısmı boyunca yürütülür. Oturarak ve yürüyerek uygulanan bu meditasyonlardan her biri ortalama otuz dakika sürelidir. Enerjinin korunması ve sinir sisteminin sakinleşmesi sonucu, meditatör gecede dört saat uyku uyumakla yetinebilir. Pasif bir farkında oluş haline geçmek bedeni ve zihni tazeler.

Yürüyüş, genelde bahçede ya da tercih edilecek uygun bir yerde yapılır. Yürüyüşün ayağı kaldırmak, ileri atmak, yere basmak üç evresi düşünülerek izlenir. Meditatör her hareketin adını aklından geçirmelidir. Bu "yukarı", "ileri", "aşağı", ya da "kaldırış", "sallayış", "yere koyuş" ya da ayağın bu hareketlerini nitelendirecek başka sözler olabilir. Bu üç evreyi ayırıp isimlendirebilmek için yürüyüş yavaş olmalıdır. İsimlendirilip not edilecek iki hareket daha vardır; "duruş" ve "dönüş". Genellikle on beş adımda bir dönülür. Eğer dışarıda uygun bir yer yoksa, yürüyüş odada da uygulanabilir. Egzersiz ve meditasyonu birleştiren yürüyüş, Japonya'da Zen Budist manastırlarında uygulanan bir çalışma şeklidir. Satipatthana Sutra'da Buda, "İnsanın aklı, aşağı yukarı yürürken ya da otururken arınır ve engelleyici düşüncelerden kurtulur," demektedir.

Saatlerce sürecek olan sıkı bir meditasyon uygulamasında 'yürüyüşün düşüncesi'ni kullanmak çok değerli bir uygulamadır. Meditatörün günde bir ya da iki kez yapılan oturarak meditasyona bağlanması gerekmez. Yürüyüşle meditasyon ödüllendirici bir uygulama olup, günlük aktivitelerinde sezgisini artırıp farkındalık kazanmak isteyen herkese önerilebilir.

Amiral Shattock'a, dikkat dağılmalarının üstesinden gelmek için, dağılmanın zihinde not edilerek "hayal ediş", "hatırlayış", "planlayış", "dolanma", ve benzer şekilde adlandırılması öğretildi. Bu, zihinde tekrarlananlardan bizi haberdar eder ve onlardan ayrılmamızı sağlar. Çok inatçı bir dikkat dağılışı ve nedeni, ancak gücü tükenene dek sezgiyi kendine yönlendirecektir. Bu, Bhikkhu Mangalo ve diğer Theravada meditasyonu yapanların öğütlediği bir tekniktir.

Solunumun farkında olmak, Güney ekolü Budistleri tarafından hem sükunete ulaştıran (samathabhavana), hem de gerçeğe ulaştıran meditasyonda uygulanmıştır. Kusursuz bir sezgiye dayanarak düşüncelerin durdurulması, gerçeğe ulaşmak için uygun bir ortam oluşturur. Düşüncelerin akışı yarılarak oluşan aralıktan, gerçeğin içten doğan sezgisi yükselir.

SOLUK HALİNE GELME

Kişi, solunumu fark etmenin doruk noktasına ulaşma olayını Budist geleneğinde bulur. Böylece meditatör giderek "soluk haline geldiğini" hisseder. Bir zaman sonra ne süje, ne de obje (soluk) vardır; sadece solunum olayının kendisi vardır. Bu da, Budistlerin "ben" ya da "benlik" (öz benlik değil, dünyevi benlik) yoktur şeklindeki inançlarına uygundur. Onun için soluyan "ben" yoktur, solunum vardır; gören "ben" yoktur, görüş vardır; işiten "ben" yoktur, işitiş vardır ve bu bütün duygular için geçerlidir. Soluk haline gelmek, doğal olarak yaşayışa, kendiliğinden, seçimsiz, Çinlilerin wu-vei dedikleri bir yaşayışa götürür. Bu aynı zamanda faaliyet olmayan bir faaliyettir; çünkü bir benlik merkezinden yönetilmemektedir.

Tibetli bir Budist olan ve 1967'de İskoçya'da kurulan Samye Ling Tibet merkezini yöneten Chögyam Trungpa, meditasyon üzerine bir konuşmasında; solunumun sezgilenmesini, "şimdi ve burada" ile ilgilenerek uygulanan meditasyon şeklinde, ideal bir pratik olarak görür. "Kişinin içinde bulunduğu anın, Budist geleneğin içinde gelişmiş bir pratik olan solunuma konsantre olarak ya da buna benzer bir uygulama yardımıyla farkında olmasıdır," der. Bu, her soluk alış için ayrı ve özel olan "şimdi" kavramının geliştirilmesi üzerine kurulmuştur ve bu anı deneyimler. Her soluk diğerinden ayrıdır, tüm olarak görülür ve tümü ile hissedilir; herhangi bir görüntüleme şeklinde ve konsantrasyona yardımcı olarak değil, fakat tümü ile ve kusursuz olarak ele alınmalıdır. Çok aç bir insanın yemek yerken ne yediğinin farkında bile olmayışı gibi. Yiyeceğe öylesine oburca dalmıştır ki, kendini tamamen yaptığı işe vermiştir ve adeta aldığı tat ve hazla eşleşmiştir. Aynı şekilde, solunumda da bütün fikir, bu anı zamanında görüp yakalamaya, anlamaya çalışmaktır.

Daha önce pasif sezgifarkında oluş, konsantrasyon mudur, değil midir sorusunu tartışırken Chögyam Trungpa'nın sözlerini tekrarladık ve eğer konsantrasyondur dediğimiz takdirde, buna zorlamasız niteliğinin eklenmesi gerektiğinin önerildiğini gördük. Bu zorlamasız konsantrasyon, solunumun düşünülmesiyle yapılan uygulamada çok belirgindir. Yukarıdaki pasajda "solunuma konsantre olmaktan" söz edilirken "zorlamasız konsantrasyon" ya da "pasif sezgi" anlatılmak isteniyordu.

"Bu meditasyon, konsantrasyon geliştirme ile ilgilenmez, gördüğünüz gibi genellikle insan gerçekten konsantrasyon yapamaz. Eğer insan konsantre olmak için büyük bir gayret gösterirse, süje, üzerinde konsantre olacağı bir düşünceye ve aynı zamanda bunu daha hızlandıracak bir şeye ihtiyaç duyacaktır. Burada iki işlem vardır ve ikinci işlem kusursuz yapmayı sağlayan bir çeşit bekçidir. Bu kısım kaldırılmalıdır, aksi halde gerçekten konsantrasyon yapmak yerine, insanın konsantrasyon yaptığının farkında olarak daha çok kendini düşünmesi durumuyla karşılaşılır. Bu kısır bir döngü haline gelir. Demek ki insan, dikkatli olma gayretiniki bu egodurbırakmadan konsantrasyonunu geliştiremez. Öyleyse Samatha uygulaması, solunumun farkında olmak, solunuma konsantre olmakla ilgili değildir."

Chogyam Trungpa şöyle devam ediyor: "Solunumun kendisine gelince, evvelce de söylediğimiz gibi bu bir konsantrasyon konusu değildir. Fakat soluma duygusu ile bütünleşmeye uğraşmaktır. Başlangıçta biraz çaba göstermek gereklidir; fakat bir süre pratik yapıldıktan sonra sezgi, kolayca solunum hareketleri sınırında tutulabilir. İnsan, aklını özel bir gayretle solunuma vermeden, doğal olarak solunumu izleyebilir, soluğu hissetmeye çalışır. Genellikle soluk veriş soluk alıştan daha uzundur; bu kişinin soluk vermenin zaman ve genişliğini sezmesine yardım eder. Olağanüstülükten ve kutsal bir ayine katılıyormuş gibi duygusundan kaçınılması önemle önerilir. Kişi normal ve içinden geldiği gibi olmalı, sadece soluğu ile bütünleşmeye çalışmalıdır. Hepsi bundan ibarettir ve işe karışan ideler, analizler yoktur. Oluşan düşünceler, konular olmaktan çok düşünceler olarak görülmelidir. Kişi düşüncelerini engellemeye çalışmamalıdır fakat düşüncelerin geçici ve dikkati dağıtıcı niteliğim görmelidir. Bu düşüncelere kapılmadan fakat geri de çevirmeden, sadece görüp geçerek solunumun sezgilenmesine geri dönmelidir. Bütün amaç, her şeyi kabul etme yeteneğinin geliştirilmesi, böylece kişinin herhangi bir şekilde karşı çıkma veya ayırt etme çabasına düşmemesidir. Bu, temel meditasyon tekniğidir ve gayet basit ve kesindir. İstemli bir çaba, kontrol etme girişimi, sakin olma uğraşısı olmamalıdır. Solunumun kullanılmasının nedeni budur. Solunumu hissetmek kolaydır ve kişinin kendini düşünmesine veya herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur. Solunum her zaman yürürlüktedir, yapılacak şey sadece hissedilmesidir. Bu gelişmiş bir teknik veya acemilerin tekniği olarak sınıflandırılmaz.

İnsan, Tibetli öğretmenlerden daha ileri giderek, solunumun hissedilmesinin başlangıçta da zorlamasız olduğunu söyleyebilir. Hiçbir devrede 'çaba' yoktur. Sezginin kesintilere uğraması, meditasyonun bir parçası olarak kabul edilmelidir. Zamanla meditasyon derinleşir ve daha uzun süreler boyunca sadece solunum, yani olma hali'nden ayrılmayan kendiliğinden bir yükseliş ve alçalış kalır.

Meditasyonun, Sufiler arasında uygulanan teknikleri, diğer mistik geleneklerin pek çoğuna göre daha gizli kalmıştır, fakat Sufizm literatüründen anlaşıldığına göre, solunum düzeninin, ritminin ve izlenmesinin önemli bir yeri vardır. Solunum burada da prensip olarak karından idare edilmektedir.

Reşad Feld, "Sufi yolculuğu" olarak adlandırdığı çıraklık deneyimlerini "Son Engel" adlı eserinde anlatır. Mürşid Hamid, solunumla meditasyon üzerinde aşağıdaki öğütleri vermektedir:

"Önce sırtını dik tuttuğundan kuşkun olmasın, sonra soluğun yükseliş ve inişini gözle. Bunu başarabilmek, çok pratik yapmayı gerektirir ve pek az kimse bu çabayı göstermeye hazırdır. Sadece soluğu gözlemeyi başardığınız zaman sizi sürekli olarak başka yönlere çeken düşünceler tarafından devamlı olarak zorlandığınızı anlamaya başlayacaksınız; ve her ne kadar gerçekle yüzyüze gelmekten hoşlanmasak da, süreklilikten payımızın ne kadar az olduğu açıkça önümüze serilecektir. Fakat siz duygularınız, bedeniniz olmadığınız gibi, düşünceleriniz de değilsiniz, ama hala bu düşüncelerden kurtulup solunumunuzu gözlemekte zorluk çekiyorsanız, bunda bir yanlışlık yok mudur?"

"Bu soruyu sorarken, başımı kaldırıp gözlerinin içine bakmaya kadar ellerimi sıkmaya devam etti. 'Dikkatle dinle' dedi, 've şunu hatırla; değişmez bir Ben'e kavuşana dek daima doğru yoldan saptırılmak tehlikesi içindesin. Solunumunu hissetmeyi öğrendiğin zaman, öz benliğin olan, derinliklerdeki bu varlığa ulaşmak için bir şansın vardır.' Üstat Sufi, bundan sonra bazen 'Ana Soluğu' olarak da adlandırılan bir solunum izlenmesi yöntemini öğretti."

"Kesinlikle omurganı dik tut ki, hayati sıvılar kolayca yukarı ve aşağı hareket edebilsin. Şimdi yediye kadar sayarak soluk al, bir sayılık duraklamadan sonra gene yediye kadar sayarak soluk ver. İkinci devreye başlamak için soluk almadan önce, bir kere daha bir sayana kadar soluk almadan durakla. Bu 71717'nin çok kolay ve ritmik bir sayılışıdır. Eğer çok çalışırsan bu zamanlama çok geçmeden otomatikleşecektir. Şimdi bu ritmi benimle beraber uygula."

"Gevşeyipkendimi bu ritme bırakınca hafiflemeye başladığımı fark ettim. Hamid hala ellerimi tutuyordu ve soluk alıp verirken karnının yükselip alçaldığını görüyordum. Gerçi bu ritm bana yabancıydı ve başlangıçta izlenmesi güçtü ama yavaş yavaş içimde bir şeyler uyanmaya başladı."

"Hamid, 'İyi, şimdi biraz daha güven, biraz daha gevşe, gözlerini kapat ve kendini yalnızca 'soluk olmaya' bırak' dedi. 'Bütün kavramları unut, kendini bu, hayat boyunca çarpan ve akan ritme terk et. Yedi kanunu olarak bilinen bu ritmi izlemekle, kendini, derinliklerinden yalnızca mükemmeli getirmeyi amaçlayan, uyumlu yaşam prensiplerinin bir parçası olarak bulacaksın."

ZEN'DE SOLUNUMUN GÖZLENMESİ

Solunumun izlenmesi ya da solunumun farkına varılması anlamında diğer bir deyim, soluğun gözlenmesidir. Gözleyiş, sözlük anlamıyla ele alınmamalıdır, çünkü soluk alış ve verişin duygusal olarak algılanması anlamında kullanılmaktadır. Bu da bedenin özel bir bölümünde toplanır ya da toplanmaz: Bazen bu algı bağımsız olarak dalgalanır ve suyun yeni yataklar araması gibi kendi noktasını bulmaya bırakılır.

Alan Watts'ın "Zen Yolu" kitabındaki bu konuyla ilgili yazısı okunmaya değer:

"Zen, ister zazen (oturarak meditasyon), ister chanuyu (çay töreni), ister kendo (kılıç kullanma) yoluyla uygulansın, daima solunum şekline büyük bir önem verilir. Solunum yalnızca bedenin iki temel ritminden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda içinde, kontrol ve kendiliğinden olan eylemlerin en belirgin özelliklerini gösterir. Zen ekollerinin başlangıcından çok daha önce, Hindistan Yogası ve Çin Taoizmi, solunumun gözlenmesini, 'olabildiği kadar yavaş ve sessiz olması için bırakın, zorlamayın' görüşüyle uyguladı. Solunum ve 'içini', 'özünü' anlama arasındaki fizyolojik ve psikolojik bağlantı henüz tamamen anlaşılmamıştır. Eğer insana 'mevcudiyet yerine oluşum', 'yapı yerine ritm' olarak bakarsak, solunumun yaptığı, devamlı olarak yaptığı bir şey olduğunu açıkça görürüz. Demek ki havayı akciğerlerde yakalamakla hayatı yakalamak el ele yürümektedir."

"Normal şekildeki solunum düzensiz ve endişelidir. Kişi havayı akciğerlerdeki tam devrini tamamlamaya bırakmak yeteneğine sahip olmadığından havanın bir kısmı tam dışarı verilemeden akciğerlerde kalır. Özgür olmaktan çok zorunlu olarak solunum yapar. Öyleyse, teknik soluğun tamamen dışarı atılmasının öğretilmesiyle başlar; bu da havanın sanki kurşun bir topmuş gibi göğüsten ve karından geçerek yere ulaşması gibi sıkışarak dışarıya verilmesine benzetilebilir. Ardından, soluk alış bir refleks olarak gelir. Hava aktif olarak içe çekilmez; sadece gelişine izin verilir ve ciğerler rahatça dolduğu zaman yeniden dışarı çıkmasına izin verilir. Kurşun topun hayal edilmesinin verdiği duygu, havanın itilerek dışarı atılmasından çok başkadır."

İnsan daha ileri giderek bu solunum şekline psikolojik yönleri ile Zen'in ta kendisidir diyebilir. Yine de, Zen'in her yönünde olduğu gibi bu da, çaba gösterme nedeniyle engellenir ve yine bu yüzden soluma tekniğine yeni başlayanlar çoğunlukla, bilinçli bir kontrol uygulamadıkça, garip bir soluk alamama kaygısına kapılırlar. Fakat, Tao ile uyum içinde olma çabası, görme çabası, işitme çabası göstermeye gerek olmadığı gibi, solunumun da aynı şekilde ve daima kendini sürdüreceği hatırlanmalıdır. Bu, soluğu gözleyiş ve kendi haline bırakıştan başka bir egzersiz değildir ve kafada bir amaçla, zorunlu bir disipline giriş pratiği olarak uygularsanız çok büyük bir hata yapmış olursunuz. Meditatör özellikle düzenli, yumuşak ve zorlamasız soluk verme şeklinde, derin, karından solunumu öğreniyorsa bunda, kurşun bir topun göğüs ve karından inerek yere ulaşması hayali çok yardımcı olur. Bununla beraber, bu tip imajinasyonlar Zen meditasyonunda sık görülmez ve kendiliğinden karından solunum yerleşince bırakılır. Bundan sonra imajinasyon seyrek olarak, ve solunumun, olması gerektiği gibi olup olmadığını kontrol etmek için uygulanabilir."

Bedeni solumaya bırakmanın getirdiği duygu, meditatörün, "yağmurun yağması" gibi kişisel olmayan bir anlamda soluklandırıldığını hissetmesi ya da soluk olmasıdır; ayrı zamanda beden her hücresinden süzülen, derisinin her gözeneğinden geçen hava kadar hafiflediğini hisseder. Böyle hafifleme süptilleşme olarak hissedilen ve Zen'de bedenden çekilme diye tanımlanan duygular, Doğuya ait destanlarda, rüzgarlara binip koşturan, yerden yükselip havalanan azizlerin, masal kahramanlarının doğuşuna neden oldu. Eğer solunumun farkında olunmasına fazlaca yer verdiysek bunun nedeni, bu uygulamanın bütün meditasyon yapanlara uygun oluşu ve meditasyonun birçok aşamalarında yararlı olmasıdır. Solunumla meditasyonun bütün şekilleri, derin bir zihin ve beden rahatlığı, hafiflik, sağlık, sükunet getirerek ve evrenin ritmi, yaşamın akışı ile bütünleşmeye, uyum sağlamaya yardım ederek etkili olurlar.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Egzersiz