Meditasyon Nedir, Nasıl Yapılır?

Jean-Yves Pecollo


Ruhsal yaşantıların, psikolojik durumların bedensel konumu etkilediği gerçeği üzerinde kolayca uzlaşabiliriz. Günlük söylemde pek çok deyim buna tanıklık ediyor:

         Kaygıların ya da çok önemli sorumlulukların ağırlığına "boyun eğmek".

         "Beli bükülmek", "bıkıp usanmak", "gına getirmek", gereğinden çok sorunla karşılaşmak anlamı taşıyor.

         "Boğazı sıkılmak", "kalbi kırmak", "midesi düğümlenmek" vb.

Bu bedensel anlatımların listesi çok uzun. Bu somatizasyon (bedenselleştirme; soma=beden), psikosomatik ilişkiler çerçevesine giriyor; çünkü zihinsel düzeyde olup bitenlerin bedensel düzeye yansımaları olmaktadır. Bu, çok iyi bilinen bir olgudur.

Bunun tersi de doğrudur; başka bir deyişle, bedende olup bitenler zihinsel duruma niteliğindedir: Bedensel davranışın yaşamımızın her anında varlığımızın durumu üzerinde büyük bir etkisi vardır. Daha iyi bir sağlık için zihne girmenin en iyi yollarından biri bedensel alanda çalışmadır. Bu bakış açısıyla benimsenen bir bedensel konuma duruş diyoruz.

"Sessiz oturuş" denen meditasyon duruşunda, küçük "Çinli adam"ın tüm simgeselliğini, varlığımızın temelini oluşturan kare, heyecansal değerlerimizi biraraya getiren haç ve nihayet yüksek ruhsal enerjileri simgeleyen daire ile bulabiliriz. Duruşun korunması, birlikçi insan kompleksi'nin üç alanı arasında enerjetik dengeyi çok kolaylaştırır.

Tibetli ve Çinli hekimler, bedeni dolaşarak değişik organları sayısız ince kanalla "sulayan" taşımalı enerji kavramım benimsiyorlar. Bu konuda birleşen akupunktur ile masaj tekniklerinin temel ilkesi budur. Denebilir ki, sağlık kavramı, enerjetik denge kavramına, enerjinin serbest dolaşımına bağlıdır. O nedenle duruş çok büyük önem taşımaktadır. Oturarak iyi ve doğru bir duruş aldığımızda, zihinsel enerjiyi de kapsayan bu enerji bizde serbestçe dolaşır.

Tam tersine, kötü bir duruş nedeniyle enerji bedenimizde rahatça dolaşamadığında, kendimizi "iyi hissetmeyebiliriz", rahatsızlık, dengesizlik ya da kafa bozukluğu duyabiliriz!

İdeografi: Sözcüğün seslerini gösteren harflerle değil, resimle ya da başka işaretlerle yazma usulü; düşünce yazısı.

Tüm meditasyon ustaları, duruştaki denge sağlamlığının kişilik sağlamlığını doğurduğu kanısında birleşiyorlar. Yere oturarak iyi bir konum almayı başarmak, dengeli bir ruhsal durum yaratmaya katkıda bulunabiliyor. Böylece meditasyon, arınmış olarak doğamızla temas kurmamızı, yaşamımızın her anında, her zaman var olan uyanık değerimizi keşfetmemizi sağlıyor.

MEDİTASYONDAN NE BEKLENMELİ

Yaşamımızda, yüreğimizin derinliklerinde hüzün, melankoli ya da can sıkıntısı gibi duygular duyumsayarak dolaştığımız olur. Romantik durumlar, çünkü çocukluğumuzdan bu yana sıra dışı yaşam öyküleriyle uyutulduğumuzdan, içimizde heyecan verici şeyler olmasını düşleriz... Varoluşumuz o sırada bize oldukça yavan görünür. Büyük sorumluluklar yoktur, büyük bir gelecek, güzel serüvenler, ateşli aşklar yoktur... Engebesiz günlük bir yaşamın tekdüzeliğinden başka hiçbir şey yoktur! Bu durumda, nadasa bırakılmış böyle bir yaşamı aydınlatmak ve daha titreşimli hale getirmek için, büyülenmişçesine, düşsel bir gelecek, olağanüstü yetkiler, bizi başkalarından ayıran ve ortanın üstüne çıkaran bir boyut hayal ederiz... Ama bu sırada yaşamımız bize daha da tatsız görünür!

Kimi zaman ruhsal bir yola ve uyanış tekniklerine işte bu hayli ağlamaklı zihinsel ortam içinde yaklaşıyoruz. Eğer tedbirli davranmazsak ya da öğreticimiz olası sapmalar konusunda uyarılmazsa, eski düşlerimizi canlandırıp olağanüstü güçler elde etmeyi, en sonunda başkalarının üstünde bir düzey kazanmayı hayal edeceğiz.

Meditasyonda "Ben'den daha yüksek", ulaşılacak, yerine getirilecek, kazanılacak hiçbir şey yoktur. İradecilikle daha yüksek bir konuma doğru gitme yükümlülüğümüz yoktur. Tam tersine, içsel bir durumun kökleşmesini sağlamamız gerekmektedir. Bir tür olduğunuz yerde yolculuk gibi bir şey. Romantik bir trans (kendinden geçme) konumunu gerektirmeyen meditasyon, daha çok pratik bir olgudur. Etkinliği içeren bir meditasyonda, Tibetli ustalardan birinin söylemiyle, bilgelik ile eylem, bir kuşun iki kanadı gibi uyumlu olmalıdır.

İnsanlardan uzaklaşmak, dünyadan el ayak çekip keşiş gibi yaşamak gereksizdir. Çünkü birey ile dış dünya gerçekte ayrı değil, birbirine bağımlı iki olgudur. Bu duruma göre, dış dünyasız meditasyon olamayacağı gibi, zihnimizin, bedenimizin, tüm varlığımızın var olması bile olanaksızdır.

Meditasyonda önemli rol oynayan olgu, "şimdiki gerçeklik" kavramının aralıksız uygulanması, şimdiki an düşüncesiyle ilişki kurulmasıdır. Meditasyonun özü budur. Meditasyon yapan kişi, herhangi bir kuramı uygulamayacak ya da herhangi bir dogmaya uymayacaktır. Onun şu ya da bu hüneri taşıdığını kanıtlaması da gerekmez. Sadece, burada ve şimdi neler olduğunu algılamaya çalışması yeterlidir. Tutkusuzca ve başka bir niyete yer vermeden...

Öğretilerden hiçbiri, hiçbir dogma, hiçbir basmakalıp düşünce mutlak gerçek olarak alınamaz. Özenle çalışmak, her şeyden önce ve üstelik eleştirel bir yaklaşımla inceleme çabası göstermek; yani neyin ne olduğunu sınamak, neyin ne olduğunu bulgulamaya çalışmak! Meditatif davranışın özünde işte bu var. Bu tür eleştirel zihin alıştırması yapmak zekayı uyarır ve sezgisel duyuyu geliştirir. Ama gerçekte hiç kimse kusursuz biri olarak işe başlayamayacağına göre, bir şeylerle yola çıkmak gerekecektir. Sonuçta o sezgisel duyunun gelişmesine olanak verilirse, yavaş yavaş gerçek bir sezgisel duyarlılık, analitik ve pragmatik düşünceden bayrağı alıp yarışı sürdürecektir. Bu süreçte romansı, dolayısıyla gerçek dışı imge oluşturmak gibi kötü alışkanlıklar da derece derece yok olacaktır.

Şuurlu ve neyin ne olduğuna dikkat ederek var olma, insana anın bulgulanmasına ilişkin çok buğulu bir izlenim sağlar, ama onu adım adım, evrende var olan her şeyin gerçek doğasını, dolayısıyla bizim de gerçek doğamızı giderek daha açık seçik anlamaya (bu tür bir algılamada kuşkuya hiç yer yoktur) götürür.

Eğer bulgu varsa, bu bulgu açıklanması ya da betimlenmesi çok zor bir olgu durumundadır. Ama böyle olması daha iyidir; çünkü aksi durumda, o anda konuşmak, dolaysız deneylemenin uzamım sınırlar.

Bu doğrudan deneyleme, zihnimizin gerçek doğasıyla bu sezgisel ilişki ancak yavaş yavaş ve meditasyon uygulamasıyla başarılır. O nedenledir ki, meditasyon, özellikle tekrarlanan alıştırmalardan oluşan bir çalışmadır: Etkili bir yol, bir uygulamadır.

Bunu gerçekleştirmek için, öncelikle, olağanüstü olanaklara ya da yetkilere sahip bir kişi durumuna gelme hırsını, bu büyüklük duygusunu aşmak, yenilgiye uğratmak zorunludur. Bu duygu büyük bir engeldir; insanın içinde ürettiği bir isteğin, bir iddianın yerini almaktadır. Ve bu iddia, bir şeyler elde etme gereksinmesi, burada ve şimdi olanın, şimdiki anın, doğrudan şimdinin keşfine geçit vermemektedir. Çok iyi anlaşılabilir bir olgudur bu. Çünkü istek, (geleceğe yönelse de, geçmişi sürdürmeyi içerse de) bir yandan şimdiki anın dışında yer almakta, öte yandan arzuyu doğrulayan olguyu alıkoyan ve ona uymayanı dışlayan şimdiki anın bir tür "şifre okuma anahtarı"nı yerleştirmektedir.

Bu meditasyon konumunda, kendimizi dünyanın geri kalan kesiminden ayırarak içsel derinlikleri içtenlikle bulmak kesinlikle söz konusu değildir. Kendimizi keşfetmekten soyutlayarak evrenin sırlarını algılamak da kesinlikle amaçlanmaz.

Tam tersine, bizi çevreleyen dünya ile bizim aramızdaki engellerin somut gerçeklikten yoksun beğeni kayırmalarından başka bir şey olmadığını anlayarak dışa doğru genişlemek, açılmak, uzanmak söz konusudur.

Özetle, meditasyondan ne beklenmeli? Hiçbir şey... İçinde bulunduğun an... şimdi olmaktan başka hiçbir şey.

MEDİTASYON UYGULAMASI

Başlangıçta, meditasyonu dışımızda yer alan bir olgu, kazanılacak bir deneyim, benimsenecek bir alışkanlık ya da egemen olunacak bir yöntem olarak algılayabiliriz. Ama meditasyon dışsal bir olgu değildir: Zihnimizin tüm doğası bizim meditasyonumuz olabilir.

En iyi yöntem, sade ve doğal bir biçimde işe başlamaktır.

Yaklaşık on iki santimetre kalınlıktaki bir küçük mindere oturmuş bir halde "lotüs" konumunu almak için, sol bacağı kıvırıp, sonra da sağ bacağı kıvırarak üstüne oturmakla işe başlamak gerekir.

Bacaklar kuralınca yerleştirildikten sonra, sırt, omurganın kökünden enseye kadar dik bir çizgi oluşturacak biçimde doğrultulur. Bu durumda önemli olan, sırtı, enerjinin serbest dolaşımına olanak verecek, bedene ve zihne belirli bir dirilik sağlayacak biçimde dimdik (kasılmasız) tutmaya özen göstermektir.

Gözlerinizi açık tutup bakışınızı sizden bir metre kadar öteye yöneltin.

Eller için iki olanak:

         Elleri ister dizlerin üstüne dümdüz bırakırsınız (özellikle, alçak bir tabure üstündeki duruş için geçerli konum);

         İster önünüze, son derece usulca bacaklarınızın üstüne yerleştirirsiniz.

Şöyle hareket edilebilir:

         İlk olarak sol eli, elin tersi bacağın üstüne, avuç içi ise size dönük olacak biçimde, parmakları bir pota oluştururcasına yerleştirin;

         Bu potanın içine sağ eli aynı konuma getirerek usulca koyun. Geriye iki başparmağın uçlarını bitiştirmek kalıyor.

Yeni başlayanlara öneri

Bu konumda ellerin asla kasılmaması, tam tersine esnek ve gevşek bırakılması gerekir. Eller bacakların üstüne dayanmayacak ya da birbiriyle sıkıştırılmayacak; başparmaklar da birbirine bastırılmayacak.

Gözetilmesi gereken iki şey var: Sırtın dik ve ellerin esnek olması. Bunu sağladıktan sonra, başımızı çok yavaşça, çeneyi boynun içine almak istercesine öne eğerek duruşumuzu tamamlayacağız. Dişler gevşek, dudaklar doğal biçimde aralık, dil damakta olmalı.

Göz kapakları gevşek, dolayısıyla gözler açık kalıyor. Bu konum doğal biçimde gerçekleşiyor. "Bakışların kapsamını boşaltmak" söz konusu. Gözler hiçbir şey saptamıyor, hiçbir şeye takılıp kalmıyor ve bakış, bir dış nesne üzerine yoğunlaşmak için hiçbir görsel çaba harcamaksızın, yaklaşık bir metre ötede yer alan, gizil güç halindeki bir noktaya yöneliyor.

Merak etmeyin, bu duruşu almanız, tanımlanıp betimlenmesinden çok daha kolaydır. Tüm bu betimlemeler biraz karmaşık görülebilir, ama önemli olan, her şeyde olduğu gibi, en baştan başlayarak en iyi alışkanlıklar kazanmaktır. Böylece, gerçekleştirilecek zihinsel alıştırmalar tüm etkisini gösterecektir.

Çok gergin ve çok gevşek olma hali arasında gerçekleşecek bir duruş, gerginlikle kas esnekliği arasında doğru bir denge oluşturur. Lotus duruşu meditasyon için kusursuz bir duruştur, ama zorunlu değildir. Sırtınızı katılaştırmadan dimdik tutarak herhangi bir rahat konumu uygulayabilirsiniz. Tibet tekniğinden esinlenen bu tür meditasyonda önemli olan, kendinizi iyi hissetmenizdir. Hem bedence, hem kafaca... Uyanış yoluna yönelmek için bir konumu sürdürmek isteğinizi kendinize dert etmeye hiç gerek yok. Öyle ki, betimlediğimiz bu değişik duruşlar size sorun çıkarıyorsa, doğrudan bir sandalyede oturun. Önemli olan, kendinizi iyi hissetmenizdir.

Bu yazıda pek çok kez sabır ve hoşgörü üzerinde durdum. Meditasyon, bu olgunun gerektirdiği bedensel ve zihinsel tutum, bu iki insani niteliğin değerlendirilmesine olanak sağlar. Kendimize karşı sabırlı ve hoşgörülü olmaya alışalım; sonra, bu sevgi yeteneğimize daha geniş bir alan açarak başkalarını da bu alana katabiliriz. Böylece başkalarına hoşgörüyle ve sabırla bakmayı geliştireceğiz.

Unutmayın, gerçekte hiç kimse kusursuz olarak işe başlayamaz!

MEDİTASYON ALIŞTIRMALARI

İlk deneyim

İşte şimdi, küçük bir mindere (ya da eğer mindere oturmak bize çok zor geliyorsa, bir sandalyeye), sırtımız dimdik (ya da olabildiğince dik), dipdiri, ama gerginlikten uzak bir halde oturuyoruz.

Yapılacak ilk iş, gerginliği giderilebilecek durumdaki kasları tümüyle yatıştırmak için, gevşemeyi öğrenme sürecinden yararlanmaktır. Gevşemeye ilişkin bölümleri anımsıyorsanız, duruşu korumayla ilişkili olmayan kasların salıverilmesinin mümkün olduğunu biliyorsunuz demektir. O kaslar şunlardır:

         Yüz kasları (özellikle ağız çevresindeki kaslar);

         Omuz kasları (omuzlar serbest kalacak);

         Kol ve el kasları;

         Bacak kasları (biraz alıştırmayla, küçük bir minderin üstüne oturuş konumu bedenin bu kesiminde gevşemeyi sağlayacaktır).

Yapacağımız ikinci iş... hiçbir şey. Ama bu, yapılacak en ufak bir şey yok demek değildir; elbette var... Demek istediğimiz şu: Orada öylece dingin ve yatışık kalıp, hem bedende, hem zihinde neler olup bittiğini gözlemekten başka yapılacak bir şey yok.

Bedenden başlayarak yatıştığınızı, iyice gevşediğinizi duyumsamanız için salıverin kendinizi. Gözlerinizi, alnınızı, boynunuzun arkasını ve ellerinizi gevşetin. Bedeninizin serbest kalmasını ve olabildiğince gerginlikten kurtulmasını sağlayın.

Toplardamarlarınızda dolaşan kanın atışını duyumsama bakımından oldukça duyarlı bir hal almanıza olanak verin.

Bu konumu üç dakika koruyun. Bu kısa süre sonunda daha kolay bir duruş alıp olan bitenlerin küçük bir bilançosunu çıkarın:

         Bedende: Bacaklarda, omuzlarda ve sırtta gerginlikler, ağrılar; kımıldama arzusunun doğurduğu sabırsızlık," kesik kesik soluma vb.

         Zihinde: Asalak düşünceler, görüşler, imgeler vb.

İkinci deneyim

Bu küçük bilançoyu yaptıktan sonra, aynı alıştırmayı yineleyin ve duruşu 5 dakika koruyun. Kazandığınız deneyimle, bu süre içinde sizde neler olduğunun şuuruna varmaya çalışın.

Eninde sonunda, yankı uyandıran, düşüncelerimizi kışkırtan ve bizi deneyimimize değer biçmeye (olumlu ya da olumsuz) isteklendiren içsel bir monolog duyulacaktır. Bu zihinsel etkinlik ve bu duygular dikkatinizi çektikçe, onları gözlemleyip inceleyin.

Bu düşüncelerin, tıpkı çizgi filmlerde olduğu gibi, baloncuklara yazıldığım varsayabilirsiniz. Bu baloncuklar, sabun kabarcıkları gibi uçucu ve geçicidir. Bunların peşinden gitmeyin. Neyseler öyle kalmalarına olanak verin; sonunda patlayacaklardır.

Düşünceler her türden, değişik biçimler alırlar. Ama bu düşüncelerle ne rastgele her şeyi yapmayı deneyin ne de hiçbir şey yapmamayı. Bu çelişkili bir durum; ama bununla birlikte gerçek şu ki, bu tür çabalar daha çok düşünceye ve zihinsel gerginliklere yol açmasına katkıda bulunmaktan öteye geçmez. Ne olursa olsun, düşünceler karşısında yansız bir tutum benimsemek çok daha akıllıca olur. Onları kovmak (eğer kötü oldukları kanısına varırsak) ya da tutmak üzere (eğer iyi olduklarını düşünürsek) peşlerine düştüğümüzde çoğalırlar ve huzurumuzu bozarlar.

Örneğin, gelecek tatilimi rüya gibi bir yerde geçirmeyi düşündüğümü varsayın. Benliğimi güzel heyecanlar saracak ve bu hoş bir durum yaratacaktır. Ama bu tek düşünce (tatilim), çok geçmeden, yolculuğuma ilişkin pek çok düşünceyi doğurabilecektir. Ortaya çıkan yeni düşünceler de başka heyecanlara, başka zihinsel ürünlere yol açacaktır. Bir tek şenlik fişeğinin onlarca küçük ışık saçması ve bunların da pek çok başka kıvılcım doğurması gibi, heyecanla beslenen olumlu ya da olumsuz düşünceler de kısa sürede tüm benliğimiz işgal eder.

Bu tür düşünce ve heyecan bileşimleri günlük yaşantımızın olağan kanaviçesini oluşturmaktadır. Bu zihinsel bulgulamaya o denli alışığız ki, bundan kurtulmanın olanaksız olduğunu da belirtebiliriz. Şimdiki anın zenginliği içinde yaşanmış durumun sade ve dolaysız deneyimine dönmek giderek bize daha zor gelmektedir.

Meditasyonun üçüncü uygulaması (15 dakika)

Şimdi biliyoruz ki, meditasyon gevşeme eylemiyle, kendimizde her şeyi dingin hale getirmekle başlıyor. Bu durumda soluk sakinleşiyor; solunumun yavaş ve düzenli ritmini hiç değiştirmeden gözlemleyin. Enerji düzenli bir biçimde bedenimizde akıyor ve içsel dolaşımımız yavaş yavaş denkleşiyor.

Zihnimizin her türlü düşünceyi kontrolsüzce yaratma konusundaki o kötü alışkanlığını engellemek için, ona bir etkinlik sağlayıp oyalanma alam açacağız. Bunun için havanın belirli bir yol izlediğini düşünerek dikkatimizi solunumumuza yönelteceğiz.

1.       Soluk alınca, sağ burun deliğine taze hava giriyor... Bu hava "sağ beyin"e geçiyor..., onu aşıp sol beyine geçiyor... soluk verince, hava sıcak bir halde sol burun deliğinden geçiyor.

On beş eksiksiz solunum (soluk alma soluk verme) sayın; bu yaklaşık bir dakika sürüyor. Sonra, bu sanal yolun yönünü değiştirin.

2.       Soluk alınca, sol burun deliğinden taze hava giriyor..., "sol beyin"e geçiyor..., sol beyini aşıp sağ beyine geçiyor... Sol beyine verince, hava sağ burun deliğinden geçiyor; sıcak bir halde... Yine on beş kadar solunum sayın, sonra algılamayı değiştirin.

3.       Soluk aldığımızda taze hava her iki burun deliğimizden aynı anda girip beyin yarımkürelerine gidiyor, soluk verdiğimizde, sıcak hava iki burun deliğinden dışarı çıkıyor.

Yoğunlaşmamızın dayanağı olan bu küçük solunum alıştırması, zihnimizin şimdiki anla ilişkide kalıp böylece başka düşüncelerin girişini engellemesine yardımcı olan bir düzenden başka bir şey değildir. Usul usul zihnimiz yatışıyor, sakinleşiyor. Sizi rahatsız eden asalak düşüncelerin iyice azaldığı kanısına varıncaya dek gerektiği sayıda alıştırma yapın... Hatta, "geliyorum!" diye seslenen düşünce kalmayıncaya dek...

Meditasyonun dördüncü alıştırması (1530 dakika)

Şimdi artık, duruş konumunun sizin için büyük bir sorun olmadığını, küçük minderinizin üstünde gevşemiş bir beden ve yatışmış bir zihinle oturacak durumda bulunduğunuzu umuyorum.

Zihnimizi solunum olgusunda hazır tutmak için artık herhangi bir düzene gereksinmemiz yok. Solunum, yoğunlaşmamızın yeniden konusu; ama bu kez onu özgür ve doğal bırakıyoruz. Yapacağımız şey, dikkat kesilmek, yaşadığımız anın şuuruna varmaktır.

Oturmuş konumdayken, solunumunuzun çok yavaş, çok düzenli, yumuşak ve hafif bir esintiyle sallanan bir ağaç yaprağı gibi hafif olmasını sağlayın. Dikkatinizi usulca soluğa doğru taşıyın. Bunu yaparken, dikkatin niteliğini, bir çiçeğin göbeğine incelikle konan bir kelebeğin eylemini andıran bu hafif temasın uyandırdığı duyguyu gözlemleyin.

Önceki alıştırmada olduğu gibi, odaksallaşmış bir gözlem burada söz konusu değil. Solukla dolaysız bir ilişki kuran açık ve etkili bir hazır bulunma söz konusu.

Dosdoğru... gereğince doğru soluyan varlığın bu düzenliliğinden zihnimiz derinden etkileniyor.

Kendini salıvermiştik. Doğrudan ya da ayrı olarak algılanan her solunumun tam anlamıyla yaşanmasına dek biraz daha kendini salıvermek. Görselleştirilmiş biçim altında ya da bir yoğunlaşma dayanağı olarak değil, özlü ve eksiksiz bir biçimde uğraşı haline getirilen bir olgu olarak yaşanmasına dek...

Bir anı, zaman içinde askıya alınmış bir lahza olarak görmeye çalışmak düşüncesi söz konusu. Öyle ki, üstün bir şeyler olmak ve fikirlerin hiç önem taşımadığı görüşü insanın aklından geçmiyor. Zaman yokluğa gömülerek sarsıntısızca bizi terk ediyor...

"...Dikkatinizi daha eksiksizce yönlendirdiğiniz ölçüde solunumunuzun niteliğinin nasıl değiştiğini gözlemleyin. Bir sonuca bel bağlamadan ve irdelemeksizin, dikkatin solukla kaynaşmasına dek devam edin. Soluğun niteliğini değiştirmek için bir şey yapmasanız bile, dingin ve yatışık bir hal aldığını göreceksiniz. Düşünceler daha yavaş sıralanıyor; zihninizin içinde sessizliği dinleyebiliyorsunuz..." (Chögyam Trugpa Rimpoche).

Bu yöntem şimdiki ana ilişkin bir anlık bilgiyi geliştiriyor; çünkü her solunum tektir ve bu, şimdi'nin bir anlatımıdır.

Hiçbir zaman dün solumuyorum... Hiçbir zaman yarın solumuyorum...

Her zaman şimdi'de soluyorum... Şimdi'yi soluyorum!

Bedenin ve zihnin kabuklanıp donmuş olan oluşumları yumuşadığı ölçüde, içsel dikkatimizin niteliği zihnimizin açık ve dingin olan doğal konumuna yaklaşıyor. Korkusuzca. Kuşkusuzca.

Öyleyse, birinci bölüme göndermede bulunarak söyleyelim, "öz merkez" ile "çevrel merkez" artık boşanım halinde değil, uyum halindedir.

SONUÇ

Şuurlu gevşeme uygulamasına ve meditasyona yön veren kendini salıverme olgusu, günlük yaşamımızı sürdürme biçimimiz konusunda yeni bir perspektif sunuyor.

Sofronik gevşeme, kas yatışmasının duyumsal şuuruna varma olgusu sayesinde, varlığımızı güzel bir dinginlik rengiyle renklendiriyor. Gevşemiş ve hazır olan biz'i, gevşemiş ve dipdiri olan biz'i, gevşemiş ve uyanık olan biz i öğrenerek, iç dünyamızda olup bitenlere doğru bir biçimde egemen olmaya yöneleceğiz. Bu kendimizde var olma yoluyla özentisizce dingin, yatışık hale gelerek daha huzurlu ve başkalarına daha açık bir konum alan varlığımızda geziniyoruz... O başkaları ki, artık bir tehdit oluşturmuyorlar, tam tersine, hısımlar gibi birbiriyle uzlaşma içinde yaşıyorlar.

Meditasyon, iyi ile kötü, zararlı ile yararlı, güzel ve çirkin vb. arasındaki ikili ilişkiden kaçınabileceğimizi ve kimi deneyimleri tutup kimilerini dışlamaya gereksinmemiz olmadığım göstermektedir. Anında olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirilse bile, tüm deneyimimizi benimseyebiliriz. Ve bu benimseyiş, inşam derin bir huzura, deneyimi sıcak bir yaklaşımla değerlendirmeye götürebilir.

Yaşama hazır hale geldiğimiz ve eylemlerimiz meditasyonla sağlanan bu zengin dengeyi yansıttığı ölçüde, özel zorluklarımızın yerini, giderek büyüyen bir güven ve beğeni duygusu alacaktır. Yaşamımızın tüm anlarını tatlı bir ezgi gibi sarmalayan bir dinginlik, yeğinlik, sade bir mutluluk duygusunu içeren yeni bir ruh hali ortaya çıkıyor.

İnsanları rahat bırakmayan acının şuuruna vardıktan sonra, bu rahatsızlığın (hafif ya da önemli) nedenlerini araştırmaya çalıştık. O nedenleri, öz varlığımızın içinde, "ben" i "benlik" ten ayırıp bölen o kabuklar tarafından kavramlaştırılmış olarak bulduk. Sofronik gevşeme yoluyla ve kendini salıverme çalışması sayesinde, bölünmüş kesimler arasında yeniden diyalog kurulmasını sağladık. Sonra, ayakta duruş ile bu konumun sağladığı çok sade, değişik alıştırmaları birleştirerek anladık ki, bu Yeryüzü denen gezegende biz, yerle gök arasında ayaktayız. Sade bir biçimde, ama gururla ayaktayız ve eğer görev varsa, başlıca görevimiz, dikeyliğimize yaraşır olmak, onu hak etmek, onun üzerinde düşünmektir.

Bu ayakta duruş alma, bu dik konumda durma olgusu, kendi benliğimize karşı duyduğumuz korkunun, kendimize güvensizlik olarak ortaya çıkan o korkunun yavaş yavaş yok olmasını sağladı. Bununla birlikte, kendinden emin bir ben'i büyütüp kibiri besleyerek ve dolayısıyla acıların nedenlerini artırarak yapmadı bunu.

Ayrıca, şimdi'nin, an'ın bize armağan olarak sunduğu tüm zenginliklerden yararlanma olanağı üzerinde de durup düşündük. Niyetimiz, burayı ve şimdi'yi yaşamaktır; ama geçmişimizi dışlamadan, belleğimizi söndürmeden ya da deneyimimizden yararlanmaktan kaçınmaksızın ve de geleceğimize ilişkin tasarılardan, isteklerden yoksun kalmaksızın... Bu tasarılar ister eylemlerimizle, ister potansiyel güçlerimizin açılımıyla ilgili olsun, "sebep-sonuç yasasını iyice kavradığımız için, en yararlı sonuçlan doğuracak olan en iyi nedenleri ortaya koymayı artık biliyoruz. Bunu, kendini beğenmişliği tümüyle dışlayarak ve sabır, hoşgörü gibi insani nitelikleri geliştirerek gerçekleştirdik. O kendini beğenmişlik ki, her ne pahasına olursa olsun birinci olmak isteyen ben'in bir biçimde büyütülmesi yoluyla kibiri beslemekte ve sonuçta acıların nedenlerini artırmaktadır.

En sonunda, yere, küçük bir minderin üstüne oturduk. Gösterişsizce, ama sırtımızı gururla dimdik tutarak... Yerle gök arasında oturduk. Kazandığımız deneyim, kendimizi daha hafif, daha açık, daha mutlu hissetmemizi sağladı belki.

İleride bir gün, meditasyonu derinleştirirken, bağlantı ilişkilerini, her varlığın doğa ile sürdürdüğü karşılıklı bağımlılığı daha doğru algıladığımızı mutlaka fark edeceğiz. Bu karşılıklı bağımlılık olgusu dünyanın tümü ile işbirliği gereğini ortaya çıkarıyor. Bu işbirliği ise insan varlığının en güzel ve en yüce niteliğini, sevecenliği, koşulsuz sevgiyi doğuruyor.

İleride bir gün belki yine buluşacağız... Bu arada, size bir şey daha söylemem gerekirse şunu derim:

Birisi çıkıp da, sade ve sakin sözcüklerle kendisinin hiç zorlukla karşılaşmadan yaşadığını söyleyerek sizi rahatlatmaya çabalarsa, inanmayın.

O kişinin yaşamı güçlüklerden ve üzüntülerden uzak değildir. Başka türlü olsaydı bu sözcükleri bulamazdı.

-Rainer Maria Rilke

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Egzersiz

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült