Meditasyon İçin Bilim Ne Diyor?

İlhan Güngören
 

Meditasyonun insan fizyolojisi üzerindeki etkileri konusundaki bilimsel araştırmalar Transandantal Meditasyonun yapımcısı Maharishi tarafından başlatıldı. Maharishi Allahabad üniversitesinde fizik tahsili yapmıştı. Batıya Batılılar için geliştirilmiş bir mantra meditasyonu olan Transandantal Meditasyonu tanıtırken bilimsel değerlendirmelerin Batı toplumunu olumlu yönde etkileyeceğini ve tekniğe olan güveni artıracağını düşünmekte haklıydı. Kuşkusuz bu bilimsel sunuş biçimi Transandantal Meditasyonun Batı'da yaygın bir ilgi görmesine yol açtı.

İlk araştırmalar oldukça iyimser sonuçlar verdi. Beyin dalgalarının ritmi, kan şekeri, nabız ve nefes, galvanik deri direnci gibi fizyolojik bulgular istatistik diyagramlarla pekiştirilerek Transandantal Meditasyonun etkinliğini kanıtlayan veriler olarak oldukça başarılı bir reklam kampanyasına malzeme yapıldı.

Ancak bu ilk bulguları çeşitli kontrol gruplarıyla ve daha eleştirel bir bakış açısıyla yeniden araştırma konusu yapan bir kısım araştırmacı bu fizyolojik değişiklikleri meditasyondan çok meditasyonun bir yan ürünü olan gevşemenin göstergeleri olarak değerlendirdiler. Özellikle elektroansefalografi (kısaca EEG) adı verilen bir cihazla yapılan araştırmalar önceleri doğrudan meditasyonla bağlantılandırılan alfa dalgalarının ritmine etki yapan olayın gevşeme olduğunu ortaya çıkardı. Çeşitli kontrol gruplarıyla yapılan araştırma ve deneyler de Transandantal Meditasyonla ya da başka meditasyon teknikleriyle ve gene aslında meditasyon olmayan autogenic training ve progresif relaxation gibi gevşeme yöntemleriyle, hatta kitap okuyarak, müzik dinleyerek, yahut rahat bir biçimde bir koltukta oturarak gevşemenin veya uykusu gelmenin getirdiği gevşemenin alfa dalgalarının ritminde farklı sonuçlar vermediğini belirledi. Galvanik deri direnci, kan şekeri, nabız ve nefes sayısındaki değişiklikler ve buna benzer bedensel tepkilerin meditasyondan daha önde gevşemenin sonucu olan değişiklikler olabileceği kanısı güçlendi.

Bu araştırmaların şöyle özet bir kesitini verebiliriz: Wallace ve Benson (1972) meditasyonun (TM) hipnoz ve uyku gibi öteki dinlenmişlik durumlarından özellikle kan metabolizmasında farklı bir durum yarattığını ileri sürerken Michaels, Huber ve McCann (1976) yaptıkları araştırmada meditasyonun (TM) öteki dinlenmişlik durumlarından farklı bir metabolik durum yaratmadığını savundular. Benson ve Clipper ilk bulgularından (1972) vazgeçerek (1975) meditasyonun (TM) yalnızca gevşemeyi sağladığı ve bütün bulguların gevşemeyle ilgili olduğu ve meditasyonla elde edilen gevşemenin başka yollarla da kolaylıkla sağlanabileceği sonucuna vardılar. Buna karşın Glueck ve Stroebel (1975) altı ay ya da daha fazla meditasyon (TM) yapanlarda EEG ile saptanan alfa dalgalarının sıklığının başka gevşeme durumlarındakinden daha kararlı ve dengeli, daha yerleşik olduğunu iddia ettiler. Ancak şurasını belirtmekte de yarar var: Araştırmalardan büyük bir bölümü uluslararası Maharishi üniversitesi tarafından desteklenen ve yeterince eleştirel bakış açısına sahip olmayan ideologlar tarafından yapılmıştı. <21>

Kullanılan mantralann etkisi konusunda Harvard üniversitesinde kontrol gruplarıyla yürütülen çalışmalar çeşitli mantralann ve mantra yerine kullanılan mantra olmayan sözcüklerin, hatta mantra kullanmamanın araştırma sonuçlarında bir fark yapmadığını ortaya çıkardı.

Meditasyonun ruhsal sorunlar üzerinde sağaltıcı bir etkisi olup olmadığı ve hatta psikoterapiye bir alternatif olup olmayacağı konusu aralarında Eric Fromm (22) da olmak üzere pek çok psikiyatri uzmanının üzerinde ciddiyetle durdukları bir konuydu. Bu konuda yapılmış bütün inceleme ve araştırmaları değerlendiren Jonathan C. Smith'in

(21)     Meditation, Classic and Contemporary Perspectıves, Editors, H. Shapiro Jr, RogerN. Walsh, Psycological Assesment of Transcendental Meditation, Jaseph Bono Jr. S. 209

(22)     Eric Fromm, Psikanaliz ve Zen Budizm: Yol Yayınlan 1978.

(1975) bu araştırmaların sonuçlarıyla ilgili görüşlerinin aşağıda bir özetini vermeye çalışacağım. Jonathan C. Smith diyor ki "1936 dan beri hiç olmazsa meditasyonun ruhsal bozuklukları sağaltıcı etkisi üzerine yüz bilimsel kitap ve makale yayımlandı. Bunların çoğunda meditasyonun ruhsal bozuklukları sağaltabileceği, bu bakımdan psikoterapiye bir yardıma olarak kullanılabileceği, hatta meditasyonun psikoterapinin yerini alabileceği görüşleri savunuluyordu. Meditasyonu yardıma çağıranlar arasında psikanalizci, yeni Freudcu, Jungcu, geştaltçı, Maslovcu ve egzistansiyalist olanlar vardı. Bütün bu olumlu ortama rağmen meditasyonla ilgili araştırmaların 1970'lere kadar gecikmiş olması şaşılacak bir şey."

"Wallace ve Benson'un 1971 de yaptığı meditasyonun ruh ve beden sağlığı üzerindeki etkisiyle ilgili anketin, gene Wallace ve Benson'un yüksek tansiyonla ilgili olarak yaptıkları araştırmaların (1972), Galvanik deri reaksiyonuyla ilgili olarak OrmeJohnson, Kiehlbauch, Moore ve Bristol'un (1973), yaptıkları araştırmaların gene depresyon, yürek darlığı ve kaygı, şizofreni ve psikasteni gibi konularda yapılan (1973)birçok araştırmaların ve Vabia, Doongail, Ravindranath ve arkadaşlarının yoga meditasyonu yapanlar üzerinde Bombay'da gerçekleştirdikleri araştırmaların (1973) ortaya çıkardığı bulgular şöyle özetlenebilir: a) meditasyon araştırmalarına gönüllü olarak katılmak isteyen uzun bir süreden beri meditasyon yapan kimselerin hiç meditasyon yapmamış kimselere oranla daha mutlu, daha sağlıklı kimseler olduğu saptanmıştır. 76

b) 410 haftagibi kısa bir süre önce meditasyona başlamış olanların meditasyon yapmayanlarla karşılaştırıldıklarında meditasyon yapmayanlara göreli olarak pek çok deneylerde ruhsal sağlıklarında bir düzelme gözlemlenmiştir, c) rasgele seçilmiş insanlar arasından meditasyon yaptırılanlar 410 hafta gibi bir süre içinde ruhsal sağlıklarında öteki gruba göre bir iyileşme göstermişlerdir.

Sonra Smith yazışım şöyle sürdürüyor: "Bütün bu araştırmaların üzerinde birleştikleri nokta düzenli meditasyon yapmanın ruhsal bozukluklarda, özellikle kaygı ve yürek darlığı gibi durumlarda dört ile on hafta gibi bir zaman içinde az ya da çok bir iyileşmeye, olumsuzluklarda bir azalmaya yol açmasıydı. Gene de bu genel değerlendirmenin çok berrak çok açık olduğu söylenemez. Sağaltıcı etkinin meditasyon dışındaki bir etkefıden de kaynaklanması olasılıktan uzak değildir, iki değişken incelemenin dışında bırakılmıştır. Bunlardan birincisi meditasyon yapanların meditasyona umutla bel bağlamış ve iyileşme beklentisi içinde olan kimseler olmalarının psikolojik etkisi, ikincisi burada inceleme konusu yapılmış tüm meditasyon türlerinin sakin sakin oturarak yapılmakta olmasıdır. Belki de ruhsal olumsuzluk durumlarının azalmasına etki yapan sakin sakin oturmaktır." (23)

Bir başka soru meditasyonun gerçekten dikkati ve farkındalığı artırıp artırmadığıdır. Bu sorunun cevabı da bilimsel araştırmalara konu yapılmıştır. 

(23) Meditation Classic and Contemporary Perspectives Editors H.

Shapiro Jr., Roger N. Walsh, • Jonathan C. Smith Meditation as

Psychotherapy, S. 5657.

Daha önce de meditasyonda belli başlı iki yöntem olduğundan söz etmiştim. Birinci yöntem meditasyon konusu dışındaki tüm duyumlara zihni bütünüyle kapamaktır. Burada bilincin bir sınırlanması söz konusudur. Elbet bu durum hergünkü bilincimizden farklı, değişik bir bilinç durumunu devreye sokmaktadır. Bu tür meditasyona yoga meditasyonu örnek gösterilebilir. İkinci yöntem Zen meditasyonunda (zazen) olduğu biçimiyle zihnin nefes alış verişi gibi bir konu üzerinde yoğunlaştırılmakla birlikte tüm duyumları da algılamayı sürdürmesidir. Belki bu durumu yaygın bir dikkatlilik, farkındalık durumu diye tanımlayabiliriz. Zihin keskin bir bilinçlilik içindedir ve bu durumu da meditasyonun etkinliğini artıran bir etken olarak kullanır.

Japon nöropsikiyatr Kasamatsu, Hirai ve Akishige Zen keşişlerinin ve öğrencilerinin meditasyon sırasındaki dikkat ve farkındalıklarını ölçmek için EEG cihazıyla denemeler yaptılar. Hep bildiğimiz gibi girdiğimiz bir odada bir saat sesi duyduğumuz zaman çok kısa bir sürede bu sese alışır ve sesi duymaz oluruz. Adeta özellikle üzerlerine dikkatimizi çevirmediğimiz duyumların bilincimize ulaşmasını engelleyen bir süzgeç vardır. Herkes için geçerli olan bu süreç Zen meditasyonu yapanlar için de geçerli miydi? İşte yapılan denemelerin amacı bunu bulgulamaktı. Denemeye alınanlar ses geçirmez bir odada başlarına EEG cihazının elektrotları geçirildikten sonra her on beş saniyede bir tekrarlanan 78 bir klik sesini duyma durumunda bırakıldılar. Sıradan insanlarda o sesi duyduklarını belli eden alfa dalgalarındaki kesiklikler üçüncü ya da dördüncü klik sesinden sonra zayıflıyor ve bir süre sonra da bilincin bu sesleri algıladığını belli eden hiç bir belirti kalmıyordu. Oysa Zen meditasyonu yapanlar bu klik seslerine meditasyon yaparken de alışıklık kazanmıyorlardı. Klik seslerini duyduklarını belli eden görüntüler deneyin başlamasını izleyen beşinci dakika sonunda bile ilk klik sesinin duyulduğunu belli eden görüntüler kadar güçlüydü.

Yoga meditasyonu yapanlarla ilgili deneylerse Bagchi, Anand, Wenger ve başkaları tarafından yapıldı. Bu denemelerde meditasyon yapan kimsenin meditasyon sırasında dışardan gelen uyarıları algılamadığı buna karşın meditasyonun bitiminde uyarıların güçlü bir biçimde bilince ulaştığı belli oluyordu. Uyanlar aynı güçte sürüp gidiyor ve herkes için geçerli olan bir süre sonra alışkanlık ve kanıksamışlık sonucu algılayamama durumunun yoga meditasyonu yapanlar için söz konusu olmadığı anlaşılmış oluyordu. (24) Bir başka araştırmadaysa Zen eğitimi görmüş olan Tokyo otobüslerinde çalı, şan şoförlerin öteki şoförlere oranla daha az kaza yaptıkları saptanmıştı.

Bazı tür meditasyonların ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olup olmadığı sorusu da bilimsel araştırmalara konu olmuştur. Örneğin Leon S. Otis Böyle bir araştırma yapmış ve araştırma sonuçlarını Transandantal Meditasyonun Ters Etkileri adlı bir makalede açıklamıştır. (25)

(24) Robert E. Ornstein, The Psychology of Consciousness. Penguin Books, 1972, S. 147148

Otis transandantal meditasyonla ilgili olarak yapılmış başka bir araştırmayı değerlendirmek için yazdığı ve Psychology Today dergisinde 1974 yılında yayımlanmış bir yazıda "Transandantal Meditasyonun herkese uyacak bir yöntem olmayabileceği hatta bazı kimseler için zararlı bile olabileceğine değinmiş ve bunun üzerine transandantal meditasyonun ters etkilerinden yakınan pek çok kimseden mektup almış, birçok kimsenin kendisini telefonla aramış ya da görüşmeye gelmiş olması karşısında kapsamlı bir araştırma başlatmak gereğini duymuş.

Otis'in yaptığı araştırma sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz: Otis başka araştırmacıların benzer araştırmalarda bazı farklar saptamış olmalarına rağmen ne alfa dalgalan sıklığı, ne kalp atışı, kan basıncı, nabız, nefes sayısı, deri sıcaklığı ve kişilik ölçümleri bakımından kontrol gruplarıyla transandantal meditasyon yapanlar arasında her hangibir fark gözlemleyememiştir. Tek tespit edebildiği şey transandantal meditasyon yapanların ötekilere göreli olarak daha uykulu olmaları, uykuyla uyanıklık arasında gidip gelmeleridir.

Transandantal meditasyon yapanların bir bölümünde giderek topluma uyumsuzluk, kaygı, yürek darlığı, can sıkıntısı, zihinde dağınıklık, depresyon, gönül kınklığı, düşünmeden hareket etme, bedensel ve zihinsel gerginlik, ağırdan alma, kuşkuculuk, içine kapanma gibi olumsuz durumlar ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz durumlar transandantal meditasyon örgütleri tarafından iyice yer etmiş streslerin çözülmekte olmasına bağlanılmaya çalışılmışsa da meditasyon yapmayı sürdürenler de bu ters etkiler azalacağına çoğalmış bir de TM öğretmeni olmak için daha yoğun meditasyon yapanlarda ötekilere oranla ters etkilerde artma görülmüştür. Bu durumda ters etkileri streslerin çözülmesine bağlamanın geçerli bir açıklama olmayacağı ortaya çıkmıştır.

(25) Meditation Classic and Contemporary Perspectives. Editors Deane H. Shapiro Jr., Roger N. Walsh, Leon S. Otis, Adverse Effects of Transcendental Meditation S. 201208

Otis bu ters etkilerin nedenleri konusunda bir takım spekülasyonlar yapıyor ve birtakım olasılıklar üzerinde duruyor. Bu ters etkilerin iki nedene bağlanabileceğini ve bu iki nedenin birbirlerini karşılıklı etkileyerek durumu daha da kötüleştirebileceklerini düşünüyor. Otis'e göre birinci neden transandantal meditasyonun meditasyon yapan kimseyi uykulu bir duruma getirmesi, yan uyur durumda olan kimsenin başının düşmesine engel olmak, başını dik tutmak ya da oturduğu sandalyeden düşmemek için kendini zorlamasıdır. Otis bu zorlamanın zaman içinde bir takım olumsuz ruh durumlarına yol açabileceğini ve bu olumsuzluk durumlarının da fizyolojik yansımaları olabileceğini söylüyor.

İkinci neden olarak meditasyon yapan kimsenin uykulu bir durumdayken zihnine gelen düşünceleri bastırmaya çalışmasının bunlar zaten olasılıkla bastırılmış düşünceler olabileceği için duygusal bir karmaşaya yol açabilmesi ihtimali üzerinde duruyor.

Bununla birlikte transandantal meditasyon yapanların yüzde elli ikisinde ya da yüzde altmış dördünde hiç bir ters etki görülmediğini belirttikten sonra "Bu yazdıklarımın transandantal meditasyon yapmak isteyenlerin ya da hastalarına transandantal meditasyonu önermeyi düşünen doktorların cesaretlerini kırmayacağını umarım." diyerek yazısını bitiriyor.

Hiç kuşkusuz meditasyon bir iç yaşantıdır,, bir iç duyarlıktır, hergünkü bilincimizden çok farklı bir bilinç durumudur. Normal bilincimizle hiç bir zaman gerçekleştiremeyeceğimiz bir farkındalığı ya da zihnin bir nokta üzerinde odaklaştığı ve tüm duyumların dışlandığı bir bilinç durumunu devreye sokabilir. Sonra ne olur? Sonrası bütünüyle kişisel bir yaşantıdır. Ama kuşkusuz bu kişisel yaşantının ortak özellikleri de çoktur. Örneğin zamanın algılanmasında bir takım değişimler olabilir. Zaman durmuş gibi gelebilir ya da inanılmaz bir hızla geçebilir. Bir bakarsınız saatler geçivermiş. Ama ne olursa olsun bütün bunlar iç yaşantılardır. Bu iç yaşantılara ulaşabilmenin iki yolu olabilir: Ya doğrudan yaşayarak ya da yaşayanların tanıklığına başvurarak. Hemen şurasını söylemeliyim. Tanıklar anlatmaya kalktıkları zaman bu yaşantıyı anlatmak için yeterli sözcükler bulamıyorlar, birşeyler söyleseler bile bu yaşantılardan geçmemiş olanlara söyledikleri sözler pek anlamlı sözler gibi görünmüyor. Onun için de böyle bir bilinç durumunun özü sağlıklı ve nesnel bir bilimsel araştırmaya konu yapılamıyor.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Egzersiz