İçsel Tutumları Terbiye Etmek

Osho



Mutlu insanlarla mutlu olarak, kendi içsel çiçeklerinin açmaya başladığı bir durum yaratırsın.

Negatif zihin kendi kendine çökerse, güzellik ortaya çıkar

Merhamet, zihin durgunluğunu sağlayacaktır.

Hiçbir tutum edinme: İlgisiz olmak budur.


 

Mutlu olan bir insana karşı dostça davranmak, hayattaki en zor şeylerden biridir.

Genelde çok kolay olduğunu düşünürsün. Ama değildir! Tam tersi geçerlidir. Kıskançlık hissedersin, kendini kötü hissedersin. Mutluymuş gibi görünebilirsin, ama bu sadece bir yanıltmadır, şovdur, bir maskedir. Nasıl mutlu olabilirsin ki? Böyle bir tutum içindeysen sakin, sessiz olabilir misin?

Birileri mutluysa, aklına gelen ilk şey nedir? Sanki mutluluk senden alınmış, karşındaki kazanmış ve sen yenilmişsin, sanki seni aldatmış gibidir. Mutluluk bir rekabet değildir, öyleyse kızma. Birileri mutluysa, bu senin mutlu olmayacağın, mutluluğu senden aldığı ve bu yüzden senin de mutlu olamayacağın anlamına gelmez. Mutluluk, mutlu insanlar tarafından tüketilebilecek bir şey değildir, bir yerlerde var olan bir şey değildir.

Neden kıskançlık hissedersin? Birileri zenginse, senin için zengin olmak zor olabilir, çünkü zenginlik nicelik olarak var olan bir şeydir. Birileri maddi açıdan güçlüyse, senin için güçlü olmak zor olabilir, çünkü güç rekabeti de kapsar. Ama mutluluk bir rekabet değildir. Mutluluk sonsuz miktarlarda mevcuttur. Hiç kimse bugüne kadar onu tüketmeyi başaramamıştır; hiçbir rekabet yoktur. Öyleyse birileri mutluysa, neden kıskançlık hissediyorsun? Zira kıskançlıkla birlikte içine cehennem ateşi düşer.

Patanjali der ki, birileri mutluysa, sen de mutlu hisset, dostça hisset. O zaman sen de mutluluğa doğru bir kapı açarsın. Mutlu olan birine karşı dostça davranabilirsen, sen de görünmeyen bir biçimde onun mutluluğunu paylaşmaya başlarsın. Mutluluk sana da geçmiştir anında! Mutluluk herhangi bir şey değildir; maddi değildir. Kimsenin sıkıca yapışabileceği bir şey değildir. Onu paylaşabilirsin. Bir çiçek açtığında paylaşabilir; bir kuş öttüğünde paylaşabilir; birileri mutluysa paylaşabilirsin. Ve en güzel tarafı, paylaşıma bağlı olmamasıdır. Senin katılımına bağlıdır.

Etrafında bir cennet yaratmanın sırrı budur ve sadece bu cennetin içinde sakin olabilirsin. Cehennem ateşinde nasıl sakin olabilirdin ki? Ve bunu başkası yaratmaz, sen kendin yaratırsın. Öyleyse anlaşılması gereken şey kötülük varsa, cehennem varsa, bunun tek nedeni sensin. Sorumluluğu asla başkasına atma, çünkü sorumluluğu başkasına atmak, temel gerçeklerden kaçmaktır.

Kendini kötü hissediyorsan, bunun tek sorumlusu sensin sadece sensin. İçine bak ve nedenini bul. Hiç kimse kendini kötü hissetmek istemez. Nedenini kendi içinde bulabiliyorsan, onu söküp atabilirsin.

Seni engellemek için yoluna çıkan hiç kimse yoktur.

Mutlu olmanı engelleyecek tek bir engel bile yoktur.

Mutlu insanlara karşı dostça davranarak mutluluğa ayak uydurursun. Onlar çiçek açarlar, sen de dostça olursun. Onlar dostça davranmayabilirler, bu senin sorunun değildir. Belki seni tanımıyorlardır bile önemli değil. Ama nerede bir çiçek açıyorsa, nerede büyük mutluluk varsa, nerede birileri çiçek açıyorsa, nerede birileri dans ediyorsa ve mutluysa, gülümsüyorsa, nerede bir kutlama varsa, dostça olursun, katılırsın. Sonra seninle birlikte akmaya başlar ve bunu hiç kimse engelleyemez. Ve etrafında her yerde mutluluk varsa, kendini sakin hissedersin.

Mutlulara karşı dostça bir tutum geliştirirsen, zihnin sakinleşir.

Mutlulara karşı kıskançlık hissedersin gözle görülmeyen bir rekabet. Mutlu insanlarla kendini ikinci derece biriymiş gibi hissedersin. Daima etrafında mutsuz olan insanları seçersin. Mutsuz insanlara dostça davranırsın, çünkü mutsuz insanlarla kendini üstün hissedersin. Daima senin altında olan insanları ararsın. Senden yükseklerde olan insanlardan hep korkarsın; hep senden daha aşağıda olanları ararsın ve senden daha aşağıda olanları aradıkça, daha aşağılara düşersin. O zaman hep daha da aşağıda olan insanlara gerek duyarsın.

Senden daha yükseklerde olanlarla birlikte olmaya bak. bilgelikte daha yükseklerde olanlar, mutlulukta daha yükseklerde olanlar, sakinlikte, durgunlukta daha yükseklerde olanlar, sessiz olanlar, toparlanmış olanlar: Daima senden yüksekte olanlarla birlikte olmaya bak, çünkü daha yükseklere çıkmanın, vadileri aşıp, doruklara ulaşmanın yolu budur. Bir merdiven haline gelir. Daima daha yüksekte olanlar, güzeller, mutlularla birlikte olmaya bak hem daha güzel, hem daha mutlu olursun.

Sırrı bir kez çözdün mü, nasıl daha mutlu olabileceğini, başkalarının mutluluğuyla nasıl mutlu olmak için bir durum yaratacağını öğrenmiş olursun. O zaman hiçbir engel kalmaz ve sen istediğin kadar uzağa gidebilirsin. Hiçbir mutsuzluğun var olmadığı bir tanrı olursun.

Kim tanrıdır? Bir tanrı, kainatın tamamıyla, her çiçek ve her nehirle, her kaya ve her yıldızla mutlu olmanın sırrını öğrenen; bu sürekli sonsuz kutlamayla bir olmuş, kutlayan ve bu kutlamanın kime ait olduğu konusunda canını sıkmayan kişidir. Nerede bir kutlama varsa, oraya katılır. Mutlu olmak istiyorsan, temellerden biri bu şekilde mutluluğa katılımdır. Takip edilmesi gerekir.

Bugüne kadar hep tam tersini yaptın: Birileri mutluysa, hemen sarsılıyordun. Bu nasıl olabilir? Nasıl olur da sen mutsuzken, o mutlu olabiliyor? Bu adaletsizlik. Tüm dünya seni aldatıyor ve Tanrı yok. Tanrı varsa, nasıl olur da sen mutsuzken, başkaları mutlu olabilir? Ve mutlu olanlar birden istismarcı oluyorlar, hilebaz, kurnaz oluyorlar. Senin kanını emiyorlar. Başkalarının mutluluğunu emiyorlar.

Hiç kimse, hiç kimsenin mutluluğunu emmez. Mutluluk öyle bir fenomendir ki, emilmesine gerek yoktur. İçsel bir çiçek açmadır mutluluk; dışarıdan gelmez. Mutlu insanlarla mutlu olarak, kendi içsel çiçeklerinin açmaya başladığı bir durum yaratırsın.

Bir şeyi iyice anlamalısın: Kötü durumda olanlara karşı merhamet göstereceksin. Dostluk değil merhamet. Merhamet farklı bir niteliktir; dostluk farklı. Dostluk, diğeriyle aynı durumda olacağın, dostunla aynı olacağın bir durum yaratmak demektir. Merhamet ise birinin kendi durumundan aşağı düştüğünde devreye girer. Ona yardım etmek istersin, ama onun gibi olmak istemezsin. Ona elini uzatmak ister, onu yukarı çekmek ister, yüreklendirmek istersin. Mümkün olan her şekilde ona yardımcı olmak istersin, ama onun gibi olmak istemezsin, çünkü bunun yardımı olmaz.

Düşün ki, biri ağlıyor, gözyaşı döküyor ve sen de yanına oturup, ağlamaya, gözyaşı dökmeye başlıyorsun: Ona yardım mı etmiş oluyorsun? Ne şekilde? Birileri kendini kötü hissediyor diye sen de kendini kötü hissediyorsun; ona yardım mı ediyorsun? Mutsuzluğunu iki katına da çıkartabilirsin. Yalnızken sadece o mutsuzdu; artık mutsuz olan iki kişi var. Ancak mutsuz olana sempati göstererek gene hile yapıyorsun. Derinlerde mutsuz olana karşı sempati gösteriyorsun ve unutma ki, sempati göstermek merhamet değildir. Sempati dostluktur. Keyifsiz, üzüntülü, mutsuz birine sempati ve dostluk gösterdiğin takdirde, içten içe mutlu hissedersin. Daima gizli bir mutluluk eğilimi vardır. Bunun böyle olması gerekir, çünkü basit bir aritmetiktir: Birileri mutluysa, kendini kötü hissedersin; öyleyse birileri kendini mutsuz hissediyorsa, sen nasıl olur da mutsuz hissedersin? Birileri mutluysa, kendini kötü hissedersin; öyleyse birileri mutsuzsa, içten içe kendini çok mutlu hissedersin.

Ama bunu göstermezsin. Ya da duyarlı bir biçimde gözlersen, mutlu olduğunu gösterirsen, gösterdiğin sempatide bile gözle görülmeyen bir mutluluğun olduğunu görürsün. Sempati gösterebilecek bir durumda olduğun için kendini iyi hissedersin; gerçekten de mutsuz olmayanın sen olduğuna sevinirsin. Sen daha yüksektesin, üstünsün.

İnsanlar, başkalarına sempati gösterebildiklerinde kendilerini daima iyi hissederler; daima sevinirler. İçten içe kendilerinin, Tanrı'ya şükür, o kadar kötü bir durumda olmadıklarını hissederler. Biri öldüğünde, içinde hemen Tanrı'ya şükür hala hayatta olduğun için gizli bir mirınet oluşur. Sempati gösterebilirsin ve bu, hiçbir çaba gerektirmez, ama merhamet farklı bir şeydir. Merhamet, diğerine yardım etmek istiyorsun anlamına gelir. Yapabildiğin her şeyi yapmak istiyorsun demektir. Kötü durumdan kurtulmasına yardımcı olmak istiyorsun anlamına gelir. Bundan dolayı mutlu değilsin, ama kötü durumda da değilsin.

Merhamet ikisi arasında mevcuttur: Buda merhamettir. Seninle birlikte kötü hissetmeyecektir, çünkü bunun hiç kimseye yardımı olmaz ve mutlu da hissetmeyecektir, çünkü mutlu olacak bir şey yoktur. Biri kötü durumdayken, nasıl iyi hissedersin? Ama kendini mutsuz da hissetmez, çünkü bunun da bir yardımı olmaz. Sadece merhamet hissedecektir. Merhamet bu ikisinin arasındadır. Merhamet, kötü durumdan çıkmaya yardım edecek demektir. Merhamet, senin yanında, ama mutsuzluğuna karşıdır demek. Seni seviyor, mutsuzluğunu değil. Seni ayağa kaldırmak istiyor, ama mutsuzluğun olmadan.

Sempati duyduğunda, mutsuzluğu sevmeye başlarsın, mutsuz olan adamı değil. Ve birden adam ayağa kalkıp, sana "Canını sıkma!" dediğinde, sarsılırsın, çünkü sana sempati gösterme ve ne kadar yükseklerde, üstün ve ne kadar mutlu bir varlık olduğunu sergileme şansı tanımamıştır.

Mutsuz olan biriyle mutsuz olma. Bunun üstesinden gelmesine yardımcı ol. Mutsuzluğu asla sevginin bir nesnesi haline getirme. Mutsuzluğa şefkat gösterme, çünkü bir kez şefkat gösterip, onu sevgi nesnesi haline getirdin mi, mutsuzluğa bir kapı açmış olursun. Er veya geç sen de mutsuz olursun. Mesafeni koru. Merhamet, mesafeyi korumak anlamına gelir! Elini uzat, ama mesafeni koru! Yardım et, mutsuz hissetme, mutlu hissetme, çünkü ikisi de aynıdır. Yüzeyde birinin mutsuzluğuyla mutsuz oluyorsan, derinlerde bir yerde mutluluk akar. O yüzden ikisinin de söküp atılması gerekir. Merhamet, zihin sakinliğini sağlayacaktır.

Birçok insan; toplumsal reformistler, devrimciler, siyasetçiler, ütopyacılar bana gelip, şöyle diyorlar: "Dünyada bu kadar kötülük varken, insanlara nasıl meditasyon ve sessizlik öğretebiliyorsun?" Bana bunun bencilce olduğunu söylüyorlar. Onlar, benim de insanlara mutsuz olanlarla mutsuz olmayı öğretmemi istiyorlar. Ne söylediklerinin farkında değiller, ama kendilerini çok iyi hissediyorlar. Toplumsal işler yaparak, toplumsal hizmetlerde bulunarak kendilerini çok iyi hissediyorlar. Ve birden dünya bir cennet haline gelse ve Tanrı "Artık her şey iyi olacak." dese, bu toplumsal reformistler ve devrimciler birden kendilerini çok kötü hissetmeye başlarlar, çünkü yapacak hiçbir şeyleri olmayacaktır.

Halil Cibran küçük bir mesel yazmıştır. Bir şehirde, büyük bir şehirde vaiz ve misyoner olan bir köpek vardı ve diğer köpeklere vaaz veriyordu: "Havlamayı bırakın. Gereksiz yere havlayarak enerjimizin yüzde doksan dokuzunu boşuna harcıyoruz. Bu yüzden de gelişemedik. Gereksiz yere havlamayı bırakın."

Ama köpekler için havlamayı bırakmak çok zordur. Bu içlerinde olan bir şeydir. Ancak havladıkları zaman kendilerini mutlu hissederler. Bu bir katarsistir, yani rahatsız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma yöntemidir. Havladıkları zaman kendilerini sakinleşmiş hissederler. Köpekler, liderlerini gelecekte bir yerde bütün köpeklerin ıslah edildiği ve dindar olduğu, havlamanın, kavganın olmadığı ve her yerin sessiz olduğu bir tanrılar krallığının, köpekler krallığının hayalini kuran, devrimci, ütopyacı liderlerini dinlediler.

Ama köpek köpektir. Onu dinleyip, şöyle dediler: "Büyük adamsın ve söylediğin her şey doğru. Ama biz çaresiz, zavallı köpekleriz. Böyle büyük şeyleri anlamayız." Ve bütün köpekler, havlamayı durduramadıkları için kendilerini suçlu hissetmeye başladılar. Liderlerinin mesajına inanıyorlardı, o haklıydı: Mantıken onu takip edebiliyorlardı. Ama ya bedenleri? Bedenler mantıklı değildir. Köpekler ne zaman bir fırsatını bulsalar, havlarlar yoldan geçen bir Samyasin'e, bir polis memuruna, bir postacıya havlarlar, çünkü üniformalara karşıdırlar.

Köpekler için bu imkansız bir şeydi ve bunu anlamışlardı: "O köpek büyük bir adam, ama biz onu takip edemiyoruz. O bir vahiy gibi diğer kıyıdan gelen bir şey gibi. Öyleyse biz de ona ibadet ederiz, ama onu nasıl takip edebiliriz? Liderleri daima sözünü tuttu ve hiç havlamadı. Ama bir gün her şey yetersiz kaldı. Bir gece, karanlık bir gecede köpekler bir karar aldılar: "Bu büyük adam bizi hep döndürmek istedi ve biz onu hiçbir zaman dinlemedik. Gelin en azından yılda bir gün, liderimizin doğum gününde oruç tutalım: O gün havlamak yok kesin sessizlikle kadar zor olursa olsun. Bunu en azından yılda bir kez yapabiliriz."

O gece tek bir köpek bile havlamadı. Liderleri o köşeden bu köşeye, o caddeden bu caddeye gidip geldi, gözlemledi, çünkü nerede bir köpek havlarsa, orada vaaz verecekti. Kimse havlamadığı için kendini çok kötü hissetmeye başladı. Köpekler bütün gece boyunca tamamen sessizdiler, sanki hiçbir köpek yokmuş gibi. Liderleri birçok yere gitti, gözlemledi ve gece yarısı olduğunda her şey o kadar dayanılmaz görünüyordu ki, karanlık bir köşeye çekildi ve havladı!

Köpekler, birinin kuralı bozduğunu duydukları anda, "Artık hiçbir sorun yok." dediler. Bunu yapanın liderleri olduğunu bilmiyorlardı. Aralarından birinin yemini bozduğunu düşündüler. Ama artık kendilerini tutmaları mümkün değildi. Şehrin tamamı havlamaya başladı. Liderleri de geldi, vaaz vermeye başladı!

Bir insan mutsuzsa, bunu diğerlerine de bulaştırır. Mutsuzluk da tıpkı mutluluk gibi bulaşıcıdır. Ve sen de bu halinle mutsuzluğa açıksın, çünkü bilmeden daima mutsuzluğu arıyorsun. Zihnin mutsuzluğu arar, çünkü mutsuzlukla sempati duyarsın; mutlulukla kıskançlık duyarsın.

Başkaları mutsuz olmadığı sürece kendini mutlu hissetmezsin. İyi de başkaları mutsuzken sen kendini nasıl mutlu hissedebilirsin ve başkaları ölüyken sen kendini nasıl canlı hissedebilirsin? Hep beraber yaşıyoruz. Ve bazen başkalarının mutsuzluk kaynağı sen olabilirsin. O zaman bir karma kazanırsın. Onlara doğrudan vurmamış olabilirsin; onlara karşı şiddet kullanmamış olabilirsin. Yasalar hemen fark edilmez. Katil olmak zorunda değilsin, ama mutsuzluğunu insanlara bulaştırdığında, buna katılmış oluyorsun; mutsuzluk yaratmış oluyorsun. Bundan sorumlu olan sensin ve bunun bedelini ödemek zorundasın. Zor fark edilen, mekanizmadır!

Daima zihnin dinamiğini bul. Ancak o zaman dönüştürülebilirsin.

Zihin, erdemliye karşı neşe ve kötülüğe karşı ilgisizlik tutumları geliştirerek sakinleşir.

Birinin erdemli bir insan, neşeli bir insan olduğunu hissettiğinde, olağan tutumun seni aldattığı yönündedir. Nasıl olur da biri senden daha erdemli olabilir? Böyle birçok eleştiri devam eder.

Erdemli olan biri ortaya çıktığında hemen eleştirmeye başlar, hatalarını bulmaya başlarsın. O veya bu şekilde onu gözden düşürmek zorundasın. Erdemli olamaz. Buna inanamazsın. Patanjali der ki: 'Erdemliye karşı neşe', çünkü erdemli bir insanı eleştirdiğinde, içten içe erdemi eleştirmiş oluyorsun. Erdemli bir insanı eleştirdiğinde, dünyada erdemin var olamayacağına inandığı bir noktaya gelirsin. O zaman rahatlarsın. O zaman kötülüklerle dolu yoluna devam edebilirsin, çünkü şöyle düşünürsün: "Hiç kimse erdemli değil; herkes benim gibi hatta benden bile kötü." Bu yüzden ortalıkta bu kadar çok kınama eleştiri, ayıplama dolaşıyor.

Biri derse ki, "Bu kişi çok güzel bir kişi." hemen eleştirilecek bir şey bulursun. Tolerans gösteremiyorsun çünkü biri erdemliyse ve sen değilsen, egon sarsılır ve "Kendimi değiştirmek zorundayım." diye düşünmeye başlarsın ki, bu da çetin bir çaba gerektirir. En kolayı sakınmaktır; en kolayı eleştirmektir; en kolayı, "Hayır! Kanıtla! Sen ne diyorsun? Önce nasıl erdemli olduğunu kanıtla!" demektir. Erdemi kanıtlama ise zordur. Herhangi bir şeyin aksini kanıtlamak daha kolaydır. Ama kanıtlamak zordur!

En büyük Rus yazarlarından biri Turgenyev'dir. Bir hikaye yazmıştır. Bu hikayede küçük bir kasabada bir adamın aptal olduğu düşünülüyordu ve adam gerçekten de aptaldı. Kasabadaki herkes ona gülüyordu. Tam bir budala gibiydi ve kasabadaki herkes onun budalalığıyla dalga geçiyordu. Ama adam kendi budalalığından bıkmıştı ve bilge bir adama, "Ne yapabilirim?" diye sordu.

Bilge adam şöyle dedi: "Hiçbir şey! Sadece biri başka birini övdüğünde, onu ayıpla. Birisi 'Bu adam bir aziz' derse, hemen 'Hayır! Onun bir günahkar olduğunu çok iyi biliyorum!' de. Birisi, 'Bu kitap çok iyi.' derse, hemen 'Onu okudum ve inceledim de. Okuyup okumadığın hakkında canını sıkma. Sadece 'Tam bir saçmalık.' de. Birisi 'Bu resim, en büyük sanat eserlerinden biri.' derse sadece 'Bu da ne?Sadece tuval ve boyalar. Bunu bir çocuk bile yapabilir!' de. Eleştir, 'Hayır.' de, kanıt iste ve yedi gün sonra tekrar bana gel."

Yedinci gün geldiğinde, kasabadaki herkes adamın bir dahi olduğunu düşünmeye başlamıştı: "Yeteneklerini hiç bilmiyorduk; o, her konuda bir dahi sen ona bir resim gösteriyorsun, o da sana hatalarını gösteriyor. İyi bir kitap gösteriyorsun, o da hatalarını gösteriyor. Çok büyük ve eleştirici bir zihne sahip! Bir analizci! Bir dahi!"

Adam, yedinci günde bilgenin yanına geldi ve "Artık senden tavsiye almama gerek kalmadı. Sen bir aptalsın!" dedi. Kasabanın tamamı bu bilge adama inanırdı, ama hepsi, "Dahimiz aptal olduğunu söylediğine göre, gerçekten de aptal olmalı." dediler.

İnsanlar daima olumsuz şeylere daha kolay inanırlar, çünkü bir 'Hayır'ın aksini kanıtlamak çok zordur nasıl kanıtlayabilirsin ki? Olumsuza her zaman daha kolay inanılır, çünkü aynı zamanda egona da yardım eder. Olumlu olana inanılmaz.

Erdemin olduğu her yerde yok diyebilirsin. Ama erdemli olan kişiye değil, kendine zarar verirsin. Sen kendi kendini yok edenlerdensin. Aslında yavaşça intihar etmektesin kendini zehirleyerek. "Bu kişi erdemli değil, şu kişi erdemli değil." dersen aslında ne yaratmış oluyorsun? Erdemin mümkün olmadığına inanmaya başladığın bir çevre yaratmaya başlıyorsun. Ve erdem imkansız olduğunda, herhangi bir girişimde bulunman gerekmez. O zaman düşersin. O zaman olduğun yerde kalırsın. Büyümek imkansızlaşır. Ve yerleşmek istersen, mutsuzluğun içine yerleşirsin, çünkü sen mutsuzsun.

Herkes tamamen yerleşmiş durumda. Bu yerleşimin kırılması gerekir; senin olduğun yerden çıkartılman gerek. Nerede olursan ol, köklerinden sökülüp, daha yüksek bir düzlüğe ekilmen gerekir. Bu da sadece erdeme karşı neşe geliştirirsen mümkün olabilir.

Kötülüğü bile ayıplama.

Seni baştan çıkartacak şey burada. Erdemi bile ayıplayabiliyorsun. Neden? Zihnin iç dinamiklerini çok iyi bilir: Kötülüğü çok fazla ayıplarsan, kötülüğe çok fazla dikkatini verirsin ve gittikçe kötülüğe alışırsın. "Şu yanlış, bu yanlış." dersen, yanlış olana çok fazla dikkatini verirsin ve zamanla yanlışa bağımlı olursun. Herhangi bir şeye çok fazla dikkatini verirsen, hipnotize olursun. Ve neyi ayıplıyorsan, ona teslim olursun, çünkü bu bir cazibe, derinlerde bir yerde cazibe haline gelir.

Dışa doğru ne olduğun önemli değildir. İçsel hipnozun hayatının gelecekteki rotasını belirler.

Kötülüğe karşı ilgisiz ol. İlgisizlik, kayıtsızlık demek değildir unutma. Bunlar zor fark edilen farklılıklardır. İlgisizlik, kayıtsızlık anlamına gelmez. Gözlerini kapatmak anlamına gelmez, çünkü gözlerini kapattığında da bir görüşün olur, bir tutum içine girersin.

Canını sıkma anlamına da gelmez, çünkü böyle bir durumda da fark edilmeyen bir kınama vardır. İlgisizlik sadece var değilmiş gibi, orada değilmiş gibi davranmaktır. Hiçbir tutum geliştirmemek demektir.

Sanki hiç olmamış gibi davranmaktır.

Patanjali'nin kullandığı upeksha sözcüğü, çok güzeldir. Ne kayıtsızlık, ne düşmanlık ne de kaçıştır. Sadece herhangi bir tutum geliştirmeden ilgisizliktir unutma, hiçbir tutum geliştirmeden, çünkü bir tutum geliştirmeden kayıtsız olabilirsin. Buna değmediğini düşünebilirsin düşünmeye değmez diyebilirsin. Hayır, o zaman bir tutum geliştirmiş olursun ve bunun içinde zor fark edilebilir bir kınama vardır. İlgisizlik sadece, 'Sen kim oluyorsun da karar veriyorsun, kim oluyorsun da hüküm veriyorsun?' anlamına gelir. Kendin hakkında düşünürsün, "Kimsin sen? Neyin kötü, neyin iyi olduğunu nasıl söyleyebilirsin? Kim bilebilir?"

Hayat öylesine karmaşıktır ki, kötü iyi, iyi de kötü olur değişirler. Günahkarların en üst noktaya ulaştıkları; azizlerin cehenneme gönderildikleri bilinir. Öyleyse kim bilebilir? Ve sen kimsin? Sana kim soruyor? Kendi kendine dikkat edersin. Bunu yapabiliyorsan, bu bile yeterlidir. Daha zihinsel ve farkında ol, o zaman herhangi bir tutum geliştirmeden ilgisizliği yakalarsın.

Gerçekten olmuştur: Vivekananda, Amerika'ya gitmeden ve dünyanın en ünlü insanlarından biri haline gelmeden önce Jaipur Maharaja'nın sarayında kalmıştır. Maharaja, Vivekananda ve Ramakrishna'nın hayranıydı. Maharajaların alışkın oldukları şekilde, Vivekananda sarayında kalmaya geldiğinde bunu büyük bir tören haline getirdi ve kabul töreni sırasında dans edip şarkı söyleyecek fahişeler getirtti... Tıpkı Maharajaların alışkın oldukları şekilde: Onların kendi düşünceleri vardır. Bir sarınyasin'i fahişelerin şarkı söylemesi, fahişelerin dans etmesiyle karşılamanın uygun olmadığını tamamen unuttu. Ama aksini de bilemezdi zaten. Onun bildiği bir şey varsa, o da birini karşılıyorsan, içki içilir ve dans edilirdi.

Vivekananda henüz olgunlaşmamıştı. Henüz mükemmel bir sarıyasin değildi. Şayet mükemmel bir sarınyasin olmuş olsaydı, ilgisiz olurdu ve hiçbir sorun çıkmazdı, ama henüz ilgisiz değildi. Patanjali'yi o kadar derinden incelememişti henüz. Genç bir adamdı ve çok baskı altındaydı; cinselliğini ve her şeyi bastıran bir adamdı. Fahişeyi gördüğünde, kendini odasına kilitledi ve dışarı çıkmadı. 

Maharaja geldi, affını istedi ve şöyle dedi: "Bilmiyorduk. Hiçbir sarınyasin misafir etmedik. Her zaman kralları misafir ettiğimiz için sadece bu yolları biliyoruz. Özür dileriz, ama bu hareketin çok aşağılayıcı olacak, çünkü gelen, ülkenin en büyük ve en pahalı fahişesidir. Parasını ödedik ve ona şimdi gitmesini söylersek, bu ona hakaret sayılır ve gelmezsen, kendini incinmiş hissedecektir. Lütfen gel."

Ama Vivekananda odadan çıkmaktan korkuyordu; bu yüzden henüz olgunlaşmamış, henüz alışmamış bir sarınyasin olduğunu söylüyorum. Henüz ilgisizliği yoktu sadece kınama: "Bir fahişe mi?"Çok kızmıştı ve "Hayır." dedi. Fahişe, o olmadan şarkı söylemeye başladı. Bir azizin şarkısını söylüyordu. Bu şarkı çok güzeldir ve şöyle der: "Sana layık olmadığımı biliyorum, ama biraz daha merhametli olabilirdin. Sokaktaki çamurum; bunu biliyorum. Ama bana bu kadar düşman olman gerekmez. Ben hiç kimseyim, ben bir inkara, bir günahkarım. Ama sen bir azizsin, öyleyse neden benden korkuyorsun?"

Vivekananda'nın bu şarkıyı odasından duyduğu söylenir. Fahişe hem ağlıyor, hem şarkı söylüyordu ve birden hissetti yaptığı şeyin ne olduğunu hissetti. Çok toy, çok çocukçaydı. Neden korkacaktı ki? Korku sadece cazibesine kapıldığında oluşur. Bir kadından sadece cazibesine kapılmışsan korkarsın. Cazibesine kapılmamışsan, korku yok olur. Korku nedir? İlgisizlik herhangi bir düşmanlık olmadan gelir.

Kapıyı açtı: Kendini tutamıyordu, fahişe onu yenmişti. Zaferi fahişe kazandı; dışarı çıkmak zorunda kaldı. Geldi ve oturdu. Daha sonra günlüğüne şunları yazdı: "İlahi bir vahiy geldi. Korkuyordum, öyleyse içimde şehvet olmalıydı. Korktuğum şey buydu. Ama kadın beni tamamen bozguna uğrattı ve daha önce hiç bu kadar saf bir ruh görmedim. Gözyaşları öylesine masum, şarkısı ve dansı öylesine kutsaldı ki, kaçırmış olacaktım. Ve yakınında otururken ilk kez dışarıda kimin olduğunun önemli olmadığını fark ettim. Önemli olan içeride ne olduğudur. "

Aynı gece günlüğüne şöyle yazdı: "Artık o kadınla aynı yatakta yatabilirim ve hiç korku duymam." Sınırı aşmıştı. O fahişe, sınırı aşmasına yardımcı olmuştu. Bu bir mucizedir. Ramakrishna yardımcı olamamıştı, ama bir fahişe oldu. Hiç kimse yardımın nereden geleceğini bilemez. Hiç kimse neyin kötü, neyin iyi olduğunu bilemez. Buna kim karar verir? Zihin güçsüz ve çaresizdir. Bu yüzden hiçbir tutum geliştirme: İlgisiz olmanın anlamı budur.

Patanjali başka alternatifler de verir. Bunu yapabilirsen mutlu insanlarla mutlu, dost olmak; sefillere merhamet duymak, erdemlilerden haz almak, kötülere ilgisiz kalmak bunları yapabilirsen, zihnin dönüşümünden üstün zihne doğru kayarsın. Yapamazsan çünkü zordur, kolay değildir başka yollar vardır. Moralin bozulmasın.

Zihin, nefesini bir bırakıp, bir tutarak da sakinleşir.

İlk adım, zihinden girmektir. İkincisi fizyolojiden girmektir. Nefes alıp vermek ve düşünmek birbirlerine derinden bağlıdırlar, sanki bir şeyin iki kutbu gibi. Biraz zihinselsen, zihin ne zaman değişirse, nefes alış verişlerinin de değiştiğinin farkına varırsın. Örneğin kızgınsan: Nefes alış verişin hemen değişir, ritmi kaybolur. Nefes alış verişinin farklı bir niteliği vardır. Ritmik değildir.

Tutku, şehvet, cinsellik hissediyorsan, nefes alış verişin değişir; hararetli olur, çılgın olur. Sessizsen, hiçbir şey yapmıyorsan, sadece gevşemiş hissediyorsan, nefes alış verişinin farklı bir ritmi vardır. Derinden gözlem yaparsan, hangi nefes alış veriş türünün ve ritminin ne tip bir zihin yarattığını bulabilirsin. Dostça duygular hissediyorsan, nefes alış verişin farklıdır. Düşmanlık, kızgınlık hissediyorsan, nefes alışverişin yine farklıdır. Öyleyse zihnini değiştirdiğinde, nefes alış verişin de değişecek ya da tam tersim de yapabilirsin:

Nefes alış verişini değiştirirsin ki, onunla birlikte zihnin de değişir. Nefesinin ritmini değiştirdiğin anda, zihnin de değişecektir.

Mutlu, sessiz, neşeli hissettiğinde nefes alış verişinin ritmini hatırla. Bir dahaki sefere kızgınlık baş gösterdiğinde, nefesinin değişmesine izin verme; sanki mutluymuş gibi nefes alıp vermeye devam et. Kızgınlığın su yüzüne çıkamayacaktır, çünkü durumu yaratan nefesindir. Nefesin, bedeninde kanına kimyasalları salgılayan iç guddeleri kontrol eder.

Kızdığın zaman kızarmanın nedeni budur: Kana bazı kimyasallar karışmıştır ve seni de hararet basar. Isın yükselir. Bedenin kavga etmeye veya kaçmaya hazırdır. Beden zor durumdadır. Bu değişim, nefesin hızlı alınıp verilmesinden kaynaklanır.

Nefes alış verişini değiştirme. Sadece sessizken alıp verdiğin ritimde nefes almaya devam et. Nefes alış verişin sadece sessiz bir kalıbı takip etsin; o zaman kızgınlık duyman imkansız hale gelir. Çok tutkulu, şehvetli hissediyorsan, cinselliğin üste çıkıyorsa: Nefes alıp verirken sakin olmaya çalış; cinsellik duygusunun yok olduğunu hissedeceksin. Zihninin sakin olmadığını, gergin, endişeli olduğunu, gevezelik ettiğini, korku içinde olduğunu, sürekli hayal kurduğunu hissettiğin her an tek bir şey yap: Önce derin bir nefes ver. Daima nefesini vererek başla. Derin bir nefes ver: Havayı, dışarı verebildiğin kadar ver. Havayı dışarı vererek, ruh halin de dışarı çıkacaktır, çünkü nefes alıp vermek her şeydir. Sonra nefesi mümkün olduğunca dışarıda bırak. Göbeğim içeriye çek ve birkaç saniye öyle kal; nefes alma. Bırak hava dışarıda kalsın ve birkaç saniye boyunca nefes alma. Sonra bedeninin nefes almasına izin ver. Derin bir nefes al mümkün olduğunca derin. Sonra yine birkaç saniye bekle. Nefesini verdikten sonra beklediğin süre kadar olsun. Nefesini verdikten sonra üç saniye beklediysen, nefes aldıktan sonra da üç saniye bekle. Nefes ver ve üç saniye bekle. Nefes al ve üç saniye bekle. Ama havayı tamamen dışarı bırakmak zorundasın. Sonuna kadar nefes ver ve nefes al ve bir ritim tuttur. Nefes aldıktan sonra bekle, nefes verdikten sonra bekle. Nefes aldıktan sonra bekle, nefes verdikten sonra bekle. Anında varlığının tamamında bir değişimin meydana geldiğini hissedeceksin. Ruh halin yok olup gidecektir. İçinde yeni bir iklim yeşeriyordur.

Ne olur? Bu neden böyledir? Bunun birçok nedeni vardır: Birincisi, bu ritmi yaratmaya başladığında zihnin tamamen başka bir yöne çevrilmektedir. Kızgın olamazsın, çünkü yeni bir şey başlamıştır ve zihnin iki şeyi aynı anda yapamaz. Zihnin şimdi nefes alıp vermek, nefesini tutmak, ritmi yaratmakla meşguldür. Zihnin seni tamamen olayın içine çekmiştir, kızgınlıkla işbirliğin kırılmıştır.

Nefesini alıp vermek, bedeninin tamamını değiştirir. Nefesini verip üç veya beş saniyene kadar istiyorsan, ne kadar tutabiliyorsanbeklediğinde, içeride ne oluyor? Bedenin tamamı, kanında zehirli olan her şeyi dışarı atar. Hava dışarı çıkar ve bedende bir gedik açılır. Bu gedikten zehrin tamamı akıtılır. Genelde bir araya gelmeleri için onlara bir şans vermezsin. Herhangi bir aralık veya ara olmadan nefes alıp vermeye devam edersin. Ara verdiğinde bir aralık, bir boşluk yaratılır. Her şey bu boşluğa akar ve onu doldurur. Daha sonra derin bir nefes alırsın ve tekrar beklersin. Tüm o zehirli gazlar nefesine karışır; sonra tekrar nefes verirsin ve onları dışarı atarsın. Yine bir ara. Bırak zehir toplansın. İşte onları dışarı atmanın yolu budur.

Yoga, nefes almanın düşünmekten daha derin olduğu temel gerçeğini keşfetmiştir. Nefes alış verişini değiştirirsen, düşünceni de değiştirirsin. Ve anahtarı bir kez öğrendin mi, anahtarın nefes alış verişinde yattığını öğrendin mi, istediğin her iklimi yaratabilirsin: Bu tamamen sana kalmış. Nefes alıp verdiğin şekle bağlıdır.

Nefes alıp verme kalıplarını oluşturdun mu, zihnin iklimini nasıl değiştireceğini, ruh hallerini nasıl değiştireceğini gösteren gizli anahtarları bulmuş olursun. Her iki kutuptan başlayarak çalışırsan, bu daha da iyi olur. Mutlulara karşı dostça, kötülere karşı ilgisiz davranmaya çalış ve nefes alış verişlerinin kalıbını değiştirmeye ve dönüştürmeye devam et. Olağanüstü duyu sezgisine bu şekilde ulaşırsın.

Soru:

Negatif düşüncelerin, maddesel olaylara dönüşebilecekleri için tehlikeli olduğunu söyledin. Pozitif düşünceler de gerçek olaylara dönüşebilir mi? Örneğin, biri Aydınlanma istiyorsa, sonuç olarak böyle bir şey olabilir mi?

Aydınlanma, çift yönlülükten uzak olduğu için pozitif düşünceden çok fazla şey beklemiş olursun: O ne negatif, ne de pozitiftir. Her iki kutup da bırakıldığında meydana gelir. Pozitif düşünceyle birçok şey olabilir aydınlanma değil.

Mutlu olabilirsin, ama büyük mutluluğu hissedemeyebilirsin. Mutluluk gelip gider; içinde daima tersini de barındırır. Mutlu olduğun zamanlarda, mutluluğun yanında mutsuzluk da zamanının gelmesini bekler. Sırada bekler. Seviyorsan, bu pozitiftir; nefret kendi zamanının gelmesini bekler.

Pozitiflik, çift yönlülüğün ötesine geçemez. Gidebildiği yere kadar iyidir, ama sondan aydınlanmayı beklemek fazladır. Bunu asla bekleme. Pozitife ulaşmak için negatifi bırakmak gerekir. Ötesine geçmek için pozitifin de bırakılması gerekir. Önce negatifi bırak, sonra da pozitifi bırak; arkada hiçbir şey kalmaz. Bu hiçbir şeylik aydınlanmadır; o zaman zihin diye bir şey yoktur.

Zihin ya negatiftir ya da pozitif; mutlu, mutsuz, sevgi dolu, nefret dolu; kızgın, merhametli, gün ve gece, doğum ve ölüm tüm bunlar zihne aittir. Ama sen zihne ait değilsin. Sen onun ötesindesin zihninin içine kapatılmış, ama onun ötesinde.

Aydınlanma, zihnin aydınlanması değildir. Senin aydınlanmandır. "Ben zihin değilim." gerçeğinin farkına varmaktır aydınlanmak. Negatif kalırsan, zihnin vadi kısmında kalırsın. Pozitifsen, zihnin doruk kısmına ulaşırsın. Ama hiçbiri varlığının zihinsel düzlüğünü aşmaz: Her ikisini de bırak.

Pozitif olanı bırakmak zordur. Negatif olanı bırakmak daha kolaydır, çünkü negatiflik sana mutsuzluk verir. Bir cehennemdir; onu bırakabilirsin. Ama şanssızlığa bak ki, onu bile daha bırakamadın. Hala negatif olana sıkıca tutunuyorsun. Ona sanki bir hazineymiş gibi sıkıca tutunuyorsun. Sadece eski bir alışkanlık haline geldiği ve tutunacak bir şeye ihtiyacın olduğu için mutsuzluğuna tutunuyorsun, başka bir şey bulamayınca, cehennemine tutunuyorsun. Ama unutma ki, ne kadar zor görünürse görünsün, negatif olanı bırakmak daha kolaydır. Pozitif olanla karşılaştırıldığında, çok kolaydır, çünkü sefalettir.

Pozitifi bırakmak, mutluluğu bırakmak demektir. Pozitifi bırakmak, çiçek gibi görünen, güzel olan her şeyi bırakmaktır. Negatif olan iğrençtir; pozitif olan güzel. Negatif olan ölümdür; pozitif olan hayat. Ama negatifi bırakabiliyorsan... Durma, birinci adımı at. Önce sefaleti hisset; negatifin sana ne kadar çok sefalet getirdiğini. Bundan sefaletin nasıl doğduğunu izle: Sadece izle ve hisset. Negatif olanın sadece sefalet yarattığını hissettiğin an, onu bıraktığın an olacaktır.

Ama zihin hilelerle doludur. Kendini ne zaman mutsuz hissedersen, zihin bundan başkalarını sorumlu tutar. Tetikte ol, çünkü bu hilenin kurbanı olursan, negatif olanı asla bırakamazsın. Negatif olanlar içinde işte böyle saklanır. Kızgınsın. Zihnin, bililerinin seni taciz ettiğini ve bu nedenle kızgın olduğunu söyler. Bu doğru değildir. Birileri seni taciz etmiş olabilir, ama bu sadece bir bahanedir. Sen zaten kızmak için bekliyordun. Öfke zaten senin içinde toplanıyordu, aksi takdirde biri seni taciz ettiğinde öfke olmazdı.

Taciz, görünebilir neden olabilir, ama gerçek neden değildir. İçin için kaynıyorsun. Aslında seni taciz eden kişi, sana yardımcı oluyor. İçindeki kargaşayı dışa vurmana ve onu bitirmene yardımcı oluyor. Öyle kötü bir durumdasın ki, taciz bile sana yardımcı oluyor. Düşman sana yardımcı oluyor, çünkü bütün negatifliğini dışarı atmana yardım ediyor. Üzerindeki yük en azından şimdilik kalkıyor.

Bilincini başkalarına yöneltmeni sağlamak için zihnin hep böyle hileleri vardır. Aniden bir şey yanlış gider ve sen bunu kim yaptı diye etrafına bakınmaya başlarsın. Bu bakınmada bir eksiklik vardır ve gerçek suçlu bunun arkasına saklanır.

Bir şey yanlış gittiğinde, anında gözlerini kapatmayı ve gerçek suçluyu aramayı bir kural haline getir. Ve onu görmeye başlarsın, çünkü bu bir gerçektir. Gerçekliktir. Öfkeyi içinde biriktirdiğin doğrudur; kızmanın nedeni budur. Nefreti biriktirdiğin doğrudur; bu nedenle nefret duyarsın. Diğeri gerçek neden değildir. Sanskrit dilinde bunun için iki terim kullanılır. Bunlardan biri karan'dır gerçek neden ve diğeri nimitta'dır gerçek olmayan neden. Ve nimitta, gerçek olmayan neden olarak görünen, ama bir neden olmayan neden, seni aptal yerine koyar. Seni çok uzun zamandan beri aptal yerine koymuştur.

Kötü bir şey olacağını hissettiğin anda gözlerini kapat ve içe dön, çünkü gerçek suçluyu suçüstü yakalamanın en doğru zamanıdır. Aksi takdirde onu yakalayamazsın. Gözlerini öfken geçtikten sonra kapatırsın. Hiçbir şey bulamazsın. Kızgınlık anında asıl noktayı kaçırma. Bunu bir meditasyon haline getir.

Sorunu yaratanın kendi negatifliğin olduğunu bir kez anladın mı, kendiliğinden geçer. Ve negatif zihin gittiğinde güzellikler ortaya çıkar. Bırakmaya çalışırsan, sana sıkıca yapışacaktır çünkü onu bırakma çaban bile anlayışının henüz olgun olmadığını gösterir. Bütün terk edişler olgunlaşmamıştır; onun için henüz yeterince olgun değilsindir. Bu yüzden onu bırakmak için çabaya gerek duyulur. Diyelim ki, çöp taşıyorum; onu atmak için, bunun çöp olduğunu anlamam dışında, atmak için çaba göstermem gerekiyor mu? Atmak için herhangi bir çaba göstermem gerekiyorsa, bu idrakimi çabayla tamamlıyorum demektir. Sadece anlamak yetmez çaba bunun için gereklidir.

Bunun öğrenenlerin hepsi, idrak olmadığı için çabanın gerekli olduğunu söylemektedirler. Bu zihinsel bir şey olabilir, ama sen durumu henüz hissetmedin, aksi takdirde negatifliği kolayca bırakırdın. Yoldan bir yılan geçer ve sen sadece zıplarsın. Bu zıplamada bir çaba yoktur. Zıplamaya karar vermezsin; kendi içinde "Orada bir yılan var ve ne zaman bir yılan varsa tehlike de vardır; öyleyse zıplamam gerekiyor." diye mantıklı bir sonuç çıkartmazsın. Adım adım mantıklı sonuç çıkartmaya gitmezsin. Aristo bile zıplayacaktır. Daha sonra mantıklı sonucunu çıkartabilir, ama yılanı ilk gördüğünde, yılan senin mantığınla ilgilenmeyecektir ve durumun tamamı o kadar tehlikelidir ki... Durumun tehlikeli olduğunun anlaşılması bile yeter.

Negatifi bırakmak için çaba gerekmez sadece idrak. İşte gerçek sorun o zaman doğar: Pozitif olan nasıl bırakılır çünkü çok güzeldir. Ve ötesindekileri bilmeyen sen için, mutlulukta son noktadır büyük bir mutluluktur. Aşık bir çifte bak; gözlerine bak, el ele nasıl yürüdüklerine: Onlar mutludur. Bu pozitif zihni atmalarını söylediğinde ise "Deli misin?" diye düşüneceklerdir. Onlar bunu beklemişlerdir ve nihayet olmuştur. Ve şimdi de bir Buda gelip, "Bırakın." der.

Biri başarılıyken, merdivenin hep daha üst basamaklarına tırmanırken, ona bırakmasını söyle. Onun gözlerinde en büyük hedefi amacı budur. Ve bırakmayı düşünse bile mutsuz olacağını bilir.

Pozitif olanı bırakıp, nereye gideceksin? Sadece iki olasılık tanıyorsun: Pozitif veya negatif. Pozitifi bırakırsan, negatife gidersin. O yüzden negatif olanın önceden bırakılması gerekir ki, negatife gitme olasılığın olmasın. Aksi takdirde, pozitifi bıraktığın anda negatif olan belirir. Mutlu değilsin, ne olacaksın? Mutsuz! Sessiz değilsen, ne olacaksın? Geveze! Öyleyse alternatiflerden birinin kapanmasını sağlamak için önce negatifi bırak. O zaman o yöne kayamazsın. Aksi takdirde enerji rutin bir şekilde pozitiften negatife, negatiften pozitife doğru akar. Negatif var olduğu sürece, pozitifi bıraktığın anda negatife düşme olasılığın vardır.

Ayrıca üçüncü bir olasılığın var olduğunu bilmiyorsun. Bu üçüncü olasılık ancak önce negatifi bırakıp, sonra pozitifi de bıraktıktan sonra açılır. Bir an için bir duraksama olacaktır. Enerji, nereye gideceğini bilemediği için hiçbir yere hareket edemez. Negatif kapı kapalıdır; pozitif kapı da kapanmıştır. Bir an için tam ortada olacaksın... Ve o an sonsuzluk gibi görünecektir... Çok, çok uzun görünecektir sonsuz.

Bir an için tam ortada olacaksın, ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeden. O an delilik gibi görünecektir. Ne negatif, ne de pozitifsin. O zaman sen kimsin? Kimliğin ne? Kimliğin, adın ve şeklin pozitif ve negatifle birlikte gider. Aniden tanıdığın hiç kimse olmayıverirsin sadece bir enerji fenomeni. Ve nasıl hissettiğini de söyleyemezsin. Hiçbir duygu yoktur. Buna dayanabilirsen, bu anı taşıyabilirsen, senin için en büyük fedakarlık, en büyük tapascharya olacaktır ve Yoga'nın tamamı seni bu an için hazırlar. Aksi takdirde, eğilimin bir yöne gitmek olacaktır, ama bu vakumun içinde kalma. Pozitif ol, negatif ol, ama bu vakumun içinde kalma. Hiçbir şeysin, sanki yok oluyormuş gibi. Dipsiz bir çukur açılmış ve sen içine düşüyorsundur.

Böyle bir anda, "Bekle! Korkma, ben buradayım." diyebilecek bir ustaya ihtiyaç vardır. Bu sadece bir yalandır, ama buna ihtiyacın vardır. Aslında orada kimse yoktur. Orada bir usta olamaz, çünkü zihnin bittiğinde usta da biter. Artık tamamen tek başınasın, ama yalnız olmak öylesine dehşetli, öylesine korkutucu, öylesine ölüme benzer ki, seni cesaretlendirecek birilerine ihtiyaç duyarsın. Çünkü sadece bir an sürer ve yalan yardımcı olur.

Ve sana diyorum ki, bütün Budalar sana gösterdikleri merhametten dolayı yalancı olmuştur. Usta der ki: "Ben buradayım. Korkma, ilerle." Sen de güven kazanırsın ve sıçramayı yaparsın. Sadece bir an ve her şey asılı kalır. Bütün varoluşun orada asılı kalır; geçiş noktası, kaynama noktası. Bu adımı attığında, zihin seni ebediyen kaybeder. Tekrar ne pozitif, ne negatif olmayacaktır.

Korkabilirsin. Tekrar geriye dönebilir ve sıcak, rahat ve aşina olan negatife veya pozitife dalabilirsin. Bilinmeyene girmek üzereydin: Sorun da bu. Birinci sorun, negatifi nasıl bırakacağındı bunun için olgun bir anlayış gerektirirken kolayı buydu ve sen onu bile yapmadın.

Sonraki sorun, çok güzel olan ve sana mutluluk veren pozitifi nasıl bırakacağındı. Ama negatifi bırakırsan, o olgunluğa erişirsen, ikinci bir anlayışa, ikinci bir dönüşüme uğrarsın ve bu sayede, pozitifi bırakmazsan, negatifin yine geri geleceğini görebilirsin.

Sonra, pozitif olan tüm pozitifliğini kaybeder. Sadece negatif olanla karşılaştırıldığında pozitif görünmüştür. Negatifi bir kez attığında, pozitif olan bile negatif hale gelir, çünkü tüm bu mutluluğun sadece anlık olduğunu görebilirsin. Ya o an kaybolduktan sonra nerede olacaksın? Negatif yine gelecektir.

Negatif gelmeden önce bırak onu. Cehennem daima cennet üzerinden gelir. Cennet sadece kapısıdır; gerçek yer cehennemdir. Cehenneme cennetten geçerek ve cennet vaadiyle gidersin. Cehennem gerçek yerdir; cennet sadece kapısıdır. Er veya geç bu kapıda sonsuza kadar nasıl kalabilirsin? Girmek zorundasın. Pozitiften sonra nereye gideceksin?

Negatifi bir kez bıraktın mı, pozitifin de onun sadece diğer yönü olduğunu göreceksin tam tersi, tam karşıtı değil, ama bir komplo içinde. Her ikisi de komplonun içindedir; birliktedirler. Pozitifin de negatif olduğu anlayışı bir kez doğdu mu, onu bırakabilirsin.

Aslında bırakabilirsin demek doğru değil. O kendi gider. O da negatif olmuştur. O zaman bu hayatta mutluluk diye bir şeyin olmadığını anlarsın. Mutluluk sadece mutsuzluğun gelebilmek için kullandığı bir hiledir. Tıpkı tavuk ve yumurta ilişkisi gibidir. Bir tavuk nedir? Yumurtanın gelebilmek için kullandığı yoldur. Yumurta nedir? Tavuğun geri gelmek için kullandığı bir yoldur.

Pozitif ve negatif gerçek muhalifler değildir. Tavuk ve yumurta, anne ve çocuk gibidirler. Birbirlerine yardım ederler ve birbirlerinden gelirler. Ama bu anlayış ancak negatif bırakıldıktan sonra mümkündür. O zaman pozitifi de bırakabilirsin. Ve o zaman varoluşun en büyük anı olan geçiş anında durabilirsin. Başka hiçbir anı o kadar uzun hissetmeyeceksin. Vakumdan dolayı sanki yıllar geçiyormuş gibidir. Bütün davranışlarını kaybediyorsun; bütün geçmiş kayıptır, aniden boşalmıştır; nerede olduğunu, kim olduğunu, ne olduğunu bilmezsin.

Bu, delilik anıdır. Bu andan geri dönmeye çalışırsan, daima deli kalacaksın. Birçok insan, meditasyondan dolayı çıldırıyor. Bu andan geri düşerler ve artık düşecek bir yer yoktur, çünkü pozitif/negatif atılmıştır. Artık yokturlar; ev artık yoktur. Evi bir kez terk ettin mi, yok olur. O sana bağlıdır; ayrı bir kurum değildir.

Zihin, ayrı bir kurum değildir. Sana bağıldır. Onu bir kez terk ettin mi, artık yoktur. Geri gelemezsin, tekrar üzerine düşemezsin. Delilik budur. Sınıra ulaşamamışsındır ve geri gelip, zihni ararsın ama o artık yoktur; ev yok olmuştur.

Bu aşamada olmak çok acı vericidir. İlk kez gerçek ıstırap duyarsın. Ve işte usta geri gelmene izin vermeyen, seni ileri gitmeye zorlayan ustaya ihtiyaç duyarsın, çünkü geri dönersen, seni tekrar bu noktaya getirmek çok büyük çaba gerektirecektir. Belki onu uzun bir zaman özleyeceksin, çünkü artık bunu anlayacak bir zihin bile yoktur.

Yanında bir usta olmadan meditasyona girildiği takdirde, sonuç bu olabilir. Yanında bir usta olursa, usta bariyerin olacaktır. Sadece arkanda duracak ve geri gitmene izin vermeyecektir. Bir kaya olacaktır. Ve geri gitmek için bir yol bulamadığında, o sıçramayı gerçekleştirmek zorunda kalacaksın. Bunu senin yerine hiç kimse yapamaz. O an yanında kimse olamaz. Ama bir kez bu sıçramayı yaptın mı, tüm çift yönlülükleri aşmış olacaksın. Negatif, pozitif, her ikisi de gitmiş olacak işte aydınlanma budur.

Negatifi atabilmen için pozitiften bahsediyorum. Negatifi bir kez bıraktın mı, sıkışıp kaldın demektir. O zaman pozitifi atmak zorundasın. Her adım, yeni bir adım getirir ki, birinci adımı atarsan, ikinci adımı da atmak zorunda kalırsın. Bu bir zincirdir. Aslında sadece birinci adımın atılması gerekir. Ardından hepsi birbirini takip eder. Anlayabiliyorsan, ilk adımın son adımındır. Başlangıç sondur; Alfa Omega'dır.


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Egzersiz