Hareketli Meditasyon Olarak Tai-Chi Chuan

Harun M. Soydan


Anı yaşamak, akıcılık, akim hiçbir şeye takılıp kalmaması, farkındalık gibi ilkeleri ile aynı zamanda bir hareketli meditasyondur Tai-Chi Chuan... Tai-Chi Chuan'de içe yönelik bir bedensel duyarlılıkla çevreye dönük bir uyanıklık bir arada götürülür... Nefes ile uyum içinde olunması ve bilincin bir bıçak gibi keskin bir uyanıklık içinde bulunması "Zazen" denilen Zen Meditasyonu'nun da Dao Öğretisi Meditasyonu'nun da unsurlarıdır...

Meditasyon kelimesi kadar değişik anlamlarda kullanılan ve anlaşılan bir kelime daha yoktur. Meditasyon kelimesi birçok durumu tanımlamada kullanılabilir. Dini bir metin hakkında derin düşüncelere dalmak veya söze başlamadan önce huşu ile hareket etmek, sürekli aynı kelimeleri zikretmek, aynı ritmik hareketleri yapmak ya da Zen Budizm'deki Zazen'de olduğu gibi trans halinde hareketsiz oturmak... Doğu Mistisizmi için "tefekkür" veya "murakabe" (derin düşünceye dalma hali); Batı Mistisizmi için "içebakış"(inner vision) kelimeleri kullanılsa da meditasyon kelimesini kullanmak artık moda haline gelmiştir. Bugün birçok dia gösterisi veya gazete makalesi hatta bir müzik parçasının bile meditasyon olduğu öne sürülmekte ama çoğu kez bu kelimeyi kullananlar, ne demek istediklerini açıklamak için bir çaba göstermemektedirler. Meditasyon kelimesinin anlamları son derece zengindir...

Aslında Latince kökenli olan bu kelime, Latince'de de değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Kökenindeki "meditari" fiili "düşüncelere dalmak" ayrıca "kendini adayarak alıştırma yapmak" demektir. Hint-Avrupa dillerinde "med" kökü aslında "dolaşmak", "tartmak", "ölçmek" anlamına gelir. Kelimenin "medicus"(hekim) veya "akıllı tavsiyelerde bulunan" anlamları ile de bağı vardır...

Aslında meditasyon kelimesi hepsinin bir bileşkesidir. Anlamı "bulana kadar düşünmektir". Bu, aynı zamanda kişiliğin olgunlaşma sürecini de kapsar. Üzerinde dolaştığımız hayat yolu acı ve tatlı yaşantıları ile bizi deneyimli bir kişi haline getirir. Böylece "medicus" kavramına yaklaşırız ama nihai olarak bakıldığında meditasyonda söz konusu olan; hastalığı teşhis etmek, adını koymak değil tedavi etmek, sağlığa kavuşturmaktır. Meditasyon insanı daima bir bütüne götürür. Reçetesi ise düzenli yapılan alıştırmadır...

Meditasyonun iki türünden bahsedebiliriz. İlki tasavvufta "murakabe" denilen tek bir düşünceye kendini vererek başka hiçbir şey düşünmeme halidir ki tasavvufta bu hal Allah'tan başka hiçbir şeyi düşünmeme şeklinde kendini gösterir... Batı'daki geleneklerde de tek bir konu ya da düşünce akılda tutulur ve meditasyon bunun üzerinden yapılır. Bu, çözülmesi gereken bir sorun olabildiği gibi bir obje de olabilir. Bakışları tek bir noktaya odaklamak zihni sakinleştirir ve ilham için ortam hazırlar... Önemli olan husus tam bir izolasyon içerisinde, zihninizin bütün kapasitesini kullanarak konu üzerinde analitik, sentetik her türlü iniş çıkışı yapmak, her türlü ilhamı alıp vermektir...

Uzakdoğu geleneklerinde ise zihin tamamen boşaltılır. Hiçbir şey düşünülmez! Meditasyon, Uzakdoğu'da bir ibadet şekli halindeyken, Yakın Doğu'da İslam geleneğinde psişik veya mental bir çalışma, içsel bir araştırma yolu olarak kullanılmıştır. Meditasyonda belli bir düşünce üzerinde kalınabileceği gibi zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması da söz konusu olabilir. Amaç iç özgürlüğünüzü sağlamak, öz-beninizle bir olmaktır... Tai-Chi Chuan'de ilerledikçe hareketleri düşünmeden yaptığınızı, formların kendiliğinden geldiğini göreceksiniz... Düşünmeden sadece yapacaksınız...

Meditasyon ile kendinizi keşfeder, aydınlanır, çokluk ayrımını ve karşıtlığı aşar, birlik bilincini ve kendinizle bir bütün olmayı deneyimleyebilirsiniz! Bunun içinde mutlaka izole olup köşelere çekilerek hayattan kopuk bir şekilde pratik yapmaya gerek yoktur kanımca... Meditasyon yaşamın içinde vardır ve zihninizi boşaltan her aktivite aynı zamanda bir meditasyondur bana göre... Yemek yapmak gibi, araba kullanmak gibi ya da toprakla uğraşmak gibi düşünmeden, sadece kendinizi vererek yaptığınız ve "An"da olduğunuz her alıştırma...

Ben, Tai-Chi Chuan dışında yürümeye bayılırım mesela! Buda olarak bildiğimiz Sidarta Gautama (M.Ö. 563483) da aydınlandıktan sonra oturduğu ağacın çevresinde bir hafta boyunca yürümüş söylenceye göre...

Meditasyonda amaç kendini tanımak ve aydınlanmaktır demiştim... Savaş sanatları da; insanı kendini tanıma ve kendini bilme sürecine sokarak aydınlanmaya götüren bir yoldur! Tabii binbir tane de yol var yukarıda belirttiğim gibi... Şimdi bu aydınlanma yolunda önemli bir aşama olarak gördüğüm "Ölmeyi Bilmek" meselesine bir göz atalım:

Ölmeyi Bilmek

Kitabın başlangıcında savaş sanatlarını "Ölmeyi Bilmek" ya da daha da geniş bir anlatımla "Bırakmayı Bilmek" olarak tanımlamıştım. Dao Öğretisi'nde de bedenli olarak ölümsüzlüğü yakalama çabasının, bir çıkış noktası olduğunu belirtmiştim. (Bkz: "Sağlık Sistemi Olarak Tai-Chi Chuan") Bana göre savaş sanatlarında ya da yaşamda Üstatlığın ABC'si "Ölmeyi Bilmek" ile başlar! Çoğu insan ölümden korkar ya da hiç aklına bile getirmez... Peki, neden korkarız ölümden?...

Ölüm korkusunu şuuraltından duyarak, içgüdüsel olarak yaşam savaşı veririz. Tıpkı ormanda yangından kaçan bir hayvan gibi hayatta kalma içgüdüsü ile davranırız.

Ölüm korkusu; kazançlarımızdan, sahip olduklarımızdan ve sevdiklerimizden ayrılma korkusudur.

Ölüm yolculuk mudur, yoksa gerçek varlığın başlangıcı mıdır? Bilemediğimiz için korkarız.

Ölümü, hizmet ve vazifemizin aksaması olarak yorumlarız. Beden, geçireceğimiz tecrübe ve imtihanlar için bir vasıtadır. Bu noktada; bizim için bayatta kalma kaygısı olmasa bile görevlerimiz ile ilgili kaygılarımız vardır...

Yine Sadıklar Planı Ruhsal Tebliğleri'nde geçen aşağıdaki ifade de ölüm korkusunun olması gereken bir aşama olduğunu belirtiyor:

"Ölümden korkmayınız diyemeyiz. Ölümden korkacaksınız. Zaruretleri vardır. Hatta o bir tekamül vetiresidir. Fakat ölüm korkusuna karşı metin ve atiniz için kuvvetli ve imanlı olun deriz. Bunu da ancak şahsi cehdiniz, araştırmanız, tecrübeniz, görgünüz vasıtası ile temin edebileceksiniz. "

Bu görgünün ve tecrübenin Uzakdoğu savaş sanatlarında yoğun bir biçimde yaşandığını görüyoruz. Örneğin Samuray Sınıfı’nın Şeref Yasası olarak bilinen "Buşido" nedir diye sorulduğunda cevap: "Ölümle hayat arasında bir tercih söz konusu olduğunda ölümü seçebilmek demektir" olur. Gündelik hayatın her aşamasında ölümle beraber yaşayabilen, onu gündelik hayatın bir parçası yapan savaşçı sınıfıdır samuraylar... Savaş sanatlarında Üstatlığa giden yolun ölmeyi bilmekten geçtiğini aşağıdaki hikaye de bize ne güzel anlatıyor

Yagyu Tajimanokami kılıçla dövüşmede büyük bir Üstattı ve o zaman ki Şogun Tokugava'ya bu sanatta doğru yolu gösteriyordu. Şogun'un yaverlerinden biri, bir gün Tajima'ya gelerek ondan kılıç dersi vermesini rica etti. Üstat dedi ki: "Görebildiğim kadarı ile siz bir kılıç ustasısınız. Öğretmen ve öğrenci ilişkisi kurmadan önce bana hangi ekole mensup olduğunuzu lütfen bildiriniz." Yaver dedi ki: "Utanarak itiraf edeyim ki ben bu sanatı öğrenmedim." Bunun üzerine Tajima: "Benimle alay mı etmek istiyorsunuz? Ben, saygıdeğer Şogun'un öğretmeniyim ve gözlerimin beni aldatmayacağını biliyorum. " Yaver yanıtladı: "Sizi kırdıysam özür dilerim ama kılıç üzerine bir bilgim gerçekten yok!" Bu kesin yadsıma kılıç üstadı Tajima'yı düşündürdü ve sonunda dedi ki: "Madem ki böyle söylüyorsunuz, öyleyse dedikleriniz doğrudur. Ama muhakkak bir uzmanlıkta, onun ne olduğunu tam açıklığı ile göremiyorsam da ustasınız. " Yaver cevapladı: "Evet! Mademki bunda ısrar ediyorsunuz, size şunu söylemem gerekir. Bir şey var ki onda tam anlamı ile usta olduğumu söyleyebilirim. Ben henüz çocukken, samuray olarak her hal ve koşul altında ölümden korkmamak düşüncesine kapıldım. İşte o zamandan beri, aradan geçen birkaç yıl içinde, durmadan ölüm sorunu ile kafamı yordum ve sonunda bu soru beni rahatsız etmez hale geldi. Belki demek istediğiniz budur... " "İşte buydu!" diye bağırdı Tajimanokami. " Demek istediğim aynen buydu. Yargımın beni aldatmamış olmasına sevindim. Çünkü kılıç sanatının son gizi ölüm düşüncesinden kurtulmuş olmaktır. Öğrencilerimden birkaç yüz kişiyi bu hedefi gözeterek doğruya sevk ettim. Ama onlardan hiç biri kılıç sanatının bu en yüksek mertebesine erişemedi. Sizin teknik egzersizlere artık gereksiniminiz yoktur. Şimdiden usta sayılırsınız...
Ölmeyi bilmek, bilgi ve idrak ile olur. Bilgi ve idrak ise insanı Hakikat'e götürür. Ne güzel söylemiş Şems:

"Ölüm erkekse benim yanıma gelsin

Ben onu sıkı sıkı güzelce kucaklayayım

Ben ondan rengi ve kokusu olmayan bir can alayım

O da benden renkten renge girmiş bir hırka alsın.

Bu konularla ilgilenmeden önce de ölüm düşüncesi beni rahatsız etmezdi... Ölüm üzerine çok düşündüm ve çok okuyup sohbet ettim. Eski bir arkadaşa göre de ruhsal konulara ilgim, askerliği zor yerlerde yapmamdan ve orada ölümle yüz yüze gelmemden kaynaklanıyordu... Halbuki ben ruhsal konularla hem çok daha önce tanışmıştım hem de askerliği zor yerlerde yapmama rağmen hiç ölümle burun buruna gelmemiştim... Dao Öğretisi'nde daha önce de belirttiğim gibi ölümsüz bir beden ideali olmasına rağmen bu noktada da tam bir Daocu(!) sayılmam! Benim için ne kadar yaşadığımdan çok, yaşamın niteliğidir önemli olan!... Şemsi Tebrizi/[3]) bir kişiden incindiği zaman ona "Allah sana uzun bir ömür ve bol mal mülk versin" dermiş... Geldiğim noktada bana en uygun gelen yaklaşım Budist Öğreti'de geçen şu sözlerde saklı olsa gerek: "Ölümün arkasına düşmediğim gibi hayatın peşinde de değilim. Şuurlu ve uyanık bir ruhla vaktin gelmesini beklerim"Yukarıda size de sunduğum hikayeden de esinlenerek öğrencilerime bir "Bitirme Ödevi"(!) veriyordum. Ödev: "Nasıl ölmek istediğinizi yazın" idi. Bir zorunluluk yoktu ve isteyen yazıp getiriyordu... Zaten yazsa da yazmasa da öğrencilerimin isteyenleri ile "24 Form" a devam ediyordum. Zaten daha sonraları biraz fazla geldiğini düşünerek bu ödevi vermekten vazgeçtim... Şimdiye kadar çok az öğrencimin yazıp getirdiği bu bitirme ödevinden iki örneği aşağıda sizinle paylaşmak istiyorum:

Örnek I: Doğmak ve Ölmek

Doğmak yaşam aynasındaki yansımamızdır. Ölüm ise o aynada yansımamızı sağlayan aynanın arkasına kader kalemiyle boyanmış o siyah sır... Doğmak bir anlamıyla da ölmeye başlamaktır. Çünkü yaşam ölümle nihayet bulan bir yolculuğun adıdır tüm doğanlar için...

Her gün... Her saat ve her an biraz daha ölürüz. Zaman mumdan yaşamımızı eriten bir ateştir. Bu anlamıyla ben yanarak ölmek isterim. Ama öyle yanmalar vardır ki kendisiyle beraber birçok şeyi de yakar. Hani bir ağaçtan yapılan bir kibrit çöpünün bin ağacı yakması gibi... Ne vahşi bir yanış... Ne vahşi bir yakış... Ve öyle yanmalar vardır ki... Bedensel yanışlardan daha büyük acılar verir yanana. Ruhumuzun yanması gibi...

İnsanlık adına, evren adına, gelecek adına fikir yürütenler yakıcı bir arzu duyarlar bundan. Ben de kendi adıma bu yakıcı arzunun küçük de olsa bir kıvılcımını hissettim ruhumda. Çevremde yaşanan bunca kötü olay karşısında, dünyayı karanlığa götüren tüm anlamsızlıklar karşısında kendimi yakarak bir ışık verme isteği duydum hep. Ama insan acısına katlanacağı kadar yanabiliyor. Bense yüce erdemlere sahip olan

insanlar kadar yanmayı beceremedim hiçbir zaman... Ama denedim en azından... Katlanabileceğim kadar yaktım kendimi.

Evet... Yanarak ölmek isterdim. Ruhumu ve gerekirse bedenimi yakarak... Ama aydınlatarak...

Örnek II:

Sürekli iç içe olmamıza ve hiç beklenmeyen yerlerde ve zamanlarda karşımıza çıkmasına rağmen üzerinde, mümkünse, konuşmadığımız bir konudur ölüm. "Nasıl ölmek isterim" sorusunu bütün yaz boyunca kendime sordum. Önce neden "ölmek", "ölüm şekli fikrini aklıma koyayım ki?" dedim. Ancak düşündükçe ölümü tanımadan, ölümü yok sayarak yaşam kalitemizi artırma ve süresini uzatma çabalarının anlamı olmayacağı sonucuna varıyorum. Nietzche'nin dediği gibi "En güzel ölümün ben istediğim zaman ve ben istediğim için bana gelen ölüm" olduğuna, kendi sonumu kendimin belirlememin en iyisi olacağına karar verdim. Ancak o kadar cesur olabilir miyim? Ya da kaderi belirleyen ilahi bir gücün varlığı ve bu gibi. İçinden çıkamadığım çok konu var.

Zihin-Beden Uyumu Alıştırmaları

İnsan dediğimiz varlık; zihin, beden ve ruh bütünlüğüdür. Yukarıda; meditasyonun temel amaçlarından birinin de insanın kendi içindeki bütünlüğü sağlaması olduğunu söylemiştim... Şimdi bu amaca yararı olacağına inandığım bazı "zihin-beden uyumu Egzersizleri”ni size aşağıda sunuyorum... Şunu bilin ki zihin-beden uyumunu sağladıkça ruhsallığımızı fark edersiniz!

Tai-Chi Chuan formlarını uygularken bu egzersizlerin ne kadar önem taşıdığını da göreceksiniz. Bazen zihniniz emredecek fakat bedeniniz takılıp kalacak... Emirlerinize uyum sağlamakta güçlük çekecek... Aradaki irtibatı bu egzersizlerle kurdukça zihin-beden uyumunuz artacak. Vücudunuzu bir bütün olarak kullanmada ilerledikçe de farkındalığınız yükselecek!

 

 

 

 

 

 

 

 

Konfüçyüs ile Lav zı’ nın Karşılaşması

Konfüçyüs, Coğ Hanedanı İmparatorluk Kitaplığının Arşivcisi ve Muhafızı olan Lav zi’ yi görmeye ejder... Aralarında şöyle bir konuşma geçtiği rivayet edilir:

Lav zi: Ne okuyorsunuz?

Konfüçyüs: Değişimler Kitabını. (I Ching: Çin klasik metinlerinin en eskisi olan bilgelik kitabıdır.) Bana söylediklerine göre eski bilgeler bu kitabı incelelermiş...

Lav zi: Siz ne için okuyorsunuz?

Konfüçyüs: Değişimler Kitabı, insanlık ve adaleti ele alıyor...

Lav zi: İnsanlık ve adalet! Güvercin her gün tüylerini beyazlatsın diye mi yıkanır? Hayır! Yaradılıştan beyazdır çünkü... İnsanlar da böyledir. Eğer yaradılıştan iyi ve adalet sever iseler onlara adaleti öğretmenin lüzumu yoktur.

Konfüçyüs: Ben insanların iyi doğduklarına, eğitim ve öğretimin de onları iyi kılmakta devam ettirdiğine inanıyorum. Fakat yeni bir şey öğrenmeden önce eskiyi öğrenmenin gerekliliği' kanaatindeyim. Atalarımızın ortaya koymuş olduğu eserleri incelemenin de bu bakımdan faydalı olduğunu düşünüyorum...

Lav zi: Bu kibirli balını bırak ve dünyaya adaleti öğretmek gibi büyük iddialardan vazgeç! Hiçbir şey kazanamazsın bundan! İşte sana söyleyebileceklerimin hepsi bu.

Konfüçyüs öğrencilerinin arasına döndüğü zaman hepsi merakla Lavzı ile ne konuştuğunu ve O’ nu nasıl bulduğunu sormuşlar...

Konfüçyüs: Kuşların nasıl uçtuğunu, balığn nasıl yüzdüğünü, hayvanların nasıl koştuğunu bilirim... Eakat birde Ejderha var. Onun rüzgarın sırtında nasıl bulutlara bindiğini ve oradan gökyüzüne çıktığını bilemem. Bugün Lav zı’yı gördüm. O bir Ejderhaya benziyor! demiş...


 

[48]      (II), (XLVI), (XLVII), (XLVIII)'den derlenmiştir...

[49]      Zen'e Çince'de "Çan" dendiğini önceki bölümlerde belirtmiştim... Zen kelimesi Sans- kritçe'deki "Dhayana"dan gelir ve kelime anlamı "toplamak" tır. Dhayana, Batı dillerine meditasyon sözcüğü ile çevrilmiştir. Rahmetli İlhan Güngören Dhayana'yı, "Zihni arıtıp sakinleştirmek için uygulanan yöntem" olarak tanımlar. Zen Budizm'in meditasyon yöntemi olan Zazen, "toplanmış oturmak" aynı zamanda "birlikte oturmak" ya da "birlik olmak" anlamlarına gelir. Hatırlarsanız Tai-Chi Chuan'in "Ayakta Zazen" olarak ta tanımlandığını söylemiştim... (Bkz: Tai-Chi Chuan'in Anlamı, Öğretisi ve Temelleri)

[3]        Şems-i Tebrizi: Adı Mevlana ile birlikte anılan, 13. yüzyılda yaşamış büyük bir Sufi... Şems'in Melami Meşrebine sahip olduğu söylenir...

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Egzersiz