Hafızanın Geliştirilmesi

Dale Carnegie


Ünlü psikolog profesör Cari Seashore "Ortalama bir insan hafızasının yüzde onundan fazlasını kullanamıyor. Doğal hatırlama kanunlarına uygun davranmadığı için hafızasının yüzde doksanını ziyan ediyor" demişti.

Siz de bu ortalama insanlardan biri misiniz? Eğer böyleyseniz, hem sosyal bakımdan hem de ticari bakımdan bir engeldir bu sizin için; bu yüzden bu bölümü okumak, tekrar tekrar okumak, sizin için ilginç ve yararlı olacaktır. Bu bölümde hafızaya ait doğal kanunlar açıklanıyor ve onların topluluk önünde konuşmakta olduğu kadar, iş hayatında ve kişiler arası konuşmalarda da nasıl kullanılabileceği anlatılıyor.

"Hafızaya ait bu doğal kanunlar" son derece basittir. Yalnızca üç taneden ibarettir. Tüm "hafıza sistemleri" bunlar üzerine kurulur. Bunlar etkilenme, tekrarlanma ve bağ kurmadır.

Hafızanın ilk zorunluluğu şudur: hatırlamak istediğiniz şeyden, derin, canlı ve kalıcı bir biçimde etkilenin. Bunu yapmak için de dikkatinizi yoğunlaştırabilmeniz gerekir. Teodore Roosevelt'in muhteşem hafızası, karşılaştığı herkesi hayrete düşürmüştür. Onun bu konudaki hüneri büyük ölçüde şundan ileri geliyordu: etkilendiği şeyler sanki suyun üzerine değil çeliğin üzerine kazınıyordu. Sürekli üzerinde durarak ve çalışarak en elverişsiz koşullar altında bile dikkatini yoğunlaştırabilmeye alıştırmıştı kendini. 1912 de Chicago'daki Bull Moose kongresi sırasında merkez büroda çalışanlar Congress otelinde kalıyorlardı. Dışarda yığınlarca insan toplanmış, "Teddy'i isteriz, Teddy'i isteriz" diye bağırıp çağırıyor, ellerindeki bayrakları sallıyordu. Kalabalığın gürültüsü, bandoların çaldığı müzik, gidip gelen politikacılar, alel acele hazırlanan konferanslar, danışmalar— normal bir insanı şaşkına çevirecek kadar zihin karıştırıcıydı; oysa bütün bunlar olurken Roosevelt odasındaki sallanan koltukta oturup, her şeyden habersiz bir halde, Yunan tarihçisi Heredot'u okuyordu. Brezilya’nın el değmemiş bölgelerinde yaptığı gezide, akşam vakti kamp yapacakları yere varır varmaz, derhal bir katlanır tabure açmış ve Gibbon'un "Roma İmparatorluğunun gerileyişi ve çöküşü" adlı kitabını okumaya başlamıştı; ve kitaba o kadar dalmıştı ki, yağmurun başladığını, kamp hazırlıklarının gürültüsünü, tropik ormandan gelen sesleri farketmemişti bile. Onun böyle bir durumda bütün okuduklarını hatırlayacağından herhalde şüphe edilemez.

Beş dakikalık canlı ve enerjik dikkat, günlerce zihin zorlamaktan çok daha iyi sonuç verir. Henry Ward Beecher şöyle yazmıştı: "Canlı geçen bir saat, rüyadaymış gibi geçen yıllardan çok daha faydalıdır." Bethlehem Çelik Şirketinin başkanı olarak senede bir milyon dolardan fazla kazanan Eugene Grace ise demişti ki: "Eğer hayatta öğrendiğim şeyler içinde diğerlerinden daha önemli olduğuna inandığım bir şey varsa o da, o an elimin altında bulunan iş üzerinde dikkatimi toplamaktır. Bu, güçlü olmanın, özellikle güçlü bir hafızaya sahip olmanın sırlarından biridir.

KİRAZ AĞACINI GÖREMEMİŞLERDİ

Thomas Edison, asistanlarından yirmi yedi tanesinin altı ay boyunca her gün kendi lamba fabrikasından New Jersey Menlo Park'taki büyük iş yerine gitmek için aynı yolu takip ettiklerine dikkat etmişti. Bu yolun üzerinde bir kiraz ağacı vardı ve teker teker sorduğunda, bu yirmi yedi adamın hiçbirinin de böyle bir ağacın varlığını farketmediğini görmüştü.

Bunun üzerine Edison demişti ki: "Ortalama bir insanın beyni gözün gördüğünün binde birini bile göremez. Gözlem yapma gücümüzün — gerçek gözlem yapma gücümüzün — bu kadar zayıf olması gerçekten hayret vericidir."

Sıradan bir insanı iki ya da üç arkadaşınızla tanıştırın; büyük bir ihtimalle iki dakika sonra bir tanesinin bile adını hatırlayamayacaktır. Neden? Çünkü onlara hiçbir zaman ilk elden bir dikkat göstermemiş, onları hiçbir zaman özenle incelememiştir. Belki de size hafızasının zayıf olduğunu söyleyecektir: Hayır, gerçekte, gözlem gücü zayıftır. Kendisi, bir fotoğraf makinasını sisli bir havada iyi resim çekemiyor diye suçlayamayacağını bilir, ama gene de, bir yandan, kendi zihninin bulanık ve sisli etkilenmeleri algılamasını bekler. Elbette ki buna olanak yoktur.

New York World gazetesini kuran Joseph Pulitzer, gazetesinin yazı işleri bürosunda çalışan her adamın masasına şu sözleri koymuştu:

Kesinlik

KESİNLİK

KESİNLİK

Benim istediğim de budur. Size birinin ismi söylendiğinde, onu kesin olarak duymaya çalışın. Üzerinde ısrar edin. Kendisinden bir daha tekrarlamasını isteyin. Onun nasıl hecelendiğini sorun. Gösterdiğiniz ilgi onun gururunu okşayacaktır, aynı zamanda siz de dikkat harcamış olduğunuz için onun ismini unutmazsınız. Açık, kesin bir biçimde yer eder hafızanızda.

LİNCOLN NEDEN YÜKSEK SESLE OKURDU?

Lincoln gençliğinde, yerleri yarık tahtalarla döşenmiş, pencereleri cam yerine, ışığı geçirsin diye yağa batırılmış eski kağıtlarla örtülmüş bir köy okuluna devam ederdi. Yalnızca bir tek ders kitabı vardı ve öğretmen onu yüksek sesle okurdu. Öğrenciler de dersi onun ardından hep beraber tekrar ederlerdi. Bu da sürekli bir uğultuya neden olurdu: bu yüzden çevrede oturanlar bu okula "gürültü okulu" adını takmışlardı.

"Gürültü okulunda" Lincoln, tüm hayatı boyunca vazgeçmediği bir alışkanlık edinmişti: her zaman hatırlamak istediği şeyi yüksek sesle okurdu. Her sabah Springfield’deki bürosuna varır varmaz divana uzanır, bacaklarından birini yakındaki bir sandalyenin üzerine koyar ve gazeteyi sesli olarak okurdu. Bir çalışma arkadaşı, "Bu durum beni dayanamayacağım kadar rahatsız ediyordu" demişti. "Bir gün Lincoln'e neden böyle okuduğunu sordum. Cevabı şöyleydi: "Yüksek sesle okuduğum zaman, fikri kavramak için iki duyumu birden kullanıyorum: birincisi, okuduğumu görüyorum; İkincisi, duyuyorum, böylece onu daha iyi hatırlıyorum."

Lincoln'un hafızası son derece güçlüydü. Diyordu ki: "Benim zihnim bir çelik parçası gibidir— onun üzerine bir şey kazımak çok zordur ama bir şeyi kazıdıktan sonra da çıkarmak hemen hemen imkansızdır."

Bu kazmayı sağlamak için Lincoln'un kullandığı yöntem iki duyuyu birden çalıştırmaktı. Siz de onun yaptığını yapabilirsiniz.

Aslında en ideali, hatırlanacak olan şeyi hem görüp hem de işitmekle kalmayıp, aynı zamanda ona dokunmak, koklamak, tatmaktır.

Ama hepsinden önemlisi, görmeniz gerekir onu. Hepimiz görsel zihinlere sahibiz. Görsel etkilenmeler kalıcıdır. Bir insanın ismi aklımıza gelmese de onun yüzünü hatırlayabiliriz. Gözden beyne giden sinirlerin sayısı, kulaktan beyne giden sinirlerin sayısından yirmibeş kat fazladır. Çinlilerin şöyle bir sözü vardır: "Bir kere görmek bin kere duymaktan iyidir."

Hatırlamak istediğiniz ismi, telefon numarasını, konuşma taslağını bir kenara yazın. Bakın ona. Sonra gözlerinizi kapayın. Onu alev alev yanan harflerle gözünüzün önüne getirmeye çalışın.

MARK TWAIN NOT KULLANMADAN SÖZ SÖYLEMEYİ NASIL ÖĞRENMİŞTİ?

Görsel belleğini nasıl kullanacağını öğrenmekle Mark Twain, senelerden beri söz söylerken kendisine engel olan notlarını bir kenara atabilmişti. Mark Twain Harperis Magazin'e bu konudaki hikayesini şöyle anlatıyordu:

Tarihleri hatırlaması zordur, çünkü bunlar rakamlardan oluşurlar; ve rakamlar da görünüşte sıradan sıkıcı şeylerdir, insanın aklına takılmazlar, zihinde görüntü yaratmazlar; bu yüzden insanın bunları gözünün önüne getirme şansı yoktur. Oysa görüntüler tarihlerin akılda kalmasına yarayabilir. Görüntüler hemen hemen her şeyi akılda tutmaya yarayabilir — özellikle eğer görüntüyü siz düşünmüşseniz. Gerçekten de önemli nokta budur: görüntüleri kendiniz düşünün. Bunu tecrübelerimden biliyorum. Otuz yıl önce her gece ezberden bir konuşma yapıyordum ve her gece de bir sayfa notu, söyleyeceğim şeyleri birbirine karıştırmamak için yanımda bulunduruyordum. Notlar cümle başarından oluşuyordu ve onbir taneydi. Şu gibi şeylerdi bunlar:

O bölgede hava...

Yakın zamanın adetlerinden bir...

Ama Kaliforniya'da böyle bir şey...

Onbir küçük cümle, konuşmanın çatısını oluşturuyor ve beni hata yapmaktan kurtarıyordu. Ama sayfa üstünde hepsi birbirinin aynıydı, zihnimde hiçbir görüntü yaratmıyorlardı; onları ezberlemiştim ama sıralarını bir türlü hatırlayamıyordum, bu yüzden hep notlarımı yanımda taşımak ve ara sıra konuşurken onlara göz atmak zorunda kalıyordum.

Bir keresinde sırayı karıştırdım; o akşam ne kadar kötü duruma düştüğümü bilemezsiniz. Baktım ki bu böyle olmayacak, başka bir yol bulmak gerekiyor. Bunun üzerine her cümlenin ilk harfini sırasıyla ezberledim — O — Y — A — gibi — ve ertesi akşam bunların her birini bir parmağıma mürekkeple yazıp söz söylemeye çıktım. Ama bu da olmadı; bir süre parmaklarımı doğru izledim, ama sonra kaybettim. Ondan sonra da bir türlü en son hangi parmağımı kullanmış olduğunu bulamadım. Kullandığım parmaktaki izleri yalayıp silerek bu sakıncayı halledebilirdim belki, ama bu da herhalde pek fazla ilgi çekerdi. Zaten insanların ilgisini çeken epey şey vardı ortada. Dinleyiciler benim anlattığım konudan çok parmaklarımla ilgilendiğimi farketmişlerdi; nitekim konuşmam bittikten sonra bir iki kişi yanıma gelip, parmaklarınızdan bir şikayetiniz mi var diye sormuşlardı bana.

İşte o zaman bu görüntü düşünme yöntemi aklıma geldi. Bu bütün sorunlarımı halletti, iki dakika içinde kalemimle altı tane resim çiziverdim ve bunlar onbir hatırlama cümlesinin gördüğü işi gördü, hem de mükemmel biV şekilde. Resimleri çizer çizmez atıyordum, çünkü istediğim zaman onları gözümün önüne getirebileceğimden emindim. Bütün bunlar çeyrek yüzyıl kadar öncesine aitti; yaptığım konuşmayı unutalı herhalde yirmi yıldan fazla olmuştur, ama onu bu görüntüler yardımıyla yeniden yazabilirim, çünkü onları unutmuyorum.

Bir defasında bellek üzerine bir konuşma yapacaktım. Büyük ölçüde bu bölümdeki bilgilerden faydalanmayı düşündüm. Ana noktaları görüntüler yardımıyla ezberledim.

Roosevelt'i bağrışan insanlar ve gürültüyle çalan bando arasında aldırmadan tarih okurken gözümün önüne getirdim. Edison'u kiraz ağacına bakarken düşündüm. Mark Twain'in insanların önünde konuşurken parmaklarını yaladığını düşündüm.

Peki sıralarını nasıl hatırladım? Bir, iki, üç, dört'le mi? Hayır, bu çok zor olurdu. Bu sayıları da görüntüler haline getirdim ve sayılara ait resimleri konularla ilgili resimlerle kaynaştırdım. Örneğin, bir sayısının İngilizcedeki karşılığı "one" (van okunur) sesçe, koş anlamına gelen "run" (ran okunur) kelimesine benzer. Buradan, bir kelimesini yarış atı görüntüsüyle birleştirdim ve zihnimde şu görüntüyü kurdum: Roosevelt, bando çalıp insanlar bağırışırken, bir yarış atının sırtında kitap okuyor.

İkiye gelince: İngilizcede ikinin karşılığı "two" dur (tu okunur), buna sesçe benzeyen İngilizce kelime ise "zoo" (hayvanat bahçesi — zu okunur) dur. Buradan, Edison'u hayvanat bahçesindeki ayı kafesinin içindeki kiraz ağacına bakarken düşündüm. Üç için, İngilizcedeki karşılığı olan three (tri okunur) yerine. İngilizcede ağaç anlamına gelen tree (tr okunur) yi koydum ve Lincoln'u bir ağacın tepesinde yüksek sesle gazete okurken zihnimde canlandırdım.

Şimdi bu satırları okuyanlar, böyle bir yöntemin saçmalık olduğunu düşüneceklerdir. Evet, gerçekten saçmalıktır ve bu da onun başarısının sırrıdır. Çünkü garip ve saçma şeyleri hatırlamak çok daha kolaydır. Anlatacağım konuları sayılarla hatırlamaya çalışsaydım rahatlıkla unutabilirdim, ama bahsettiğim yöntemle unutmak hemen hemen olanaksızdı. Çünkü örneğin, üçüncü noktaya geldiğimde kendi kendime sormam gereken tek şey ağacın tepesinde ne olduğuydu; bunu der demez de hemen Lincoln'ü görüyorum zihnimde.

Böylelikle, her sayı için bir görüntü uydurarak 1'den 20'ye kadar rakamların her birini resim haline getirdim. Siz de aynı şeyi, kendi kendinize görüntüler icat ederek yapın; bunun için sayılara sesçe benzer resimli kelimeler bulmak yeterlidir. Bu yolla konuşmalarınızın sırasını not kullanmadan kolaylıkla hatırlayabileceksiniz. Bunun faydalı olmayacağını düşünebilirsiniz, ama bir kere deneyin. Kısa zamanda etrafınızdakiler olağanüstü hatırlama kapasiteniz karşısında şaşkınlığa düşeceklerdir. Hiçbir yararı olmadığını farzetseniz de en azından eğlencelidir.

YENİ AHİT KADAR UZUN BİR KİTABI EZBERLEME

Dünyanın en büyük üniversitelerinden biri de Kahire'deki "Camiülezher" dir. Bu İslam kurumunun yirmi bir bin öğrencisi vardır. Bu üniversiteye girmek isteyen herkesin Kuran'ı baştan sona ezberden okuması gerekir. Kuran, Yeni Ahit uzunluğunda bir kitaptır ve onu baştan sona söylemek için üç gün gerekir.

Çinli öğrenciler de Çin'in bazı dinsel ve klasik kitaplarını ezberlemek zorundaydılar.

Arap ve Çinli öğrenciler olağanüstü görünen bu başarıları nasıl sağlayabiliyorlar?

Tekrar sayesinde; çünkü tekrar, belleği güçlendirmenin "ikinci doğal kanunu"dur.

Siz de yeteri kadar sık tekrar ederseniz sonsuz sayıda şeyi ezberleyebilirsiniz. Hatırlamak istediğiniz bilgileri tekrar edin. Kullanın. Uygulayın. Bir yabancıya, eğer ismini hatırlamak istiyorsanız, ismiyle seslenin. Söz söylemede kullanacağınız konulardan başkalarıyla karşılıklı konuşurken de bahsedin. Kullanılan bilgi akılda kalır.

TEKRARIN İŞE YARAYAN TÜRÜ

Ama, körce, mekanik bir tarzda yapılan tekrar yarar sağlamaz. Tekrarlamayı akıllıca, zihnin bilimsel olarak keşfedilmiş özellikleri doğrultusunda yapmak gerekir. Örneğin Profesör Ebbinghaus öğrencilerine, ezberlemeleri için uzun bir liste halinde anlamsız heceler vermişti; "melak", "komit" gibi. Ortaya çıkardı ki öğrencileri bu heceleri, bir oturuşta altmışsekiz kere tekrarlamayla ezberleyebildikleri halde, üç gün içinde olunca otuzsekiz tekrarla ezberleyebiliyorlar... Başka psikolojik testler de benzer sonuçlar vermiştir.

Bu belleğimizin işleyişi hakkında çok önemli bir keşiftir. Demek ki oturup bir şeyi ezberleyene kadar sürekli tekrar eden bir kişi, bu işi aralıklarla yapan bir kişiye göre iki misli fazla enerji ve zaman harcıyor.

Zihnin bu özelliği iki faktörle açıklanabilir. Birincisi, tekrarlamalar arasındaki zamandan bilinçaltı zihnimiz sürekli çalışarak kurulan bağlantıları sağlamlaştırır. Profesör James'in bilgece değindiği gibi: "Yüzmeyi kışın, buz patenini ise yazın öğreniriz."

İkincisi, ezberleme göreviyle belli aralıklarla yüzyüze gelen zihnimiz, sürekli yüklenmenin yarattığı yorgunluktan kurtulur. Arablan Nights'in çevirmeni olan Sir Richard Burton, yirmiyedi dili anadili gibi konuşurdu: gene de hiçbir dili bir defada onbeş dakikadan uzun süre çalışmadığını söylemiştir; çünkü bu süreden sonra "beyin tazeliğini kaybetmektedir."

Eminim ki, artık, bütün bu olguların ışığında, sağduyu sahibi hiçbir insan konuşmalarını, söylemezden bir gece önce hazırlamaya kalkmayacaktır. Eğer böyle yaparsa, belleği, gösterebileceği verimin yarısıyla çalışıyor olacaktır.

İşte size nasıl unuttuğumuzla ilgili son derece yararlı bir keşif. Psikolojik deneyler defalarca göstermiştir ki öğrendiğimiz şeyleri ilk sekiz saat içinde, sonraki otuz gün içinde olduğundan, daha çok unuturuz.

Çok çarpıcı bir oran! Öyleyse, bir iş konferansına, görüşmeye ya da kulüp toplantısına gitmezden hemen önce, söz söylemezden evvel, anlatacaklarınızı gözden geçirin; söyleyeceğiniz şeyler üzerinde düşünüp zihninizi tazeleyin.

Lincoln böyle bir uygulamanın değerini çok iyi biliyordu ve bunu hep yapardı. Gettyburg'daki konuşmalarda Edward Everett kendisinden önce söz söylüyordu. Lincoln onun konuşmasının sonlarına yaklaştığını görünce, "kendisinden önce birisi konuşurken her zaman olduğu gibi, açıkça heyecanlanmaya başlamıştı." Derhal gözlüklerini takıp, cebinden notlarını çıkarmış ve bilgilerini tazelemek için onları okumaya başlamıştı.

PROFESÖR WILLIAM JAMES İYİ BİR BELLEĞİN SIRRINI ANLATIYOR

Belleği güçlendirmenin ilk iki kanunu üzerine bu kadar bilgi yeter. Üçüncüsü olan "bağ kurma" (çağrışım) hatırlamanın vazgeçilmez öğesidir. Gerçekte bu, hatırlama denen şeyin ta kendisidir.

Profesör James diyor ki:

Zihnimiz, temelde bağ kuran bir makinedir... Farzedin ki bir dakika için durdum ve hatırla diye emrettim kendime. Belleğiniz bu emre uyar ve derhal geçmişle ilgili belli bir şeyi hatırlar mı? Elbette hayır. Boşluğa bakarak öyle durur ve şunu sorar bize: "Neyi hatırlamamı istiyorsun?" Kısacası ona bir ipucu lazımdır. Eğer doğum tarihini, kahvaltıda ne yediğini, ya da müzikteki gamı hatırla, diyecek olsaydım hemen cevap verirdi; bu gibi ipuçları onun o büyük potansiyelini belli bir noktaya yöneltirdi. Bunun nasıl olduğuna bakacak olursanız ipucunun hatırlanması istenen şeyle bağlı olduğunu görürsünüz. "Doğum tarihim" kelimeleri belli bir sayıyla, ayla, yılla bağ oluşturmuştur; "Bu sabahki kahvaltı" kelimeleri kahve, salam, yumurta dışındaki tüm bağları engeller, yalnız bunları ortaya çıkarır. "Müzik gamı" kelimesiyle "do re mi fa sol la si do" arasında ayrılmaz bir çağrışım bağı oluşmuştur. Çağrışım kanunları gerçekte, kendisini dışardan kıracak bir etki olmadıkça, tüm düşünce sistemimizi yönetir. Zihinde görünecek her şey önce takdim edilmelidir ve takdim edildiği zaman sanki zaten oradaymış gibi hemen ortaya çıkar. Bu hatırladığınız her şey için geçerlidir.

Eğitilmiş bir bellek, iyi düzenlenmiş bir çağrışım sistemine dayanır ve onun iyiliği de çağrışımların şu özelliklerine bağlıdır: bir, çağrışım bağlarının sağlamlığı; iki, çokluğu.

"İyi bir belleğin sırrı" hatırlamak istediğimiz herşeyle çok sayıda değişik çağrışım bağları yaratabilmekte yatar. Ama, bir şeyle çağrışım bağı kurmak, onun üzerinde mümkün olduğu kadar düşünmek demek değil midir? O halde kısaca şunu söyleyebiliriz ki, aynı tecrübelere sahip iki insandan, tecrübeleri üzerine daha çok düşünmüş ve onları birbiriyle sistematik ilişkiler içine sokmuş olanı daha iyi bir belleğe sahip olacaktır.

OLAYLARI BİRBİRİNE NASIL BAĞLAYABİLİRSİNİZ?

Bütün bunlar çok iyi de, olaylarımızı birbiriyle nasıl sistematik ilişkiler içine sokacağız? Cevap şudur; Örneğin, eğer şu aşağıdaki soruları, her yeni olay için sorar ve cevaplandırırsanız, bu onları sistematik bir biçimde birbirine bağlamanızı sağlayacaktır.

a)       Bu neden böyledir?

b)      Bu nasıl böyle olur?

c)       Bu ne zaman böyledir?

d)      Bunun böyle olduğunu kim söyledi?

e)       Bu nerede böyledir?

Eğer hatırlamak istediğiniz şey bir yabancının adıysa, ve bu ad sıradan bir adsa, belki onu aynı ismi taşıyan tanıdığımız biriyle eşleyebiliriz. Öte yandan, eğer değişik bir isimse, bunu karşıdakine belirtme imkanımız doğar. Bu da genellikle o kişinin isminden bahsetmesini sağlar. Örneğin bu bölümü yazarken Mrs. Soter adında bir bayanla tanıştırılmıştım. Kendisinden ismini hecelemesini istedim ve isminin değişik olduğunu söyledim. "Evet" dedi, "az rastlanan bir isimdir". Yunanca bir kelimedir, "kurtarıcı" anlamına gelir. Bunun ardından, Atina'lı olan kocasının ailesinden ve bir zamanlar hükümetteki yüksek görevlerinden bahsetti. İnsanlara kendi isimleri hakkında söz ettirmeyi kolaylıkla başarabilirim, bu da onları hatırlamama her zaman yardım eder.

Yabancı kişinin bakışlarını dikkatlice inceleyin. Gözlerinin rengine, saçlarının rengine, yüz hatlarına bakın. Nasıl giyindiğine dikkat edin. Konuşma tarzını dinleyin. Görünüşü ve kişiliği hakkında açık, keskin ve canlı bir izlenim edinin ve bunları o kişinin ismiyle birleştirin. Bir daha sefere bu izlenimleri zihninizde yarattığınızda o kişinin ismini de beraberinde hatırlayacaksınız.

Bir insanla ikinci ya da üçüncü defa karşılaşıp, her seferinde mesleğini çok iyi hatırladığınız halde, ismini bir türlü hatırlayamadığınız olmamış mıdır? Bunun nedeni şudur: kişinin mesleği belirli ve somut bir şeydir. Bir anlamı vardır: Bu yüzden bir plaster gibi zihninize yapışır, ama hiçbir anlamı olmayan ismi, damdan yuvarlanan dolu tanesi gibi kayar gider. Bu yüzden, birinin ismini hatırlayacağınıza emin olmanız için, işiyle ilgili bir cümle kurarak, ismini de bu cümle içinde kullanın. Bu yöntemin faydasından şüphe yoktur. Örneğin birbirini tanımayan yirmi kişi yakınlarda, Filedalfiya'daki Perın athletic Club'da karşılaşmıştı. Her kişi, ayağa kalkıp ismini ve mesleğini söylüyordu. Sonra bunları birbirine bağlayan bir cümle kuruluyordu, birkaç dakika içinde herkes herkesin ismini öğrenmişti. Çok sonraları bile, ne isimler ne de meslekleri unutulmuştu, çünkü sıkıca birbirine bağlanmıştı bunlar. O yüzden silinip gitmediler.

TARİHLERİ AKILDA TUTMANIN YOLU

Tarihleri akılda tutmanın en iyi yolu onları iyi bildiğimiz tarihlere bağlamaktır. Bir Amerikalı için Süveyş Kanalının açıldığı tarih olan 1869'u hatırlamak zordur. Ama ona kanalın, Amerikan iç savaşının bitiminden dört yıl sonra açıldığını söylersek bunu kolaylıkla hatırlar. Eğer gene bir Amerikalıya Avustralya'ya ilk defa 1788 tarihinde yerleşikliğini söylersek, bu onun zihninde iyi sıkışmamış bir vida gibi duracak ve ilk fırsatta düşü kaybolacaktır. Oysa aynı kişi bunu 1776'da Amerika'da bağımsızlığın ilan edilişinden 12 yıl sonra olmuş bir olay olarak düşündüğünde çok daha rahat aklında tutar. Bu vidayı bir somunla yerine oturtmak gibidir. O zaman düşmez.

Bu ilkeyi telefon numarası seçerken de göz önünde bulundurmak faydalıdır. Örneğin bu kitabın yazarının savaş sırasında telefon numarası 1776 idi. Kimse onu hatırlamakta güçlük çekmiyordu. Siz de eğer 1492, 1861, 1865, 1914/1918 gibi bir numara seçerseniz arkadaşlarınızın hatırlamak için rehbere bakmasına gerek kalmaz. Onlara renksiz bir tarzda telefon numaram 1492'dir derseniz unutabilirler belki, ama "telefon numaramı kolay hatırlarsın, 1492; Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfettiği tarih" derseniz hiç akıllarından çıkmaz.

Herkes kendisi için önemli olan tarihleri kullanarak aynı şeyi yapabilir.

Aşağıdakileri hatırlamanın en kolay yolunu da siz bulun:

a)       1564 Shakespare'in doğduğu yıl

b)      1453 İstanbul'un fethi

c)       1492 Amerika'nın keşfi

d)      1819 Kraliçe Viktorya'nın doğumu

e)       1789 Fransız ihtilali

Amerika’nın onüç eyaletini, Amerika birliğine katılış sırasıyla ezberlemek zor ve yorucudur. Ama onları bir hikayeyle birbirine bağlarsanız çok daha az zamanda ve az emek sarfederek ezberlemeyi başarırsınız.

Aşağıdaki paragrafı bir defa okuyun. Dikkatinizi onun üzerinde toplayın. Bitirdiğinizde onüç eyaleti de sırasıyla tekrarlayabildiğiniz! göreceksiniz.

"Bir cumartesi günü öğleden sonra Delavvare'li genç bir kadın Pennyslvania demiryolu için bir bilet aldı. Valizine New Jersey'de yapılan bir süveter koymuştu. Sonra Georgia adlı bir dostunu Connecticut'da ziyaret etti..."

KONUŞMANIZIN ANA NOKTALARINI NASIL HATIRLAYABİLİRSİNİZ?

Bir şeyi düşünebilmemiz için yalnızca iki yol vardır: dış bir uyaran yardımıyla, zihinde olan bir şeyle çağrışım bağı kurmakla. Söz söylemeye uygulandığında bunun anlamı şudur: birincisi, konuşmanızın ana noktalarını notlar vb. gibi dış uyaranlar yardımıyla hatırlayabilirsiniz. Ama kimse not kullanan konuşmacı görmekten hoşlanmaz. İkincisi, onları zaten zihninizde olan şeylerle çağrışım başına sokarak hatırlayabilirsiniz. Ama noktalar zihninizde öyle bir mantıksal düzen içinde olmalı ki biri kaçınılmaz olarak diğerine götürsün, tıpkı bir kapının bir yerden bir yere açılması gibi.

Bu basit görünür, ama düşünce yeteneği heyecandan güdükleşen yeni konuşmacı için durum hiç de böyle değildir. Halbuki ana noktalarınızı birbirine bağlamaya yarayan kolay, çabuk ve şaşmaz bir yöntem vardır. O da bunları anlamsız bir cümle içinde toplamaktadır: Diyelim ki birbirini tutmayan, bu yüzden de hatırlanması zor olan bir dizi fikirden bahsedeceksiniz. Bunlar örneğin İnek, Sigara, Napolyon, Ev, Din, gibi noktalardan oluşuyor olsun. Bunlar için şöyle bir cümle kurabilirsiniz; İnek sigarasını içerek Napolyon'a baktı ve ev yanınca din ortada kaldı".

Şimdi bu cümleyi elinizle örtün ve ana noktalan sıralayın. Oluyor değil mi? Siz de hatırlama yeteneğinizi geliştirmek için bu yöntemi kullanmalısınız.

Her türlü düşünce noktaları bu yolla birbirine bağlanabilir ve kurduğunuz cümle ne kadar saçma olursa o kadar kolay akılda kalır.

KESİN BİR BOZGUN ANINDA NE YAPILIR?

Farzedelim ki, tüm hazırlığına ve titizliğine karşın bir konuşmacı topluluk önünde söz söylerken birden zihninin bomboş oluverdiğini farkediyor— kendisini o kadar kişinin önünde hiçbir şey yapamaz bir halde buluyor — ne korkunç bir durum. Gururu bu durumda yenilgiyi kabul edip oturmaya razı gelmez. Şöyle on onbeş saniye sakin kalabilse konuşmasının geri kalanını hatırlayacağını hissediyordur bir yandan; ama bir topluluk önünde onbeş saniye boş durmak zaten felaket demektir. O zaman ne yapılabilir? Tanınmış bir Amerikan Senatörü yakınlarda böyle bir duruma düşmüştü, derhal arkadakilere sesinin iyi duyulup duyulmadığını, yeteri kadar yüksek sesle konuşup konuşmadığını sordu. İyi duyulduğunu biliyordu aslında. Niyeti bunu öğrenmek değildi. Zaman kazanmaktı. Bu kısa duraklama sayesinde düşüncelerini toparlamış ve devam edebilmişti.

Ama belki böyle bir düşünce fırtınasında yapılacak en iyi hareket: son cümlenizdeki son kelime ya da fikirle yeni bir cümle kurmaktır. Böylece sonu olmayan bir zincir başlatmış olursunuz, bu hiçbir anlamı olmayan bir zincir de olsa, sonsuza kadar ilerletebildiği için çok yararlıdır. Şimdi bu hareketin pratikte nasıl işlediğine bakalım. Düşünelim ki iş hayatında başarılı olma üzerine söz söyleyen bir konuşmacı aşağıdakileri söyledikten sonra birden kör bir düşünce dehlizine dalıyor:

"Sıradan bir memur işinde yükselemez çünkü işine çok az ilgi gösterir, çok az inisiyatif kullanır".

"insiyatif" "insiyatif'le başlayan bir cümle kurun. Nasıl bir cümle kuracağınızı, cümleyi nasıl bitireceğinizi bilemeyebilirsiniz. Olsun başlayın bir kere. Vasat bir durum gene de felaketten iyidir.

"insiyatif özgürlük demektir, kendi kendine bir şeyler yapmak, söylenmesini beklememek demektir".

Bu pek parlak bir fikir değildir. Ama acı verici bir susuştan daha iyidir. Son cümleciğimiz neydi: "söylenmesini beklemeden". O halde bununla yeni bir cümle yapalım:

"Hiçbir özgün düşünce yaratmayan memurların sürekli yöneltilmesi, ne yapacaklarının söylenmesi hayal edebileceğimiz en rahatsız edici durumdur".

Bunu da başardık. Şimdi tekrar konuya dalalım. Bu sefer hayal etmeyle ilgili bir şeyler söylemeliyiz:

"Hayal gücü — gerekli olan budur. Uzak görüşlülük. Hazreti Süleyman demiştir ki: "Uzak görüşlülüğün olmadığı yerde insanlar mahvolur".

Bu sefer sekmeden iki cümle birden kurduk. Cesaretimizi toplayıp devam edelim:

"Nitekim her yıl iş kavgasında mahvolan insanların sayısı üzüntü verecek kadar çoktur. Üzüntü verici diyorum, çünkü aynı adamlar biraz daha ciddi, biraz daha hırslı ve istekli olsalar rahatlıkla başarıyla yenilgi arasındaki çizginin üstüne çıkabilirlerdi. Gene de iş hayatında başarısız olanlar bu gerçeği görmeye yanaşmazlar."

Bu böylece sürer... Konuşmacı düşünce gerektirmeyen bu sıradan şeyleri söylerken bir yandan da planladığı konuşmasındaki bir sonraki noktayı hatırlamaya çalışmalıdır.

Bu sonsuz — zincir yöntemi eğer çok uzayacak olursa konuşmacıyı erik tatlısından ya da kanarya kuşlarından bahsetmeye kadar götürebilir. Bununla beraber unutkanlık yüzünden geçici olarak darmadağın olmuş bir zihin için mükemmel bir ilk yardımdır. Aynı zamanda kekeleyen ve ölmekte olan bir konuşmaya da yeniden hayat veren önemli bir araçtır.

BELLEĞİMİZİ HER KONUDA GELİŞTİRMEMİZ OLANAKSIZDIR

Bu bölümde canlı izlenimler kazanma, tekrarlama ve olguları birbirine bağlama yöntemleri üzerinde durdum. Ama belleğimiz öyle bir çağrışım sistemine sahiptir ki, Profesör James’in dediği gibi, "onu genel olarak geliştirmek olanaksızdır; ancak birbiriyle ilgili belli şeylere ait bazı kısımlarını geliştirebiliriz".

Örneğin her gün Shakespeare'in bir sözünü ezberleyerek edebi deyişlerle ilgili hafızamızı çok fazla geliştirebiliriz. Her yeni deyiş, zihinde bağ kurabileceği pek çok arkadaş bulacaktır kendine. Ama Hamlet'ten Romeo ve Julyet'e kadar her şeyi ezberlemekle pamuk piyasasına ya da Bessemer çelik üretim yöntemine ilişkin olguları daha kolay akılda tutamayız.

Tekrar edelim: Bu bölümde anlatılan ilkeleri uygularsak bir şey ezberlemeye karşı yatkınlığımızı ve ezberleme verimimizi arttırabiliriz; ama eğer uygulamazsak, beyzbolla ilgili on milyon şey bile ezberlesek bu bize piyasanın durumuyla ilgili olguları ezberlemekte zerre kadar kolaylık sağlamaz. Bu gibi ilgisiz bilgiler birbirine bağlanamaz. "Zihnimiz temelde bağ kuran bir makinadır".

 

ÖZET

1—     Tanınmış psikolog Profesör Cari Seashore diyor ki: "sıradan bir insan hafıza kapasitesinin ancak yüzde onunu kullanır. Yüzde doksanını ise hatırlamaya ilişkin doğal kanunlara uymadığından ziyan eder".

2—     "Hatırlamaya ilişkin bu doğal kanunlar" üç tanedir: etkilenme, tekrarlama, bağ kurma.

3—     Hatırlamak istediğiniz şeyden derin, canlı bir tarzda etkilenin. Bunun için aşağıdakileri yapmalısınız:

(a)     Dikkatinizi yoğunlaştırın. Bu Theodore Roosevelt'in hatırlama yeteneğinin sırrıydı.

(b)     Bir şeyi yakından inceleyin. Onun hakkında kesin bir izlenim edinin. Fotoğraf makinası siste resim çekmez, zihniniz de sisli izlenimleri saklayamaz.

(c)      İzlenimlerinizi birkaç duyunuzla birden almaya çalışın. Lincoln hatırlamak istediklerini yüksek sesle okurdu, çünkü böylece hem kulağıyla hem gözüyle etki alabiliyordu.

(d)     Hepsinden öte, gözle izlenim edinmeye çalışın. Görsel izlenim kalıcıdır. Gözden beyne giden sinirlerin sayısı kulaktan beyne gidenlerin yirmibeş katıdır. Mark Twain not kullanarak konuşmasını ana hatlarını hatırlayamıyordu; ama notları bir kenara atıp başlıkları zihninde canlandırdığı görüntüler yardımıyla ezberleyince, tüm sorunları halloldu.

4—     Hatırlamaya ilişkin ikinci doğal kanun tekrardır. Binlerce İslam öğrenci Kur'an'ı ezberliyordu ve bunu tekrar sayesinde başarıyorlardı. Yeteri kadar tekrar edersek hemen hemen her şeyi ezberleyebiliriz. Ama tekrarlarken şu hususları aklınızda bulundurun:

(a)     Oturup bir şeyi durmadan tekrarlayarak ezberlemeyin. Bir iki kere üzerinden geçin sonra bırakın; daha sonra tekrar dönün okuyun. Bu şekilde aralıklarla tekrar ederseniz, bir oturuşta gerekenin yarısı kadar sürede aynı şeyi ezberlersiniz.

(b)     Bir şeyi ezberledikten sonra, ilk sekiz saat içinde sonraki otuz gün içinde olduğu kadar şey unuturuz. Bu yüzden söz söylemeye başlamamızdan birkaç dakika önce notlarınızı yeniden gözden geçirin.

5—     Hatırlamanın üçüncü doğal kanunu bağ kurmadır. Bir şeyin hatırlanması için gereken nokta onu bir başka şeye bağlamaktır. "Zihinde ortaya çıkan her şey önce takdim edilmelidir" diyor Profesör James "ve takdim edildiğinde de orada zaten varolan bir şeyin eşi gibi belirir... Tecrübeleri üzerinde en çok düşünen ve onları en sistematik ilişkiler içine sokan kişi en iyi belleğe sahip olacaktır".

6—     Bir olguyu, zihnimizde varolan diğerleriyle bağlamak için onu her yönden ele alın. Onunla ilgili şöyle sorular sorun: Bu neden böyledir? Bu nasıl böyle olur? Bu ne zaman böyledir? Bu nerede böyledir? Bunun böyle olduğunu kim söyledi?

7—     Bir yabancının adını sonradan hatırlayabilmek istiyorsanız ona ismiyle ilgili sorular sorun — nasıl hecelendiği v.b. gibi Görünüşünü dikkatle inceleyin. İsmini yüzüyle bağdaştırmaya çalışın. İşini öğrenin ve ismiyle işini birbirine bağlayan anlamsız bir cümle uydurun — tıpkı Perın Athletic Club'da olduğu gibi.

8—     Tarihleri akılda tutabilmek için onlarla bildiğiniz önemli tarihler arasında ilişki kurun. Örneğin Shakespeare’in üçyüzüncü doğum yıldönümü Amerikan iç savaşına rastlar.

9—     Konuşmanızın ana noktalarını hatırlamak için onları birbirine öyle bir mantıkla bağlayın ki biri diğerine yol açsın. Bunun yanısıra ana noktaları birleştiren saçma bir cümle de kurabilirsiniz — örneğin: «İnek sigara içerek Napolyon'a baktı ve ev yanınca din ortada kaldı».

10—   Eğer tüm önlemlerimize rağmen, söylemek istediğiniz şeyi birdenbire unutuverirseniz, tamamen bozguna uğramaktan son cümlenin son kelimesiyle yeni bir cümle kurarak kurtulabilirsiniz. Bu asıl söylemek istediğiniz hatırınıza gelene kadar devam edebilir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Egzersiz

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült