Dinleme İle Meditasyon

James Hewitt


TEMEL TEKNİK

Gürültü, ses v.s.nin dikkatinizi dağıtmayacak uzaklıkta olduğu bir yerde meditasyon uygulayın.

Hareketsiz, dengeli, dik ve rahat oturun.

Sessiz, yavaş ve düzenli olarak, burun deliklerinizden aşağı karnınıza doğru soluyun.

Meditasyon süresince kalacak olan, hoş ya da nötr bir işitme uyarısı sağlayacak herhangi bir sesi, sessizce dinleyin.

Aklınızdan gelip geçen düşünce ve çağrışımları da içermek üzere dikkat dağılmalarına karşı rahat ve pasif bir davranış uygulayın. "Sesi" yitirdiğinizi fark ettiğiniz zaman, dikkatinizi yavaşça geri, yeniden sese çevirin. Bunu rahat ve pasif davranışınızı koruyarak yapın.

Meditasyon uygulamaktan beklenen tüm sonuçlan almakta, devamlı bir sesin pasif olarak farkında olunması dinlenmesi, bir objeye bakmak kadar etkilidir. Meditasyon süresince gözleri kapalı tutabilme yönünden büyük bir kolaylık sağlarsa da, duyarak meditasyona uygun sesler, görsel meditasyona uygun objeler kadar bol değildir. Biraz sonra, Doğulu meditatörlerin her zaman bulunabilen sesleri dinleyerek bu sorunu nasıl çözümlediklerini göreceğiz.

UYGUN SESLER

Bir saatin tıklaması ya da bir trenin yolcuları tarafından işitilen ritmik tekerlek sesi, dinleyerek yapılan meditasyon için uygun olan seslere iki örnektir. Doğa uygun ses kaynakları bakımından çok zengindir, yeter ki siz, işitebileceğiniz bir uzaklıkta rahat ve sakin bir yerde meditasyon uygulayın. Gelgit halindeki denizin kıyıya vuruş sesi, doğa ritimlerine karşı hassas olan kişinin kulağına hoşlanacağı bir ses getirir, aynı zamanda güçlü bir semboldür. Hareketli su diğer uygun sesleri de oluşturur; çağlayan, dere, nehir, çeşmenin damlaması, şelale, yağmurun sesi, v.s. Eski Yoga kitapları şelalelere, nehirlere, göllere yakın bir yerde meditasyon yapmayı, sağlığa ve zihinsel sükunete götürmesi açısından önerirler. Bugün böyle yerlerdeki havanın negatif iyon konsantrasyonunun yüksek olduğunu, bunun da zihnimize berraklık getirdiğini biliyoruz. Ağustos böceklerinin ötüşü, arıların vızıltısı, bazı böceklerin cıvıltısı ve diğer doğa sesleri, kolaylıkla meditasyon için konsantrasyon kaynağı oluştururlar; kuşların ötüşü kulak için büyük bir zevktir, fakat insan bir tüylü şarkıcının, yirmi dakikalık meditasyon süresince şarkı söylemeyi sürdüreceğine güvenemez. Aynı şekilde rüzgarın yüksek otlan ve kamışları bir arp gibi kullanarak çıkardığı müzik kulağa büyük bir zevk verir. Zeami'nin sözlerini okuyalım:

Bitki ve ağaç,

Toprak ya da kum,

Rüzgarın uğultusu ve suların gürüldeyişi,

Her biri, içinde evreni kucaklar;

Doğu rüzgarlarıyla dalgalanan bahar ormanları,

Nemli çimenlerde vızıldayan sonbahar böcekleri,

Her biri bir şiir değil mi?

Bazen, görsel ve işitsel meditasyon birlikte uygulanabilir; güneş ışığının su üzerindeki pırıltısı ve hareketli suyun sesi; bir kuşun görünümü ve sesi gibi. Amerika'da demiryolu geçitlerinde kullanılan işaretlerin dediği gibi: Dur! Bak! Dinle!

Burada dinleyiş ile yapılan meditasyonda yine basit temel kural izlenmelidir. Hareketsiz oturun, sessiz ve yavaş soluyun, sesle pasif bir halde ilgilenin ve dikkat dağılmalarını fazla önemsemeden giderin.

İÇTEN GELEN SESLERİ DİNLEYİŞ

Yüzlerce yıl önce Hintli yogiler, her zaman üzerinde meditasyon yapmaya uygun bir ses bulma sorununu çözümlediler. Daha önce, solunum sistemimizin her an için hazır olan bir meditasyon objesi oluşturduğunu gördük; Hatha yogiler ise kulaklarını elleriyle kapatarak, bedenleri ve kafaları içindeki, genelde fark edilmeyen sesleri dinlerler.

Birçok benzerleri gibi psikofizyolojik kontrol uygulayan Hatha ekolünün anahtar kitabı olan Hatha Yoga Pradipika, "İçimizdeki sesleri (nada) dinlemeye çalışmak kusursuz bir bilinçlilik içinde mutlu bir kayboluşun deneyimi olan samadhi haline götürür," der. Kitap, bu yöntemi şöyle anlatır: "Kulaklarını parmaklarıyla tıkadığı zaman, bir muninin (hikmetli kimse) işittiği ses, zihin bunun içinde sarsılmaz bir duruma gelene dek özenle işitilmelidir. Bu ses pratiğinin uygulanmasıyla, diğer bütün dış sesler susturulur. Başlangıçta, işitilen sesler çok çeşitli ve çok yüksektir; fakat pratik ilerledikçe daha kusursuzlaşmaya başlarlar. Birinci aşamada sesler dalgalanırlar, dümbelek çalınıyormuş gibi gürlerler ve şıngırdarlar. Orta aşamada, deniz kabuğundan yapılmış borunun ya da çıngırakların çıkardığı seslere benzerler. Son aşamada ise çınlamalar, flüt ve arıların çıkardığı sesleri andırırlar. Bu çeşitli sesler bedende oluşuyormuş gibi duyulur."

Teknik, sol kulağı sol elle, sağ kulağı da sağ elle örterek gözleri kapamak, hareketsiz oturmak, sessiz ve yumuşak solumak ve içten gelen sesi pasif olarak hissetmektir. Zihin tüm dış seslere kapatılır. Kulaklar tıkalı ve gözler kapalı olarak içeriden gelen sesler dinlenirken dikkat kolaylıkla içe döner.

Okuyucular sadece kulakları ve gözleri kapamalıdırlar, burun deliklerini değil. Giderek geliştirilen ileri aşamada

Hatha Yogileri, nadaları dinlerken dakikalarca soluklarını tutabilirler. Deneyimli bir öğretmen tarafından özel olarak çalıştırılmadıkça öğrenciler bunu denememelidirler. Genelde meditasyondan soluğu tutarak değil yavaşlatarak yararlanılır.

Önceleri deneyimlenen iç seslerin, sonraki deneyimlerle karşılaştırıldıklarında kaba ve yüksek oldukları görülür. Eski Sanskrit yazılarında bunlar, okyanusun gürültüsüne, gök gürlemesine, dümbelek ve trampet seslerine benzetilmişlerdir. Pratik ilerledikçe bu sesler daha çok flüt ve arı vızıldamasına benzemeye başlar. Bu benzetişler oldukça hayali olmakla beraber, iki karşı ses grubu arasındaki farkı göstermek için kullanılmıştır. Solunumla meditasyon, görsel meditasyon, derinden dua etmek, mantra ile meditasyon uygulamalarında geçerli olan prensipler burada da geçerlidir. Meditasyonun merkezi olarak kullanılan uyaranın giderek kusursuzlaşması gerekir: Kabadan inceye, solumaktan soluk olmaya, katı objeden "imaj sonrasının" soyutluğuna, düşünceden düşüncenin kaynağına, yüzeysel zihinden varoluşun özüne geçiştir.

Beden ve kafa içindeki sesleri ilk kez dinleyiş, alışılmamış bir deneyim olabilir fakat bu sesler, kendi kendilerine asla sonuç değildirler ve eski Hatha Yoga metinlerindeki güzel sözlerle kandırılmamalıyız. Meditasyon süresince, iç seslerle dışarıdaki işitme fenomeni arasındaki benzerlikleri aramakla meditasyonu duraksatmış oluruz; halbuki amaç çıplak bir dikkatle dinlemektir, düşünmek değil.

ÇIKMAYAN SES

Kusursuz sesler, bilinçte hissedilir; onlar artık ilk baştaki kaba sesler değildir. Zamanla görsel objelerin, imajda kusursuzlaşıp soyutlaştıkları gibi, iç sesler de hepsinden daha derin bir ses olan 'sessizliğin sesi' ne ulaşana dek kusursuzlaşırlar. Klasik Hatha Yoga metinlerinde bu 'çıkmayan ses' ya da 'kalbin sesi'dir. Zen'in koan meditasyonlarını bilenlere, 'bir elin sesiyle ilgili koan hatırlatılabilir.

Ernest Wood, Yoga kitabında; "İç seslerin işitilmesi kendi başına sonuç değildir, sadece duyguların dışa açılma isteklerini ve aklın dışa dönmesini önleyen, içe dönük bir dikkat konsantrasyonudur" diyor. Düzenli bir uygulama sonucu bu pratik başarıya ulaştığı zaman, bütün seslerin sonuncusu işitilmiş olur. Kaybolup giden önceki seslerin yerini bu kalpten gelen ses (anahata) alır.

Hatha Yoga Pradipika, "Zihin kendini ilk nereye takarsa, oraya yerleşir ve sonra içinde absorse olur," der. Tıpkı arının, tatlı usareyi emerken çiçeğin kokusuna aldırmadığı gibi; böylece nadaya absorbe olan zihin, zevk alınacak objeye karşı istekli olmaz. Fil gibi, eğlence bahçesinde dolaşmayı alışkanlık edinmiş zihin, anahata nadanın keskin üvendiresi ile denetim altına alınmayı hak etmiştir. Nadanın tuzağına yakalanmış olan zihin bütün aktivitelerinden vazgeçer ve kanatları kesilmiş bir kuş gibi hemen durgunlaşır. Yoga aleminin isteklileri, akılları başlarında ve diğer kaygılardan uzak olarak anahata nadayı işitmenin pratiğini yapmaya başlamalıdırlar. Nada, zihni yakalamak için kurulmuş bir tuzaktır ve buraya yakalanan zihin, tuzağa yakalanan bir geyik gibi öldürülebilir. Zihin cıvası, nadanın sülfürüyle kireçlenerek hareketliliğini kaybetmiştir ve Brahman'ın akaşası'nda desteksiz olarak dolaşır. Zihin bir yılan gibidir; nadayı işitince tüm kararsızlığını unutur ve bir yere kaçmaz.

İçeriden gelen sese konsantre olmanın getirdiği zihinsel barışla meditasyon yapan kişi kusursuz bilinci öğrenir.

MÜZİK VE MEDİTASYON

Prof. Wood anahata sesini, bir Hintli arkadaşının kendine sözünü ettiği 'Vina'nın zarif müziğine benzetir. "Dinlediğiniz sürece başka hiçbir şey düşünemezsiniz," der ve ekler: "Herhangi bir müzik damarlarımızdaki kanı hareketlendirir ya da yatıştırır veya bize bir öykü anlatır ve bazı hoşa giden sakin sahneler veya hareketler hatırlatır; fakat burada müzikten başka hiçbir şey yoktu, sadece müzik." Anahata seslerinin niteliği budur. Spritüel sesler olarak anlaşılır ve deneyimlenirler.

Batı müziğinin de hiç olmazsa bir kısmının düşüncelerden arınmış, sadece "olma" halini oluşturacak kudreti vardır. J.V.N. Sullivan'ın tanınmış eseri "Beethoven'de belirttiği gibi, bu seslere duyarlı olan kimseler üzerinde müziğin, üstün bilince ulaşabilmelerini sağlayacak etkileri vardır. Beethoven, sanatı, bilgiyle gerçekle bağlantı kurmayı öğrenme yolu olarak görmüştür. Bu doğrudur... Sanatçı kişi üstün bir tecrübeler kombinasyonunu ortaya çıkarmaktadır. Bu deneyim bilim alanında yeri olmasa da, gerçekteki faktörleri kapsayan bir anlayışa sahiptir. Demek ki bir sanat çalışması öğretici olabilir. Hakikaten bir "açıklama" olabilir. Büyük sanatçının "üstün bilinci" yalnızca, deneyimlerini düzenleme yeteneğiyle değil, aynı zamanda deneyimlere sahip olmasıyla tanınır. Onun dünyası, gerçekle olan ilişkisindeki derinlik ve onu düzenlemesindeki kusursuzluk yönünden, herhangi bir kişinin dünyasından, herhangi bir kişinin dünyasının bir köpeğinkinden olduğu kadar farklıdır. İnsan müzikal seslerin ortaya çıkış şeklini (üfleyerek, vurarak, sürterek) düşünürse, müziğin, kişinin bilinç durumlarıyla nasıl ilişki kurabildiğini anlaması çok zorlaşır. Fakat bir konserde ya da evde müzik dinlemek çok rahatlatıcı ve insanı tazeleyicidir. Çoğunlukla hareketsiz oturup, yavaşça nefes alarak dikkatinizi kolayca seslerde toplamanız bunun nedenlerinden biridir. Bu demektir ki, müzik dinlemek bir tür meditasyon yapmaktır. Gürültü ya da askeri müzik meditasyon için uygun bir seçim olmaz, fakat okuyucuların çoğu diğer tür müziğin yatıştırıcı, sakinleştirici kudretini tanırlar.

MİSTİK SESLER

Margarita Laski, "Vecit" adlı kitabında belirttiği gibi, kişilere sevinçle coştukları anlar hakkında sorularına aldığı yanıtlardan, en sık ve en etkili haz kaynağının müzik olduğunu öğrendi.

Walter Pater (18391894) Rönesans adlı eserinde, "Bütün sanat her zaman için müzik koşullarına dönük olarak esinlenir" demiştir. Bütün sanatlar içinde, ruhsal aşamalar ile en yakından ve derinden ilişki kuran müziktir. Nasıl bir sanat eseri "ruhun iç gözünü" açarsa, müzik de "iç kulağı" açabilir.

E. Underhill, "Müziğin sırrı, onun verdiklerini kolayca kabullenenler tarafından nadiren sezilir. Buna karşın, tüm sanatlar içinde bizde evrenin yaşam hareketine bir yankı uyandırma halini en fazla uyandıran, müziktir. Bize, nasıl bilemiyoruz, onun ferahlatıcı hislerini ve eşsiz sükunetini getirir. Beethoven gerçeğin sesini duydu ve onu çok az bir kayıpla bizim kulaklarımıza ulaştırdı."

Bazı Sufi tarikatları, mistik bilinç halini uyarmak için müziği kullanırlar. Sufi dervişleri (Mevleviler), müzikle dans ederek bir çeşit hareketle meditasyon yaparlar. Tibetli yogiler, ses titreşimlerinin bilinç üzerinde yaptığı etkiyi inceleyen özel bir çalışma yaptılar. İçinde Zen etkisi belirgin olan, Japon "noh" oyunları müziği "noh" oyunlarının ozanı ve yazarı olan Zeami (13631443) 'ye göre "aklın kulağını açmak" amacını taşır.

Çin Taoizmi'nin amacı, doğanın evrensel gidişi, Tao ile ahenk içinde olma düzeyine ulaşmaktır. Taoist filozof Chuang Tzu bu amacı aşağıdaki satırlarla çizer:

Bir mürit, Lu Chu'ya: "Üstat, sizin Tao'nuza ulaştım. Kışın ateşsiz kalabilirim, yazın buz yapabilirim" dedi.

Lu Chu: "Sadece görünmez ateşten ve görünmez soğuktan yararlanıyorsunuz. Benim Tao dediğim bu değildir. Size benim Tao'mun ne olduğunu göstereceğim" dedi.

Bunun üzerine iki udu akort etti ve birini hole, ötekini de bitişik odaya koydu. Ve birinde kung nota çaldığı zaman, kung nota öbüründe ses verdi; birinde chio nota çaldığı zaman, kung nota diğerinde ses verdi. Çünkü onlar aynı perdede akort edilmişlerdi.

Eğer bir telin aralığım değiştirir ve çalarsa, sonuç yirmi beş telin yaptığı uyumsuz sestir. Evvelce olduğu gibi ses vardır fakat anahtar notanın etkisi kaybolmuştur.

SESSİZLİĞİN GÜCÜ

Bizi içten harekete getiren müziğin notalar ve pasajlar arasında bıraktığı sessizlikler, notalardan daha etkileyicidir. Mistik üstatları; seslerde değil, sessizlikte, Tanrı 'ya götüren bir çeşit müzik vardır, derler.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Egzersiz

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült