Değişmek İçin Rahatlık Tuzağını Aşma Programı

Windy Dryden & Jack Gordon


Bu son bölümde, kişinin kendini değiştirirken rahatsızlık çekmesinin kaçınılmaz olması üzerinde duracağız. Hiç bir rahatsızlık duygusuna katlanmamıza gerek kalmaksızın değişebilseydik tabii çok iyi olurdu, ama ne yazık ki, gerçek başka türlü. Önceki bölümlere bir bakın. İnsanların, gerçekten yapmak istedikleri şeylerden, yerine getirmesi, yapmaya başlaması onlara rahatsızlık verdiği için, kaçınmalarını haklı çıkarmak üzere çeşitli "gerekçeler" yarattıklarını ve bunu da kesinlikle kabul etmeğe yanaşmadıklarını göreceksiniz.

"Şu anda havamda değilim."

"O işi yarın yaparım."

"Önce bir rahat edeyim."

"İşin doğru şekilde sonuçlanacağından emin olmalıyım."

"Bu iş çok zor!" ve benzeri gibi.

Kendinizi değiştirirken çektiğiniz rahatsızlık duygusunun üstesinden gelmek yeterince sizi uğraştırmıyormuş gibi, bir de değişimi sağlamanız için çok çalışmanız gerekiyor. Değişmek hiç de kolay olmuyor. Bu özellikle örneğin (birazdan göreceğiniz gibi), bir takım sağlıksız alışkanlıklarınızı değiştirirken, size rahatsızlık veren (ve de tamamen gereksiz yere) utanç ve aşağılanma duygularına kapıldığınızda zor olur. Değişmek demek, eski alışkanlıkları yıkmak ve yenilerini geliştirmek amacıyla düşünce, hissetme ve eylem biçiminizi değiştirmek demektir. Bu idman yapmaya başlamak gibi bir şey. Başlarken, olduğunuz gibi kalmayı rahat bulmaya eğilimli olursunuz. Kaslarınızı uzun bir süre hiç çalıştırmaya alışık olmadığınız için bunun zor olduğunu ve rahatsızlık verdiğini hissedersiniz. Ancak idman yapmayı sürdürdüğünüzde, bunun giderek daha kolaylaştığını göreceksiniz, hatta bir süre sonra bundan keyif bile almaya ve çok çalışmanızın yararını hissetmeye başlayacaksınız. Bundan sonraki sayfalarda insanın kendini değiştirmesi için nelerin gerekli olduğunu anlatacak ve sizi bazı çok yararlı tekniklerle donatacağız. Bu teknikleri öğrenip tüm çabanızla uyguladığınızda, kendinizi değiştirmek ve kendinizi değiştirdikten sonra da bunu sürekli kılmak üzere harcayacağınız emekleri önemli ölçüde desteklemiş olacaksınız.

Rahatsız Olmaktan Hoşlanmamak Gibi Bir Sorununuz Olduğunu Kabul Edin

İçimizde hangimiz, en azından bazı zamanlarda, anında yerine getirilmesinin çok iyi olacağını bildiğimiz ama en azından başlarken rahatsızlık yaratacak olan bazı işlerden kurtulmak ya da zorunluluklardan kaçınmak için yukarıdaki sözde nedenlerden birine başvurmadığını söyleyebilir? Hiçbirimiz! Şiddetle rahat etmeyi istemek neredeyse evrensel bir durum. Bu da çok yazık çünkü bir kere "her zaman için rahat etmeliyim" düşüncesine kendinizi kaptırdığınızda, tam anlamıyla Rahatlık Tuzağı'na yakalanmış oluyorsunuz. Rahatlık Tuzağı'na düşmüş olmak hayatı çarçur etmek demek. Bu tuzağı aşmadıkça da, gerçekleşmesini istediğiniz herhangi bir hayaliniz, hevesiniz ya da hedefiniz hiç bir zaman yerine gelmeyecek demektir. Şu anda eziyet çekip ardından da mutluluğu yakalamak hayal olacak. Ne yapacaksanız, "Bir gün yaparım" demeyin, bugün yapın.

Kolay yolu seçmek kısa vadede size daha rahat bir şeymiş gibi gelebilir. Ancak şöyle bir sorun var: Sorunlardan kolayca kaçmak, aslında hayatın getireceği güzelliklerden kaçmak anlamına da geliyor.

Rahatsız olmaktan hoşlanmama sorununuzun, istediğiniz şeye uzun vadede ulaşmanızı nasıl engellediğini gösteren iki örneği aklınıza getirin. Kilo vermek istediğinizi varsayalım. Ancak, akla uygun bir perhiz uygulamak ve bunu sürdürmek üzere kendinizi bir düzene sokmayı reddediyorsunuz. Kilo yapan yağlı yiyeceklere alışmış olduğunuz ve onları yemeğe devam etmek istediğiniz ve de bundan keyif aldığınız için kolay yola başvuruyormuşsunuz izlenimi vereceksiniz. Ancak sonuçta, fazla kilolarınızla dolaşmaktan, daha büyük beden giysiler almak zorunda kalmaktan, pek çok zaman kendinizi yorgun ve bezgin hissetmekten ve fazla kilolu olmanın getireceği çeşitli hastalıklara yakalanmaktan hoşlanmayacaksınız. Ya da, okulu bitirdiğinizde, belki üniversiteye gitmek ya da bir konuda uzmanlaşmak istediniz, ancak yüksek eğitim görmenin zamanınızın çoğunu alacağını, bundan dolayı da çok keyif aldığınız eğlencelerden vazgeçmeniz gerekeceğini düşündünüz. Sonuçta yüksek öğretimden vazgeçtiniz ve her hafta sonunda elinize yeterince para geçirecek bir işe girdiniz. Ancak bu durumda, hedeflediğiniz yaşam standardına ulaşma isteğiniz gerçekçi bir olasılık olmaktan çıkacak. Sonuçta yine bildik hikaye: Yaşamın zorluklarından ve sorumluluklarından kaçmak üzere kendinizi bir düzene sokmamanız ya da "kolay" yolları seçmeniz aslında uzun vadede işleri daha da zorlaştıracak ve en sonunda elinize gerçekten çok az şey geçmiş olacak.

Yaşamda karşılaştığınız sorunlara, çözüm yerine bir hal çaresi bulmak, Rahatlık Tuzağı'nda olmanın sadece bir yanını oluşturur. Bir önceki bölümde, sizi rahatsız eden duyguların ortaya çıkması ertesinde kendinizi rahatlatmak için sağlıksız yollara başvurduğunuzda, uzun vadede , kısa vadede elde ettiğiniz keyiften çok daha fazla rahatsız olabildiğinizi gördünüz. Kendinizi öyle sağlıksız şekilde rahat ettirmenizi "çabuk çözüm yolları aramak" şeklinde nitelemiştik.

Rahatsız Olmaktan Hoşlanmama Gibi Bir Sorunu Olan Kişi Olduğunuzu Kabullenmek

"Kendinizi, rahatsız olmaktan hoşlanmama sorunu olan biri olarak kabul edin" derken, şu iki önemli noktayı söylemek istiyoruz:

•        Önce, böyle bir sorununuz olduğu için kendinize eziyet çektirmeyi bırakın! Alkol bağımlılığı, uyuşturucu madde bağımlılığı, alışverişkoliklik, ya da başka ne sorununuz olursa olsun, bu sorununuzdan ötürü değersiz bir insan olmazsınız. Kendinizi zor bir konuma soktuğunuz için yine kendinizi kötüleyerek durumu daha da zorlaştırmasanız bile, böyle bir sorununuz olması, zaten kendi başına, sizin için gerçekten ve ciddi biçimde zararlı.

•        İkinci olarak, ne şekilde olursa olsun kendinize bir değer biçmekten vazgeçin. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Yaşamınızın belirli dönemlerinde kötü biçimde davransanız bile bu sizin anında tatsız bir kişi olacağınız anlamına gelmez. Aynı şekilde yaşamınızın başka bir alanında çok başarılı olduğunuzda da, asil ve değerli bir insan haline gelmezsiniz. Kendi değerinizi, hayatınızın belirli kesimlerindeki durumunuza göre belirlediğinizde, değeriniz bir azalır, bir artar, sürekli değişir. Başarılı olduğunuzda kendinizi değerli hissedeceksiniz, başarılı olamadığınızda da kendinizi değersiz bulmaya mahkum olacaksınız.

Şimdi gelin bu iki ilkeyi tipik bir soruna uygulayalım. Örneğin diyelim ki, alkol bağımlılığınız var. Herkes de bunun farkında. İnsanlar sizi açıktan açığa eleştiriyor, sizin hakkınızda kötü şeyler düşünüyor ve sizinle işe yaramayan biri olarak dalga geçiyorlar. Tüm bunların farkındasınız ve bundan aşağılık duyuyorsunuz. Birtakım zayıf yanlarınızı ortaya koyduğunuz ya da herkesin içinde küçük düştüğünüzde, sizce neden aşağılanma hissine kapılıyorsunuz? Aşağılık hissine kapılmanıza neden olan şey, iyi şekilde davranmamış olmanız değil. Hayır. Başkalarının sizin hakkınızdaki olumsuz değerlendirmelerini kabul etmenizden dolayı bu duyguya kapılıyorsunuz. Sizi çekiştirenler, bir tek dikkatinizi iyi olmayan davranışlarınıza çekmekle kalmayıp, aslında davranışınız hakkında doğru düşünüyor da olabilirler. Onlar, iyi davranmadığınız ve alkol bağımlısı olduğunuz için işe yaramadığınızı söylüyorlar! Olabilir, öyle düşünsünler. Ama bu neden sizin onlarla görüş birliğinde olmanızı ve onların görüşünü kendi görüşünüzmüş gibi benimsemenizi gerektirsin ki?

Bu sorunun yanıtı "Kesinlikle gerektirmiyor!" şeklinde. Aslına bakarsanız, hiç bir şeyden dolayı utanç duymamanız gerekiyor. Neden mi? Utanç duygusu, aşağıdaki şu akılcı olmayan telkinlerden kaynaklanıyor da ondan:

"Herkesin ortasında zayıf bir yanımı ortaya çıkarmamalıyım."

"Başkaları tarafından onaylanmamam diye bir şey söz konusu olmamalı."

Bu taktirde, insanlar, herkesin içinde zayıf bir yanınızı ortaya koyduğunuzu gördüğünde ve bu zayıf yanınızdan dolayı sizinle dalga geçtiğinde, onların görüşünü paylaşmış oluyorsunuz! Aşağılanma duygunuz işte bundan kaynaklanıyor. Herkesin içinde zayıf bir yanınızı ortaya koymamayı ve başkaları tarafından onaylanmamayı istemekle işe başlıyorsunuz, sonra, "sizi aşağılanma duygusuna kaptıracak" zayıflığınızı herkesin içinde ortaya çıkardığınız için zayıf ve değersiz bir kişiliğiniz olduğu sonucuna vararak kendi kendinizi yenilgiye uğratıyorsunuz. Kendinize şöyle diyorsunuz:

"Aman Allahım! Onlar haklılar. Zayıf yanlarımı ortaya çıkardığım için değersiz serserinin biriyim!"

Böyle düşünmekle, utanç duymanızın ya da aşağılık hissine kapılmanızın önüne geçemezsiniz. Bunun da nedeni, artık çok iyi bildiğiniz gibi, duygularınızın düşüncelerinizden kaynaklanıyor olması. Aşağılanma duygusuna kapılmak istemiyorsanız, aşağılık duymanıza neden olan düşüncelerinizi değiştirmeniz gerekiyor.

Alkol bağımlılığı gibi, herkesin bildiği ve insanların bunu sizin yüzünüze karşı da söylemekten kaçınmadığı ciddi bir sorununuz olduğunu varsaydığımızda, akılcı olarak ne düşünürdünüz? Bir şey hakkında akılcı bir kanıya varmak üzere atacağınız ilk adım, akılcı bir bakış açısına kavuşmanızı engelleyen akılcı olmayan düşünceleri aramak ve onların kökünü kurutmak olacak. Bu yolla, yukarıdaki örnekte, sizde aşağılanma duygusu yaratan akılcı olamayan düşünceleri ele alacak ve ardından 5 inci bölümde açıkladığımız gibi, akılcı davranmanın unsurlarına başvurarak, kendinizi bu akılcı olmayan düşüncelerin benimsenemeyeceğine (sorgulama tekniklerini kullanarak) ikna edeceksiniz.

Böyle davranmanız, sadece kendinizi olduğunuz gibi kabul edebilmek için değil, aksine aynı zamanda alkol bağımlılığınızdan kurtulmak üzere gösterebileceğiniz herhangi bir çabaya müdahale edecek ve engelleyecek olan aşağılanma duygularım ortadan kaldırmayı amaçlamanızdan kaynaklanıyor. Kendi kendinizi yenilgiye uğratmanıza neden olan davranışlarınızı tam anlamıyla kabul etmeden, o davranışlarınızı düzeltemezsiniz. Yersiz yere aşağılanma duygusuna kapılmanızın nedeni de bu. Bu duygu, sorununuzun gerçek nedenini görmenize ve onu çözmek üzere etkin bir eylemde bulunmanıza engel oluşturarak sizi olumsuz etkiler. Alkol bağımlılığınızın çabuk çözüm yolu olarak başvurduğunuz alkolünüzün vadeli çıkarlarınızı baltalayarak sorun yarattığını kabul ettiğiniz için, alkol bağımlılığı sorununuzun üstesinden gelmeye kalkmadan önce, bundan dolayı duyduğunuz aşağılanma duygusu ile başa çıkmak artık açıkça anlam kazanıyor.

Aşağılık Duygusuna Kapılmanıza Neden Olan Telkinleri Sorgulamak

Burada hedef alınacak akılcı olmayan telkinler şunlar:

"Herkesin içinde zayıf bir yanımı ortaya çıkarmamalıyım."

"Başkaları tarafından onaylanmamam söz konusu olmamalı."

"Zayıf yanlarımı ortaya çıkardığım için değersiz bir kişiyim."

Şimdi ilk akılcı olmayan telkini ele alın ve şu soruyu yöneltin: "Neden olması gerektiği gibi davranacakmışım ki? " Bunun için ortada gerçekten bir neden yok, öyle değil mi? Eylemlerinizi yerine getirirken başvuracağınız ve "bunlar olmalı" diye bir kural olsaydı, o "olmalı"ya aykırı davranamazdınız. Oysa, zayıf bir yanınızı herkesin içinde ortaya çıkardınız. Bu şekilde "olmalı" diye düşündüğünüz şeye aykırı davranmış oldunuz. Yapmamayı istediğiniz şeyi yaptınız. Bundan, "olmalı" görüşünüzün gerçekçi bir temeli olmadığı sonucu ortaya çıkıyor. "Olmak zorunda" ve "yapmalıyım" şeklindeki düşüncelerinizle birlikte bu da sadece kafanızda yarattığınız bir düşünce.

Kendinize, yukarıda "Başkaları tarafından onaylanmamam söz konusu olmamalı" şeklinde belirtilen ikinci akılcı olmayan telkinin de, benzer şekilde, aynı nedenlerden dolayı hiç bir geçerliliği olmadığını gösterebilirsiniz.

"Zayıf yanlarımı ortaya çıkardığım için değersiz biriyim!" şeklindeki üçüncü akılcı olmayan telkininiz de şöyle sorgulanabilir: "Aptalca şeyler yaptığım için niçin değersiz bir insan olacakmışım?" Bunun yanıtı, karmaşık bir yapıya sahip olan insanların evrensel geçerliliği olan ölçülerle derecelendirilmesi olanaklı olmadığından, siz dahil kimsenin değersiz bir insan olduğunun söylenemeyeceği şeklinde. İnsan, kimi iyi, kimi kötü, kimi de ne iyi, ne kötü pek çok eylemde bulunan bir organizma, yaşayan bir süreç ve herhangi bir yüzeysel değerlendirme veya derecelendirmeye tabi tutulması söz konusu olamaz.

Kendinizi, bir kere aşağılanmaya dair daha önceden sahip olduğunuz inançlarınızın akılcı olmadığına ikna ettiğinizde, dünyada hiç bir şey için aşağılık duymaya gerek kalmadığını göreceksiniz. Aşırı derecede alkol kullanmak gibi, pek çok davranış biçimi ile eylemin belirli zararları dokunsa ve bu nedenle onlardan kaçınılması çok daha iyi olsa da, ne kadar aptalca davranırsanız davranın ve bu nedenle başkaları sizi onaylamasa da, bunlar, kendinize eziyet etmenizi gerektirmez. Aptalca ya da kendinizi yenilgiye uğratan biçimde davrandığınızda sadece aptalca ve kendini yenilgiye uğratan şekilde davranmış bir insan olursunuz. Bu hiç bir şekilde sizi tamamıyla aptal bir kişi ya da her zaman sadece kendini yenilgiye uğratan şekilde davranan bir kişi durumuna sokmaz.

Utanç Duymanın Akılcı Alternatifi

Elinizi vicdanınıza koyup aşağılanma duygularınızı yaratan düşüncelerinizi sorgulama sürecinden geçirip onları yendiğinizde çok daha akılcı bir düşünce biçimini benimseyeceksiniz. Bu düşünce biçimiyle de, herkesin içinde aptalca ya da yersiz şekilde davrandığınızda, aşağılanma duygusundan çok pişmanlık duygusu hissedeceksiniz. Bu yolla aşağıda belirtildiği şekilde düşünmeye eğilimli duruma geleceksiniz:

•        "Herkesin içinde aptalca davranıyor olmamdan ve başkalarının benim hakkında kötü düşünüyor olmasından hoşlanmıyorum. Ancak, o şekilde davranmamış olmam ve başkalarının benim hakkında o şekilde düşünmemiş olmaları için de ortada bir neden yok. Böyle olması çok yazık, ama korkunç bir şey değil. Kendimi hata yapabilen, aptalca ya da kendini yenilgiye uğratacak şekilde davranmış, ancak hep böyle davranması gerekmeyen bir kişi olarak kabul ediyorum. Bakalım, gelecekte nasıl akla daha uygun şekilde davranabileceğim, nasıl bu yaşamdan alabildiğimin en fazlasını almamı ve istemediğim şeylerin de olabildiğince en azını almamı sağlayabileceğim?"

Bu konuyu toparlamak amacıyla, aşağıda belirtilenleri içinize sindirerek okuyun:

•        Ne kadar fazla kişi sizi eleştirirse eleştirsin, bu, çeşitli şekillerde kendinize eziyet çektirmeniz ya da kendinizi kınamanız için meşru bir neden oluşturmaz. Eylemlerinizi, sizin için önem taşıyan konuları ve başarılarınızı istediğiniz kadar eleştirebilirsiniz, ama kendinizi asla.

•        Kendinizi herhangi bir şekilde derecelendirmeyeceğiniz bir düşünce biçimini benimseyin. Hiç bir zaman mükemmel biri olmadığınızı ancak hata yapmaya eğilimli olduğunuzu kabul edin.

•        Bir şeyleri oldukça iyi bir biçimde yerine getirmeye çalışın. Bunu kendi egonuzu tatmin etmek için değil, bir şeyi iyi yapmaktan keyif almak ve daha iyi koşullarda varolabilmek adına yapın.

•        Ne kadar iyi olmayan şekilde davranırsanız davranın, her zaman için kendinizi olduğunuz gibi kabul edebilir ve başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü dikkate almayabilirsiniz. İnsanın kendini olduğu gibi kabul etmesinin başka bir yolu da yok. Zaten, insanın kendini olduğu gibi kabul etmesi kendine karşı dürüst olmak anlamına gelmiyor mu?

İnsanın kendisine eziyet etmesine, ki bu aşağılanma duygusunun önemli bir parçasını oluşturur, hiç gerek yok. Eylemlerinizin gerçekten neye yol açtığını gözden geçirin ve sonuçları kabul edilemeyecek gibiyse, bir daha ki sefere daha kabul edilebilir şekilde davranmaya çalışın. Kendinizi tam anlamıyla olduğunuz gibi kabul etmediğiniz sürece, mantıklı kararlar almanız ya da geçmişte yaptığınız hataların sonuçlarını düzeltmeniz pek olanaklı olmaz.

Kendinizi Değişime Hazırlamak

Buraya kadar bizi okuduğunuzu ve Rahatlık Tuzağı'na yakalanmış olduğunuzu kabul ettiğinizi varsayıyoruz. Neden Rahatlık Tuzağı'na yakalanmış olduğunuzu, rahatsız olmaktan hoşlanmama gibi bir sorununuzun varolduğunu ve bunun ne tür bir sorun olduğunu da biliyorsunuz. Ve son olarak, kendinizi sorununuzla birlikte kabul ediyorsunuz. Öyle bir sorununuz olmasından hoşnut değilsiniz ve "Keşke Rahatlık Tuzağı'na hiç yakalanmış olmasaydım" diyorsunuz. Ama en azından, rahatsızlıktan hoşlanmama gibi bir sorununuz olduğu için, kendinize eziyet çektirmiyor ve kendinizi kötülemiyorsunuz. Ve her şeyden önemlisi kendinizi değiştirmekte, Rahatlık Tuzağı'ndan kurtulmakta ve bir daha da o tuzağa yakalanmamakta kararlısınız. O halde şimdi yapılması gereken ne? Bir sonra atılması gerekli adım, değişimin üç aşamasını ve değişim sürecinin amacını açık bir şekilde kavramak. Her bir aşamayı sizinle birlikte ele alacağız ve Rahatlık Tuzağı'ndan kurtulmak ve ondan uzak kalmak amacıyla üç aşamalı sürecin her aşamasını başarılı bir biçimde sorgulamanın önemine değineceğiz.

Üç Aşamalı Değişimin Amacı

Üç aşamalı değişimden amaç sadece sizin rahatsız olmaktan hoşlanmama sorununuzu çözmenizi sağlamak değil, aynı zamanda uzun vadeli hazlar alma felsefesini geliştirmeniz konusunda sizi cesaretlendirmek. Sorunlardan kaçınmanın ya da çabuk çözüm bulmanın önüne nasıl geçebileceğinizi göstermekle, sizi bir noktadan başka bir noktaya oldukça iyi koşullarda gitme gücü ile donatmış ancak elinize ne doğrultunuzu saptayacağınız bir harita vermiş ne de o noktaya nasıl varacağınızı söylemiş oluyoruz. Değişimin üç aşamasını nasıl geçeceğinizi ayrıntılı bir şekilde gözden geçirmeden önce, gelin değişimin genel amacını açıklığa kavuşturalım

Birinci bölümde, kısa vadeli hazlar almaktan yana olmakla uzun vadeli hazlar almaktan yana olmak arasındaki farkı açıklamıştık. Bu önemli ayrımı hatırlamanız gerektiğine inanıyorsanız, o bölümü bir daha okumanızı öneririz. İnsan olarak bizler, olabildiğince uzun yaşamak ve yaşadığımız süre içersinde akla uygun ölçülerde mutlu olabilmek amacıyla temelde hayattan haz almaya bakarız. Daha iyi sonuçlar sunduğu için uzun vadeli hazlar almaktan yanayızdır. İnsanlara, anlık kazançlar uğruna gelecekte elde edilecek çok daha önemli kazançları ya da hazları feda etmektense, hem bu anki hem de gelecekteki keyiflerin ikisini birden elde etmeye çalışmalarını öğretiyoruz. Uzun vadeli hazlar almaktan yana olmak, hayal kırıklığına karşı pek hoşgörülü olmama durumuyla çelişki oluşturur. Hayal kırıklığına karşı pek hoşgörülü olmamak, bizi anlık keyif almaya iter. Anında haz almak ya da kısa vadeli hazlar almaktan yana olmak her zaman mutlaka kişinin bu yolla kendisini yenilgiye uğratacağı anlamına gelmez. Ancak bu yaklaşım kısa sürede alışkanlığa dönüşebilir ve uzun vadeli çıkarlarınızı baltalayabilir ve uzun vadede daha az keyif almamıza yol açabilir. Her şeye rağmen keyfinize bakın, ama bunun için de daha derin anlam taşıyan ve daha kazançlı taahhütlerinizden vazgeçmeyin. "Ye, iç ve eğlen; çünkü yarın olmayabilir" şeklinde dile getirilen kısa vadeli hazlardan yana olma felsefesinin gerçekçi ve dolayısıyla akılcı olmadığı uzun yıllardan sonra ortaya konmuş durumda. Bu da, neredeyse kimsenin ertesi gün ölmemiş olmasından kaynaklanıyor. Tam aksine, bugün çok fazla yemek yediğiniz, içki içtiğiniz ve keyfinize baktığınız için, gelecekte bunun sonuçlarını görerek yaptıklarınızdan pişmanlık duyacak kadar uzun yaşamanız olası. Benimsenecek daha akla uygun ve akılcı yol (Freud'un da belirttiği gibi) sadece şu anın tadını çıkarmak ve şu anki kazançları elde etmektense, gelecekte kazanç sağlamak üzere bugün keyif almayı ertelemek. Bunu aklınızda tutarak, değişimin üç aşamasını inceleyelim.

Değişimin Üç Süreci

Birinci Aşama: Düşünme ve Hissetme Biçiminizi Değiştirebilirsiniz

Artık belirli akılcı olmayan telkinlerinizin rahatsız olmaktan hoşlanmama sorununuzun altında yattığını biliyorsunuz. Şimdiye kadar, her bölümde konuyla ilgili akılcı olmayan telkinler saptandı ve onlardan kurtulmanız için onları nasıl sorgulayacağınız ve onlara nasıl karşı çıkacağınız gösterildi. Her bir bölümün, genelde yaygın olarak benimsenen belirli akılcı olmayan telkinlere sahip olmanızın sizi nasıl Rahatlık Tuzağı'na yakalattığı konusuna aydınlık getirdiğini umuyoruz. Bu şekilde aydınlanmış olmanız, Rahatlık Tuzağı'nı aşmanızı ve hayatını kendine güvenli biçimde sürdüren özerk bir birey haline gelmenizi sağladı mı? Bu pek olanaklı değil! Pek çok kişi, yaşadıkları rahatsızlıklarından nasıl olup da kendilerinin sorumlu olduğu; başka kişiler ya da sosyal koşullardan çok, kendilerinin yenilgiye uğramasında rol oynayan düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının duygusal sorunlarını yarattığı gösterildiğinde, bunu çok çabuk "görüyor". Bu bakış açısını kazanmış olmak yine de bir şekilde sorunların anında ortadan yok olmasını sağlamıyor. İnsan, derinlerinde çocukluk döneminde edindiği akılcı olmayan telkinlere inanmayı sürdürdüğünü, o akılcı olmayan telkinlerin akılcı olarak benimsenmesinin söz konusu olmadığını "bilse de", sorunları değişmeden varolmaya devam ediyor. Demek ki, entelektüel biçimde bir bakış açısı kazanmış olmak yetmiyor.

Yeterli olmuyor çünkü akılcı olmayan telkinlerimiz oldukça uzun bir süredir var olagelmekte. O telkinler günlük düşünce biçimimizin alışılmış bir parçası haline gelmiş durumda. Büyük bir olasılıkla da temel değerlerimizin ayrılmaz parçası olmuşlar. Bizim dünyaya bakışımızı ve başımıza gelenleri değerlendirme biçimimizi oldukça etkiliyorlar. Kökleşmiş düşünce biçimlerimizi ve buna bağlı olan, alışkanlık haline gelmiş tepkilerimizi değiştirmek çaba ve sürekli denemeyi gerektirir.

Bu nedenle birinci aşama, kendinizi yenilgiye uğratan davranışlarınızın kökleşmiş bir geçmişi olduğunu, geçmişte yaşananlarla arasında anlaşılır bir ilişki bulunduğunu, geçmişte yaşananların şimdiki sorunlarınızın oluşmasına katkı sağladığını ancak onları yaratmadığını kabul etmeyi içerir. Aksine, geçmişte yaşadıklarınıza dair inançlarınız sorunlarınızı yaratır. Esas olarak, başınıza geldiğini düşündüğünüz şeyleri düşünme ve değerlendirme biçiminiz duygularınızı belirler. Yıllardır benimsenmiş düşünce ve eylem biçimlerinden vazgeçmenin zor olmasının nedeni, insan olarak bizlerin, farklı biçimde kendi duygusal bozukluklarımızı yaratmaya eğilimli olarak dünyaya gelmemizdir. Daha sonraları büyürken de, sosyal ve kültürel koşullandırmalarla bu eğilimi şiddetlendirir ve pekiştiririz. Demek ki, değişmek kolay olmuyor. Ancak, bu değişmenin olanaksız olduğu anlamına da gelmiyor.

İkinci Aşama: Geçmişin Etkisinden Kurtulabilirsiniz

Duygularınız ne şekilde incinmiş olursa olsun, ne kadar kötü biçimde yetiştirilmiş olursanız olun, bugün düşündüğünüz, hissettiğiniz ya da davrandığınız gibi olmak üzere şartlanmış ya da biçimlenmiş değilsiniz. Bu nedenle kendinizi değiştirecek gücünüzün olmaması diye bir şey de söz konusu değil. Tüm diğer koşulların eşit olduğu bir durumda, oldukça sağlıksız biçimde yetiştirilmiş olmanızın etkilerinden kurtulmanızın, daha az sağlıksız biçimde yetiştirilmiş bir kişiye göre daha zor olacağı açık. Bununla birlikte kendinizi değiştirme yeteneğine sahipsiniz. Hepimiz kendimizi değiştirme yeteneğine sahibiz. Yukarıda belirttiğimiz gibi her ne kadar doğuştan akılcı olmayan biçimde düşünmeye, kendimizi yenilgiye uğratacak şekilde anlık keyiflerin peşinde koşmaya ya da kısa vadeli hazlar almaya, sorumluluk üstlenmekten kaçmaya, aynı hataları defalarca tekrarlamaya; dogmatik, gösteriş meraklısı, hoşgörüsüz olmaya ve batıl inançlara inanmaya eğilimli olsak da, öte yandan, aynı zamanda, akılcı düşünmeye, yaşama koşullarımızı sağlama içgüdüsüyle hareket etmeye, keyif almaya ve acı çekmekten kaçınmaya ve hatalarımızdan ders alma eğilimimiz de var.

Gençlik yıllarımız telkine en açık olduğumuz dönemdir. Bu nedenle, sağlıksız düşünme, hissetme ve davranma biçimlerini o yıllarda ediniriz. Yaşımız ilerledikçe az ya da çok aynı şekilde bize söylenenlere kanmaya eğilimli olsak da, yaşam deneyimi kazandıkça, doğuştan sahip olduğumuz akılcı düşünme yeteneğini daha iyi kullanmamız olası. Akılcı olmayan telkinlerin etkisi altında kalmaya devam etmemiz, hayatta hiç bir dayanakları olmayan ve sokakta yaşayan serserilerin varolmayı sürdürmesine benzer şekilde, o akılcı olmayan telkinlerin mucizevi bir şekilde yenilenebilmesinden kaynaklanmıyor. Hayır, bizim söylemeye çalıştığımız şey bu değil. Akılcı olmayan telkinlerimizin üzerimizdeki etkisi, kendimize etkin bir şekilde öyle telkinde bulunduğumuz ve halen o yersiz davranışlarda bulunarak sürekli o telkinleri güçlendirdiğimiz için devam ediyor. Diğer bir deyişle, insanlar kendilerini genellikle etkin bir biçimde, küçükken ve daha sonraki yaşlarda edindikleri akılcı olmayan düşüncelerle doldurduğu için, incinmiş duyguları ve yersiz davranışları bugünkü yaşamlarını etkilemeye devam ediyor.

Üçüncü Aşama: Artık Eyleme Geçme, Çalışma ve Kendinizi Bir Düzene Sokma Zamanı

Sağlıksız duygularınızla davranışlarınızı nasıl edindiğinizi ve nasıl olup da sürdürdüğünüzü bir kere anladığınızda, kendinize yönelteceğiniz diğer soru şu olacak: "Daha iyi şekilde yaşamama engel olmayı sürdüren ve kendimi yenilgiye uğratmama neden olan telkinleri ve alışkanlıkları değiştirmek ya da ortadan kaldırmak üzere kendimi nasıl eğitebilirim?"

Sorunuzun yanıtı da şu: "Genellikle, kendilerini yineleyerek sizi etkisi altında tutan ve kendinizi yenilgiye uğratmanıza neden olan telkinlerinizden ve davranışlarınızdan kurtulmak üzere kendinizi eğitebilirsiniz." Ancak bunun için kendinizi bir düzene sokmanız (ki bu yeteneğe biz insanlar doğuştan sahip olmaz ancak daha sonra ediniriz)çok çalışmanız ve akılcı olmayan inanç sisteminizi anlamanız, ona karşı çıkmanız ve ona karşı eyleme geçmeniz gerekir. Akılcı olmayan telkinleri dün edinmedik, onların kökleri geçmişe uzanıyor, pek çoğunun uzun geçmişi var. Bunun sonucunda, bu akılcı olmayan telkinler ve yol açtıkları sorunlar süreklilik gösterdiğinden, bu akılcı olmayan telkinlerin kökünün kazınması ve sizin için bir sorun olmaktan çıktıkları bir duruma getirilmelerini sağlamanın, çok çalışmaktan ve denemekten başka bir yolu yok. Bu da aslında, özellikle o akılcı olmayan telkinlerinizi hedef alan ve onları ortadan kaldırmayı amaçlayan, sürekli yinelenen eylemlere de başvurarak akılcı olmayan telkinlerinizin tümünü tekrar tekrar gözden geçirmek ve inatla sorgulamak demektir. Bu telkinlerin etkisini ortadan kaldırmak ya da en azından etkisini azaltmak için gerekli olan budur.

Şimdi de, bu zamana kadar sürdürdüğünüz yaşama biçimini değiştirmenize yardımcı olmayı amaçlayan çeşitli algılama, duygusal ve davranışları değiştirme yöntemlerini ayrıntılarıyla ele alacağız. Önce algılama yöntemini inceleyeceğiz.

Algılama yöntemiyle değişim

Bu kitabın her bölümünde açıkladığımız başlıca algılama yöntemini (akılcı olmayan telkinleri sorgularken kullanılan) artık biliyorsunuz. Akılcı olmayan telkinlerinizi saptamak, sizin için bir anlamı kalmayana dek onları sorgulamak ve onlara karşı çıkmak, daha sonra onların yerine akılcı alternatiflerini benimsemek konusunda artık bir ölçüde deneyimli sayılırsınız. Bir telkinin akılcı olup olmadığını saptamak için hangi ilkeye başvuracağınızı biliyor olacaksınız. Zaman zaman size mutsuzluk verecek şekilde yeniden ortaya çıkan bazı akılcı olmayan telkinlerle mücadele etmek üzere elinizin altında başvurabileceğiniz çok etkili bir teknik var. Bahçenizi zararlı otlardan temizlemek istediğinizde, sürekli zararlı ot aramanız gerekir. Onları bulduğunuzda da köklerinden çekip çıkarırsınız. Benimsemek istemediğiniz akılcı olmayan telkinlerinize de zararlı otlara davrandığınız gibi davranın. Bu arada, tamamıyla benimsemek istediğiniz yeni akılcı telkinler, yeni yeni büyümeye başlayan bitkiler ya da fideler gibidir. Onların gelişip güzelleşmelerini istiyorsanız, kendi kendilerine varlıklarını sürdürebilecekleri duruma gelene kadar onlara gereken bakımı göstermeniz, beslemeniz ve desteklemeniz gerekir.

Bahçe benzetmesi yaparak, dikkatinizi yaşamsal önem taşıyan şu üç noktaya çekmeyi amaçlıyoruz:

1.       Akılcı olmayan telkinlerinizle inatla mücadele edin. "Yumuşak, yumuşak" yaklaşımı burada işe yaramıyor. Akılcı olmayan düşüncelerinizle inatla yeniden, yeniden mücadele edin. Böyle davrandığınız taktirde, yıllarca takılıp kaldığınız anlamsızlıktan kurtulmamanız için çok az neden kalacak. Geçmişte onları benimsemişsiniz. Belki o zamanlar başka seçeneğiniz de yoktu. Fakat bugün dizginler sizin elinizde. Geçmişte bir sürü çalkantılı dönem geçirmenize neden olan "zorunlu", "gerekli", "olmalı" şeklindeki düşüncelere saplanıp kalmak durumunda değilsiniz. Bir şeyin içyüzünü anlamakla işler yoluna girmiyor. Bir telkini ya benimsemeyi sürdürürsünüz (ve bu yolla onu canlı tutarsınız) ya da inatla ona karşı mücadele edersiniz.

2.       Akılcı olmayan telkinlerinize sık sık tüm gücünüzle saldırın. Ne kadar sık bu şekilde davranırsanız, telkinlerinizin benimsenecek bir yanı olmadığı kanısına o kadar çabuk varırsınız. Akılcı olmayan telkinleri papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayarak sorgulamak kolay. Akılcı heyecan doğuran tedaviyi yeni görmeye başlamış olanlar böyle davranmaya eğilimli oluyorlar. Akılcı olmayan telkinlerinin anlam taşımadığını görüyorlar, ama bunu çok hafif bir şekilde "görüyorlar". Bize, "Evet, ne dediğinizi anlıyorum, söyledikleriniz anlamlı, ama" diyorlar. İçlerinden ise, mutlaka sevilmeleri ve onaylanmaları gerektiği, böyle olmamasının berbat bir şey olduğu ve benzeri akılcı olmayan telkinlere saplanıp kalmaya devam ediyorlar.

3.       Sorgulama tekniklerinize inatla ve sık sık başvurmanın ötesinde süreklilik de kazandırın. Bir kaç gün sonra "Bu kadar yeter" deyip, bırakmayın. Daha önce "programlanmanızın" yıllar sürdüğünü ve bunu bir ya da iki hafta içersinde ortadan kaldıramayacağınızı hatırınızda tutun. Bu, yeni akılcı düşünce biçiminizi iyice benimseyene ve bu düşünce biçimi gerçekten sizin bir parçanız haline gelene kadar çok çalışacağınız ve deneyeceğiniz anlamına gelir.

Size bu kitap boyunca öğrettiğimiz sorgulama tekniklerini kullanarak akılcı olmayan telkinlerinize karşı mücadele ederken başlıca algılama yöntemini güçlendirmek üzere, 4 üncü ve 5 inci bölümlerde açıkladığımız algılama tekniği olan gönderme yapmaya da başvurmanızı öneririz. Bu yöntem, rahatsızlıktan hoşlanmama sorununuz bir maddeye bağımlı olmanıza yol açmışsa, özellikle yararlı olur.

"Yeni akılcı bakış açısını iyice benimseyip benimsemediğimi nereden anlayacağım?" diye de sorabilirsiniz. Bunun yanıtı, özellikle daha önceleri üzüntü duymaya ve yersiz şekilde davranmaya eğilimli olduğunuz durumlarda neler hissettiğinizi ve nasıl davrandığınızı gözlemleyerek anlayabilirsiniz şeklinde. Artık bu durumlarla başa çıktığınızı görüyorsanız, sorun yok. Bu sizi cesaretlendirmeli. Doğru yolda ilerliyorsunuz demektir. Ancak çalışmaya ve denemeye devam edin! Unutmayın ki, büyük işler zaman ister, aceleye gelmez!

Duygusal yöntemle değişim

Akılcı Heyecan Doğuran İmgelemeyi size daha önce anlatmış ve bunun nasıl uygulanacağına dair bir örneği de birinci bölümde göstermiştik. Akılcı Heyecan Doğuran İmgelemeyi bir daha gözden geçirin. Bakın bakalım, size sorun yaratan yersiz duygularınızla mücadele ederken ondan yararlanabiliyor musunuz? Örneğin, herhangi bir nedenden ötürü aşağılanma duygusuna kapılıyor musunuz? Aşağılanma duygusunun ardında yatan akılcı olmayan telkini, algılama yöntemiyle nasıl sorgulayacağınızı biliyorsunuz. Akılcı Heyecan Doğuran İmgelemeyi de uygulayarak akılcı olmayan telkininizi daha etkin bir şekilde algılama yöntemi ile sorgulayabilirsiniz. Bu yolla, örneğin, gereksiz yere bir sürü alışveriş yapıp para harcadığınız için ya da içki sorununuz olduğu işyerinizde herkes tarafından bilindiği için aşağılanma duygusuna kapılmanız gerektiği şeklindeki düşünceyi daha da etkisiz hale getirebilirsiniz.

Beşinci bölümde, etkin bir biçimde kendi kendinizle konuşmak şeklinde tanımlanan bir teknikten söz etmiştik. Etkin bir şekilde insanın kendisiyle konuşmasının ne demek olduğunu daha iyi göz önüne serebilmek için, aşağıda aktaracağımız alıntıyı bir okuyun. Rahatsız olmaktan hoşlanmama sorununuz, alışverişkolik olmakla ya da diğer bir çabuk çözüm yoluna başvurmakla ilgiliyse, kendi özel koşullarınıza uygulamak üzere gerektiği şekilde değiştirerek, kendi kendinizle konuşma biçimini etkili bir biçimde uygulayabilirsiniz. Aşağıdaki alıntıda, alkol bağımlılığı sorunu ele alınıyor:

Akılcı olmayan iç ses: "Bir kadeh bir şey içsem diyorum. Bir ya da iki kadeh içmenin ne zararı olabilir ki?"

Akılcı iç ses: "Ben bunu daha önce de duymuştum. Senin bir ya da iki kadehle yetindiğini şimdiye kadar kim görmüş ki?"

Akılcı olmayan iç ses: "Hiç bile. Benim yüzümden öyle olmadı. Derek'e rastlamıştım. Israrla bana içki ısmarlamak istemişti."

Akılcı iç ses: "Tabii, tabii, buna eminim! Zaten hep başkaları kabahatli olur. Arkadaş diye nitelediğin bu kişiler sana ne yapıyorlar? Sana zorla içki içirmek için canını yakacak bir harekette mi bulunuyorlar?"

Akılcı olmayan iç ses: "Tabii ki hayır. Onlar çok iyi insanlar."

Akılcı iç ses: "İyi insanlar mı? Sen onu benim külahıma anlat! Derek kaç kere tedavi olmak için hastaneye yattı? Sayısını ben bile unuttum! Deli deliyi çeker diye boşuna söylememişler!"

Akılcı olmayan iç ses: "Hadi canım bırak artık söylenmeyi. Hiç de o kadar çok içmiyorum. Sadece bir iki tane atıyorum, o kadar. Bu kadarla başa çıkabileceğimi biliyorsun."

Akılcı iç ses (biraz da alaycı bir tonla): "Tabii tabii başa çıkarsın. Bir iki kadeh içmek için dışarı çıkan sonra da eve 'kör kütük sarhoş' gelen sen değildin, değil mi? Yoksa sen miydin?"

Akılcı olmayan iç ses: "Tamam, tamam, o zaman biraz aşırıya kaçmış olabilirim."

Akılcı iç ses: " Evet, öyle. Bir daha ki sefer de aynı şekilde aşırıya kaçacaksın. O kadar. Az kalsın başka birisinin aracına binip gidecektin de seni zor durdurdular. O aracın senin otomobilin olduğunu sanıyordun!"

Akılcı olmayan iç ses: "Tamam, olabilir. Ama kimseye fazla bir zararım dokunmadı, öyle değil mi? Demek ki, o akşamı atlatabildim."

Akılcı iç ses: "Saçmalama! Kaç kere kör kütük sarhoş olduğunun sayısını artık kimse hatırlamıyor bile! Bir kere sarhoşken neler yaptığını nereden bileceksin? Son keresinde paçayı kurtardın. Belki bir daha ki sefer de kurtaracaksın. Peki ama ondan sonraki sefer ne olacak? Ya da daha sonraki sefer? Er ya da geç kendini mahvedeceksin. Sağlığın zaten bozulmuş durumda. Yüksek tansiyonun var. Kalbinin iyi çalışmadığına dair işaretler de ortada. Ve sen, paçayı kurtarmaktan söz ediyorsun! Sende artık alışkanlık yapmış olan bu durum nedeniyle kendini öldürebilirsin. Daha da beteri, başkasının hayatını da yok edebilirsin!"

Akılcı olmayan iç ses: "Vallahi bilemiyorum. Belki de sen haklısın."

Akılcı iç ses: " Belki mi? Yüzde yüz haklı olduğumu gayet iyi biliyorsun! Bu andan itibaren ağzına bir damla içki koymayacaksın! Saçmalamak falan da yok, söylediklerimi işitiyor musun? Kesinlikle yok! Artık yeter. İşte bu kadar."

Kendi kendinizle konuşmaya, akılcı iç ses, akılcı olmayan iç sesi ikna edene kadar devem etmeniz büyük önem taşıyor.

Davranışsal yöntemle değişim

İnsan davranışıyla ilgili üzücü bir durum söz konusu. İnsanlar bir kere, belirli bir süre akılcı olmayan düşüncelerinin ve kendilerini yenilgiye uğratan duygularının esiri olmaya görsünler, aptalca olduğunu bilseler de, değiştirmek isteseler de sinirli davranışlarını sürdürmeye eğilimli oluyorlar.

Biz, alışkanlıklar yaratmaya eğilimi olan yaratıklarız. Bunun iyi yanı, fiziksel sağlığımıza dikkat etmek gibi iyi alışkanlıklar edinmemiz ve öğrenmemiz. Fakat aynı kolaylıkla çok fazla yemek, işi ağırdan almak ve istediklerimiz olmadığında ya da engellendiğinde öfkeden kudurmak gibi kötü alışkanlıklar da edinebilmekteyiz. Ne yazık ki, bu kötü alışkanlıkların nedenini, niçinini görmek, hatta onlardan kurtulmak için kesin bir karara varmak bile, o alışkanlıkların ortadan kalkması için yeterli olmuyor. Daha da kötüsü, onları ortadan kaldırmak üzere harekete geçilmedikçe, bu alışkanlıklar daha da kötü bir şekle dönüşebiliyor.

Bu nedenle, algılama ve duygusal teknikleri desteklemek üzere çeşitli davranışsal yöntemlere de başvurabiliriz. Bu tekniklere, duygusal sorunlarla başa çıkmanıza ve daha akla uygun bir yaşam felsefesi edinmenize yardımcı olmak üzere başvurulabilinir.

Kendinize ödevler vermenizin yaran Bu, biraz önce belirttiğimiz tür bir yöntem. Deneyerek öğrenildiği ilkesine dayanır. Yıllardır sizi etkisi altında tutan tedirginliklerinizin üstesinden, en korktuğunuz şey ne ise, onu yaparak, öyle bir ya da iki kere değil, defalarca deneyerek ve o korkunuzu destekleyen her şeyi tümden bırakarak gelebilirsiniz.

Çok heyecanlandığınız için, iş başvuru görüşmelerine gitmekten kaçındığınızı varsayalım. Bir işiniz olmasını çok istiyorsunuz. Ama size sorular sorulduğunu düşündüğünüzde, baştan aşağı tedirgin oluyorsunuz. Öyle ki, yaşadığınız tedirginlikten duyduğunuz rahatsızlık nedeniyle, işe alınma görüşmelerine gitmekten bilinçli bir şekilde kaçmıyorsunuz. Bu durumda iki şansınız var. Ya kendinizi işe alınma görüşmelerine gitmeye zorluyorsunuz, rahatsızlık duygusunu göze alıyorsunuz ve korkunuzun üstesinde geliyorsunuz ya da yaşamınızın sonuna kadar bu korkuyla yaşıyorsunuz. Akılcı olmayan biçimde korktuğunuz ya da kaçındığınız şeyi yapmaya kendinizi fiilen zorluyorsunuz. Aynı zamanda, başınıza gerçekten kötü bir şey gelmeyeceğine dair kendinizi ikna etmek üzere "hiç bir şeyin berbat olamayacağı"nı gösteren tekniklere başvuruyorsunuz.

Rahatsız olduğunuz halde, pek çok kere korktuğunuz şeyi yerine getirdiğinizde, kendinize rahatsız olmaya katlanılabildiğinizi göstermiş olacaksınız. Bu nedenle, bilinçli olarak sizi rahatsız eden bir durum yaratın, rahatsızlık duymaya çalışın ve o rahatsız koşullarda kalın. Bu esnada, rahatsızlık duyduğunuz bir şeyi yapmanın uzun vadeli hedeflerinize ulaşmanızda sizin yararınıza olacağına kendinizi ikna edin. Aşağıda gösterildiği biçime benzeyen şekillerde, kendinize ne tür ödevler vereceğinize göz gezdirin:

• Bir işi yerine getirmeden önce rahat etmeyi beklemektense, size rahatsızlık veren işleri yapın ama bunlar yapmaya değecek işler olsun.

•        Kendinize güvenene kadar beklemek yerine, o işi yapacağınıza dair kendinize tam olarak güven duymadan işi yerine getirin.

•        Sonucunun ne olacağından emin olmaksızın işi yerine getirin. Sonucun ne olacağından emin olmak zorunda değilsiniz. İnsan yaparak öğrenir.

Bu ödevleri yerine getirmenizdeki amaç, sadece rahatsız olmaktan hoşlanmama sorununuza bir çözüm getirmek değil. Aynı zamanda, uzun vadeli hazlardan yana bir felsefeyi benimsemeniz amaçlanıyor. Size rahatsızlık veren bir ortamda kalmayı ve aynı zamanda kendinizi, bunun sadece hoş olmayan ve zahmetli bir durum olduğuna ikna etmeyi denediğinizde, aşırı korkularınızın ve hayal kırıklığına karşı pek hoşgörü gösterememenizin üstesinden gelecek ve de kaldıramayacağınızı düşündüğünüz duruma katlanabildiğinizi göreceksiniz.

Ama şu uyarımızı da dikkate alın! Kendinize, altında ezileceğiniz değil, mücadele etmenizi sağlayacak bir ödev verin. Kolay ve rahat bulduğunuz şeyleri yerine getirmenizi istemediğimiz gibi, o an için ağırlığı altında ezildiğiniz bir ödevi yerine getiremediğiniz için cesaretinizi yitirmenizi de istemeyiz. Bu nedenle bizim vereceğimiz öğüt, "kendinize mücadele edeceğiniz ortamlar yaratın ancak kaldıramayacağınız işlere girişmeyin" demek şeklinde olacak. Bir kere bunu başardığınızda, daha fazla mücadele etmenizi gerektirecek işlere kalkışabilirsiniz. Ancak, haklı nedenleriniz olmadıkça, başınızdan büyük işlere kalkışmayın! Kolay ve mücadele etmenize gerek bırakmayacak seçeneklere de dönüp bakmayın!

Değişimin Önündeki Engelleri Aşmak

Rahatsız olmaktan hoşlanmama sorununuzun üstesinden gelmeye çalışırken bu çabanızın süreklilik göstermesi gerektiğine dikkatinizi çektik. Ne yazık ki, bazı insanlar yeterince süreklilik gösteremiyor ve erkenden pes ediyorlar. Bu insanların, çalışmaları, inatla, sık sık ve sürekli denemeleri gerektiği şeklindeki öğüdü uygulamaya geçirmelerine engel olan şey nedir? Yıllar boyu bir nevi boyunlarına taktıkları esaret zincirlerinden kurtulmak için ve bunların, kendilerinin çok daha doyurucu bir deneyim yaşamasına engel oluşturmaması için, gereksinim duydukları şeyin bu öğüdü uygulamak olduğunu da biliyorlar. Ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Tamam. Ama, onu yapmıyorlar! Neden? Bunun üç nedeni var. Gönüllü olarak kendilerine ödev veren ve sorunlarıyla uğraşmaya başlayan, ancak bunu sistematik bir biçimde yerine getiremeyen, hatta hiç yerine getiremeyen kişilerin verdikleri tipik tepkileri aktararak, bu nedenleri gözünüzün önünde canlandırmaya çalışacağız.

Algılamanın Duygularla Uyuşmaması

Bu tanımın karmaşık gözükmesi gözünüzü korkutmasın. Bunu "sahte duygulara kapılmaktan ödü kopmak" şeklinde de çevirebiliriz. Bu durum, aşağıda belirtildiği şekilde açıklanabilir.

Değişmek amacıyla çabaladığınızda ve bazı şeyleri değiştirebildiğinizi hissettiğinizde, akılcı telkinlerinizi giderek daha güçlü bir biçimde benimsediğinizde bir "yapmacıklık" hissedersiniz. Oysa her zaman kendinizi doğal hissetmeniz gerektiğini düşünürsünüz. "Ben bu değilim. Bir daha kendim olamayacağım!" diye düşünmeye eğilimli olursunuz. Akılcı olmayan telkinlerinizden vazgeçtiğinizde kimliğinizi kaybedeceğinizden korkuyorsunuz. Olan bu. Uzun bir süredir sizin bir parçanız olan ve alıştığınız bir şeyi kaybetmek gibi bir şey bu. Doktor Mc Maultsby Jr, bu durumu şu şekilde açıklıyor:

"Kafamızda yarattıklarımız haricinde gerçek dünyada varolan tek sahte insanlar, cansız mankenlerdir. Siz yaşayan bir varlıksınız. Bu nedenle ne cansız bir manken ne de sahte bir insan olmanız olanaklı değil. Demek ki, sizin kendiniz olmamanız olanaksız. Eğer siz kendiniz değilseniz, o halde siz kimsiniz? O halde, tek sorununuz sahte bir kişi olmaksa, bunu kolayca çözebilirsiniz. Gerçekleşmesi olanaksız olan olaylardan korkmaya kalkmayın, yeter."

Kendinizi sahte biriymiş gibi hissetme korkusunu ele almanın bir diğer yolu da, düzenli biçimde idman yapma benzetmesine başvurmakla olanaklı. Bir süredir hiç bir idman yapmadığınızı varsayalım. Kaslarınız gevşek mi gevşek, çok çabuk nefessiz kalıyorsunuz, çok basit idmanlar için bile çaba harcamanız gerekiyor. Kaslarınızı geliştirmek, kan dolaşımınızı canlandırmak ve kalp atışlarınızı düzene sokmak amacıyla düzenli şekilde idman yapmaya başladığınızda, idman yaparken kendinizi bir garip hissedeceksiniz. Kendinize "Bu, ben değilim!" diyeceksiniz. Ancak fiziksel direncinizi artırmayı sürdürdüğünüz ve bunu sürekli kıldığınızda, sağlığınız genel olarak iyileşme gösterdiğinde, yaptıklarınızla ilgili olarak hiç bir yabancılık hissetmeyeceksiniz. İdmanlara daha uzun süre devam ettiğinizde ve günlük düzeniniz anlık olarak belirli koşullar nedeniyle aksadığı için idman yapmaya zaman bulamadığınız ve idman yapmayı gerçekten özlediğiniz bir aşamaya ulaştığınızda, kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz!

Kendinize verdiğiniz ödevleri, duygusal kaslarınızı geliştirmenin bir yolu olarak düşünün. Başlangıçta, kendinizi rahatsız ve garip hissedebilirsiniz, ancak ödevlere devam ettiğinizde, bu duyguların kalmadığını göreceksiniz. Süreklilik işin kilit noktasını oluşturuyor. Bu sözleri bir kağıda yazın ve kağıdı cüzdanınızda ya da çantanızda taşıyın. Değişmek üzere benimsediğiniz programı uygulamayı sürdürmenizin ne kadar önem taşıdığını kendinize hatırlatmak için gün boyunca defalarca bu kağıdı çıkarın ve okuyun.

Özetlemek gerekirse, yeni şeyler başlangıçta insana doğal değilmiş ve garipmiş gibi gelir. Bu duyguya çok kişi kapılır ve bu da oldukça doğaldır. Kendinizi "kendinizmiş gibi" hissetmediğinizde, yaptığınız şey garip de gelse sahte de gelse yapmaya devam edin. Rahatsız olduğunuz ortamda, yerine getirdiğiniz işi rahatça yerine getirene ya da daha az rahatsız hissedene dek, kalın. Böyle yaparken de, kendinizi, kendinizmiş gibi hissetmek zorunda olmadığınıza ikna edin. İşi yerine getirmeyi sürdürdüğünüzde, kısa zamanda, gariplik duygusu ortadan kalkacak ve yeni akılcı tutumunuz sizin bir parçanız haline gelecek.

"Robotlaşacağım!”

Duygusuz bir robota dönüşme korkusu, akılcı biçimde yaşamanın, şartların gerektirdiği şekilde üzüntü, pişmanlık gibi olumsuz duyguları yaşamak yerine, tüm duyguları kaybetmek anlamına geldiğini düşünen insanlar tarafından dile getiriliyor. Bu insanlar akılcı düşünmekle neyin hedeflendiğini yanlış anlıyorlar. İnsansı duyguları küçümsemediğimiz gibi, duyguların dile getirilmesinin temel bir insani davranış olduğunu savunuyoruz. Neşe dolu bir yaşama ulaşma hedefini benimsiyoruz, ama bu esnada yeri geldiğinde üzüntü, pişmanlık, keder ve hayal kırıklığı gibi olumsuz duyguları hissetmenin meşruluğunu da reddetmiyoruz. Azalmasına çalıştığımız duygular, tedirginlik, çaresizlik, düşmanlık ve kendi kendini kötülemek gibi yersiz yere hissedilen duygular. İnsanın kendisine zararı dokunan bu tür duygu ve davranışların insanoğlunun mutluluğunu geliştirmekle yakından uzaktan bir ilgisi olamaz.

Hayal Kırıklığına Karşı Hoşgörü Azlığı

Evet, "eski dostunuz" hayal kırıklığına karşı hoşgörü azlığı yine karşınızda. İnsanların kendilerine verdikleri ödevleri yerine getirmekte duralamalarının en çok rastlanan nedeni de bu. "Ödevinizi yapmamaya karar vermeden önce kendinize ne telkinde bulundunuz?" diye sorabiliriz. O zaman bize "Kendime, o işi daha sonra yapacağımı söyledim" şeklinde yanıt verilir. Konuyu devam ettirip "Peki ama neden ödevini yapmayı düşündüğün anda yapmadın?" diye sorduğumuzda verilen tipik yanıt da şöyle olur:" Çok zordu. O kadar zor olmamalıydı! O tip bir iş yapmadan da iyi bir sonuca ulaşabilmem gerekli!"

Ödevinizi tam yapacağınızı düşündüğünüz anda, bir şey oluyor ve siz ödevinizi yine yapamamış oluyorsunuz, değil mi? Önce, bir kere rahatsız olmaktan hoşlanmama sorununuzun üstesinden gelmeye çalışıyorsunuz. Sonra, bunu gerçekleştirmek için size rahatsızlık veren başka bir şeyi yapmak zorunda olduğunuzu keşfediyorsunuz. Zor ama ne yapalım? Bunun daha kolay bir yolu olduğunu düşünseydik, onu zaten size söylerdik. Ancak ortada olan bir gerçek var, o da bunun kolay bir yolunun olmadığı. Hastalarımıza da bunu söylüyoruz. Diyoruz ki: "iki seçeneğiniz var. Ya sorununuzun üstesinden gelene kadar size rahatsızlık veren işleri yerine getirir ve uygularsınız, ki sınırlı bir süre rahatsızlık çekmeyi kabul ederek görece kısa bir sürede bunu kesinlikle gerçekleştirebilirsiniz; ya da olduğunuz yerde, Rahatlık Tuzağı'na saplanmış biçimde kalırsınız. O koşullarda hayattan ne tat alıyorsanız, sadece onu almaya devam edersiniz. Evet, hangisini seçeceksiniz? Karar sizin."

Cesaretinizi yitirmeyin. Sizi harekete geçiren bir adım olarak, "Bu çok zor! bu kadar zor olmamalı! Bu tür bir işi yerine getirmeksizin iyi bir sonuç alabilmeliyim" şeklindeki akılcı olmayan telkinlerinizi etkin bir biçimde ve inatla sorgulayın.

Kendinizi, bir kere, bu akılcı olmayan telkinlerin anlam taşımadığına ikna ettiğinizde ve onlardan vazgeçtiğinizde, özellikle de kendinizi akılcı alternatif telkinleri benimsemeye ikna ettiğinizde, ödevlerinizi daha kolayca yerine getirebileceksiniz. Bu yolla gerçekten şunun farkına varacaksınız: "Bu zor, doğru, ama zor olmaması için de ortada bir neden yok. Zorsa, zordur, o kadar. Eğer bu işi yerine getirmeden iyi sonuç alabilecek olsaydım, alırdım. Demek ki, bunun şartı şurtu yok. O halde, gerçekçi davranıp ödevlerimi yapsam ve uzun vadeli hedeflerimi gerçekleştirmek amacıyla rahatsızlık çekmeyi kabullensem iyi olacak."

Kendi Kendini İdare İlkelerine Başvurmak

Kendinize ödev olarak verdiğiniz alıştırmaları yapmakta hala zorluk çekiyorsanız ya da sürekliliği sağlayamıyorsanız, hayal kırıklığına karşı pek hoşgörü gösterememe durumunuzun üstesinden gelmek üzere kendi kendini idare ilkelerine başvurabilirsiniz. Okumak, müzik dinlemek, yemek yapmak, örgü örmek, kara kalem ya da sulu boya resim yapmak ya da arkadaşlarınızla yemeğe çıkmak gibi keyif aldığınız bir şey seçin ve onu yapmayı ödevinizi bitirmeniz koşuluna bağlayın. Kendinize verdiğiniz ödev, bir iş görüşmesine gitmek, bir rapor yazmak ya da hemen yapılması gereken ancak sizin ertelediğiniz bir şey olabilir. Ödevinizi yapamazsanız, kesinlikle size keyif veren şeyi de yapmayacaksınız!

Bu işe yaramıyorsa, kendinize ceza vermeyi deneyin. Sıkıcı bulduğunuz ya da nefret ettiğiniz bir şeyi yapmak üzere kendinizle anlaşın. Bu, ödevinizi yapmadığınız taktirde banyoyu temizlemek olabilir. En etkin ceza, bir arkadaşınıza kaybetmeyi kaldıramayacağınız miktardaki bir parayı teslim etmek. Arkadaşınıza, ödevinizi yerine getirmediğiniz taktirde, paranızı sizin nefret ettiğiniz bir işe yatırmasını da söylüyorsunuz. Zor ve rahatsızlık veren ödevleri yaptığınızda anında kendinizi ödüllendirmek ya da ödevi yapmadığınızda kendinizi hemen yerine getirilmesi gereken katı bir işle cezalandırmak, kendinizi, ödevlerinizi çabucak ve kolayca yerine getirmeye ikna etmenizde oldukça etkili olabilir.

Sorunlar Depreştiğinde Yapılacaklar

Zayıf Yanlarınızı Saptamak

Önemli ölçüde ilerleme sağladıktan sonra, insanlar bazen tekrardan gerilemeye başlıyorlar. Bu söz konusu olduğunuzda, gerilediğiniz için kendinizi suçlamayın. Kendinizi suçlamanın size bir faydası olmaz, sorunu yapıcı biçimde ele alma yeteneğinizi de olumsuz etkiler. Zayıf yanlarınızın neler olduğuna bir bakın. Bir örnek verirsek, ne demek istediğimizi daha iyi açıklamış olacağız. Alışverişkolikliğinizin üstesinden gelmeye çalıştığınızı varsayalım. Zayıf yanlarınızdan bazıları aşağıda sıralanan unsurlar olabilir:

1.       Kadınlar için adet dönemleri özellikle kendilerini rahatsız hissettikleri zamanlar olabilir. Bu dönemlerde, her ne kadar onlar, gerekli olanlar yerine almaya zorunluymuş gibi "lüks" şeyler satın almaya heveslenseler de, bu sanıldığı kadar doğru bir düşünce olmayabilir.

2.       Sizi, düşünmeksizin alış veriş yapmaya iten arkadaşlarınızla bir arada bulunduğunuzda, onlara uymak gibi bir zayıf yanınız olduğunu fark edebilirsiniz. Bu durumda, kendinizi daha az zayıf hissedene kadar onlarla bir araya gelmemeye bakabilirsiniz.

Benzer bir şekilde, eğer çok yemek yeme gibi bir sorununuz varsa, çevrenizdeki koşullan, yemek yemek isteğine kapılmayacağınız şekilde ayarlayabilirsiniz. Örneğin, alış verişe giderken, yanınıza, bakkal ya da marketten sadece gerekli olan malzemeleri almanıza yetecek kadar para alın. Almayı canınızın isteyeceği ve size daha sonra sorun yaratacak yiyecek ya da içecekleri satın almaktan kaçının.

Zayıf yanlarınızı bir liste halinde yazmayı yararlı bulabilirsiniz. Bu şekilde, çabuk çözüme kaçmanıza yol açacak şekilde kendinizi gergin hissettiğiniz zamanların farkında olursunuz. Aşağıda, tipik zayıf yanları belirttik:

1.       Saptanmış bir tarihe uymayı ya da iş görüşmesine gitmeyi reddetmek

2.       Kadınlar için, adet öncesi ya da adet sırasında kendini güçsüz hissetmek

3.       Evde ya da işte geçirdiğiniz oldukça gergin bir günün akşamında kendinizi rahatsız hissetmek

4.       İşkoliklik: Hayatınızın bir kesiminde işler yolunda gitmediğinde, yapmaya zorunluymuşsunuz gibi kendinizi deli gibi işe verebilirsiniz.

5.       Çikolata düşkünlüğü: Canınız deli gibi çikolata çektiğinde, hemen çikolata ya da çikolatalı pasta gibi çikolatalı ürünler satan dükkan ya da pastanelere gitmekten kaçının. Süpermarketlerin şekerleme bölümlerinden de uzak durun. Tatlı yeme gereksiniminizi taze meyve yiyerek ya da taze sıkılmış meyve suyu içerek gidermeye çalışın.

6.       Kumar: Bir kere kumar oynama isteği duydunuz mu, başınıza hemen sorun açabilirsiniz demektir. Yarışların düzenlendiği, müşterek bahis oynanan yerlerden uzak durarak bu konuda kendinize yardımcı olabilirsiniz. Satranç ya da dama gibi rekabet içeren oyunlar oynayan kişilere ya da gruplara katılabilirsiniz. Ancak, ucunda herhangi bir bahse tutuşmak söz konusuysa bu oyunlardan da uzak durun.

Yukarıda sıralanan tüm durumlarda, beraberken, zayıf yanlarınıza yenileceğinizi düşündüğünüz arkadaşlarınızdan ya da yerlerden uzak durabilirsiniz. Bunu başaramıyorsanız ya da yeni düşünce biçiminizi daha da güçlü bir biçimde benimsemek istiyorsanız, o zaman yapacağınız, söz konusu durumlara ya da arkadaşlara katlanmak ve yeni düşünce biçiminize göre hareket etmek olacak. Yeni düşünce biçiminizi, gelişi güzel, etkili olmayan bir biçimde uygulamanın size hiç bir yararı dokunmaz!

İmgeleme Yöntemine Başvurun

Sorunlarınızın depreşmesiyle başa çıkmanın bir diğer yolu imgeleme yöntemine başvurmakla olanaklı. Aklınızdan, bir şeyi deli gibi istediğinizi, ancak akılcı biçimde düşünerek bu isteğinize boyun eğmediğinizi ve bağımlılığınıza yenilmediğinizi geçirin. İmgeleme yöntemini olumlu biçimde kullanmaktaki amaç, akılcı düşünme biçiminizi güçlendirmenize yardımcı olmaktır.

Kendi Kendine Yardıma Yönelik Başvuru Kitaplarının İşe Yaramaması Üzerine

İnsanlar, kendi kendine yardıma yönelik başvuru kitaplarını aldığında, sonuç ne oluyor? Başlangıçta, insanlar, kitapta verilen bilgilerin, hiç bir çaba göstermeksizin içlerine işlemesini ve kendilerini değiştirmesini beklerler. Diğer bir deyişle, okumakla iş çözülecek sanırlar. Ya da, kitabı okumak ve biraz da alıştırma yapmakla mutluluğu yakalayacaklarım düşünürler. İnsanlar, bir kere, bir şeyi anladıklarında ve o şeyi bir ya da iki kere denediklerinde ve de bunda başarılı olduklarında, başka bir şey yapmalarına gerek kalmadığına inanırlar. Bu yolla değişimi sağlayamadıklarında da cesaretleri kırılabilir. Bunun birinci nedeni, kitabı edilgen bir biçimde okumuş olmaları, ikinci nedeni de kitabı okuyup öğütlenen işleri bir iki kere yapmaları. Değişimin kolay sağlandığı düşüncesi aldatıcıdır. Bu özellikle, belirli ölçüde hayal kırıklığına karşı hoşgörülü olamama sorunu olan insanlar için söz konusu, ki bu da hemen hemen herkes için geçerli bir durumdur.

İşin aslı, gerçekten kitapta söylenenleri uygulamaya geçirmekte ve söylenenleri defalarca denemekte kararlı iseniz, insanın kendi kendine yardım etmesine yönelik kitaplara başvurabilirsiniz. Ancak denemek de, rahat etmeleri gerektiğine inanan insanların oldukça rahatsızlık hissettikleri bir konu! İleride faydasını görmek üzere şu anda çalışmak ve bu yolla kendilerini rahatsız hissetmek zorunda olma düşüncesinden nefret ederler. Bu şekilde, rahatsız olmaktan rahatsızlık duyarak kitabı okumaya başlarlar ve bu işi daha da zorlaştırır!

Kendi kendine yardıma yönelik başvuru kitaplarının çoğunda verilen mesaj, size, uygulamaya koymak üzere yararlı bilgiler verebilecekleri ve iyi öneriler sunabilecekleri şeklinde. Ancak sizin denemeniz gerekli, hem de sürekli denemeniz gerekli. Bu da rahatsızlık verir. Bu nedenle bizim öğüdümüz, kendi kendine yardıma yönelik başvuru kitaplarım okurken ve kullanırken mutlaka rahat etmeniz gerektiği şeklindeki yoğun ihtiyacınızdan kurtulun.

Sonuç olarak burada, insanların, genellikle hayal kırıklığına karşı pek hoşgörülü olamamalarından kaynaklanan ve rahatsız olmaktan hoşlanmama sorunlarına eğildikse de, insanların, kendi öz benliklerine dair sorunlarıyla ilgili rahatsızlıkları olduğunu ve bu sorunların yol açtığı duygusal rahatsızlıklardan dolayı kendilerini incittiklerini de hatırlatmak istiyoruz. Bu kitaba ek olarak, Paul Hauck'un "Başınızı Dik Tutun" isimli kitabını okumanızı da öneririz. Beşinci bölümde önerdiğimiz gibi, Paul'ün kitabı, öz benliğinizle ilgili sorunlarınızla başa çıkmanıza yardımcı olacak mükemmel bir eser.

Vereceğimiz son mesaj da şu olacak: Amacınıza ulaşmanızı ve mutluluğunuzun uzun süre devam etmesini sağlamak üzere size rahatsızlık veren duyguları hoş görmek, anlık keyiflerin peşine düşmenin akılcı ve sağlıklı alternatifini oluşturur. Bunu fark edin. Bunu algıladıktan sonra da, sürekli olarak buna göre davrandığınızda her şey yoluna girecektir. Hepinize başarılar diliyoruz!

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Egzersiz

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült