Kişisel Gelişim

 

 

İyi Dinlemenin Kuralları

Jo-Ellan Dimitrius & Mark Mazzarella


Dinlemesini bilmek, iyi som sormayı becermekten daha güçtür aslında. Tecrübesiz avukatların mahkeme salonunda tanıkları sorgulama biçimleri bana sürekli hatırlatır bunu. Dikkatle düzenlenmiş bir dizi somya bütün dikkatlerini verdikleri sırada, bazıları kaçamak bir yanıtı gözden kaçırır ya da bir tanığın konuşurken verdiği ipuçlarını izlemeyi bir yana bırakırlar. Eğer hukuk öğreticisi olsaydım, öğrencilerime som hazırlamaya başlamadan çok daha önce, nasıl dinleyeceklerini öğretirdim mutlaka. Dinleme çok önemlidir, ne var ki görünüşte pasif bir iş olduğundan, çoğu zaman önemi gözden kaçırılır. Bu arabayı atların önüne koymak gibi görünebilir, ne var ki iyi som sormanın yöntemini enine boyuna ele almadan önce, öğrencilerime yıllardır yakın gözlemler sonucu kazandığım dinleme yeteneğinin önemini iyice anlatmak isterim.

İzleyen sayfalan okudukça, bir partide, yemekhanede, bir toplantıda ya da dostunuzla yediğiniz yemekte, son kez bir insanı ne ölçüde dinlemiş olduğunuzu hatırlamaya çalışıp, kıyaslamalar yapın. Eğer insanların çoğu gibiyseniz, aşağıda sözü edilen bazı alanlarda pek çok eksiğiniz olduğunu göreceksiniz. Ama üzülmeyin, insanları dinlemesini bilmek de dahil, onları okumanın en güzel yanı, geçmişte boşladığınız şeyler ne olursa olsun, yarın onları gidermek için her zaman yeni fırsatlar bulacağınızdır.

İlkin ve Öncelikle: Sözü Kesmeyin!

Yetişkinler, genellikle, çocukların sözlerini öteki yetişkinlerin sözlerinden daha fazla dinlerler. Çocuklar kendilerini ifade etmede güçlük çektiklerinden, onlara ihtiyaçları olan zamanı tanır, onları sonuna kadar dinleriz. Daha da fazlası, gerçekten onların duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışırız. Sözlerini kestiğimizde ise, bu genellikle, konuyu değiştirmek ya da konuşmanın yönünü başka yana çevirmek için değil, onlara yardımcı olmak içindir genelde. Aynı incelik ve ilgiyi yaşlılara, özürlülere ya da dil engellilerine gösterme eğilimini taşırız. Peki, neden herkesi bu biçimde dinleyenleyiz? Neden yukarıda da belirttiğimiz gibi, temelde, ben merkezli olduğumuzdan, yeterince ilgi ve sevgimiz olmaması ya da onları yitirmiş olmamızdandır.

Dinlemenin ilk kuralı sözü kesmemektir. Eğer biri konuşurken daha sonra ne söyleyeceğinizi düşünüyorsanız, söylenilenleri iyice anlamanız imkansızdır. Eğer biri konuşması sırasında ciğerlerini temizliyorsa, sakin olun ve göğsünün boşalmasına izin verin, bundan bile çok şey öğrenebilirsiniz. Daha sonra her zaman onunla konuşabilir, yanlışını düzeltebilir, tartışabilir ve kim bilir, belki de onunla uzlaşabilirsiniz. Ayıca, konuşması bittikten sonra, büyük bir olasılıkla, karşılık olarak o da sizi dinleyecektir. Dinlemenin ikinci bir yaran da budur.

Eğer biri, bir ondan, bir bundan bile söz ediyorsa ve eğer ocakta yanacak yemeğiniz yoksa, durun ve onu dinleyin. İnsanın içinden onun sözünü kesmek geleceğini biliyorum, ne var ki birinin ondan bundan söz etmesi onun için neyin önemli olduğunu ya da en azından, o anda kafasında neler olduğunu söyleyebilir size, ayrıca onun düşünce sürecine ve de olayları birbiriyle bağlama biçimine nüfus etmenizi sağlayabilir.

Ama eğer sözünü kesersek, kısa da olsa, onun düşüncelerini dağıtırız. Düşünceleri tekrar belli yola girip ilerleyince de, konuşmanın doğallığı ve ritmi kaybolabilir. Beyaz saçlarının en azından yansı mahkeme salonunda bu süreci sıkça izlememden ağarmıştır sanırım. Bir avukat sakin ve neşeyle konuşan Müstakbel bir jüri üyesini önüne almıştır. Ben kucak bilgisayarına hani hani notlar alırken ve jüri üyesinin tam açılırken, birden bire avukat, tümüyle farklı bir konuda ve uzun bir soruyla onun sözünü kesiverir. Bu güzel bir rüyanın kötü bir biçimde sona erişine benzer ve ben birden gerçeğe toslayıveririm. Jüri üyesi cümlesinin ortasında durur, avukat sorusunu bitirirken şaşkınlıkla ağzı açılır. Film kopmuştur. Sonra da iyice işin çığırından çıkmasını izlerim...

Günlük konuşmamızda da olur böyle zamanlı zamansız müdahaleler. Böyle garip zamansız müdahalelerin yanı sıra konuşmanın akışını koparmanın başka yollan da vardır elbette. En öldürücüsü de, benim “balık yutkunması” dediğim şeydir. Kirli bir havuzun yüzeyine çıkıp hava yutkunan balık örneği, tam ağzınızı açmış derin bir nefes alırken, müdahaleci, cümlenizin ortasına dalmaya hazır vaziyette, sizi izlemektedir, anında araya giriverir. O zaman siz de, kafanız karışmış bir halde, konuşmanızı kesiverirsiniz. Neden kesmeyesiniz ki? Karşınızdaki kişi açık bir biçimde sizi dinlemiyordur artık.

Yine, ani hareketlerle ve tavırlarla, başka yere bakarak, hatta kalkıp giderek konuşmanızı kesenler ya da siz konuşurken, benim gibi, hani hani not alanlar da vardır! Niyetleri iyi de olsa, not alanlar yazmaya son verene ve gerçekten dinleyene kadar, bende, konuşmama son verme isteğini uyandırırlar nedense.

Herhangi bir biçimde dikkati dağıtma açık bir müdahaledir ve müdahaleler anlamlı bir konuşmanın öldürücü düşmanıdır.

Dikkatle dinlemesini öğrenin ve sıranızı bekleyin. Kendinizi, görevi oyunu yönetmekte olan, ama onu denetlemeyen bir hakem gibi düşünün.

Empati İle Dinleyin:

Suçlamayın, Tartışmayın ya da Üstünlük Taslamayın

Chicago Valisi’nin kim olduğunu bilmediğinizi itiraf ettiğiniz ve arkadaşınız size biraz üstten bakan bir tavırla: “Alay mı ediyorsun! Bunu herkes bilir.” dediğinde, yerin dibine geçmez misiniz? Eğer birinin size duyduğu güvene son vermek istiyorsanız, yargılayıcı ve tartışmacı olmanız ya da üstünlük taslamanız yeterlidir. Ama o sıra sizinle konuşmaya devam ediyorsa, söyleyeceği her şeyi, kinci cevaplarınızdan kaçınmak için kullanacaktır. “Kendine o kadar sert davranma, hepimiz hatalar yapıyoruz” sözü, sohbeti tatlılıkla sürdürmek için “böyle aptalca bir şey yapmış olmana inanmıyorum!” sözünden çok daha iyidir. “İşten çıkarıldığına üzüldüm. Sen iyi misin?” sözü anlamlı bir diyalog sürdürmek için büyük bir olasılıkla: “Bu kadar çok izin alma, sana işten atılırsın demiştim!” sözünden çok daha iyidir.

Her yanlış söylenen ya da yanlış telaffuz edilen sözü sarf eden kişi, genelde, kendinden emin değildir. Başkalarını küçük görmek, insana belki geçici olarak heyecan ve üstünlük duygusu verebilir, ne var ki iletişim hatlarını da iyice sabote eder. İyi bir sohbeti yüreklendirmek için, özellikle, içinizden gelen yanlış düzeltme, eleştirme ve sinsice haz duyma zorlamasına karşı durun. Birisinin davranışını iyi niyetinizle destekleyemediğinizde, duygularınızı doğru ve incelikli bir biçimde ifade etmeniz yerinde olacaktır. Ben çoğu zaman annemin öğüdünü tutarım: “Eğer güzel bir şey söyleyemiyorsan, hiçbir şey söyleme daha iyi”. Bu öğüt sizi, öteki insanların güvenecekleri ve dinleyecekleri türden bir insan haline getirir kısa zamanda.

Yakın Durun, Ama Sınırı Aşmayın

İnsanlar en çok kendilerine yakın olan insanlarla konuştuklarında kendilerini rahat hissederler. Tecrübeli dava avukatları bunu bilir ve eğer hakim izin verirse, konuştukları jüri üyelerine mümkün olduğunca yakın durmaya çalışırlar. Ne var ki, jüri üyelerinin özel alanlarına girmemeye de dikkat ederler.

Bir çok kültürde kişinin özel alanı, genel olarak, açılmış kollarının uzaklığı kadardır. Birisine daha çok yaklaştığınızda, ikinizin de istediği alan daha esnek alacaktır. Normal koşullarda, bir yabancıya kol mesafesinden daha yakın durduğunuzda, onu rahatsız etme riskine girersiniz. Eğer inanmıyorsanız, bir yabancıyla asansöre bindiğinizde, onun hemen yanında durun ve tepkilerini gözetleyin. Dokunmak daha da riskli bir yaklaşımdır. Bir inşam iyi tanımadıkça, destekleyici bir biçimde bile olsa ona dokunmak, onu rahatsız edebilir ve dikkatini söylediklerinden başka yana çekebilir.

Kural olarak kol açıklığı uzaklığını kullanmak ya da daha uzak veya yakında durmak, o insanla samimiyetinizin ölçüsüne bağlıdır. Bir ölçüde, beden diline dayanarak onun huzursuz olup olmadığını değerlendirebilirsiniz. Çok yaklaştığınız zaman geri çekilecek ya da gerginleşecektir. Ama kollarını kavuşturabilir, ya da size göre duruş açısını değiştirebilir. Siz onunla temas bölgesinin çok dışına çıkarsanız, oradan gidecekmiş gibi etrafına bakınabilir ya da sadece konuşmasına son verebilir.

İlgi Göstermek, Ama Yoğun Bir biçimde Değil

Özellikle kendimizle ilgili önemi bir şeyden söz ettiğimizde, konuştuğumuz insanın bize dikkat vermesini ve bizi onaylamasını isteriz. Bütün istediğimiz, bir baş sallama ya da: “Anlıyorum” veya “Doğru!” sözüdür. Bu ince kabul sözlerini duymaya öyle alışmışızdır ki, bunlar konuşmamızı kesmez ve dikkatimizi bölmez. Daha çok konuşana devam etmesi için cesaret verir. Bütünüyle susmak da kuşku ve endişe verici olabilir.

İnsanları konuşturmanın en iyi yolunun, hiçbir şey söylememek olduğuna inanan bir danışmanla çalışıyordum. İnsanların anlamsız sessizlikten nefret ettiğini ve otomatik olarak boşluğu doldurmaya çalışacaklarını sanıyordu. Bu belki bir süre iş görebilir, ne var ki bir yerde insan huzursuz olacak ve akıntıya kürek çekmekten yorulacaktır. Sizinle artık konuşmak istemeyecek ve kaba, sevgisiz, asosyal ya da sadece tutuk biri olduğunuzu düşünecektir.

Çok fazla ilgi göstermek de, çok az ilgilenmek kadar itici olur. Sabit, göz kırpmadan bakış hiç de davet edici değil, hatta korkutucudur. Göz teması içtenlik ve güveni arttırmak için harika bir araç olduğu halde, çok fazla da gelebilir insana. Aynı şey, sizi derin ve unutulmaz bir tarzda etkilemiş olan bir çocukluk anısını ya da geçen gece ne yediğinizi anlattığınızda, size yoğun bir ilgi ve merhametle süzen insanlar için de geçerlidir. Yakışıksız, yapma şefkat ve yoğun dikkat sahtedir ve insanı kapatır. Ama gönülden gelen gerçek bir şefkat ve ilgi ise, tam tersine insanı açar.

Beden Dilinizin Farkında Olun

Bedeninizin duruş açısı ve yüzünüzdeki ifade müdahale etmek ya da güzel bir konuşmaya öldürücü bir darbe indirmek üzere olduğunuzun işaretini verir. Aynı şekilde, birisi bir mağazada, yüzünüzün kalıptan kalıba girdiğini, suratınızı astığınızı ya da inançsızlık içinde kafanızı salladığınızı görürse, yan yolda duracak ya da en azından yön değiştirecektir.

Ne var ki, olumlu beden dilinizle hafifçe baş sallayarak, dikkatle öne doğru eğilerek, göz temasınızı sürdürerek ve gülümseyerek sohbet girişimini özendirici olursunuz. Bu tür olumlu destekler bir çok insana çok doğal gelir. Bir dahaki sefere, sohbet ederken beden dilinize ve ifadelerine dikkat edin. Olasıdır ki, pozitif fiziksel tepkilerinizin öteki insanı canlandırdığını ve sohbetinizi koyulaştırdığınızı farkedeceksiniz. (Aslında gönülden gelmeyince, zorlama tavırlar fark edilir, çünkü hepimizin arasında gözle görülmeyen bağlar vardır. Ama en azından, bu tür zorlamalar bir alışkanlık kazanmak için iyi bir başlangıçtır. Zamanla, pozitif davranışlarımız bizi değiştirir ve başlangıçtaki zorlama tavırlarımız doğal bir hale gelebilir Ç.N.).

Yine de, pozitif desteklerde bile aşırıya kaçılmamalıdır. Hepimiz onay bekleriz, sözsüz destekler güçlü bir onaydır bizim için. Ne var ki, bu destekte aşırıya kaçarsanız, konuştuğunuz insan onayınızı sürdürmek için gerçek duygu ve düşüncelerini fazlasıyla abartabilir. Jüri seçimi sırasında bunu bir çok kez gördüm. Örnek olarak, ölüm cezasının söz konusu olduğu bir davada, büyük cezaya önce karşı çıkan bir jüri üyesi, savcının sürekli desteklemeleri yüzünden, nerdeyse şalteri kendisinin çekmesini isteyecek hale gelir. Sonra savunma avukatı söz alır ve onu sorgulamaya başlar. Şimdi, o ölüm cezası konusundaki yargısını koruduğunu her ifade edişinde, avukattan tam tersine telkinler alır bu kez de. Çoğu davada da, jüri üyesi, bu yüzden kararsız bir biçimde, başladığı noktaya döner. Kendi tecrübelerimden biliyorum ki, jüri üyesinin başlangıçtaki bildirimleri çoğu zaman onun gerçek inancını yansıtır, o sadece etki altında kalmaktadır. Eğer güvenilir yanıtlar almak istiyorsanız, isteyerek ya da istemeyerek de olsa, onu etkileyen beden dilinizle gönderdiğiniz “iyi” ya da “kötü” mesajlarıyla, kimseyi denetlemeyin.

Kendinizden Söz Edin,

Ama Çok Hızlı Bir Biçimde Samimi Olmayın

İyi bir konuşma iki yönlü bir cadde gibidir. Etkileyici ve düşünce uyandırıcı sorular sorsanız bile, kendinizden bir şeyler açmadıkça dostlukta ilerleyemezsiniz. Önceki bölümlerde, başka insanlarla ilgilenmenin ve onlarla ilişki kurmanın ne denli önemli olduğu vurgulandı. Eğer başkalarının sizinle açık konuşmasını ve dinlemeye değer şeyler anlatmasını istiyorsanız, kendinizden de bir şeyler anlatmak, önemli bir kuraldır.

O.J. Simpson cinayet davasında, Johnie Cochran’ın jüri seçimi, tanıklık ettiğim en iyi örnekti buna. Dava ve Bay Cochran konusunda ne düşünülürse düşünülsün, mahkeme salonundaki herkes, onun açıklık ve kendini açma sanatındaki ustalığını, ister istemez, takdir etmişti. Her bir jüri üyesi ile, sanki oturma odasında bir kahve içmek üzere oturuyormuş gibi içtenlikle konuşuyordu. Gülüyor, gülümsüyordu devamlı... Onlar da gülerek, gülümseyerek karşılık veriyorlardı ona. Kendisinden fazla bir şey de açmadan, sohbetiyle kusursuz bir uyum kurmuştu. İşte bu uyum açıklık ve kendini açma sanatının anahtarıdır.

Kendinizi dikkatle açın ve zamanını da doğru ayarlayın. Ne kadar açılacağınızdan emin değilseniz, genellikle azda karar kılmanız en iyisidir, ilişkiniz geliştikçe boşluğu kapayabilirsiniz nasılsa. Ama çok kısa zamanda çok şey açarsanız, yeni dostunuzu korkutup kaçırabilirsiniz de.

Kapsamı Göz Önünde Tutun

Bazı insanlar seçtikleri sözcüklerde fazla itinalı davranmazlar. Oysa avukatlar tanığın ağzından çıkan her sözcüğe takılırlar. Çelişkiler arayarak mahkeme kayıtlarını ve yazılı bildirimleri tararlar. “İşte! 412’ci sayfada ‘ılık’ bir öğleden sonra demiş, ama 723’ü sayfada ise “sıcak” ifadesini kullanmış.” Ya da “Tamam işte, yakaladım! 114’üncü sayfada işten doğrudan eve gittiğine tanıklık ediyor, ama 212’inci sayfada benzin almak için durduğunu söylüyor.” Oysa tanık belki de “sıcak” ile “ılık” arasında bir ayrım yapmamıştır. Ayrıca, olasılıkla işten doğrudan eve gitmiştir ama benzin istasyonu da yolu üzerindedir.

Birinin sözlerini gerçekten anlamak için, onlara geniş bir kapsam içinde bakmanız gerekir. Bu ise, tümce içindeki sözcüklerin yerinden çok daha fazlasını içerir. Aynı zamanda, ne zaman, nerede, neden ve kimle konuşulduğu vardır işin içinde. Öyleyse, hangi duyguların iş başında olduğunu göz önüne almak da önemlidir. Sözleri cımbızla çekip almak ve sanki karşılıklı olarak değiştirilebilir parçalar gibi farklı yerlerde kullanmaktan daha yanıltıcı bir şey yoktur.

Hemen hemen her evli çiftin anlaşamadığı zamanlar olur. Bazen öfkeli, bazen nefret dolu sözler sarf edilir karşılıklı olarak. Öfke, düş kırıklığı, kınlına, korku ve öteki olumsuz duyguların kızıştırdığı bir tartışma, kolayca “senden nefret ediyorum!”, “seninle nasıl evlendim, aklım almıyor!” gibi aşırı sözlerle sonuçlanabilir. Sarfedilen bu sözleri sakin bir biçimde ve düşünüldükten sonra söylenmiş gibi ele almak sizi yanlış sonuçlara götürebilir kolaylıkla. Elbette, benzer ifadelerle uyum içinde olmadıkları sürece...

İyi bir dinleyici olarak, konuşmadan sızan uyumsuzluklara karşı uyanık olabilirsiniz, ne var ki gerçek yaşamda kişiler çok ender olarak yüzde yüz doğru olabilir. Unutmayın, her dil sürçmesi, Freud psikanalizini gerektirmez, her duygusal patlama kişinin en iç duygularını yansıtmaz ve her çelişki bilinçli bir yalan değildir.

Bütün Duygularınızla Dinleyin

İlk kitaptaki, “Hazırlığı Okumak” da sözü edildiği gibi, telefon, elektronik posta ve telesekreter gibi araç ve olanaklar, başkalarıyla yüz yüze görüşme fırsatım oldukça azaltmıştır. Ve bu önemli bir kayıptır, çünkü ideal konuşma yüz yüze olan konuşmadır. İyi bir dinleyici olmak için, bütün duyularınızla, bütün elde edilebilir ipuçlarını toplamak zorundasınızdır.

Yüz yüze görüşmede, insan sesindeki telefon hatlarının iletmediği nüansları bulabilirsiniz. Yüzde duygulan ve gerilimi, ya da bedendeki rahatlamayı görebilirsiniz. Daha samimi bir dostunuzla konuşurken, onun size daha çok açılmasını sağlayacak bir davranışla uzanıp elini tutabilir ya da sırtına bir şaplak atabilirsiniz. Hatta, alkol, ilaç ve ter gibi koku ipuçlarını arayabilirsiniz. Dinlemek sadece sesle ilgilidir, oysa gerçek anlayışa ancak bütün duyular kullandığında ulaşılabilir. Duyulardan sadece birini kullanarak kendinize ket vurmayınız.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült