Kişisel Gelişim

 

 

İşyerinde Stres Ve Mobbing

Şaban Çobanoğlu


Çağımızda işyeri hastalıklarının başında stres ve mobbing gelmektedir. Bunlara ilave edeceğimiz bir üçüncü hastalık, motivasyon eksikliğidir. Bir işyerinde yaşanan yoğun ve uzun süreli taciz ve duygusal saldırılar strese, hatta depresyona yol açmaktadır. Bu bakımdan, mobbing ve stres kavramları adeta birbirini tetikleyen iki kötü hastalık gibidir.

Stres hem dış etkenlerden, hem de kişinin kendi kendine ürettiği faktörlerden kaynaklanabilir. Her insanın strese karşı dayanıklılığı değişik olmaktadır. Ancak, stres sonucu yaşadığımız belirtiler genelde aynıdır:

• Performansımız düşer.

• İlişkilerimiz bozulur.

• Kaygılarımız artar.

• Fiziksel ve ruhsal sağlığımız bozulur.

Şimdi de, bir işyerinde strese neden olan faktörlere bir göz atalım. Aslında strese yol açan faktörlerin genelde ortak olduğunu söyleyebiliriz.

1. Kötü yönetim: İş yükünün haddinden fazla olması, insanların günübirlik işler yapmaları, çok kısa süre içinde bitirilmesi gereken görevler, yani zaman baskısı üzerimizde ağır bir stres oluşturmaktadır. İşin içine bir de teknik ve deneyim olarak çok üstün, ancak insan ilişkileri açısından başarısız yöneticiler girdiğinde, katmerli stres yaşamaktayız.

2. Sürekli değişim: İşletmelerde değişimin önünü almamız mümkün değildir. Yöneticiler, yönergeler, teknolojiler, kültürler, şirket sahipleri, iş sorumlulukları ve rakipler sürekli değişiyor. Çalışanın bu kadar hızlı ve çok sayıda değişime ayak uydurması, hatta olup bitenleri fark etmesi bile oldukça zor. Olup biteni ve yarın ne olacağını bilememe korkusu, yani belirsizlik, bizlerin üzerinde tahmin edilemeyen boyutlarda strese yol açmaktadır.

3. Son teknolojiler: Gelişen son teknolojiler, bir taraftan hız ve kalite düzeyini artırırken, diğer yandan insani değerlerin düşmesine ve insan unsurunun umursanmamasına yol açıyor. Oysa kullanılan teknolojiler ne olursa olsun, insan bütün idari ve üretim fonksiyonlarının odak noktasındadır. Teknolojik cihazların gereğinden fazla vurgulanması, çalışanlarda kendisinin ikinci plana atıldığı hissini uyandırıyor. İnsanlardan da makineler gibi belli süre içinde, belli sayıda iş yapması beklenebiliyor. İş gücü, makinelerdeki "beygir gücü” ile eş değer olarak görülüyor.

Bilgisayar teknolojilerinin yoğunlukla kullanıldığı sektörlerde insan ilişkilerinin çok zayıf olduğunu biliyorum. Bir bankanın kredi kartları bölümünde çalışan dostlarım var. Birey olarak hepsi de çok şeker insanlar. Ancak, birbirleriyle neredeyse işaret dili ile anlaşıyorlar. Birbirlerinin sorularına cevaplarının çoğu bilgisayar diliyle paralel. Yani “evet”, “hayır” gibi tek heceli sözcüklerden ibaret.

Kimi zaman bu dostları ziyarete giderim. Bölüm Müdürü’nün odasına varıncaya kadar uzunca bir yol kat etmem gerekir. Bu arada onlarca insanın yanından geçerim. Ama içlerinde birisi de, “Acaba kim gelmiş? Kim gidiyor?” diye merak etmez. Ortada ne bir ses, ne bir gülüş. Varsa yoksa bilgisayarların tuş sesleri... Orada kendinizi makinelerden daha değersiz hissedebilirsiniz.

Bir gün, dostlarıma bu durumdan söz ettim. Konuşmanın ve iletişimin insanın en temel ihtiyaçlarından olduğunu, birbirleriyle konuşmak için bahane ve fırsatlar yaratmaları gerektiğini vurguladım. Hepsi de bu fikri benimsediler. Bütün sektörün aynı sıkıntıları yaşadığını dile getirdiler. En önemli zamanlarını bir insan yüzünden çok, bilgisayar ekranına bakarak geçirdiklerinden yakındılar. Arkadaşların isteği üzerine, “Duygusal Merkezli ve İnsan Odaklı İletişim” başlıklı bir seminer programı başlattık. Program sonucu, insanlar birbirlerinin daha çok farkına vardılar. Konuşma yoluyla gerçekleştirilen iletişimin yerini hiçbir şeyin tutamayacağını kavradılar.

Bu durum dünyanın çoğu yerinde de aşağı yukarı aynı. Makineleşmenin insan duygularını büyük ölçüde körelttiği ve yıprattığı bir gerçek. Bu ve benzeri koşullarda çalışan insanlar için mobbinge dayanabilmek daha da zor olmaktadır. Çalışanlar zaten kendilerini soyutlanmış ve sahipsiz hissetmektedirler. Araya bir de, stresin tetiklediği psikolojik taciz olgusu girince durum iyice karmaşık bir hal almaktadır.

Çalışan Kadınlar, Mobbing ve Stres

Çalışan kadınların yaşadığı stresin kaynağında çalışan erkeklere göre bir değişiklik var mıdır? Kadınları strese sokan davranışlar erkeklere göre bir farklılık arz etmekte midir? Biz bu bölümdeki açıklamalarımızda özellikle kadın çalışanlar açısından, kişilerarası ilişkilerden kaynaklanan stres ve nedenleri üzerinde durmak istiyoruz. Çalışan kadınlar ve stres konusunu ele almamızın esas nedeni, kadınların işyerlerinde erkeklere göre daha yüksek oranlarda mobbinge uğramaları ve bunun sonucunda dayanılması zor bir strese maruz kalmalarıdır. Çalışan kadınlar açısından, bir işletmede bulunan;

• Aşırı iş yükü,

• İşini kaybetme korkusu,

• Fiziki mekan ve çevre koşulları gibi çalışma yaşamında önemli stres kaynaklarının yanı sıra, insanlararası kötü ilişkilerin doğurduğu stres konusu da oldukça önemli ve tehlikeli bir husustur.

Ülkemizde çalışan kadınlar, iş ortamındaki ilişkileri çok önemsemektedirler. Kişilerarası bozuk ilişkiler aşağıdaki alanlarda kendisini göstermektedir:

1. AstÜst İlişkileri

İster kadın ister erkek olsun bir işyerinde ilişkileri;

• Üstlerle ilişkiler

• Astlarla ilişkiler

• İş arkadaşlarıyla ilişkiler olmak üzere üçe ayırabiliriz.

Bütün ilişkilerin temeli güven ve anlayışa dayanmalıdır. Çalışanlar, işyerine sadece maddiyat elde etmek için gelmiyorlar. Anlamlı sosyal ilişkiler ve dayanışma temelinde sıcak bir ortam arıyorlar.

Doğan Cüceloğlu’nun bir konferansında anlattığı şu trajik hikaye hiç aklımdan çıkmıyor. Cüceloğlu, bir fabrikada insan ilişkileri konulu bir eğitim programı uygular. Akşam ayrılırken, kapıda görev yapan, güngörmüş bekçiye hal hatır sormak ister: “Nasılsınız, size burada değer veriyorlar mı?” der. Yaşlı bekçinin cevabı çok manidardır: “Ne diyorsunuz, beyim? Ben burada şu kadar yıldır görev yapıyorum, Allah sizi inandırsın, Genel Müdürümüz, her giriş çıkışta kapıda bağlı bekçi köpeği ile oynaşır, konuşur, kucaklaşır da bir kere bile bizim yüzümüze bakmaz. Bırakın hal hatır sormayı, bir selamı bile esirger bizden...” Bilmiyorum, kuramlarımızda hala bu tür yöneticiler var mıdır? Kendilerini yere göğe sığdıramayan, bir gurur ve kibir abidesi gibi davranan bu tür sözde yöneticilerle bir arpa boyu bile yol almamız mümkün olabilecek midir? Bu yapıdaki antisosyal yöneticilerin var olduğu işletmelerde herkes psikolojik terör kurbanı olmaya potansiyel bir aday konumundadır. Ama esas çalışan bayanlar, böyle duygusal zeka düzeyi düşük, nevrotik ve narsistik kişilerin yönetiminden oldukça olumsuz etkilenmekte ve yaşadıkları stres çok yoğun olmaktadır.

Bir işyerinde binbir emekle ortaya çıkarılan işlerin takdir edilmesi, üst düzey ihtiyaçlar arasındadır. Üstü tarafından takdir edilmeyen çalışanlar, hiç farkında olmadan stres küpü haline gelmektedirler. Bu gizli birikim sonucunda, bir gün kendilerinin de hiç beklemedikleri şekilde tepkiler ortaya koyabilirler. Böyle durumlarda müzakere ve uzlaşma tekniklerini kullanmak ve amirlerle konuşma cesareti göstermek doğru olur.

Amirlerin kendileri için olası bir tehlike teşkil ettiğini düşündüğü genç, dinamik ve başarılı kadın çalışanlara karşı, “Böylelerinin burnunu biraz sürtmek lazım” şeklindeki anlayış da bir başka stres unsuru oluşturmaktadır.

2. Katılım

Bir işletmede karar süreçlerine katılım, bireyin varlığı ve birliğinin hesaba katılması bağlamında çok önemlidir. Bölümünüz, yaptığınız iş ve firmanın geleceği hakkında önemli kararlar alıyor ama siz bunların hiçbirisine katkıda bulunamıyor, hatta değişiklikleri son anda öğreniyorsunuz. Kendinizi nasıl hissederdiniz? Dışlanmış, unutulmuş ve önemsiz... İşte bu anlayış çok önemli bir stres faktörüdür.

3. Rollerde Belirsizlik

Bir işyerinde yapılacak işlerin tanımları yeterince açık değilse ve bireyin yapacağı işler konusunda kafası karışıksa stres kaçınılmaz olur. Bu durum işe yeni başlayanlar için çok önemlidir. İş arkadaşlarının anlayış ve yardımı olmaksızın verimli çalışmak çok zordur. İşe yeni başlayanlara iş akışını anlatmak, yapılan işlerin maksat ve sonuçları üzerine bilgi vermek kişiyi rahatlatır ve bilinçli adımlar atmasını kolaylaştırır.

4. Sorumluluk Üstlenmek

Özellikle amir konumunda bulunan kişiler, diğer çalışanlardan, onların takip ve kontrolünden ve izlenmesi gereken diğer bürokratik işlerden kendilerini sorumlu hissederler. Eğer yetkiler sınırlı ise, bu sorumluluk hissi daha da ağır basar. İşe geç gelen, sorumsuz, görevini takip etmeyen çalışanlar da, amir üzerinde başka bir stres kaynağı oluşturmaktadır.

Öte yandan, işe yeni başlayanlar çoğu durumlarda organizasyon zinciri içinde kime bağlı olduklarını bilemezler. Çoğu kurnaz şefler de, genç bayanın bu deneyimsizliğinden sonuna kadar yararlanmak ister. Özellikle işe yeni alınan genç ve güzel bayanları her müdür kendi bölümüne dahil etmek istemekte ve bu belirsizlik kişi üzerinde stres yaratmaktadır.

Özet olarak işyerinde bayanlar üzerinde etkili olan stres mekanizmalarını şu şekilde toparlayabiliriz: Çalışan kadınlarda kalabalık bir ortam, sigara dumanı, kültürel farklılıklar gibi çevresel koşullar strese sebep oluyor. İkinci bir stres unsurunu da amir-memur arası ilişkiler oluşturuyor. Erkek amirle kadın memurun ilişkilerinde mesafenin iyi ayarlanmaması dedikodulara yol açıyor. Amirlerin hata aramaları ve çalışanlar üzerinde gereksiz baskı yapmaları öncelikle strese, daha ileri boyutlara taşındığında da duygusal tacize, yani mobbinge yol açıyor. Öte yandan, bir işyerinde maaşların düşüklüğü de, özellikle çocuklarının ve kendilerinin temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bayanlarda strese neden oluyor. Hele bir de insanlar bekledikleri huzur ve mutluluğu hep yarınlara bırakıyorsa...

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült