Kişisel Gelişim

 

 

İlişkiye Son Noktayı Koyma

Lou Marinoff


“Bencillik ederken akıllıca davranın

—DALAI LAMA

"Sonuca en az başlangıçtaki kadar dikkat ederseniz, başarısızlığa uğramazsınız."

—LAO TZU

İnsanlar kusursuz olmadığından, hiçbir ilişki kusursuz değildir. Önceki bölümde gördüğümüz üzere, uzun süreli ilişkinin anahtarı hassas özeni göstermektir. Evliliğin veya herhangi bir düzenli ilişkinin sona ermesinin yarattığı tahribat, ilişkinizi bitirmeden önce onarmanın bir yolunu bulmak için elinizden gelen her şeyi yapmanız için sizi teşvik etmelidir. Ancak pek çok ilişkide özen yoktur veya tek taraflıdır, dolayısıyla ilişkinin taraflarını birbirine bağlayan bağlar kopar. İlişki yaşamanın gereklerinden biri özenin sınırlarını belirlemektir, ancak sınır çizgisine ulaştığınızda veya bu çizgiyi geçtiğinizde, filozofların yola nasıl devam edeceğinize ilişkin pek çok söylemi ortaya çıkar.

JANET

Janet bana geldiğinde kişisel, duygusal ve felsefi anlamda kriz yaşıyordu. Kocası Bob ile “boşanmaya doğru mutsuzca ilerlediklerini” söylemişti ve o akşam eve mi gitmesi, yoksa kocasını terk edip etmeyeceğini iyice düşünmek için hafta sonunu bir otelde geçirmesi mi gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. İkisi de işlerinde başarılıydı ve ortak kararla çocuk sahibi olmamışlardı. Sahile yakın, güzel bir evleri vardı ve maaşlarını birleştirerek oldukça rahat bir yaşam sürüyorlardı.

Janet, Bob’u memnun etmenin aşırı derecede zor olduğundan bahsetmişti. Ama kocasının istediği her şeyi yerine getirmeye azimliydi. Uzun çalışma saatlerine rağmen evin bakımını üstlenmişti. Görünümüne titizlikle önem veriyor, her gün spor yapıyor ve ince siluetini ortaya çıkaran şık kıyafetler seçmeye dikkat ediyordu. Ne zaman kocasıyla tartışsalar, tartışmanın büyüklüğüne ya da küçüklüğüne bakmadan tercihlerinden feragat ederdi. İtalya turuna çıkmayı canı gönülden istemesine rağmen, Bob iki haftalık tatillerini Barbados sahilinde geçirmeyi tercih etmiş, tüm organizasyonu yine Janet yapmıştı. Yeni bir şehre taşınmasını gerektiren terfi şansı doğduğunda, Bob taşınmaya gönülsüz olduğu için teklifi geri çevirmişti. Canı akşam yemeğinde Japon mutfağı çekse, Bob ise İtalyan mutfağından yemek istese, İtalyan yemeğinde karar kılıyorlardı.

Ancak Janet ne kadar verici olursa, Bob daha fazla eleştirmeye başlıyordu. Kocası için ne kadar çok şey yaparsa, o kadar az takdir görüyor ve evliliklerinin tükendiğini hissediyordu. Bob, Barbados’ta yapacak hiçbir şey olmadığından şikayet ediyor; Janet’ın kariyerinde tutkulu olmamasını eleştiriyor; karısının yeni saç kesimini beğenmiyor; Janet’ın tuttuğu hizmetçinin gömlekleri düzgün katlamadığından yakınıyordu. Görünüşe göre Janet hiçbir işi düzgün yapmıyordu.

Yine de, Janet bir sonraki adımı atıp atmamakta kararsızdı. Bob’u terk etmeli miydi? Hikayenin sonuna yaklaştığında, Janet bana ilk evliliğinin başarısız olduğunu ve o ilişkiyi sürdürmek için yeterince çaba sarf etmediğinden endişelendiğini anlatmıştı. Şimdi kendisini yeniden mutsuz bir ilişkinin içinde bulmuştu ve yine evlilikte başarısızlık damgası yemekten korkuyordu. İkinci kez başarısız olmak istemiyordu ve aynı hatayı tekrarlamayacağına yemin etmişti.

Janet, ilk boşanma döneminde de, Bob’la işler yolunda gitmemeye başladığı dönemde de terapi görmüştü. Babasıyla arasındaki ilişkinin ilk kocasıyla yaşadığı ilişkideki rolünü artık anlasa da, hala Bob’la işlerin nasıl yürüyeceğini bilmiyordu. En son görüştüğü psikiyatr antidepresan kullanmasını söylemişti, ancak ilaçlar ruh halini değiştirebilecekmiş gibi görünmediğinden elindeki kutu bittiğinde yenisini almamıştı.

Bob’la kısa bir süreliğine evlilik terapisine de katılmışlardı. Terapist, yeni iletişim ve uzlaşma teknikleri önerse de, Bob muayenehaneden çıkar çıkmaz bu tekniklerle dalga geçmeye başlamıştı. Janet aralarındaki sorunları birbirlerine net bir şekilde anlatmadıklarını düşünmesine rağmen hep bir şans daha vermeye istekliydi. Ancak Bob ilk birkaç seanstan sonra terapinin zaman ve para kaybı olduğunu söyleyerek gitmeyi reddetmişti.

Janet, geleneksel psikolojik yaklaşımların boşanma aşamasında yardımcı olmadığını hissediyordu. Mevcut durumuna çare de bulamıyordu. O yüzden, radyoda felsefi danışmanlık hakkında konuştuğumu duyar duymaz, araç telefonundan beni arayıp randevu almıştı. İlk sohbetimizi ertesi gün öğleden sonra gerçekleştirdik; Bob’u terk edip etmemeye karar verdiği o gün. Janet kriz yaşadığını biliyor, ama önünü göremiyordu.

İnsanlarla çalışmayı kabul etmeden önce, benimle terapi yapmak için iyi adaylar olup olmadıklarını değerlendiririm. Janet’ın vakası için felsefi danışmanlık oldukça uygundu. Üzgün olsa da kontrolü elinde tutuyordu. İşinde iyiydi, geceleri sorunsuz uyuyordu ve yapması gereken işleri her zamanki gibi gerçekleştiriyordu. Hayatlarındaki sıradan rutini gerçekleştirmede ciddi sıkıntı ve zorluk çekenlerin felsefi danışmanı ziyaret etmeden önce bir doktora veya psikiyatra görünerek geçici olarak ilaç yardımı alması gerekebilir.

Bir Erdem Olarak Bencillik

Janet’la ilk olarak ayrı Rand’ın çıkarcılık erdemleri hakkındaki fikirlerini tartıştık. Janet, Hayatın Kaynağı ve Atlas Silkindi kitaplarını daha önce okumamış olsa da, bu kadar özverili davranarak kendine zarar vermekte olduğunu kabul ediyordu. Fedakar yapısından ötürü kendiyle gurur duysa da, Rand’ın kendinizi güvende hissetmezseniz başkalarına yardım edemeyeceğiniz fikrine katılıyordu. Janet bu evlilik için elinden geleni yaptığına, ancak Bob’un tepki vermediğine ve verme ihtimalinin olmadığına karar verseydi, Rand ona ilişkiyi bitirerek kendini koruma ve kollama zorunluluğu olduğunu söylerdi. Duygusal bir yatırım karşılık vermediğinde ve hatta daha da fazla katkı yapılmasını gerektirdiğinde, Rand hala başka bir yere yatırım yapma şansı varken bu kayıplara bir son vermeniz gerektiğini öğütlerdi.

“Hayatım ve ona olan sevgim üzerine yemin ederim ki asla başkalarının hatırı için yaşamayacağım ve başkalarından da benim hayatım için yaşamasını istemeyeceğim.”

—AYN RAND

Genellikle özgürlükçülük ile bağdaştırılan Rand, rasyonellik ve zekaya değer vermesiyle bilinir. Ancak çıkarcılığın değerini ve ahlaklılığını öne süren tek kişi değildir. Dalai Lama’nın söylediği gibi “Bencillik ederken akıllıca davranın.” Budizm’in Mahayana geleneği, herkesin aydınlanmaya kavuşması ve kavuştuğunuz vakit başkalarının da aynı hedefe ulaşması için yardım etmek üzere geri dönmeniz gerektiğini savunur. Ancak başkalarının aydınlanmasına yardım etmeden önce kendiniz aydınlanmış olmalısınız. Bencillik, çıkarcılığın aydınlanmasından doğduğunda yapıcı bir güç olarak ortaya çıkar. Aşırı gurur, benlikçilik veya narsislikten doğduğunda ise yıkıcıdır.

Bu düşünceler de Janet’ı can evinden vurmuştu. Bir iş kadını olarak, mantığın ve basit bir şekilde akıl yürütmenin değerini iyi biliyordu; ancak sezginin gücünü de iyi biliyordu. Evlilikteki sorunlarına hem akıl hem de sezgi yoluyla tepki verebileceğini, her iki yöntemle de aynı sonuca ulaşabileceğini fark etmişti. Müşterilerime kendi fikirlerimi empoze etmesem de, kişisel çıkarlarını savunmak görevimdir. Janet için, bu önceki tüm terapi deneyimlerinde eksik kalan bir parçaydı. Ne yapacağının söylenmesini değil, belirli eylemleri gerçekleştirirken yol gösterilmesini istiyordu. Boş bir sayfa açmak ya da “İlginç... devam edin” gibi cevaplarla örülü bir duvarla karşılaşmak istemiyordu.

Danışmanı olarak, babası ve ilk evliliğiyle ilgili sorunlarını çözmesi için felsefi çalışmalardan daha yoğun bir şekilde faydalanmasını önerdim. Taşımakta olduğu psikolojik yükten kurtulamazsa, gelecekteki ilişkilerinde de aynı yolu takip etme riskinin olduğunu hissettim. İrdelenmiş bir hayat yaşarken (veya felsefi danışmanla çalışırken), orada var olanın yanı sıra eksik olana da bakmalısınız. Bu, Janet için hayatının bazı alanlarında kişilerarası çözümden yoksun olduğunu ve geçmişteki verimsiz ilişkilerini kendi kafasında çözümlemesi gerektiğini fark etmek anlamına geliyordu. Böylece kim olduğunu keşfetmek için özgür kalacak ve bu hakiki kişi kendini gelecekteki verimli bir ilişkide değerlendirebilecekti. Başarısız bir geçmişi yeniden yaşamaktansa, tatmine ulaşma yolculuğunda şimdiki zamana başarıyla hükmetmeliydi.

Pek çok hastamda olduğu gibi, Janet de düşünce hattında yalnız olmadığını anladığı için rahatlıyordu. Evliliği için özveride bulundukça eleştiri ve mutsuzluktan başka bir şey görememekten git gide daha da rahatsız oluyordu. Sınıra ulaşıp ulaşmadığından henüz emin olmasa da, yapıcı bencillikle yıkıcı bencilliği ayıran çizginin varlığına inanıyordu ve çağımızın büyük düşünürlerinden bazılarının da benzer sonuçlara ulaşmış olmasından memnundu.

Janet’la yalnızca bir seans yaptık. Bu hiç duyulmadık olmasa da, felsefi danışmanlar genellikle en az birkaç seans yürütür. Müşterilerimin çoğu kısa dönemli terapi için gelir ve terapi çoğunlukla en fazla üç ila altı ay arası sürer. Janet gibi bazı kimselerin belirli bir krizi atlatmak için yardıma ve daha uzun vadeli sorunlarını ele almaya ihtiyacı vardır.

PEACE Yöntemi

Janet’ın durumunu PEACE yöntemi açısından şöyle şekillendirebiliriz:

Öncelikle, sorun: Yıkılmakta olan bir evlilikle karşı karşıya kalan Janet’ın o gece eve dönüp aşırı talepkar kocasıyla arasını düzeltmesinin mi, yoksa hafta sonu bir otele yerleşerek iyice düşünmesinin mi gerektiğine karar vermesi gerekiyordu.

İkinci olarak, duygular: Janet eve dönme fikrine karşı kendini hayal kırıklığına uğramış, çaresiz ve öfkeli hissediyordu. Ne kadar samimi bir şekilde denerse denesin Bob’u gerçek anlamda memnun edemeyeceğini biliyor ve evliliği başarısızken iş hayatındaki başarısını sürdürmenin zor olduğunu görüyordu. Otele yerleşme fikrine karşı da korku ve umutsuzluk hissediyordu. Bu, ikinci evliliğinde sonun başlangıcına işaret ediyor olabilirdi; ilk evliliği de benzer nedenlerden ötürü sona ermişti. Evliliği sürdürememe damgasını taşımak istemiyordu.

Üçüncü olarak, analiz: Benimle sohbeti sırasında, Janet ebeveynlerinden yeterli değeri göremediğini ve özellikle de babasından takdir veya tasdik alamadığını açıklamıştı. Sonuç olarak, babasının sevgisini hak etmediğini düşünüyor ve henüz çocukken babasının sevgisinden mahrum kalmasının bariz bir şekilde kendi kusuru olduğunu hissediyordu. Meslektaşım Pierre Grimes, kişinin kendisi hakkındaki bu tür yanlış inançlarını “pathologos” olarak adlandırıyordu: bu düşünce kişinin başarıya ulaşma yetisini elinden alarak başarısızlığı hak ettiğine inandırıyordu. Janet’ın pathologosu “Babamın sevgisini hak etmiyorum,” ileriki dönemlerde yaptığı evliliklerde “Kocamın sevgisini hak etmiyorum” yorumuna dönüşmüştü. Pathologosu yüzünden yanlış erkekle evleneceği ve daha da kötüsü evliliği çöktüğünde kendini suçlayacağı belliydi. Kendi fikirlerinin tuzağına düşmüştü. Janet’ın ikileminin her iki ucu da eve dönme ya da otele yerleşme pathologosu güçlendirme potansiyeline sahip değildi: İki durumda da kocasının sevgisini kazanamayacaktı ve dolayısıyla bu sevgiyi hak etmediğini kendine ilan edebilirdi.

Thaetetus diyalogunda Platon tarafından resmedildiği üzere, Sokrates’in rolü felsefi bir ebe rolüdür. Hepimiz fikirlere gebeyiz ve bu fikirleri gün ışığına çıkarmak için ebeye ihtiyaç duyarız. Ancak bu felsefi ebe, gerçekten gebe olduğumuz fikirler ile gerçekte zararlı düzenbazlar oldukları halde fikirlerimizin kılığına giren ve pathologos adı verilen fikirleri birbirinden ayırmamıza yardımcı olur.

“Sanatımın en önemli yanı, her şekilde zihnin... önemsiz bir hayal mi, bir sahtekarlık mı, yoksa gerçek ve öz bir evlat mı doğurduğunu ölçebilmesidir.”

—PLATON

Dördüncü olarak, tefekkür: Kendiniz hakkında yanlış ve yıkıcı bir inanca kapılmanız bir şey; bu inancı doğru ve yapıcı bir inançla değiştirmeniz başka bir şeydir. Genel olarak, derinlemesine yerleşmiş inançları yalnızca yeniden kavramlaştırarak tersine çevirtmezsiniz. Bir pathologos deneyimle güçlendirilir. Bunu tersine çevirmenin tek yolu, kendiniz hakkında yapıcı inançların kılavuzluğu eşliğinde farklı nitelikte deneyim biriktirmek ve kendini yok etme yapısının yerine tuğla tuğla kendini oyalama yapısını inşa etmektir. Bu tam anlamıyla günden güne, hatta saat saat veya dakika dakika gerçekleştirilir. Janet’ın pathologosunun “Babamın sevgisini hak ediyordum, ancak babam kendi sorunları yüzünden beni sevmekten acizdi” gibi bir inançla değiştirilmesi gerekiyordu ve bu da onu “Ben bir kocanın sevgisini hak ediyorum, öyleyse beni sevebilecek bir koca bulmalıyım,” fikrine inanmasına yol açacaktı.

Bu yeni fikri uygulayan Janet, kendisini sevebilen ve gerçekten seven bir kocayı kendine çekebilecekti. Ancak ilk adım her zaman en zor olanıdır ve cesaret ister. Pathologos eski bir dost kılığına girdiğinden, onu geride bırakınca terk edilme duygusu hissedilebilir. Aslında, bu insanın en korkunç düşmanıdır ve doyum veren bir hayat sürmek için terk edilmelidir.

Beşinci olarak, denge: Janet artık otelde rezervasyon yaptırma dürtüsünün yalnızca kendini korumaya yönelik olduğunu değil, aynı zamanda korunmaya layık bir kişiliği olduğunu da anlıyordu.

Biraz yalnız zaman geçirerek, etrafında ne egosunu şişiren ne de onu küçük düşüren kimse olmadan, kendi değerini fark etmesi ve sonunda değerini fark eden başkalarını cezp etmek için gereken keyifli yalnızlığın sağladığı dengenin keyfini çıkarabilecekti.

Seansımızın sonunda, Janet onun yoğun bir şekilde düşünmesini sağladığımı ve artık doğru kararı verme yeteneğine güven duyduğunu söyledi. Hiç değilse, artık “boşanmaya doğru mutsuz bir şekilde sürüklenmeyi” bırakmasının mümkün olduğunu biliyordum. Hatta mutlu bir şekilde evliliğe doğru sürüklenmeye bile başlayabilirdi! Devam eden bir evlilik bütün taraflar için çoğunlukla en iyisi olmakla birlikte, bazen yanlış nedenlerden ötürü evli kalmak yerine doğru nedenlerden ötürü boşanmak tercih edilebilir. Kendinizi felsefi açıdan keşfetmeye başlarsanız, sonuç itibariyle hayatınız değişebilir. Bazen bu değişim tedirgin edici olabilir ve değişimi sonuna kadar götürmek için cesaret ve kararlılık gerekebilir. Ancak bu türden felsefi gelişme, felsefi anlamda kendinize güvenmenizi de sağlar ve bu da kendinize sadık kalmanıza olanak verir. Janet’ın istediği buydu ve ben onun bu noktaya ulaşacağını düşünüyorum.

Janet’ın hikayesi, kocasının itirazlarına rağmen okulunu bitirmek isteyen 6. Bölümdeki Nora’nın hikayesiyle ilginç bir şekilde zıt düşmektedir. Her iki kadın da, eşleri ne kadar uğraşırsa uğraşsın memnun kalmayan eleştirel, talepkar erkeklerle mücadele ediyordu. Ancak elde edilen farklı sonuçlar, felsefi çözümlerin benzer sorunları işin içindeki kişilere dayanarak nasıl farklı bir şekilde ele aldığını yansıtmaktadır. Hepimizin kendi benzersiz felsefi bakış açıları bulunmaktadır ve iki kişinin benzer şartlarda dahi aynı nedenlerle aynı şekilde tepki göstermesi mümkün değildir.

LARRY

Larry de ilişkisinin bitmesi ihtimaliyle boğuşuyordu. Carol ile yaklaşık yirmi beş yıldır evliydi ve iki yetişkin çocukları vardı. Karısına onca yıl sadık kalmıştı ve çocuklarının yetiştirilmesi ve gereksinimlerinin karşılanması söz konusu olduğunda kurdukları ortaklıktan gurur duyuyorlardı. Her ikisi de başarılı kariyerlere sahip olmasına rağmen, Carol çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmek için evden çalışıyordu ve yıllardır yarı zamanlı çalışmıştı. Larry karısına saygı duyuyordu, ancak yuvalarındaki kuşlar uçtuğundan beri artık pek fazla ortak noktalarının kalmadığını fark etmişlerdi.

Etkileyici olan, Larry birbirlerine bağlılıkları konusunda ciddi şekilde konuşmak için Carol’a yaklaştığında, Carol bu konu hakkındaki gevelemelerini daha fazla dinlemek istemediğini söylemiş ve para karşılığında onu dinleyecek birilerini bulmasını önermişti. Aşk ilişkisine girmenin sebeplerinden biri süregelen bir diyaloga katılmaktır, dolayısıyla Carol’ın tepkisi ilişkilerindeki bu temel unsurun çöküntüye uğradığını gösteriyordu. Yuva sadece yüreğinizin olduğu ve sizi içeri almak zorunda oldukları yer değil; aynı zamanda insanların söylemek zorunda olduğunuz şeylere ilgi duyduğu yerdir. Size gizli güdüler olmaksızın bir insan olarak ilgi duyulan, siz olduğunuz için değer verilen yerdir.

Larry daha önce hiçbir psikiyatr veya psikologla görüşmemişti ve terapinin uzatılması önerildiğinde dahi gücenebilirdi. Karısının önerisi üzerine bana gelmişti ve karısını terk edip etmemesi gerektiğini düşünürken sadece konuşacak birilerini arıyordu. Çocukluğu ve davranış kalıpları bir yana, duyguları hakkında bile kesinlikle konuşmak istemiyordu. Müşterilerimin çoğu gibi, dünya görüşünü (yani kişisel felsefesini) dile getirmesine ve gerçekleştirdiği eylemlerin inançları ve değerleriyle tutarlı olduğundan emin olmak için seçimlerini incelemesine yardımcı olacak birini arıyordu. Bu iş her zaman göründüğü kadar kolay değildir.

Hem Larry hem de Carol prensip sahibi, sadık insanlardı ve kendilerini ciddi bir etik çerçevenin içinde davranan insanlar olarak algılıyorlardı. Dindar olmamalarına rağmen, kendi ahlaki kurallarını net bir şekilde belirlemişlerdi ve bunlara uyuyorlardı. Bir sonu (boşanma) seçmenin (evliliği ömür boyu taahhüt olarak gören) ilkeleriyle bağdaşmadığını düşündüğünden, Larry mutlak suretle benimsediği kuralları değiştirmesini gerektiren bir durumla karşılaşıp karşılaşmadığını sorgulamaya başlamıştı. Bir kurala körü körüne uymak zarar getirmeye başladığında, bu kuralı değiştirmenin zamanı gelmiş olabilir.

Evlilik yeminleri genellikle “ölüm bizi ayırana dek” diye verilir. Bu, ömür boyu demektir. Ancak diyelim ki balayından sonra eşinizin psikopat veya sadist çıktığını ve sizi hiç sezdirmeden kandırdığım, size ciddi anlamda zarar verebileceğini ve hayatınızı mahvedebileceğim anladınız. Böylesine tehlikeli bir durumda, evlilik yemininizi korumak büyük olasılıkla size bu yemini bozmaktan daha büyük zarar verecektir. Şimdi, kardeşinizle veya yakın bir arkadaşınızla tartışıp “Seninle hayatım boyunca bir daha asla konuşmayacağım!” diye yemin ettiğiniz daha sıradan bir olayı düşünelim. Kısa bir süre sonra tartıştığınız kişiyi çok özlersiniz, o da sizi özlemiştir. Onunla bir daha asla konuşmama yemininizi tutmak size muhtemelen bu yemini bozmaktan daha fazla zarar vereceğinden, telefonu elinize alıp onu ararsınız.

Larry’nin durumu da bu uç noktaların arasındaydı. İki kişi, birey olarak gelişmeye devam ederek ve sözlerini tutmakta kararlı olarak yıllarca mükemmel bir evliliği paylaşabilir. Ancak gün gelip bu evlilik ikisinin de canına tak edebilir; bu durumda evliliği sürdürmek boşanmaktan daha fazla zarar verecektir. Eşlerden yalnızca biri böyle hissediyorsa, her ikisinin de kötü bir zaman geçireceği anlamına gelebilir. Her ikisi de böyle hissediyorsa, ki bu oldukça nadir görülür, evliliklerini bitirerek sevgilerini muhafaza edebilirler. Ben, Larry ile karısının bunu başarmaya çalıştığına inanıyorum.

Görev

Kant, ahlaki görevin kendi uğruna yerine getirilmesi gerektiğini ve ahlakın mantıktan kaynaklandığını düşünüyordu. Tıpkı Kant gibi, Larry de ahlakçıydı; dolayısıyla Kant’ın yaklaşımı kendisininkine uyuyordu. Kant insanların sahip olduğu birkaç “kusursuz görevi” kaleme almıştı ve asla yapılmaması gerekenler listesi (örn. yalan söyleme, cinayet işleme) aşağı yukarı On Emir’e benziyordu. Ayrıca sahip olduğumuz “kusurlu görevleri” de belirtmiştir; bu görevlerden biri kendimizi geliştirmektir. Evrensel olan kusursuz görevlerin aksine, kusurlu görevler duruma bağlıdır. Larry’nin durumuna uygulandığında, bunun anlamı evliliğin (karşılıklı bir yükümlülük) ihlal edilmemesi gereken ciddi bir taahhüt olmasına rağmen, bu karşılıklı yükümlülük hissi tükendiyse, evliliğin ne Larry ne de karısına faydası kalmamış olabileceği, dolayısıyla kendilerini geliştirmek için sahip oldukları “kusurlu görevin” ihlal edildiği anlamına gelebilir.

"İnsanın kendi mutluluğunu güvende tutması, en azından dolaylı olarak, bir görevdir; çünkü birçok kaygının baskısı altında ve giderilmemiş ihtiyaçların arasında, kendi durumundan memnuniyet duymama hissi, görevlerin ihlal edilmesine yönelik büyük bir teşvike kolayca dönüşebilir."

—IMMANUEL KANT

William Ross’un prima facie görevler teorisi, Larry’yi benzer sonuçlara götürecekti. Ross, hepimizin “ilk bakışta” (prima facie) tamamı eşit derecede bağlayıcı görünen bir dizi görevinin olduğunu, ancak bu görevlerin uygulamada bazen çelişeceklerini kaleme almıştı. Farklı durumların farklı öncelikler gerektirdiğini ve her vakanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini kabul ederdi. Dolayısıyla çocukları henüz küçükken, Larry’nin başlıca taahhüdü onlara karşı olmuş olabilir ve çocuklarını duygusal açıdan desteklemek için evliliğini sürdürmüş olabilirdi. Ancak artık durum değiştiğine göre (çocukları büyümüştü), başlıca önceliği bu evliliği bitirerek kendi duygusal gelişimini desteklemek olabilirdi.

“Belki de her zaman olduğu gibi, bu primafacie görevlerden birden fazlasının benim için zorunlu olduğu bir durumda yapmam gereken, bu görevlerden birinin bu şartlar dahilinde (bundan böyle) bütün diğer görevlerden daha zorunlu olduğu yönünde sağlam bir kanıya varana dek, durumu elimden geldiğince kapsamlı olarak ölçüp biçmektir..."

—WILLIAM ROSS

Değişim

Eğer Larry daha sezgisel türden bir insan olsaydı, onunla Tao Te Ching üzerine konuşabilirdim. Tıpkı Yi Çing gibi, bu antik Çin metninin temelinde de her şeyin değiştiği ve değişimi anlamak için bu değişimi tetikleyen kanunların Yol-doğasını anlamak gerektiği yatmaktadır. Temeli oluşturan ilkelerden bir diğeri de, bir işi yaparken daima iyi yollar ve kötü yollar arasında seçenek bulunduğudur. İdeal olarak, en iyi seçim mesuliyet almadığınız seçimdir. Mesuliyet, Çin felsefesinde oldukça önemli bir kavram olup, psikolojide suçluluk ve teolojide günahla benzer bir role sahiptir.

Sorumsuz bir biçimde davranırsanız, düşman kazanmazsınız ve kendinizi kınayarak vakit kaybetmeniz gerekmez.

Larry Tao Te Ching'den faydalanmış olsaydı, kendisi ile karısının evliliğe yönelik taahhütlerini değiştirerek, ancak yine de mesuliyetsiz kalarak ayrılma konusunda anlaşabileceklerine karar verebilirdi. Evliliği bir arada tutan kuvvetler, özellikle de ortak ebeveynlik sorumlulukları ve birbirlerine karşı paylaştıkları yükümlülükler değişmişti. Onları bir arada tutan çocukları birlikte yetiştirme arzusu daha baskın geldiğinden, ilişkilerinin kendilerini daha az tatmin eden yönlerine katlanmışlardı. Bu değişimlerin işleyiş tarzının anlaşılması, daha iyi bir yola açılan kapıyı ortaya çıkarmaya yardımcı olmaktadır.

“Şeyler güçlerinin zirvesine vardıklarında, kuvvetlerini yitirmeye başlar. Bu Tao'ya karşıdır. Tao'ya karşı olan her ne ise, yakında sona erecektir..”

—LAOTZU

Tao anlayışının zihninde yankı bulması açısından, Larry’nin sıkı mantıksal yaklaşımlar hususunda gereğinden fazla tecrübeli ve bilgili olduğunu biliyordum. Ancak ister Kant, ister Lao Tzu’dan faydalansın, muhtemelen aynı sonuca ulaşmış olacaktı. Sahip olduğu güçlü görev duygusu uyarınca, hala karısına ve evliliğine karşı yükümlü olduğunu düşünüyordu. Ancak çocuklarının büyümesiyle, kendine karşı yükümlü olduğunu da fark etmiş ve kişisel gelişiminin peşine düşmek için ilerlememekte ısrar eden evliliğini sona erdirmeye karar vermişti. Kant’ın ve Ross’un etik anlayışı bu seçimi haklı çıkarıyordu. Larry, ilkeleriyle tutarlı bir şekilde hareket ettiğinden, emin olur olmaz kararını kolaylıkla vermişti.

CARMEN

Carmen daha önce hiç evliliğini sürdürüp sürdürmemeyi seçmek durumunda kalmamıştı. Yirmi beş yıllık evliliğin ve dört çocuğun ardından, kocası onu başka bir kadın için terk etmişti. Carmen, meslektaşlarımdan biri olan Vaughana Feary tarafından yürütülen feminist bir felsefi danışmanlık grubunu arayıp buldu. Bir müşteriye yardım etmenin, filozof Nel Noddings’in deyimiyle “dayanılmaz olanı gidermek, acıyı azaltmak, ihtiyacı karşılamak, hayali gerçekleştirmek” yolundaki genel teması çerçevesinde, Feary felsefi çalışmayı dört aşamaya ayırmaktadır; bunlardan birincisi müşteri için kendi hikayesini kendi sözcükleriyle anlatmak, danışman için ise başka bir tür bakıma başvurmanın uygun olup olmayacağını değerlendirmektir.

Carmen böylece hikayesini ayrıntılı olarak anlattı. Kocası tarafından terk edildiğinde, adamın uzun süredir başka bir ilişki yaşadığını keşfetmişti. Bundan kısa bir süre önce, engelli oğlunu bir grup evine yerleştirme yönünde canını yakan bir karar vermişti. Deprem niteliğindeki bu iki değişim nedeniyle, kendini hem eş hem de anne olarak başarısız hissediyordu; halbuki bu iki uğraşa ömrünü adamıştı. Bir hafta boyunca ağladığını, kiliseye bile gitmediğini söyledi. Kocasının aksine henüz avukata başvurmamış, böylece nafaka alma ihtimalini de riske atmıştı.

Gruba katılmadan önce bir psikiyatra başvurmuş, psikiyatr kimyasal depresyon teşhisi koyarak Prozac reçetesi yazmıştı. Felsefi danışmanın teşvikiyle, Carmen bir avukatla çalışmaya başladı. Ardından gruba katılmaya hazır hale geldi ve ikinci aşamaya geçerek iyi bir yaşam, kadınlık ve kadın erdemleri hakkındaki temel inançlarını tanımladı. Carmen’in kişisel felsefesine göre, iyi kadınlar aileleri için her şeyini feda ederdi.

Prozac sayesinde depresyonunu yenmeye başlayıp daha net düşünmeye başlayabilen ve avukatının verdiği ilk görev uyarınca hemşire, dadı, aşçı ve kahya (yani ev hanımı) olarak verdiği hizmetin ekonomik değerini tahmin etme yolundaki çabasından ilham alan Carmen, temel felsefesini çelişkiler ve mantık dışı inançlar açısından sorgulamasını gerektiren Feary’nin üçüncü aşamasına kolayca geçiş yaptı. Carmen, bakım işinin, yani diğer her şeyi bir kenara bırakıp kendini yapmaya adadığı işin, kocası tarafından yeterince değer görmediğini anlamıştı. Kocasının ekonomik durumları sıkışıkken kendisini terk etmeyeceğine yönelik güveninin mantıklı olmadığını acı bir şekilde görmüştü, özellikle de kocasının onu başka bir kadınla ne kadar uzun süredir aldattığı düşünülürse. İlişkinin sonu kaçınılmaz göründüğünden, boşanma sürecinde hakları için savaşmaya karar verdi. Ayrıca, fedakarlık bir erdem olmasına rağmen, tek başına iyi bir hayat sürmesi için yeterli olmadığını fark etti ve diğer bileşenlerin ne olabileceğini keşfetmek için yola koyuldu.

Feary’nin dördüncü aşaması, felsefenizin ayrıntılarını kapsar. Fedakarlığın yanı sıra, Carmen artık kendi kendini yönetmeyi de gerekli bir erdem olarak görmeye başlamıştı. Grup evinde oğlunun özgüvenin hızla gelişmesi de ona bu konuda kanıt sağlıyordu; evde kalsaydı bu asla mümkün olmazdı. Ayrıca, herkesin iyi yaşam, sevgi ve mutluluk hakkında şahsi görüşlere sahip olduğunu gördü. Kocasının evliliğe sadık kalmamasını ahlaki açıdan yanlış görse de, kendi mutluluğunu başka bir ilişkide aramanın doğruluğuna kocasının samimiyetle inanmış olabileceğini de kabul etti. Bu kavrayış sonucunda, kocası evi terk ettiğinden beri yüzleşemediği ve sürekli “bir taraf seçmelerini” istediği diğer çocuklarıyla yeniden iletişim kurmayı başardı. En önemlisi, çeşitli bakış açılarının çeşitliliğini kabul etmesi, Carmen’in, hayatının bir başarısızlık örneği olduğu konusundaki görüşünü değiştirmesine olanak verdi.

“Bu ilke, beğenilerin ve uğraşların özgürlüğünü, takip edilebilecek sonuçlara tabi olmak kaydıyla, hayat planımızı kişiliğimize uygun şekilde tasarlama özgürlüğünü, yaptıklarımız onlara zarar vermedikçe bize benzeyen yaratıkların engellemesi olmaksızın ve bizim tavrımızı ahmakça, sapıkça veya yanlış olduğunu düşünmelerine rağmen istediğimizi yapma özgürlüğünü gerektirir.”

—JOHN STUART MILL

Bu şekilde donanmış olan Carmen, adil bir mülk paylaşımını ve ev işlerinin parasal değerini yansıtan nafakayı sağlama almayı başardı. Bir nebze maddi güvenceye ulaşmış olsa da, engelli oğlunun bakımı sırasında öğrendiklerini benzer durumdaki ailelere yardımcı olmak için kullanmasına olanak veren bir sağlık sigorta şirketinde iş bularak kendi kendine yönetimini eyleme geçirdi. Sonunda, bu ailelere destek olmak için yeteneklerini geliştirmek üzere bir sosyal yardım uzmanlığı diploması edinmek için okula geri döndü. Empati, anaçlık ve başkalarının bakımından sorumlu olma gibi geleneksel kadınlık erdemlerini hala temel inançları olarak görmekle birlikte, artık bunları kendini kaybetmeden veya ihmal etmeden nasıl uygulayacağına dair daha geniş bir bakış açısına sahipti. Kutsal olarak gördüğü evliliğinin sona ermesi üzerine haklı olarak hayal kırıklığı yaşamış ve öfke duymuştu. Ancak, ilişkiyi sona erdirme kendi seçimi olmamasına rağmen, hayatının geriye kalan kısmında ne yönde hareket edeceğinin kendi seçimi olduğunu fark etti. Değiştiremeyeceği bir durumdan ötürü duygularıyla boğuşmayı reddederek, içinde bulunduğu ana ve bu anı en iyi şekilde değerlendirmeye odaklandı.

JOAN

Joan, evliliğinin sona erdiğini ancak mali yönden kocasına bağlı olduğu için kendini kapana kısılmış gibi hissettiğini söyleyerek meslektaşım Harriet Chamberlain’i ziyarete geldi. Yeniden işe dönmeye ve bu ilişkiden gerçekçi bir çıkış yolu bulmaya kararlı olduğunu söylüyordu; evde çocuklarına bakmaya başlamadan önce yıllarca başarılı bir kariyer sürdürmüştü.

Ancak danışmanıyla birlikte seçenekleri (tam veya yarı zamanlı olarak işe dönme, okula geri dönme, daha önce çalıştığı alandan farklı bir alana yönelik hazırlık yapma) değerlendirmeye çalışırken, Joan tüm seçenekleri tek tek devre dışı bırakmıştı. Yeni bir işe girecek özgüvene henüz sahip değildi; derslere katılmak için zamanı yoktu; evdeki yardımcısı işten ayrılabilirdi; özgeçmişine ekleyebileceği yakın zamanlı bir iş deneyimi bulunmuyordu ve yapmak istediği işi asla bulamayacaktı. Kapana kısılmasının nedenleri aşikardı! Hangi konuyu ele alırlarsa alsınlar, yolun aşılmaz olduğuna dair nedenler buluyordu. Felsefi danışmanı, evliliğinde gerçekten de köşeye sıkışmış olabileceğini, ancak bunun nedeninin ne kocası ne de ekonomik bağımlılığı olduğunu söylemişti. Joan, kendi elleriyle kurduğu bir kafesin içindeydi.

‘‘Özgürlük olmadığı inancından özgürleşmiş olmak, gerçekten özgür olmaktır."

MARTIN BUBER

Danışmanı, Joan ile birlikte Varoluşçuluğu ele aldı; çünkü Varoluşçuluk insanın kişisel özgürlüğünün, anlamlı ve tatmin edici

bir hayat yaratma sorumluluğunun tanınmasını ve gerçekleştirilmesini vurguluyordu. Jean-Paul Sartre’a göre, varoluşsal özgürlüğünüzle karşı karşıya gelmek endişeye yol açabilir ve bu özgürlüğü kullanmak, yolunuza çıkan engeller konusunda farkındalığın yanı sıra bu engelleri oraya kendinizin koyduğunu bilmeyi gerektirir. Sartre, özgürlüğümüz üzerine koyduğumuz kısıtlamalara “kötü niyet” adını verir.

“insan önce kendisinden başka hiç kimseye güvenmemesi gerektiğini, yalnız olduğunu, sonsuz sorumlulukların ortasında terk edilmiş ve çaresiz olduğunu, bu dünyada kendi önüne koyduğundan başka amacı, kendisi için yazdığından başka kaderi olmadığını anlamadığı sürece, kendi iradesiyle hiçbir şey yapamaz"

—JEAN-PAUL SARTRE

Joan, tam anlamıyla bir kötü niyet örneği olabilirdi. Ancak bu kötü durumundaki kendi payı gösterildiğinde, kendi sorumluluğu ve özgürlüğünü kabul etme cesaretine kısa sürede kavuştu. Kritik düşünme yoluyla, kendini mutsuz olduğu bir hayatın içinde tutmak için ördüğü duvarları yıkmaya başladı. Yıkım devam ettikçe, işe geri dönmek için kendini hazırlayıp, ardından planını gerçekleştirmek için mümkün olan her yolu reddetmesi, evliliğini sürdürmenin bir seçimden ziyade kaçınılmaz bir bela olduğunu düşünmesine sebep olduğunu fark etti. Bu da, mutsuzluğunu sürdürme sorumluluğunu inkar etmesine yol açıyordu.

Neticede, Joan aslında işe geri dönmek istemediğini ve dolayısıyla evliliğini sürdürmek istediğini kabul etti. Kalmanın kendi seçimi olduğunu anlayınca, yaşamı üzerindeki kontrol hissi de yenilenmişti. Bu his, danışmanına yokluğundan yakındığı özgüven ve özsaygı duygusunun gerçekten elinden alınmadığını görmesine olanak sağladı. Bunları o terk etmişti ve yeniden geri alması mümkündü.

Joan, sorumluluklarını ve yükümlülüklerini bilerek, ilişkide daha aktif bir rol üstlenmeye başladı. İlişkide kendi üzerine düşen kısmı üstlenerek, kocasına atfettiği yükün bir kısmını kaldırdı ve bunun büyük faydasını gördü. Mükemmel olmayan bir evliliği sürdürmeye kendi iradesiyle karar verdiğinden, evliliğiyle barışmakla kalmayıp, aynı zamanda evliliği tekrar değer verilecek ölçüde iyileşti.

Görünüşte ölüm döşeğinde olan bir ilişkinin yeniden canlandırılabileceğini göstermek için, bu evlilik sona ermemiş olmamasına rağmen, vakayı ilişkilerin sonlanmasını ele alan bir bölüme dahil ettim. Elbette işler geri dönüşün (ya da geri dönüş arzusunun) olmayacağı kadar kötüleşebilir, ancak çoğunlukla bu çizgiyi geçtiğimizi söylemeye gereğinden fazla heves duyarız.

En ünlü Batılı savaş filozofu Sun Tzu’nun Avrupalı bir benzeri olan Cari von Clausewitz’in “Savaş siyasetin başka vasıtalarla sürdürülmesidir,” diye ünlü bir deyişi vardı. Bir ilişkinin sonu hakkında düşünürken, boşanmanın evliliğin başka vasıtalarla sürdürülmesi olduğunu unutmamalısınız. Hızlı ve kesin bir ayrılık nadiren görülür. İlişkiyi sona erdirmenin mevcut sorunu çözüp çözmeyeceğini, en azından düzeltip düzeltemeyeceğini dikkatle düşünün. Ve tek çözüm ayrılıksa veya ilişki sizin arzularınıza rağmen sona eriyorsa ayrılmanın en iyi yolunu bulun. Bulduğunuzdan emin olur olmaz, mümkün olduğu kadar mesuliyet yüklenmeden ilerleyeceksiniz.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült