Kişisel Gelişim

 

 

İlişkilerde Çatışmaların Altında Yatan Nedenler

Saim Koç


İlişkide yaşanan çatışmalar geride tortu bırakmadan aşılıyorsa sorun değildir, hatta geliştirici yanı olduğu bile söylenebilir. Ancak bazı çatışma nedenlerimiz çok yıpratıcı sonuçlar üretebiliyor. Eğer karakterlerimiz zıt ya da ilişkiden beklentilerimiz farklıysa ve biz bilinçli değilsek kendimizi çaresiz hissederiz. Partnerimizden gerçekleştiremeyeceği taleplerde bulundukça ilişkimiz biraz daha kötüye gider.

KARAKTER ÇATIŞMASI

En uyumlu ilişkilerde bile çatışmalar yaşanabilir. Çiftler arasında uyum varsa en zor sorunlar bile daha kolay ve fazla hasar bırakmadan atlatılır.

Özellikle karakter uyumu çok önemlidir. Çünkü karakterlerimiz doğuştan getirdiğimiz özelliklerimizdir ve onları değiştiremeyiz. Partnerimizle karakterlerimiz farklıysa küçük çatışmalar bile büyük kavgalara dönüşebilir.

“Karakterlerimiz bizim içsel realitemiz. Doğuştan içimize kodlanmış olarak getirdiğimiz temel yapımız. Ona mizaç da diyoruz. Hani eskilerin ‘bir insan

yedisinde neyse yetmişinde de odur’ dediği şey. Bu nedenle hangi kültür, çağ, sosyoekonomik yapı, eğitim ve yaş grubunda olursak olalım doğuştan getirdiğimiz karakterlerimizi değiştiremiyor, ancak geliştirebiliyoruz. Hangi karakterde dünyaya geldiğimizi anne babalarımızın karakterleri de belirlemiyor.

Karakterinizin ne olduğunu bilmek başkalarını nasıl algıladığınızı, başkalarının sizi nasıl algıladığını bilmek, sevgiyi ifade biçiminiz, anne babalık tarzınız, iş yaşamında işinizi yapma tarzınız hakkında kendinizi anlamanızı sağlıyor.

“..... Kendi Temel Modelimize uygun yaşam senaryomuzun başrol oyuncusuyuz. Ama başka Temel Model hayatı yaşayan farklı karakterlerdeki insanların da bizim doğrularımızla yaşamak zorunda olmadıklarını, en doğru olanın bizim bakış açımız olmadığını, bizi harekete geçiren değerlerin onlar için pek bir şey ifade etmediğini kavradığımızda hem anlayışımız gelişiyor, hem dünyamız.”

(Kadınlar ve Erkekler Nasıl Anlaşırlar Nil Gün Kuraldışı Yayınları)

Karakterler İlişkilerimizde Çok Önemli Bir Role Sahiptir.

Genellikle kişiliklerle aynı anlamda kullanılsa da aynı şeyler değildir. Karakterlerimiz, yaşamla ve insanlarla ilgili değerlerimiz, kişiliklerimiz ise, neyi nasıl yapacağımızla, aktivitelerimizle ilgili değerlerimizdir.

Kişiliklerimiz aile ve çevre tarafından belirlendiğinden zaman içinde değişebilir. Dolayısıyla ilişkilerde kişilik farklılığından doğan çatışmalar daha kolay aşılabilir. Çiftlerin birbirlerini özendirici ve teşvik edici yaklaşımı kişilik farklılıklarından doğan fırtınaları melteme çevirebilir. Son tahlilde kişilik çatışmaları bir aktiviteyle ilgilidir ve her zaman bir uzlaşma sağlanabilir. Karakter farklılığından kaynaklanan çatışmalarda ise uzlaşmak hemen hemen imkansızdır. Tek yol, farklılığı anlayışla kabullenmektir.

Eğer karakterlerle ilgili bir bilginiz yoksa işiniz şansa kalmış demektir. Özellikle zıt karakterlere sahipseniz, ilişkiniz tutkulu bir aşkla başladıysa bile büyük olasılıkla kısa sürede sizi yoracaktır. Sizde olmayan özellikler karşınızdaki kişide vardır ve bu son derece çekicidir. Tabii aynı şey partneriniz için de geçerlidir. Farklı olan her zaman çekicidir. Ama ne kadar çekici olursa olsun zıtlıklar yıpratıcıdır. Çiftler bilinçli değilse bu zıtlıkların yarattığı fırtınaların önünde duramazlar.

Sağlıklı ilişkilerde uyum daha önemlidir. Sadece karakter uyumu da yeterli değildir. İlişkiden beklediğimiz şeyler açısından da benzerliğin olması önemlidir.

İLİŞKİDEN BEKLENTİLERİNİZ NE KADAR UYGUN

Herkesin ilişkiye bizim beklentilerimize benzer beklentilerle girdiğini varsayarız. Kabaca dışarıdan bakıldığında iki kişinin uyumlu, doyumlu ve mutlu bir beraberliğidir ilişkiden beklenen.

Hepimiz böylesine ortak bir paydada birleşsek de bu kavramları biraz açtığımızda altlarını farklı farklı doldurduğumuzu görürüz. Bu farklılık partnerimizle aramızda ciddi sorunlar yaratır.

Uyumlu ve doyumlu bir ilişkinin partnerimizin bizim doğrularımızı kabul etmesinden geçtiğini düşünürüz.

Bizim isteklerimiz doğrultusunda davrandığında her şeyin güllük gülistanlık olacağını sanırız. Doyum bulduğumuz her şeyin ona da doyum verdiğini varsayarız. Bizi mutlu eden şeylerin onu da mutlu edeceğini düşünürüz. Tabii ki partnerimiz de bizim gibi düşünmektedir ama kendi açısından; o da bizi kendi doğrularına uydurmaya çalışır. Böylece sonu olmayan bir çatışmanın içine sürükleniriz.

Bir ilişkiden beklentilerimizi şu başlıklar altında toplayabiliriz:

1.       Kendi Zevkim

2.       Partnerimin Zevki

3.       Aile-Çocuk

4.       Seks

5.       Para

6.       Karşılıklı Destek

7.       Sevgi ve İletişim

8.       Uzun Birliktelik

9.       Başarı

10.     Başkalarının Gözünde İyi Görünmek

11.     Eğlence Arkadaşlığı

12.     İdeali Paylaşmak

13.     Temizlik Anlayışı

Bu listeye İlişkiler eğitimimizde İlişki Çemberi Konumu (İÇK) diyoruz.

KENDİ ZEVKİM PARTNERİMİN ZEVKİ

Hemen herkesin beklentileridir bunlar. Her insan ilişkisinde on üç maddenin de olmasını ister. Madem herkesin beklentisi aynı neden sorun yaşıyoruz, diye bir soru gelebilir aklınıza. Tabii ki tüm bu beklentilerimizin bizim istediğimiz gibi karşılanması halinde bir sorun yaşamayız. Ama çoğu kez bizim istediğimiz gibi karşılanmaz. Sorun, bu beklentilerin olup olmamasından değil, öncelik sıralamasının farklı olmasından kaynaklanır.

Yukarıdaki on üç maddenin önceliklerinize göre sıralanışı, partnerinizin sıralamasından farklı olabilir.

Bunu yeme içme ihtiyacımızın karşılanmasına benzetebiliriz.

Örneğin, yukarıdaki her maddenin değişik bir yemeye denk geldiğini varsayalım. Biz etli yemekleri seviyoruz ve sofrada sık sık sebze yemeği buluyoruz. Sofrayı hazırlayan masayı kendi sevdiği yiyeceklerle donatıyor ve partnerinin de bundan hoşlandığını sanıyor.

Sofrada tatlı beklerken her seferinde bize meyve veriliyor. Her gün tatlı yemeye alışmış birinin ayda bir tatlıyla karşılaşması bir süre sonra sorun olacaktır.

Evet, yukarıdaki maddelerle ilişkimiz biraz buna benziyor. Onlara verdiğimiz değer önceliklerini belirliyor.

Bizim önceliklerimiz partnerimizin öncelikleriyle örtüşmüyorsa hayal kırıklığı yaşarız.

Örneğin, birinci maddenin (kendi zevkim) bizim listemizde ilk üç içinde olduğunu varsayalım. Eğer partnerimizin listesinin ilk üç sıralamasında ikinci madde (partnerimin zevki) yer almıyorsa sorun yaşamamız kaçınılmazdır. Çünkü ilişkiden alacağımız doyum, zevk partnerimizin ikinci maddeye (partnerimin zevki) verdiği öneme bağlıdır.

Diyelim ki, ikinci madde (partnerimin zevki) partnerimizin listesinin sonlarında; bu durumda bize beklediğimiz ilgiyi göstermeyecek, doğal olarak kendi listesindeki önceliklere göre davranacaktır.

Birinci (kendi zevkim) ve ikinci (partnerimin zevki) maddeler, kendi listemizdeki yerlerine göre de sorun yaratabilir.

Örneğin; “kendi zevkimiz” listemizin ilk sıralarında, “partnerimin zevki” sonlardaysa, ilişkide bencilce konumlanmamız kaçınılmazdır.

Kendimizi düşündüğümüz oranda partnerimizi düşünmüyorsak ona gereken özeni gösteremeyiz.

Ya da kendi zevkimiz alt sıralarda partnerimizin zevki üstlerdeyse bu ilişkide kendimizi paspas gibi hissetmemiz kaçınılmazdır. Ama zaten bu tür bir sıralamayı onay bağımlısı insanlar yapar. Değerlilik duyguları düşüktür. Başkalarına iyi davranarak değerli bulunacaklarını düşünürler.

AİLE-ÇOCUK

Bizim çocuklu bir aile olma isteğimiz güçlüyse listemizin ilk sıralarında yer alır. Partnerimizin çocuk talebi öncelikli değilse sorun yaşamaya başlarız.

Biz artık çocuğumuz olsun diye ısrar ederken bu talep partnerimizi strese sokabilir. O da kendi listesindeki öncelikler için bize baskı yapar. Çocuk konusuna farklı bakış bazı çiftlerin ayrılma nedeni bile olabilir.

Zaman zaman gazetelerde şuna benzer boşanma haberleri okuruz: “Karısı kısır çıktığı için boşandılar.” Bazı çiftler içinse çocuk o kadar önemlidir ki normal yoldan çocukları olamıyorsa suni döllenme yollarına başvururlar. Tabii, Aile ve Çocuk maddesi bu çiftlerde iki tarafın da İÇK (İlişki Çemberi Konumu) listelerinin ilk sıralarındadır.

Zaten önemli olan, kendi listenizdeki öncelikler sıralamanızın partnerinizin listesiyle benzerlik göstermesidir.

SEKS

Nil’in şu sözünü çok severim: “Her dostumuzla yatmayız ama yattığımız kişilerin dostumuz olması gerekir.” Yürekten katılıyorum. Sevgilimiz ya da eşimiz aslında cinselliği de paylaştığımız dostumuzdur ya da öyle olmalıdır.

O halde sevgili ilişkilerinde cinsellik beklentisi kadar doğal bir şey olamaz. İlk bakışta sanki bir sorun yokmuş gibi geliyor. Ne var ki cinsellikten beklentimiz hepimiz için aynı değil.

Bazılarımız için her gün seks yapmak son derece doğalken, bazılarımız için haftada bir ya da on beş günde bir seks yapmak yeterli olabiliyor.

Yani hepimizin ihtiyacı farklı.

İÇK listemizin başına seksi koyduysak, seks bizim için olmazsa olmaz bir koşuldur. Eğer partnerimizle bu konuda uyumumuz yoksa diğer alanlarda olsa bile nafile, kendimizi doyumsuz hissederiz. En önemli beklentimizin tatminsizliğini yaşarız.

Seksi İÇK listesinin son sıralarına koymuş biriyle beraberliğimiz hem bizim, hem onun açısından bir kabusa dönüşebilir. Sürekli bizim tarafımızdan gündeme getirilen seks talebi partnerimizi bezdirirken bizi de sevilmiyoruz duygusuna sürükleyebilir.

Her gün seks yapma ihtiyacının normal olduğu düşüncesinin partnerimiz tarafından da paylaşıldığını varsayarız.

İnsanların seks ihtiyaçlarının farklı olması normaldir.

Seks isteksizliği bazen psikolojik nedenlerden kaynaklanabilir. Bu durumda bir uzman desteğine başvurmak gerekir.

İÇK listemizdeki seks önceliğimiz çok gerilerdeyse, bu, yetiştiğimiz ortamla, sekse bakışımızla doğrudan ilgilidir. Ailemizin seksi bir tabu olarak algılaması bize de bulaşır. Yetişkinliğimizde yakamızı bırakmaz; biz de seks sırasında kendimizi bırakamayız.

Seksten korkmanın uç örneği olan Vajinusmus (kadının cinsel organlarının kasılıp, cinsel ilişkiyi olanaksız kılması) sorunu, genellikle cinsellik tabusu güçlü ailelerin kızlarında görülen bir sorundur.

Tabulardan özgürleşmiş biriyle özgürleşememiş biri arasında da uyumsuzluk olacağı çok açıktır.

Yine bir uzman desteği ile sorun çözülebilir. Ama sorunun çözülmesi, cinsel ilişki kurabilmek anlamındadır; birden ateşli bir aşığa dönüşmesi değil.

PARA

Her birimizin parayla ilişkisi farklıdır. Parayla ilgili çocukluğumuzda sıkça duyduğumuz sözler yetişkinliğimizde ona yüklediğimiz anlamı belirler. Ayrıca parayla ilişkimiz sosyoekonomik konumumuza göre değişir.

Asgari ücretle yaşayan biri için ayda dört yüz bin YTL çok büyük bir gelirdir. Ama eğer milyar dolarlık bir serveti kaybetmiş ve aylık geliriniz dört yüz bin YTL’ye düşmüşse kendinizi fakir hissedebilirsiniz. Aynı miktarda para birini mutlu ederken diğerini mutsuz edebilmektedir.

Bu durumu yaratan tabii ki para değil bizim onu algılayışımızda. Parayla ilgili algılarımız, ona verdiğimiz önem partnerimizinkinden farklı ise yani İÇK listesinde farklı yerlerdeyse ilişkimizde bunun sonuçlarını yaşarız.

Eğer siz “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur” inancına sahipseniz, buna karşılık partneriniz, “Parasız saadet olmaz” diye düşünüyorsa, parasal bir krize girmeniz ve yaşam standardınızın düşmesi ilişkinizi sarsacaktır. Krizin uzun sürmesi halinde ayrılık bile gündeme gelebilir.

Bu gibi mali kriz anlarını birbirlerine dayanarak atlatan çiftlerin İÇK listesindeki para sıralaması birbirine yakındır. Yani para iki taraf için de benzer önemdedir.

Çiftlerden birinin İÇK listesinde paranın ön sıralarda, diğerinde arka sıralarda olduğunu düşünün. (Para sıralamasının önde veya arkada olmasının zenginlikle fakirlikle ilgisi yoktur.) Ciddi sorunlar yaşayacakları ortadadır. Paraya önem veren taraf partnerini seçerken onun “yüksek” kazancını dikkate almıştır. Ama hayat bu, başımıza ne geleceğini bilemeyiz. Sahip olduğumuz şeyleri bir gün kaybedebiliriz. İşte böyle bir durumda paraya bizden daha fazla önem veren partnerimizle aramızın açılması kaçınılmazdır.

Bu durum filmlere bile konu olmuştur. Zengin olduğu için evlendiği erkeğin iflas etmesi durumunda evliliğini bitiren kadınlar vardır. Ya da zengin olduğu için kendisinden yaşça çok büyük kadınlarla evlenen erkekler. Bir nedenle mal mülk kaybedilirse bu tür birliktelikler de biter.

KARŞILIKLI DESTEK

Eğitimlerimizde katılımcılardan, İÇK listesini kendi önceliklerine göre sıralamalarını istediğimizde,

büyük çoğunluğu, Karşılıklı Destek, maddesine ilk üçte yer verir. Bence de başlarda olmasında yarar var. Ama bu maddenin hakkını ne kadar veriyoruz sorusuna gelince, istediğimizle yaşadığımız arasında uçurum olduğu ortaya çıkıyor.

Karşılıklı Destek’ten çoğumuzun anladığı, partnerimizin bizi desteklemesi. Biz ne kadar destek veriyoruz, bunu pek sorgulayan yok. Özellikle erkeklerin bu açıdan kendilerini masaya yatırmaları gerekiyor.

Yine eğitimlerimizden biliyorum; kadınların ezici bir çoğunluğu ilişkide kendi paylarına düşen desteği vermiş olmalarına rağmen ihtiyaç duydukları destekten mahrum kalıyorlar. Erkekler iyi bir işe sahipse üzerine düşeni yerine getirdiği duygusuyla yaşıyor. Karşılıklı destekten ne anladığını sorsanız birçok erkeğin doğru dürüst yanıt veremeyeceğinden eminim.

Aslında bu maddenin anlamı, çiftlerin birbirlerinin gelişimine verdikleri destekte yatar.

Kendimizi partnerimizin yanında her gün biraz daha yeterli, biraz daha değerli hissedebiliyor muyuz?

Partnerimiz kendimizi özgün hissetmemize katkıda bulunuyor mu?

Yanlış seçimlerimize bizi yargılamadan anlayışla yaklaşıyor mu?

Başarılarımızda mutluluğumuzu paylaşıyor mu?

Ne çok erkek eşinin başarısından rahatsızlık duyuyor.

Eşinin gölgesinde kalma korkusu yaşıyor. Kendisine güvenemeyen erkekler partnerini de aşağı çekerek bu korkularından uzaklaşmaya çalışıyor. Farkında olmadığımız, partnerimizle birlikte kendimizi de aşağı çektiğimizdir. Eşi kendisinden fazla kazanmaya, işinde, kariyerinde başarılar elde etmeye başladığında ilişkileri sarsılan çiftlerin sayısı sanıldığından çok daha fazla. Bu sorunun kültürlü erkeklerle evli kadınların ilişkilerinde görülmediğini sanıyorsanız yanılırsınız. Çünkü sorunu, entelektüel birikim ya da kültürsüzlük değil, erkeklerdeki özsaygı/özgüven eksikliği belirliyor.

Bir ilişkide karşılıklı destek yoksa diğer maddelerde tam bir uyum olsa bile ilişkinin ayakta kalması zordur. Partnerler destek ihtiyacını farklı kişilerde aramaya başlar, bu da ilişkide sorunlara yol açar.

Ünlü ve çok kazanan kadınların menajerleriyle evlenmeleri sıkça görülen bir olgudur. Çünkü bu kadınlar menajer eşlerinin desteğini almaktadır. Erkeklerin başarılarında da kiminle evli olduklarının önemi bilinen bir gerçektir.

“Erkekler sadece bir kadın değil, aynı zamanda bir hayat seçer” diyen Ahmet Altan’ın sözüne katılmamak mümkün değil.

SEVGİ VE İLETİŞİM

Bu madde de Karşılıklı Destek gibi çoğu kişinin önceliğidir; ama sadece kağıt üzerinde. Gerçekte ise birçok ilişkide sevgi olsa bile iletişim yoktur. Daha doğrusu sağlıklı, geliştirici bir iletişim yoktur.

Düşünce, duygu ve davranışlarımızın yüzde yüz sorumluluğunu almıyorsak, sağlıklı bir iletişim kurma şansımız da yoktur. Birileri (ve tabii başta partnerimiz) bizi üzebiliyor, incitebiliyor, öfkelendirebiliyorsa yani bu duygularımızın sorumluluğu partnerimizde ise duygularımızın yüzde yüz sorumluluğunu üstlenmiyoruz demektir.

Mutsuzsak, bunun sorumlusu başkalarıdır; mutluysak, bunu birilerine ya da koşullara borçluyuzdur. Bu durumda nasıl sağlıklı iletişim içinde olduğumuzdan bahsedebiliriz.

Partnerimizin kendisini yetersiz hissetmesine neden olmadan eleştiri yapabiliyor muyuz?

Eleştiri karşısında nasıl davranıyoruz, tepkisel mi, etkisel mi? Tepkisel ve etkisel sözcükleri bazılarınıza bir şey ifade etmemiş olabilir...

Tepkisel insan, kişisel algılayan, düşünce, duygu ve davranışları başkaları tarafından belirlenen sıradan insandır.

Etkisel insan ise, her durumda bilinçli seçimler yapabilen, seçimlerinin olduğu gibi bunların sonuçlarının da sorumluluğunu üstlenen insandır.

Tepkisel insan başkalarının kendisi için belirlediği hayatı yaşar, etkisel insan kendi seçtiği hayatı.

Tepkisel insanın ilişkisindeki mutsuzluğunun sorumlusu partneridir.

Etkisel insan mutsuzluğu için kimseyi suçlamaz, kendi yanlış seçimlerinin sonuçlarını yaşadığını bilir.

Sevgi ve İletişimin İÇK listesindeki sıralamada farklı yerlerde bulunmasının yaratacağı sonuçlar hiç iç açıcı değildir. Bu maddeye öncelik tanıyan taraf sık sık sevgisini gösterir, dile getirir ve iletişim için çaba harcarken, listesinde gerilerde yer vermiş partneri gereken özeni göstermekten uzaktır. Sevildiğini hisseder ama sevgisini göstermekte, ifade etmekte cimri davranır.

Sadece bir tarafın beslendiği bir ilişkinin diğer taraf için çekici olmadığı ortada; bu ilişkinin geleceği hakkında siz tahminde bulunun.

Değerleri açısından Anne ve Baba karakterlerinin önceliğidir uzun birliktelik. Burada çocuğu olduğu için anne ve baba olan kişileri kastetmiyorum. Karakter özelliği Anne ya da Baba olan kişilerin çocuklu olmaları gerekmez.

Ancak bu maddeye öncelik vermek belli bir riski içinde taşır. Zaman içinde ortaya çıkacak sorunlarda kişi birliktelik bozulmasın diye taviz vermeye başlar. Verilen her taviz yenilerine zemin hazırlar. Öyle bir noktaya gelebilir ki taviz, şiddete ya da aldatmaya bile katlanılır hale gelinir.

En çok kadınlar düşer bu yanlışa; uzun birliktelik uğruna doyum almadıkları, mutlu olmadıkları ilişkilerini sürdürürler. Oysa ilişki sağlıklı ise, her iki tarafa zevk veriyorsa zaten bitmesi için bir neden yoktur. Odaklanmamız gereken birlikteliğin uzunluğu değil, sevgiye dayalı ve geliştirici olmasıdır.

Zaten ilişkimiz sevgiye dayalı ise ve her iki tarafı geliştiriyorsa uzun ömürlü olacaktır. Kim doyum aldığı, kendisini özel hissettiği bir ilişkiyi bitirmek ister ki? Gösterdiğimiz özen, ilişkiden aldığımız doyumu sürdürmek üzerine kurulduğunda ilişkinin ömrünü kendi ömrümüz kadar uzatabiliriz.

En mükemmel ilişkide bile her zaman ayrılma, ilişkinin bitme potansiyeli vardır, olması da iyidir.

Bu bizim doyum aldığımız ilişkinin kıymetini bilmemize hizmet eder. Özenli davranmamızı sağlar. Partnerimizi ve sevgisini garanti gördüğümüz yerde duyarsız davranışlara davetiye çıkarmış oluruz. Duyarsızlık ilişkiyi içten içe kemiren mikrop gibidir.

Hayat denilen serüven, “garanti” kavramını bilmez. Hayatta neyin garantisi var ki?

İlişkiyi garanti altına almaya kalkışmak, ilişkiyi tüketmenin en garanti yoludur. İlişkinin çabuk tükenmesini istiyorsan, onu uzun tutmak için çalış.

İki tarafın uzun birliktelik istemesi durumunda ilişkinin uzun ömürlü olması sağlanabilir. Ancak taraflar ilişkiyi riske sokucu taleplerden karşılıklı taviz vermek durumunda kalacakları için kendilerini tadı tuzu olmayan, yeterince zevk almadıkları bir ilişkiye mahkum ederler. Uzun beraberlik için neden daha azla yetinmek zorunda kalalım ki?

Bundan daha vahim olanı ise çiftlerden sadece birinin uzun birliktelik anlayışına sahip olmasıdır. Vahimdir çünkü sürekli taviz veren taraf olacaktır. Diğer partnerin uzun birliktelik gibi bir saplantısı olmadığından tavize yanaşmayacaktır. Bir kere taviz verilmeye başladı mı, artık bunun sonu gelmez.

Bu süreç (uzun birliktelik isteyen kişinin aleyhine) taviz verilemeyecek noktaya kadar sürer gider. Çok büyük olasılıkla, o güne kadar ilişkinin sürmesi için bütün yükü üstlenen kişi ayrılma noktasına gelir.

Toplumumuzda kağıt üzerindeki evlilikleri ancak bir tarafın ölümüyle sona ermiş çiftlerin sayısının az olmadığı da bir gerçek. Ama insanın hayatını böylesine heba etmesinin en büyük “günah”lardan biri olduğunu düşünüyorum.

BAŞARI

Hepimiz için başarı önemlidir. Yaptığımız şeylerde başarılı olmak isteriz. İşimizde başarılı olmak, ilişkimizde başarılı olmak bize keyif verir. Ama bazılarımız için başarı olmazsa olmaz bir koşuldur.

Başarısızlığı kolay kabullenemezler. Hatta tükenmiş ilişkilerini bile başarısızlıkla yüzleşmemek için bitirmekte zorlanırlar.

Bu tür kişiler için partnerinin başarılı olması daha bir önemlidir. Partneri bir nedenle başarısızlığa uğrarsa bunu kaldırmakta zorlanırlar. Başarısızlığın uzun sürmesi halinde ilişkilerinde ciddi sıkıntılar yaşarlar.

Başarı, İÇK listelerinde farklı önceliklere sahipse yukarıda bahsettiğim durumlarla karşılaşılmasa bile çiftlerin arasında sorun olur. Önceliği başarı olmayan taraf için yorucu bir ilişkidir. Çünkü partneri için başarı kendisinden önce gelir.

Başarı bir afrodizyaktır. İnsanlar başarılı insanlara mıknatıs gibi çekilir.

Başarılı insan çekici görünür. 17 Ağustos depreminden sonra çocukların “Deprem dede” olarak bellediği Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara oylamalarda en çekici erkek olarak ilan edilmişti. Turgut Özal da bir dönem çekici erkekler listesinde yerini almıştı.

Başarılı olduğu sürece çeşitli sıfatlarla taltif edilenler başarısızlık halinde gözden düşerler. Partneri bir zamanlar sahip olduğu başarıyı, ünü, konumu, iktidarı kaybettiği için ondan ayrılan eşlerin sayısı hiç de az değildir.

BAŞKALARININ GÖZÜNDE İYİ GÖRÜNMEK

Bu maddeye öncelik verenler gösterişe meraklı özsaygıları düşük insanlardır. Başkalarının onlara biçtiği hayatı yaşamaktan kendi hayatları yok gibidir. Çevrelerinin onayladığı bir hayatı yaşamak için neleri kaçırdıklarının farkında değillerdir.

Bütün enerjilerini ilişkilerinde yaşadıkları sorunları (ilişkilerinin iyi olma ihtimali çok düşüktür) etrafa belli etmemek için harcarlar. Kol kırılır yen içinde kalır, sözünü büyük olasılıkla bu maddeye önem veren atalarımız söylemiştir.

Zaten ilişkimiz iyiyse başkalarının gözünde de iyi görünürüz. Bunun için özel bir çaba harcamamıza gerek kalmaz. Böyle bir partneriniz varsa bu size kendi özsaygınız hakkında bir fikir verebilir. Çünkü partnerlerin özsaygıları daima birbirine denktir. En kötü süren ilişkilerde bile bu gerçek değişmez. Partnerlerden birinin özsaygısı yükseldiğinde diğeri aynı kalırsa ayrılık kaçınılmazdır.

Özetle bu maddenin İÇK listesinin sonlarında yer alması için özsaygımızı yükseltmemiz gerekir.

EĞLENCE ARKADAŞLIĞI

Bazılarınız, herkes eğlenceden hoşlanır, elbette partnerimle birlikte eğlenmek isterim, diye düşünüyor olabilir. Ama bu herkes için böyle değildir, en azından partnerinde aradığı özellikler açısından eğlence öncelikli değildir.

Kaldı ki, eğlenceden ne anladığımız da önemlidir. Eğlence dendiğinde, taraflardan birinin aklına gece kulüpleri, barlar gelirken, diğerinin aklına dağlara tırmanmak, spor aktiviteleri geliyor olabilir. Bu durumda eğlence ihtiyacı İÇK listelerinin ilk sıralarında olmasına rağmen bu çiftin ortak eğlenebilmesi mümkün değildir.

Tatil zevklerimiz bile birbirinden farklı olabilir. Tatilde tarihi mekanları gezmek isteyen biriyle, bunları anlamsız taş yığınları olarak gören birinin eğlenceli bir tatil geçirebileceğini düşünebilir miyiz? Bu madde biraz ne tür bir kültürden geldiğimizle ilgilidir.

Ortak bir kültür ortak zevkleri yaratır.

Bir anlamda bu madde kültür beraberliğine dikkat çeker. Çok farklı kültürlerden gelmiş iki kişinin hayata bakışları arasında büyük fark vardır. Bu durum ilişkiden alınacak doyumu azalttığı gibi birçok sorunun da nedenidir.

Örneğin; üniversite mezunu, okuyan, sinema tiyatro zevkleri olan, sanat galerilerinde dolaşmaktan zevk alan biriyle, ilkokul mezunu hayatında tek bir resim sergisi dolaşmamış, operanın adını duymamış birinin nasıl bir beraberliği olabilir?

Özetle, eğlence arkadaşlığı, sadece önceliklerimiz açısından değil, eğlence anlayışımız açısından da benzerlikler içermek durumunda.

İDEALİ PAYLAŞMAK

En az anlaşılan madde budur. Eğitimlerimizde bu maddenin genellikle kişisel amaçlar olarak algılandığını söyleyebilirim. İnsanlar öylesine kendileri için yaşamaya şartlanmışlar ki, en büyük hazzı, bütüne katkı yapmanın doyumunu bilmiyorlar ne yazık ki. Genellikle de çoğu insanın İÇK listesinin sonlarında yer alıyor.

İdeali Paylaşmayı İÇK listesinin başına koyanlara, idealin nedir, diye sorduğumuzda, aldığımız yanıtlar genellikle, “yeşil panjurlu bir ev” oluyor; hadi haksızlık etmeyeyim, bu klişe sözü çağrıştıran cevaplar oluyor.

Örneğin; bir kafe açmak, bir restoran işletmek, küçük bir sahil kasabasında bir pansiyon çalıştırmak, mutlu bir ilişki yaşamak... Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. Bunların bir kısmının istihdam açısından başkalarına katkısı olabilir ama doğrudan bütüne katkı hedefi taşıdığı söylenemez. Bunlara, sevdiğimiz işi yapmak ya da sevdiğimiz biriyle yaşamak diyebiliriz, ideali paylaşmak değil.

Kendimizi ne yazık ki bunların doyumuyla sınırlıyoruz. Çok az çiftin İÇK’sında İdeali Paylaşmak, listelerinin ön sıralarındadır.

Oysa en büyük doyum, bütüne katkıyla geliyor. Yaşadığımız toplumda elimizi uzatacağımız, düzelmesi için bir ucundan tutacağımız öylesine çok sorun var ki... Kendi küçük dünyamızda bunlara gözümüzü, kulağımızı kapatarak yaşıyoruz.

Çoğu insanın kişisel bir amacı bile yokken nasıl böylesi idealleri olsun ki!

Şuna emin olabilirsiniz ki, her şeyi ile mükemmel bir ilişkimiz bile olsa, bütüne katkımız yoksa yaşamdan, ilişkimizden ve insanlığımızdan tam bir doyum alamayız.

İnsan olmanın doyumunu derinden hissettirir bütüne katkı.

Sıkça yanlış algılandığı için ideali paylaşmanın ne olmadığına değindik; peki nedir ideali paylaşmak? Öncelikle ideal olarak belirlediğimiz amacın net olarak saptanması gerekir; ikinci olarak bu amacın ardında başkalarına faydalı olma düşüncesinin bulunması.

İdealimiz gönüllü olarak yapacağımız bir iş olabilir; örneğin, bir hayır kurumunda gönüllü çalışmak gibi. Ya da bu amacın kendisi aynı zamanda bizim geçimimizi sağlayacak bir getiriye sahip olabilir.

Bizim Nil’le birlikte yaptığımız iş buna örnek gösterilebilir. Bizim için verdiğimiz eğitimler ve bütüne katkıda bulunma arzusu ideali paylaşma anlayışına dayanıyor. İkimizin de birbirimize göstermeden yaptığımız listede ideali paylaşmak birinci sıradaydı. Ama bu, her bireysel gelişim eğitmeninin ideali olmayabilir. Çünkü bunu sadece bir iş olarak yapan da olabilir; kendisi bireysel gelişim alanında eğitmenlik yaparken farklı meslekten bir partneri olabilir. Onlar için ideali paylaşmak İÇK listelerinin sonlarındadır. Dolayısıyla bu farklılık ilişkilerinde sorun yaratmaz.

Özetle, bütüne katkısı olan her şey ideal değildir. İdeali belirleyen, bütüne katkının bizim amacımız haline gelmiş olmasıdır.

Yaptığımız işi bütüne katkı amacıyla yapıyor olabiliriz ama partnerimizden idealimizi paylaşması gibi bir talebimiz olmayabilir. Bu durumda bu madde İÇK listemizin önceliği değildir.

Çiftlerin aynı işi yapıyor olmaları da İdeali paylaşmak anlamına gelmez. Aynı işi ve aynı mekanı paylaşan çevrenizdeki çiftlerden ortak iş yaşamının sorun yarattığını dinlemişsinizdir. Sorun olmasa bile neredeyse yirmi dört saat bir arada olmanın hiç de çekici olmadığından dem vurmuşlardır. Birbirlerinden bıkmış bu çiftlere ayrı işlerde çalışmak daha cazip gelir. Tabii ki burada sağlıklı iletişim kuramamak belirleyicidir ama amaç para kazanmakla sınırlı olduğunda aynı işte çalışmanın yeni sorunlar getirebileceği bir gerçektir. Zaten ev hayatının getirdiği sorunlara bir de iş hayatının sorunları eklendiğinde çiftler bunalır. Sanki tüm sorunların kaynağı ortak iş alanıdır. İşte çözülemeyen sorunlar eve, evde yaşanan sorunlar işe taşınır, ortak yaşamı daha da zorlaştırır.

Bu mukadderat değildir tabii. Sorunun nereden kaynaklandığını doğru tespit etmek önemlidir.

Aynı işte çalışmak çatışmaları artırsa bile tüm nedeni değildir.

Sağlıklı bir iletişimle sorunların, çatışmaların üstesinden gelebiliriz.

İdeali paylaşma anlayışıyla yapılan işlerde durum daha farklıdır. Şüphesiz burada da işin kendisinden kaynaklanan çatışmalar yaşanır ama amaç bütüne katkı olduğunda sorun eve taşınmadan kendi düzleminde çözülür. Fikir çatışmalarının en iyi ilacı hayatın kendisidir; hangi fikrin daha tutarlı ya da daha verimli olduğunu test etmemizi sağlar. Kişisel çatışmalarda ise haklılık kavgası içine sürükleniriz; hangi tarafın haklı olduğunu gösterecek bir kriter de yoktur elimizde.

Bu nedenle eğer bir ideal sizi buluşturmuyorsa farklı işlerde çalışmanız işinizi kolaylaştırır. Ama ideal birliğinin yarattığı ortak çalışma ortamının tarafları geliştirici etkisi de büyüktür.

TEMİZLİK ANLAYIŞI

Listenin sonunda yer aldığına bakarak sakın önemsiz olduğu düşüncesine kapılmayın. Yukarıdaki sıralamanın herhangi bir kriteri yok. Zaten olması da mümkün değil, çünkü bu sıralama herkes için farklıdır.

Evet, temizlik anlayışları birbirinden uzak olan insanların birlikteliği de birbirinden uzak olacaktır. Günde iki kez banyo yapma alışkanlığı olan biriyle vücuduna haftada bir su değen birinin her gece aynı yatağı paylaştıklarını bir düşünsenize; herhalde beraberlikleri ikinci haftayı görmez.

Sadece beden temizliği ile de sınırlı değil, temizlik anlayışımız; giysilerimizin temizliği, yaşadığımız ortamın temizliği gibi geniş bir yelpazesi vardır.

Tüm bunlarda uyum varsa ne ala, yoksa ilişki başlamadan bitebilir. Tabii uyum derken kastettiğim sadece temizlik değil, pislikte de uyum olabilir; ama doyum olabilir mi, ondan çok emin değilim.


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült