Kişisel Gelişim

 

 

Yalnızlık

Susan F. Young


Siz dengeli, olgun bir yetişkinsiniz. Yirminci yüzyılın önünüze çıkardığı her türlü güçlüğü aşıp, ayakta kalmayı başarabildiniz. Hayır, sadece ayakta kalmadınız, kendinizi de geliştirdiniz. Üniversiteyi bitirdiniz. Tüm Avrupa’yı baştanbaşa gezdiniz (iki haftalık özel bir turla da olsa). Üç kez iş, iki kez ev değiştirdiniz. Aklınız ve onurlu davranışlarınız sayesinde üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir şey yok yaşamınızda.

Peki ya yalnızlık?

Dudaklarınızın kenarındaki hafif gülümsemeyle birlikte “Yalnızlık mı? Yalnızlıkla ne kastediyorsun?” diye sordunuz.

Yalnızlıkla tek başına kalmayı kastediyorum.

Dudaklarınızın kenarındaki hafif gülümseme tüm yüzünüze yayılır, “Saçmalama,” dersiniz, “ben hep yalnızım, zaten.”

Gerçekten mi? En son ne zaman yalnız kaldınız?

“En son geçen yaz karım çocukları annesine götürdüğünde iki gün yalnız kaldım.”

Pek çok insan yalnız kalmaktan hoşlanmaz ve yalnız kalmamak için elinden ne gelirse yapar. Her gece geç vakte kadar çalışıp, hafta sonlarında bile işe gider. Videoyu keşfeder. Sanskritçe öğrenmek için gece kurslarına kaydolur. Evinde dostlarına yemek verir. Tahammül edemediği bir insanla evli kalır, çünkü evli olmamak ilerideki yirmi beş yılı hiç istemediği bir insanla geçirmek fikrinden daha ürkütücüdür.

“Hadi canım, sen de.” dersiniz. “Söyledim ya, ben hep yalnızım.”

Eşiniz çocuklarla birlikte, kızıyla evlenmemeniz için sizi köpek mamasıyla besleyen bir kadını ziyaret için Bognor’a gittiğinde, iki gün yalnız kalmak o kadar da kötü değil. O iki günde, bir gece sizinle sinemaya gidecek birini, bir gece de sizinle yemeğe çıkacak bir başkasını bulabilirsiniz. Kimseyi bulamasanız bile, evde yapmayı istediğiniz ve son dört yıldır ertelediğiniz bir iş vardır kesinlikle (örneğin, eşiniz çocukları annesine en son götürdüğünde yapmaya başladığınız ve eliniz bir daha değmediği için yarım kalmış bir dolap).

Peki ya hep yalnızsanız?

“Hep mi?”

Evet. Neyse, ömür boyu demeyelim de, bir aylığına yalnız kaldınız. Ya da iki ay. Gündüzleri sorun yoktur, çünkü iştesinizdir. Peki, ya geceleri? Bu da ortalama altmış gece eder.

“Hmmm,” der, kaşlarınızı çatarsınız, “Dolabı bitirmek için çok uzun bir süre.”

Evet, dolap biter de, birçok gece pizzacıya ve sinemaya da vakit kalır. Tabi, her gece de dışarı çıkılmaz. Altmış gece dolap temizlenmez. Her gece birilerini de davet edemezsiniz. Bir biçimde, bir gece kendinizi tek başınıza oturma odanızda oturuyor bulursunuz ve yapacak bir şeyiniz yoktur. Televizyonu açmazsınız. Videoda izleyecek bir şey kalmamıştır. Annenizi çağırıp, şöyle ağız tadıyla bir kavga edemeyecek kadar geç olmuştur vakit. O zaman ne yapacaksınız?

“Yatarım.”

Ama uyku tutmaz. Ev kalabalıkken insan hiçbir şey anlamaz, ama yalnızken ışıkları kapatıp yatağa girince bir anda tedirgin olursunuz. Çatı katından gelen sesler fare olabilir mi? Şu garip ses borulardan mı geliyor, yoksa evde hayalet mi var? Peki ya şu alt kattan gelen gıcırtı? Şu tahtakuruları evi başınıza indireceklerdir bir gün. Birdenbire şofben gelir aklınıza, aylardır bakım yapılmamıştır. Ya emekli maaşınız ne kadar olacaktır, acaba? Yaşlılık günlerinizde sıkıntı çekmeden yaşamınızı sürdürebilmenize yetecek midir? Belki de dilenmek zorunda kalacaksınızdır. Evet, evet. Sokaklarda yaşayıp, kışın donmamak için ayaklarınıza gazeteler sarmak zorunda kalacaksınızdır, ama o zaman da gazete bulmak zor olabilir, çünkü daha fazla ağaç kesmemek için, eski gazeteler büyük olasılıkla dönüştürülerek kullanılacaktır. Bu yüzden de ayaklarınız soğuktan donunca, ayaklarınızı keseceklerdir ve siz de tüm mal varlığınızı (yangın sigortası yaptıramadığınız için çok fazla malınız kalmamıştır) dizlerinizin üstünde yürümeye çalışırken yanınızda sürükleyeceksinizdir. O anda bahçenizde bir gürültü olur. İşte, artık eviniz yandıktan sonra sokaklarda yaşayıp dilenmek zorunda kalmazsınız, çünkü bir psikopat sizi öldürmeye gelmiştir. Hemen yastığınızın altında sakladığınız hava temizleyicisini ve küçük bahçe küreğini elinize alırsınız. Amerika'da yaşasaydınız, yastığınızın altında bir makineli tüfek bulundurmanız gerekebilirdi, ama İngiltere’de küçük bir bahçe küreği ve hava temizleyicisi yeterli olacaktır. Kalbiniz deli gibi çarparak, parmaklarınızın ucunda koridora çıkarsınız. Nefesinizi tutup, bahçe kapısına yönelirsiniz. Tam o sırada kedinizin yemek kabına girer ayağınız. Ayağınızı pijamanıza silip, bahçe kapısında beklemeye başlarsınız. Evet, aynı sesler yine gelir kulağınıza; psikopat tehlikeli adımlarla evinize doğru yaklaşmaktadır. Bir anda bir cesaret gelir ve kapıyı hışımla açıp, bahçeye fırlarsınız. O anda da elinizdeki hava temizleyici spreyi kapı komşunuzun yüzüne sıkar ve bahçe küreğiyle de kafasına vurup, adamcağızı bayıltırsınız. Her ikiniz de kendinize gelince birbirinize sabahın üçünde bahçede pijamayla ne yaptığınızı sorarsınız. Komşunuz, hala başını ovuştururken, “Karım, çocukları birkaç günlüğüne annesine götürdü, benim de gözüme uyku girmedi bir türlü. Sonra da bir ses duydum gibi geldi bahçeden.” der.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült