Kişisel Gelişim

 

 

Topluluk Önünde Yapılan Konuşmalar

Can Gürzap


Topluluk önünde yapılan konuşma gerçekten zor bir iştir. Eğer bu işe uyum sağlayamıyorsanız yıpratıcıdır. Öyle kişiler tanıdım ki son derece donanımlı, kültürlü, karşı karşıya konuşurken son derecede iyi konuşan kişilerdi. Ama topluluk önünde konuşmaları söz konusu oldu mu, onlara bu işi yaptırmanın çok zor olduğunu gözledim. Bu bir korkudur. Daha önce bu korkudan ve heyecandan söz etmiş, onlardan kurtulmanın yollarını ele almıştık.

Her insan, bir gün topluluk önünde konuşmak zorunda kalabilir. Bu nedenle de kendini birdenbire boşluğa atılmış gibi hissedebilir. Bu boşlukta gezinmeyi, ayağı yere basan bir duruma dönüştürmek için belirli hazırlıklar ve çalışmalar yapmakta yarar vardır. Bu işte başarılı olmanın ya da başarıya yaklaşmanın en önemli gerekliliği hiçbir şeyi rastlantıya bırakmamaktır.

Öncelikle konuşulacak konu üzerinde iyi bir çalışma yapılmalıdır. Eğer konuya yabancı isek, o konuda yapılacak araştırma çok önemlidir. Bu araştırma için gerekli kaynakları elde etmemiz, o kaynaklardan sağladığımız bilgilerin desteğiyle konuşmamızı hazırlamamız en doğru yöntemdir. Ancak, metni oluştururken, bu metnin süre sınırlarını iyi saptamak gerekir. Bu süre kısa olursa, konuşmada verilmesi istenen bilgiler yetersiz kalır. Süre uzun tutulursa, bu kez de gereksiz uzatmalar ve tekrarlar söz konusu olacağından konuşmanın hedefleri şaşacaktır. Bu da dinleyenlerin konuyu yeterince kavrayamamasına neden olacak, bu yüzden de dinleyenler sıkılmaya başlayıp dinlemekten vazgeçeceklerdir. Günümüz hız çağıdır. Söylenmesi gereken şeyler gerekli ve yeterli ölçüler içinde sunulmalıdır.

Konuşulacak konu hakkında bilgimiz olsa bile, "Ben, bu konuyu nasıl olsa biliyorum," dememek gerekir. Bilginiz olsa bile, o bilgiyi yeniden gözden geçirmelisiniz. O bilgiyi zenginleştirici bir çalışma yapmak, bilginize çok şey katabilir. Bundan sonraki aşama ise, konuşulacak metin üzerinde yapılması gereken çözümleme ve seslendirme dediğimiz besteleme aşamasıdır. Hangi düşünceler öne çıkacak, hangi düşünceler biraz gölgeli anlatımla destekleyici olacak, hangi karşıt düşünceler belirli renklerle sunulacak... Bunların saptanıp çalışılması gerekir. Mümkünse konuşmanızı örnekler vererek güçlendirin. Örnekler dramatik yapıyı renklendirir. Bu da dinleyenin algılamasında önemli bir rol oynar.

Şöyle bir örnek verelim; kitabın ilk bölümlerinde konuşmanın tanımlamasını yaparken, iyi bir konuşmanın, dinleyenin beynindeki dil algılama perdesinde bir film oynatmak olduğunu söylemiştim. Yani, konuşmanın elden geldiğince dinleyen tarafından seyredilebilmesi üzerinde durmuştum. Bu konuşmayı seyrettirebilme eylemi, konuşmanın hazırlık evresinde başlar. Konuşacağınız konuyla ilgili bütün bilgileri ortaya getirin. Ondan sonra da bu konuşmanın sıralamasını yapın.

Film yapımından örnek verelim: Film yönetmeni, elindeki senaryo gereğince çeşitli sahneler çeker. Çektiği görüntülerin hepsi birbirinden güzel olabilir. İyi bir yönetmen filmin kurgusunu yaparken, çok beğendiği ama filmin bütünlüğü içinde gerek olmayan sahneleri ya da görüntüleri kesip atabilen yönetmendir. Çünkü, bunların içinde tekrarlar olabilir. Filmi monotonluğa götürecek görüntüler olabilir. Aynı şekilde, konuşmacının da hazırlık evresinde, tekrarlardan ya da gereksiz bilgilerden kaçabilmesi için iyi bir kurgu yapması gerekir.

Konuşmanızda örnekleme yöntemini kullanın. Anlatımlarda örnek vermek dramatik yapıyı renklendirir, söylenen şeyin daha iyi algılanmasını sağlar. Beyinde bilginin saklanması konusunda etkilidir.

Konuşma öncesi yapılacak ikinci hazırlık ise işin psikolojik yanıdır. Konuşmayı hangi ortamda yapacaksınız? Eğer, olanağınız varsa, o ortama gidin, bir sandalyeye oturun. Konuşma yapacağınız günü yaşayın ve kendi dışınıza çıkarak kendinizi konuşma kürsüsünde izleyin. Konuşma yapacağınız kürsüye gitmek için ayağa kalkışınızı, dik ve emin adımlarla kürsüye yürüyüşünüzü izleyin. Kürsüdeki yerinizi alın ve konuşmanıza başlayın ve oturduğunuz yerden kendinizi izleyin.

Konuşma öncesinde, "Ben bu işi en iyi biçimde başaracağım." diye telkinde bulunup, kendinizi psikolojik açıdan yönlendirin. Özgüveninizi hiçbir zaman yanınızdan ayırmayın.

Konuşma günü, konuşma yapacağınız salona gelmeden, kılık kıyafetinizi gözden geçirin. Parlak renkler giymekten kaçının. (Kırmızı, yeşil, sarı, pembe, mavi, mor vb.) Parlak renkler, izleyenin dikkatini dağıtır. Elden geldiğince pastel renkler giyin. Gri, siyah, kahverengi gibi. Bayanlarda fularların, erkeklerde kravatların da pastel renkler olması tercih edilir.

Salondaki yerinizi aldınız. Yapılacak konuşma eğer böyle bir düzenleme içinde gerçekleşecekse elbette... Konuşmaya salonda yer almadan doğrudan doğruya salon dışından ya da sahne kulisinden de girebilirsiniz. Konuşma yerine nereden giderseniz gidin, bedeninizin gevşek ve dik olmasını sağlamaya çalışın.

Giderken burnunuzdan derin bir nefes alın, ağzınızdan verin. Bu nefes alıp verme işini bir iki kez tekrarlayabilirsiniz.

Kürsüye geldiğinizde, konuşmanıza hemen başlamayın. Kendinize ve salondakilere, gözlerle kısa bir tanışma süresi tanıyın.

Konuşmanızın bir başlangıcı, bir "Merhaba"sı olmalı.

Güler yüzlü olun. Somurtmayın.

Konuşma sürecinde salonun nabzını elinizde tutun. Sıkıntılı bir hava hissederseniz ya da salonda öksürenlerin sayısı artarsa ses tonunuzu değiştirin. Ya birden bire düşük ama duyulabilecek bir sesle başlayın cümlenize ya da ses gücünüzü artırın. Sonra yine normal konuşmanıza dönün.

Konuşmanız bitince, bir kapanış cümlesi söylemeyi unutmayın.

TOPLULUK ÖNÜNDE KONUŞMA YÖNTEMLERİ

DOĞAÇLAMA YAPILAN KONUŞMALAR

Doğaçlama, yani eskilerin deyimiyle "irticalen" yapılan konuşmalar, hiçbir yardımcı öğeyi kullanmadan yapılan konuşmalardır. Doğaçlama konuşan kişi, konuşmasını yalnızca birikiminin yardımıyla yapar. Topluluk önünde yapılan bu tip konuşmaların iki nedeni olabilir.

Birincisi, sizi bir toplantıda, beklemediğimiz bir anda, bir konu ile ilgili olarak konuşmanız ya da bilgi vermeniz için kürsüye davet edebilirler. Bu durumda hazırlıksız olduğunuz için çıkıp doğaçlama bir konuşma yapmak zorunda kalabilirsiniz. Bu bir zorunluluktur. Konuşma öncesindeki o kısa süre içinde belleğinizi hareketlendirip söz söyleyeceğiniz konuyu kafanızdan geçirirsiniz ve konuşmanızı yaparsınız.

İkincisi, topluluk önünde söz söyleyecek kişi iyi bir "hatip"tir. Konuşacağı konu hakkında geniş bir bilgiye sahiptir.Topluluk önünde söz söyleme konusunda yeterli birikimi vardır. Bu nedenlerle kendine güveni tamdır. Ancak, unutmamak gerekir ki, insan unutma özelliklerine sahiptir. Konuşma esnasında söylemeniz gereken çok önemli bir şeyi unutup söylemeyebilirsiniz.

OKUYARAK YAPILAN KONUŞMALAR

Topluluk önünde yapılabilecek en sevimsiz konuşma biçimidir. Aslında buna konuşma denilemez, "kağıttan okuma" denir. Hele bir de okuyacak kişi dosya kağıdı büyüklüğünde kağıtlarla çıkıyorsa topluluk önüne, baştan kaybetmiş demektir. Dinleyiciler, o kağıt kümesinin kaç tane olduğunu merak edecek, kağıt sayısının fazla olabileceği düşüncesi gözünü korkutacak, bu da okunacak konuya yeterince kendini verebilmesini engelleyecektir.

Okuma da olsa, yine bu okumanın en az sıkıcı hale getirilebilmesi için iyi bir çalışma yapmak gerekir. Eğer iyi bir çalışma yapmamışsanız, kağıda yazmış olduğunuz konunun sözcükleri kendi sözcükleriniz de olsa, onları seslendirirken kendi sözcükleriniz olmaktan çıkarırsınız. Ağzınızdan dökülen sözcükler, sizin sözcükleriniz olmadığı zaman da kuru, cansız, tekdüze bir anlatım biçimi ortaya çıkar. Bu da, sizi dinleyenlerin kısa bir süre sonra dinlemekten vazgeçmelerine ve hatta göz kapaklarına bir ağırlık yüklenmesine neden olur. Bu yüzden dosya kağıtlarıyla dinleyicilerin karşısına çıkmayın. Çıkmak zorunda kalırsanız da, "Nasıl olsa kağıttan okuyacağım, çalışmaya gerek yok," demeyin. Konuşma metninizi tekrar tekrar okuyun, sözcüklerle ilişki kurup onların okurken sizin sözcükleriniz olmasına çalışın. Metin üzerinde, konuşurken size yardımcı olabilecek işaretler koyun. Bu işaretleri yukarıda belirtmiştim.

Metni okurken ara sıra başınızı kaldırıp sizi dinleyenlerle ilişki kurun. Kafanızı kağıda gömüp dinleyicileri unutmayın. Siz onları unutursanız, bir süre sonra da onlar da sizi unutur. Özetle, "okumak" başka, "konuşmak" başka bir şeydir.

EZBERE YAPILAN KONUŞMALAR

Ezber zor iştir. Bir meleke, bir deneyim gerektirir. Özellikle düz yazıyı ezberlemek çok zordur. Diyelim ki ezberleme yeteneğinizin olduğuna inanıyorsunuz; güçlü ve uzunca sayılabilecek bir konuşma metnini ezberlediniz. İş bununla bitmiyor.

Ağzınızdan çıkan sözcüklerin kendi sözcükleriniz olmasını sağlayabilecek misiniz? İşte güç olan budur. Sözcükleri yaşatmak konuşmanın sanatlaştırılmasıdır. Söz ettiğiniz konu çok önemli olabilir, bu önemli konuyu kağıt üzerinde çok iyi hazırlamış olabilirsiniz. Alabildiğine renkli, bilimsel, sözcük dağarcığı zengin, dilbilgisi kuralları yerli yerinde olabilir ama, eğer sözcükler yaşamıyorsa, yapılan konuşma renksiz, sıkıcı bir konuşma olmaktan öteye geçemez.

Bu nedenlerle tiyatrodaki oyun çalışmalarında prova süreleri 1 ay, 1.5 ay 2 hatta 3 ay sürebilir. Bu süre içinde amaç, söylenen sözlerin gerçeği yansıtabilmesini yakalayabilmektir. Bazen, bir sözcüğün doğru söylenebilmesi için dakikalarca çalışılır. Önemli olan, sözcüklerin altına girebilmektir. Çünkü her sözcüğün altında ayrı bir anlam gizlidir. Bu anlamları ya da değerleri farksız bir biçimde söylerseniz konuşma tekdüze olur. Bu yüzden de bu ayrımları veremeyen oyuncuya, konuşmasının renksizliği konusunda uyarılarda bulunulur. "Konuşman ezber kokuyor" denir. Aynı şey topluluk önünde yapılan konuşmalar için de geçerlidir. Rengi ve derinliği olmayan bir konuşma, dinleyeni konudan koparır.

KILAVUZLA YAPILAN KONUŞMALAR

Bence, en doğru konuşma biçimi budur. Nedir kılavuzla yapılan konuşmalar? Orta boy bir bloknot sayfasının yarısı üzerine konu ya da paragraf başlıklarının yazılması ve bu yazılan şeylerin yol göstericiliğinde konuşmanın yapılmasıdır. Ama, bunda da bir yöntem söz konusudur.

Önce doğru paragraf başlıklarının saptanması gerekir, düşüncenin aktarımının sağlıklı olması için.

İkincisi, kağıtların doğru bir biçimde sıralanması gerekir. Yanlış sıralanmış sayfalar, yani 3. sayfa yerine 5. sayfanın olması ya da 4. sayfanın yerine 2. sayfanın bulunması konuşmanın baltalanması demektir.

Yukarıda da belirttiğim gibi hiçbir şeyin rastlantıya bırakılmaması, işe başlamadan önce kullanılacak malzemelerin gözden geçirilmesi gerekir. Konuşma sürecinde, bu elimizdeki yol gösterici not kağıdıyla ilişkimiz yalnızca bir göz teması anlayışı içinde olmalıdır. Kağıtta yazılanları anımsama amacıyla okumamak, ama yalnızca göz teması ile bakmak, bu şekilde kağıda bakarken konuşmaya uzun aralar vermemek gerekir.

Genel çalışmaların ikinci bölümüne bazı konuşma konularını aldım. Sevgili dostum Yağız Tanlı'nın Diyalog seminerleri için hazırlamış olduğu bu konuşma konularının açılımlarını da göreceksiniz. Bu konuşma konuları üzerinde çalışıp kendi kendinize ya da eşinize, arkadaş ya da arkadaşlarınıza konuşmalar yapın. O açılımlara başka maddeler de ekleyebilirsiniz ya da tümünü değiştirip kendi açılımlarınızı kullanabilirsiniz.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült