Kişisel Gelişim

 

 

Seçim Yapmakta Özgürsünüz, Bunu Unutmayın

Ertuğrul Köroğlu


Başarı, kişinin olabileceğinin en iyisi olması olarak tanımlanabilir. Yaşam bizden en yukarılarda olmamızı istemez; yaşam bizden, her koşulda yapabileceğimizin en iyisini yapmamızı ister. Başarılı insanların yaptıkları şunlardır:

• Başarılı insanlar, bütün güçlükleriyle birlikte yaşamı olduğu gibi kabul ederler. Karşılaştıkları güçlükler için sürekli yakınmaktansa bunlara uyum sağlamaya çalışırlar. Başkalarını suçlamak ya da birtakım özürler bulmaktansa, yaşadıkları yaşamın sorumluluğunu alırlar.

• Başarılı insanlar, yaşama karşı olumlu bir tutum içindedirler. Başkalarında ve dünyada iyiyi ve güzeli bulurlar. Yaşamı, bir olanaklar ve fırsatlar dizisi olarak görürler ve bunları bulup çıkarmaya çalışırlar.

• Başarılı insanlar, diğer insanlarla iyi ilişkiler kurarlar. Başkalarının gereksinmelerine ve duygularına karşı duyarlıdırlar. Düşünceli ve saygılı insanlardır.

• Başarılı insanların belirli bir yönleri ve ulaşmak istedikleri amaçları vardır, nereden yola çıkıp, nereye gittiklerini bilirler. Kendilerine birtakım amaçlar belirlemişlerdir, bunlara ulaşırlar, sonra yeni birtakım amaçlar daha belirlerler. Güçlükleri olduğu gibi kabul ederler ve bunların üzerine gitmekten hoşlanırlar.

• Başarılı insanların çok güçlü bir öğrenme istekleri vardır. Yaşamı, dünyayı ve kendilerini daha iyi tanımaya çalışırlar. Öğrenmeyi bir görev gibi değil, bir eğlence gibi algılarlar. Sürekli öğrenerek ve kendilerini geliştirerek, yaşamlarını zenginleştirirler. Sürekli olarak gelişiyor ve büyüyorlardır.

• Başarılı insanlar eylem odaklıdırlar. Çok çalışmaktan korkmazlar ve zamanı boşa harcamazlar. Tekdüze bir yaşamları yoktur ve sıkılma nedir bilmezler, çünkü sürekli olarak kendilerini yeniliyorlardır.

• Başarılı insanlar, dürüstlüğün çok önemli bir erdem olduğunu bilirler. Hem kişisel, hem de toplumsal yaşamlarında doğruluğa önem verirler.

• Başarılı insanlar, varolmakla yaşamak arasında bir ayrım yaparlar ve yaşamayı yeğlerler. Yuvarlanıp gitmezler. Ne ekerlerse onu biçeceklerini bilirler. Gizilgüçlerini (potansiyellerini) bulmaya ve açığa çıkarmaya çalışırlar.

Sizin için büyük önem taşıyan bir amacınız üzerinde düşünün. Bu amacınıza ulaşmak için yeterince güdümlenmiş olup olmadığınızı da aşağıdaki üç soruyu yanıtlayarak bulabilirsiniz:

(1) Bu amacınıza ulaşmak için yeterince istekli misiniz? İstek duymak en güçlü içsel güçtür.

(2) Bu amacınıza ulaşabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz? İnsanlar ancak başarabileceklerine inandıkları şeyleri başarabilirler, ancak ulaşabileceklerine inandıkları amaçlarına ulaşabilirler.

(3) Bu amacınıza ulaştığınızı zihninizde canlandırabiliyor musunuz (görselleştirebiliyor musunuz)? Gerçekte insanlar, sözcüklerle değil imgelerle düşünürler. Kendimizi herhangi bir amacına ulaşmış olarak ne denli görselleştirebiliyorsak, o amacımıza ulaşmamız olasılığı o denli yüksektir, insanlar ancak imgeleştirdiklerini (hayal edebildiklerini) başarırlar.

Yaşam, her zaman bizim istediğimiz gibi olacak değildir. Bizim istediğimiz gibi olmuş olsaydı, daha kolay ve daha eğlenceli olurdu. İnsanlar hiç acı çekmezlerdi, çalışmak durumunda kalmazlardı, ölecek olmazlardı. Ancak ne yazık ki gerçek durum böyle değildir. Karşımızda büyük bir gerçeklik durmaktadır ve en büyük öğretmen bu gerçekliğin kendisidir. Yaşamın en değerli derslerini, belki biraz da acı çektirerek öğrenmemize yardımcı olur.

İster beğenelim, ister beğenmeyelim, yaşamın en büyük gerçeklerinden biri, dünyanın yalnızca bizi mutlu etmek üzere kurgulanmadığıdır. Yaşamı olduğu gibi anlayıp kabul etmez ve olduğundan daha değişik olmasını isteyip durursak, bunun için dayatırsak, bunu hiçbir zaman elde edemeyiz. Dolayısıyla, olan bitenler için söylenir dururuz. Ancak bir kez, dünyanın yalnızca bizi mutlu etmek üzere kurgulanmadığını anlarsak, kendi üzerimize düşen sorumluluğu kabul etmeye başlarız. Kurallarının nasıl işlediğini ne denli iyi anlarsak, ondan daha çok şey elde ederiz.

Başarılı insanlarla, başarısız olanları ayırt eden başlıca özelliklerden biri, yaşamın güçlüklerine nasıl yaklaştıklarıdır. Sorunlarından kaçanlar yenik düşerler; oysa başarılı insanlar, yaşadıkları sorunları olduğu gibi kabul ederler ve acı çekecek de olsalar, çözmek üzere bunların üzerine giderler. Yaşama anlam katan budur.

Yaşamın güçlüklerle dolu olduğu gerçeğini görmekten kaçanlar, yaşadıkları sorunları, yalnızca kendilerinin yaşadığını düşünürler ve bunlardan yakınırlar. Oysa yakınmaları sorunlarını çözecek değildir. Sorunlarını yalnızca daha da kötüleştirecektir. Bu kişiler, yakınarak sorunlarını gözlerinde büyütmüş olurlar. Yakınmak, bir anlamda, yaşanan sorunları, yaşamın kaçınılmaz koşulları olarak kabul etmektense, bunları başkalarının sırtına yükleme çabasıdır.

Bir kez, yaşamın güçlüklerle dolu olduğunu anlayınca, artık gelişmeye başlarız. Her sorunun, içinde bir fırsat barındırdığını anlamaya başlarız. Bu güçlüklerle baş etmek için gizilgüçlerimizi açığa çıkarırız. İnsanlar, yaşamın ve yaşamanın güç olduğunu kabul etmeyince, kolay birtakım çözümlerin arayışı içine girerler ve yaşamda başarısızlık gösterirler. Üç günde beş kilo vermek, bir haftada yabancı dil öğrenmek, üç ayda zengin olmak gibi olmadık düşlemlerin ardına düşerler. Oysa bu konularda başarılı olanlar, elde edeceklerinin hiç de öyle kolay olmayacağını başta kabul etmiş olanlardır; bunun için sürekli bir çaba göstermeyi göze alanlardır ve bunun için bir “bedel” ödemeleri gerektiğini öğrenmiş olanlardır.

Yaşam her zaman adil değildir. Belki de bu, öğrenmemiz gereken en acı, kabullenmesi en güç olan gerçektir. Çektiğimiz acılar bize çok şey öğretir, yeter ki biz bunlardan bir şeyler öğrenmek isteyelim. Yaşamda gerçekten başarı kazanmanın yolu, büyük ölçüde, karşılaştığımız tersliklerle nasıl başa çıktığımıza bağlıdır. Bütün insanların başına benzer şeyler gelir. Önemli olan, bunların başa gelip gelmemesi değil, bunların nasıl yaşandığıdır. Yaşamda başarı olmuş olan insanlar, adil ve hakça olmayan durumlardan kaçmazlar. Bu durumu olduğu gibi kabul ederler ve bununla daha yapıcı bir biçimde baş etmeye çalışırlar.

Ne olduğumuz, içinde bulunduğumuz koşullardan çok, bu koşullar altında nasıl karar verdiğimize bağlıdır. Kimi insanlar, yaşamlarının yıldızlar, burçlar, şans, alınyazısı, yazgı (kader, kötü talih) gibi kendi dışlarındaki güçlerce belirlendiğine inanırlar. Ancak bu kişilerin anlamak istemedikleri, insanların güç birtakım durumlarda kaldıklarında, bir karar verme durumunda da kaldıklarını göremiyor olmalarıdır. Oysa kişinin daha sonra yaşayacakları, büyük ölçüde bu kararma bağlı olacaktır.

Yaşam güçlüklerle doludur ve her zaman adil değildir. Ancak bu bakış açısı, yaşam iyi değildir, ödüllendirici değildir ve bundan zevk alınamaz anlamına gelmez ve insanların yaşamdan zevk almaları da gerekir. Yaşam güçlüklerle dolu olabilir, kimi zaman adil ve hakça davranmayabilir; ancak bütün bunlar, altından kalkılamayacak, dayanılamayacak durumlar değildir. Ayrıca yaşamdan zevk almamayı da gerektirmezler. Gülmeyi bilin, yaşam da sizinle birlikte gülecektir.

Kimse, bize, yaşamı kabul edip etmediğimizi sormaz. Bu bir seçim değildir. Yaşamamız gerektiği bir gerçekliktir. Yapılacak tek seçim nasıl yaşanacağıdır. En önemli özgürlüğümüz seçimler yapabiliyor olma özgürlüğümüzdür.

İnsanları hayvanlardan ayırt eden en önemli özellik, insanların içgüdülerine göre davranmanın ötesinde bir seçim yapabilme yeterliklerinin de olmasıdır. İnsanlar bu yeterliklerini öne çıkarmazlarsa, dolu dolu yaşamak yerine, yalnızca bu evrende varolabilirler.

Daha iyi bir yaşam kurabilmeleri için insanların seçim yapabileceklerinin ayrımına varmaları gerekir. Ancak ne yazık ki çok az insan, seçim yapabileceğinin ayırtındadır, yalnızca içinde bulunduğu koşulların tutsağıymış gibi davranır, çünkü ya koşullarını değiştirmeyi seçme özgürlüğü olduğunun ayrımında değildir ya da koşullarını değiştirmeye kalkışacak denli yürekli değildir ve bunları yapmamak için hep birtakım özürleri vardır. Kendisine dayanak olacak kimse yoktur, yeterince parası yoktur, yeterince zamanı yoktur, koşullar değiştirilemeyecek denli kötüdür, kendini iyi hissetmemektedir vb., vb. Ancak gerçekten yapmaları gereken, başka birtakım seçimlerinin olduğunu görmeleridir. Gerçekte insanlar, şansa bağlı olarak değil, yaptıkları seçimlere göre yaşarlar. Önemli olan başımıza gelenler değil, başımıza gelenler karşısında bizim ne düşündüğümüz ve nasıl davrandığımızdır.

Gün içinde birçok seçim yapmak durumunda kalırız. Bu seçimleri biz yapmazsak, başkaları ya da koşullar bizim adımıza yapar. Önemli olan seçim yapabileceğinin ayrımında olmak ve doğru seçimler yapabilmektir. Yanlış seçim yapmaktan korkup seçim yapmayı sürüncemede bırakmak da bir seçimdir, ancak çoğu zaman bu doğru bir seçim olmaz. Bilinmesi gereken, yapılacak her seçimin sonuçlarına göre değerlendirilebileceği, neredeyse hiçbir seçimin “dünyanın sonu” olmayacağı, gerektiğinde değiştirilebileceğidir.

İnsanların en büyük yanlışlarından biri “meli, malı”larla düşünmeleridir. Okula gitmelidirler, işe gitmelidirler, işlerini bir düzene koymalıdırlar, askere gitmelidirler, evlenmelidirler, melidirler, malıdırlar... Ancak daha doğrusu, gerçekte hiçbir zorunluluğun olmadığıdır. Birtakım görevleri yerine getirmek önemli olabilir, birtakım işleri yapmak gerekebilir; ancak hiç kimse bunlara yapmak zorunda değildir, yapmayı istediği için yapıyordur, diğer bir deyişle yapmayı seçtiği için yapıyordur.

Bu sözler karşısında, istemediğiniz birçok şeyi yapmak “zorunda” olduğunuzu söyleyecek gibi olabilirsiniz. Ancak, istemediğiniz bir şeyi bile, kendiniz yapmayı seçtiğiniz için yapıyorsunuz, çünkü yapmıyor olmanın istenmedik sonuçlarıyla karşılaşmamak için onu yapmayı seçen yine siz, kendiniz oluyorsunuz. İnsanların özgür iradeleri vardır ve hiç kimse bunu onların elinden alamaz. Dolayısıyla ne zaman istersek, yaşamımızın akışını değiştirebiliriz, çünkü her ne yapıyorsak, biz onu istediğimiz için yapıyoruz. Yaptıklarımızı bir seçim sonucu yaptığımız gerçeğini anlayınca, kendi yaşamımızla ilgili olarak daha çok sorumluluk almaya ve yaşamımız üzerinde daha etkin bir denetim sağlamaya başlarız. Bizler, yaptığımız seçimlerin yarattığı sonuçlarız.

Bu dünyaya gelmeyi biz seçmedik ve bir gün ölmek de bizim seçimimiz olmayacak (intihar etmeyi düşünmedikçe). Ancak bu iki olayın arasında geçen ve yaşam olarak adlandırılan zaman sürecinde sonsuz seçim yapacağız. Kimileri, içinde yaşadığımız toplumla ilgili seçimler olacak. Ne iş yapacağımızı, kiminle evleneceğimizi, kimlerle arkadaşlık kuracağımızı, nerede oturacağımızı, hangi arabaya bineceğimizi, hangi müziği dinleyeceğimizi seçebiliriz. Ancak kimi başka seçimlerimiz daha vardır ve bunlar öyle açık seçik seçimler değilken, daha büyük önem taşırlar. Bunların çok ayrımında değilizdir ve öyle üzerlerinde çok düşünmeyiz. Ancak gerçek yaşam niteliğimizi belirleyen bu seçimlerimizdir.

• Karakterimizi seçme özgürlüğümüz vardır. Nasıl bir insan olacağımızı, biz, kendimiz seçeriz. Çevrenin beklenti kalıplarına uygun davranabileceğimiz gibi, kendimizi geliştirmeye de çalışabiliriz. Kendimizi, kendi yeterliğimizin sınırlarına dek zorlamayı ya da zorlamamayı seçebiliriz.

• Değer yargılarımızı seçme özgürlüğümüz vardır. Değer yargılarımızı oluştururken, duyduklarımızla yetinebiliriz ya da kendi başımıza karar verebiliriz. Başkalarının ne yaptığına göre birtakım ölçüler oluşturabileceğimiz gibi, kendi doğrularımızı da oluşturabilir ve bunlara göre davranabiliriz.

• İnançlarımızı seçme özgürlüğümüz vardır. Hangi görüş, düşünce ve öğretilere, içten ve gönülden bağlanacağımızı belirleyen, biz, kendimiz olabiliriz ya da bize dayatılan görüş, düşünce ve öğretilere körü körüne inanabiliriz.

• Amaçlarımızı seçme özgürlüğümüz vardır. Yuvarlanarak gidebileceğimiz gibi, yaşama özel birtakım anlamlar yükleyebilir ve bunlara göre yaşayabiliriz. Yalnızca kendi anlık gereksinmelerimizi göz önünde bulundurarak yaşabileceğimiz gibi, daha büyük amaçların ardı sıra da koşabiliriz.

• Neleri başarıyla sonuçlandıracağımızı seçme özgürlüğümüz vardır. İçinde bulunduğumuz koşulların ya da başkalarının bize izin verdiği ölçüde bir yere gelebiliriz ya da kendi yönümüzü kendimiz saptayıp, o yönde ilerleyebiliriz. Tembel ya da çalışkan olabiliriz.

• Ne denli öğreneceğimizi seçme özgürlüğümüz vardır. Öğrenme yaşantısını sevimsiz bir görev gibi algılayabileceğimiz gibi, kendimizi geliştirmek için büyük bir fırsat olarak da görebiliriz. Dar görüşlü olabiliriz ya da olaylara geniş bir bakış açısıyla bakabiliriz. Olduğumuz yerde sayabiliriz ya da gelişme gösterebiliriz.

• Başka insanlara nasıl davranacağımızı seçme özgürlüğümüz vardır. Onları aşağılayabileceğimiz gibi, göklere de çıkarabiliriz. Benmerkezci ve düşüncesiz olabileceğimiz gibi, özenli, saygılı, incelikli ve yardımsever de olabiliriz.

• Başımıza gelen terslikleri nasıl ele alacağımızı seçme özgürlüğümüz vardır. Terslikler karşısında ezilmiş, karşı koymayı bırakmış ve kendimizi için üzülüyor da olabiliriz; içsel güç kaynaklarımızdan yararlanarak başımıza gelen tersliğin üzerine gidebilir ve bir kazanç da sağlayabiliriz.

• Koşullardan bağımsız olarak kendi tutumumuzu seçme özgürlüğümüz vardır. Belki de yapacağımız en önemli seçim budur ve yaşamda yaptığımız diğer her şeyi etkiler. Kendi içimizde konuşurken, kendi kendimize ne söylediğimiz tutumlarımızı belirler. Bizim, kendi kendimize ne söylediğimiz, başkalarının bize ne söylediğinden daha çok bizi etkiler. Bunlar da duygularımızı ve davranışlarımızı etkiler. Tutumumuzda ufak bir değişiklik yapmak bile, ne yaptığımızı ve nasıl yaptığımızı büyük ölçüde değiştirir.

En iyi tutumlardan biri, açık görüşlü olmak ve bilinebilecek her şeyi bildiğini sanmamaktır. Gerçekte de eğitimin amacı, zihinleri doldurmak değil, zihinleri açmaktır. Ne denli çok öğrenirsek, ne denli çok şeyi bilmediğimizi anlarız. Bir diğeri, kendi düşüncelerimizi, kendi değer yargılarımızı, kendi değerlerimizi, kendi inançlarımızı kendimizin seçmesi ve öncelikleri kendimizin belirlemesidir. Çok önemli bir tutum, akılcı düşünmektir. Akılcı düşünme sürecinde, sahip olduğumuz düşüncelerin gerçekçi mi, mantıklı mı ve işlevsel (işe yarar) mı olduğu üzerinde akıl yürütürsek, daha sağlıklı birtakım sonuçlar çıkarabiliriz.

Davranışlarımızın yüzde doksanından daha çoğunu bir alışkanlığa dönüşmüş olduğu için yaparız. Önceleri biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonraları alışkanlıklarımız bizi oluşturur. İnsanlara, birtakım alışkanlıklar geliştirmemeleri önerilemez, ancak ne gibi alışkanlıklar geliştirmekte olduklarını düşünmeleri önerilebilir. Çünkü insanlar, zamanla alışkanlıklarının tutsağı olurlar. Ancak tutumlar gibi alışkanlıkların da değiştirilebileceği unutulmamalıdır. Ne kişinin yaşı, ne de alışkanlığın süresi, bunun için bir engel değildir. Burada önemli olan tek konu istemek, gerçekten içten içe istemektir...

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült