Kişisel Gelişim

 

 

Samadhi

Katsuki Sekida


Samadhi bilincin temizlenmesidir; bilinç arındığı zaman kurtuluşa zaten erişilmiştir.

Zihnin dört koşulu

İki tür Samadhi olumlu ve mutlak olduğunu yukarıda görmüştük. Samadhi'nin ayrıca çeşitli aşamaları var. Bu aşamaları anlamak için büyük Zen öğretmeni Rinzai Zenji'nin zihnin koşullarım nasıl sınıflandırdığına bir bakalım. Rinzei Zenji zihnin dört koşulu olduğunu ve her birinin de kendi Samadhi aşaması olduğunu öğretmişti:

1.       İçsel ilgi yok; dışsal ilgi baskın.

2.       Dışsal ilgi yok; içsel ilgi baskın.

3.       Ne içsel, ne dışsal ilgi var.

4.       Hem içsel ilgi, hem dışsal ilgi var.

Birinci koşulda dışımızdaki olaylara dalarız. Ünlü bir cerrah hassas bir ameliyat yaparken bir anda deprem olmuş. Sarsıntının şiddetinden görevlilerin çoğu dışarı kaçmış, ama cerrah işine o kadar dalmış ki, sarsıntıyı hiç duymamış. Ameliyatın ardından ona deprem olduğunu söylemişler de ancak öyle haberi olmuş. Onun işine bu kadar dalmış olması bir tür Samadhi'dir.

Bir futbol maçı izlediğimizde, kitap okuduğumuzda, yazdığımızda, balık tuttuğumuzda, resimlere baktığımızda, havadan konuştuğumuzda, hatta kapıyı açmak için elimizi uzattığımızda veya bir yere oturma ya da ileri doğru adım atma anında bile düşündüğümüz zaman için de aynı şey söylenebilir bu türden bir Samadhi yaşarız. Bir başka deyişle, her an o anki eylem veya düşünceye dalmış durumdayızdır.

Dalgınlığın çeşitli dereceleri ve zamanları, istemli dikkatle istem dışı dikkat arasında farklar var. Fakat neredeyse her zaman, deyim yerindeyse, anlık olarak büyük veya küçük bir Samadhi yaşarız.

Böyle bir Samadhi halindeyken kendimizi unuturuz. Davranışlarımız, duygularımız veya düşüncelerimiz konusunda kendimizin bilincinde olmayız, içimizdeki kişi unutulur ve tüm dikkatimiz dış koşullara yönelir.

Başka bir biçimde açıklayalım: bilinç iki farklı yoldan çalışır; biri dışa dönüktür, öbürü içe. Bilinç dışarısıyla ilgilendiğinde içe dönük dikkat unutulur; içerisiyle ilgilendiğinde de dışa dönük dikkat kaybolur.

Kendine hakim olarak ulaşılan gerçek Samadhi'yle (az sonra bu konuda daha ayrıntılı bilgi vereceğiz) böyle bir çaba olmaksızın yaşanan sahte Samadhi arasındaki farkı görmek gerek. Gerçek Samadhi'de içsel deneyiminizi unutsanız bile onu hepten terk etmezsiniz. Zazen çalışırken içsel olarak sarsılmaz bir kararlılığa ulaşırsınız; deyim yerindeyse, içsel deneyiminiz kendini her an dışa vurmaya hazırdır.

Sahte Samadhi'deyse kendine hakimiyet öğesi daha başından eksiktir. Dövüşte, hırsızlıkta, nefrette, kıskançlıkta, tasada, korkuda, üzüntüde... bunların hepsinde Samadhi olabilir, ama hiçbirinde kendine hakimiyetin kılavuzluğunu göremezsiniz. Bunların hiçbiri Zen'de anlaşıldığı biçimiyle gerçek Samadhi olamaz.

Bir hayvan ya da kuş her an Samadhi'nin zevkini çıkarır. Çayırda otlayan hayvan otlama Samadhi'sindedir. Tüfeğin sesini işitip havalanan kuş uçma Samadhi'sindedir. Çayırda akşam güneşinden keyiflenmiş halde uzun süre hareketsizce duran hayvan, “keyiflenme Samadhi'si” diyebileceğimiz bir haldedir insanlar bile o hayvanın haline bakıp ona gıpta edebilirler.

Oysa hayvanların özbilinci yok. Ne kadar hayran olunsa da hayvan Samadhi'si hayvan Samadhi'sidir ve biz insanların potansiyelinin altındadır. LSD benzeri uyuşturucu alanların etkisine girdikleri keyiflenme hali hayvan Samadhi'sine benzetilebilir. Yani bu aslında ilkel bir yaşama geri dönüştür.

Dış koşullarla özdenetimimizi yitirmeden ilgili olduğumuz durumlarda olumlu Samadhi'deyizdir. Burada içsel hal unutulmaz, yalnızca etkin değildir.

Zihnin ikinci koşulu içsel dikkati ifade eder. Meditasyon yaparken içe yoğunlaşırız; zihne hakim, kendi kendini yöneten bir güç doğar buradan. Bu ruhsal güç, varoluşumuzun en derinlerinde ulaşabileceğimiz son noktadır. Onun hakkında düşünmeyiz, çünkü öznellik kendi kendini düşünmez, tıpkı gözün kendi kendini görmemesi gibi; öte yandan, biz bu son noktanın, bu nihai şeyin kendisiyiz. Duyguların ve muhakeme gücünün tüm kaynakları burada saklıdır ve bu gerçeği kendi içimizde dolaysızca anlarız.

Derin Samadhi halindeki bu içsel farkındalık bize egemen olduğunda dış koşullar unutulur. Hiçbir dışsal ilgi belirmez. Mutlak Samadhi denen şey işte bu içsel Samadhi'dir ve bu, tüm zazen uygulamalarının temelini oluşturduğu gibi birinci maddedeki olumlu Samadhi'ye de ters düşer. Olumlu Samadhi dışa, bilinçli olarak hareket ettiğimiz dünyaya dönüktür. Mutlak Samadhi ise bilinci aşan bir Samadhi'dir.

Samadhi terimini tek başına kullandığımızda genellikle mutlak Samadhi'yi kastediyoruz.

Zihnin üçüncü koşulunda ne içsel, ne de dışsal ilgi olur. Bu konuyu işlemek için özbilinci açıklayabilmek gerek. Bilincin iki biçimde, yani dışa dönük ve içe dönük olarak işlediğini gördük. Fakat bilincin yaptığı önemli bir şey daha var: o kendi düşüncesi üstünde düşünür.

Bu türden bir düşünmeyi kişilik veya davranışları konu alan genel içebakıştan ayırmak gerek. “Bugün güzel bir gün,” diye düşündüğümüzde havaya işaret ederiz, hava hakkında düşündüğümüze değil. Hava hakkındaki düşünce belki de saniyenin onda biri kadar sürer ve bilincimiz bir sonraki eyleminde bunun üstünde düşünmez ve bunu tanımazsa söz konusu düşünce fark edilmeden unutulur gider. Özbilinç biraz önce beliren düşünceyi fark etmeniz ve o düşünceyi kendinizin olarak tanımanızla ortaya çıkar.

Bu fark ediş gerçekleşmezse kendi düşüncemizin bilincine varamadığımız gibi bilinçli olup olmadığımızı da bilemeyiz. İşte, kendi düşüncelerimizi fark edişimize “bilincin tefekkür eylemi” diyebilir, böylece onu genel içebakıştan ayırt edebiliriz. Bilincin tefekkür eylemini etraflıca açıklamamız gerektiği görüşündeyim, çünkü ileride de göreceğimiz üzere, bu eylem zazen'de önemli bir rol oynar.

Mutlak Samadhi'nin en derin evresindeyken bilincin tefekkür eylemi gerçekleşmez. Dolayısıyla bu, ne içsel, ne de dışsal ilginin olmadığı duruma karşılık geliyor. Samadhi'nin daha yüzeysel bir evresindeyse bilincin tefekkür eylemi ara sıra baş gösterir ve bizim Samadhi'nin farkına varmamızı sağlar. Söz konusu düşünme anlık olarak gelip gider ve her seferinde Samadhi'yi hafifçe kesintiye uğratır.

Samadhi derinleştikçe bilincin tefekkür eylemi seyrekleşir. Sonunda bütünüyle ortadan kalkar.

Zihnin bu haline “hiç” denir. Fakat bu aylak bir boşluk değil, varoluşumuzun en saf koşuludur. O düşünceye konu olmaz, onun hakkında doğrudan hiçbir şey öğrenilemez. Dolayısıyla ne içsel ilgi vardır, ne de dışsal.

Büyük usta Hakuin Zenji buna “Büyük Ölüm” demiştir. Olağan zazen uygulaması yapan Zen öğrencilerinin çoğu Büyük Ölümü tatmamıştır. Fakat ne olursa olsun, sahici aydınlanmaya ve özgürleşmeye ulaşmak istiyorsanız bu koşulun gerektirdiği süreci tamamıyla yaşamalısınız, çünkü aydınlanma ancak bilincin alışılmış yollarından sıyrıldığınızda mümkün olabilir.

Uykuyla Samadhi arasındaki fark nedir? Samadhi kesinlikle uyanıklıktan ödün vermez; bağımsızlık ve özgürlüğünü yitirmez; kendine hakim ve ruhsal güce sahip olmayı gerektirir; duyguların ve aklın tüm kaynaklarını kendinde barındırır.

Mutlak Samadhi'den çıktığınızda kendinizi bütünüyle huzurlu ve sakin, sağlam bir zihinsel güç ve vakarla donanmış hissedersiniz. Aklen tetikte olursunuz, kafanız berraktır; duygusal bakımdan saf ve duyarlı olursunuz. Büyük bir sanatçının yücelmiş halini duyarsınız. Müziği, sanatı ve doğanın güzelliklerini fazlasıyla artan bir anlayış ve beğeniyle takdir edersiniz.

O nedenle, bir hintkamışının gövdesine çarpan bir taşın sesi veya çiçek açmış ağaçların görüntüsü çok canlı bir izlenim bırakabilir üstünüzde; ve kenşo(5) dediğimiz şu harikulade anlayış anını yaşayabilirsiniz. Bu anı yaşarken çok güzel şeyler görür ve işitir gibi olursunuz, oysa gerçekte siz kendiniz güzelleşmiş ve yücelmişsinizdir. Kenşo sizin kendi saf zihninizi tanımanızdır.

Zihnin dördüncü koşulu, yani hem içsel, hem de dışsal ilginin olması, Zen öğrenciliğinin olgunluk döneminde görülür. Bu aşamada artık her şev rutine binmiştir ve zihniniz, mutlak Samadhi'de kazandığınız farkındalığı kesinlikle yitirmeden, engelsizce işler. Zen çalışmasında bir hedeften söz edeceksek o da budur, yani zihnin günlük yaşam içinde özgür olması.

Bir başka biçimde ifade edecek olursak; mutlak Samadhi çalışmasında olgunlaştıysanız, günlük olağan yaşama döndüğünüz vakit içinizde zihnin birinci ve üçüncü koşullarını kendiliğinden birleştirirsiniz. Yani hem olumlu Samadhi haliniz sürer, hem de kendinize hakim olarak, mutlak Samadhi'ye sağlam biçimde kök salarsınız.

Zen'de olgunluğun son noktasıdır bu. Zen çalışmasıyla ulaşılan gerçek olumlu Samadhi en nihayetinde bu dördüncü koşula dönüşür.

Zazen çalışıp mutlak Samadhi'de belli bir aşama kaydederek kendi içinizdeki farkındalığı geliştirebilirsiniz. Fakat o zaman yeni bir sorun doğar: bu farkındalığı dünyanın koşturmacalı gerçek yaşamında nasıl uygulayabilirsiniz? Bir minderde oturup zazen yaparak Samadhi'ye erişebilir, o farkındalığı yaşayabilir, farkındalığın aslında sizin kendi mutlak beniniz olduğunu anlayabilirsiniz belki; ama günlük yaşamın rutinine katıldığınızda, yerken, konuşurken, ticaret yaparken çoğu zaman o farkındalığı yitirdiğinizi görürsünüz. Günlük yaşamda o içsel farkındalığı yukarıda açıklanan ikinci koşul nasıl koruyup sürdürebileceğinizi merak edersiniz.

Zihnin birinci koşuluna dönüp dış olaylara dalmayı deneyebilirsiniz. Fakat bunu da çok zor bulursunuz. Yerleri süpürürken süpürmenin kendisi olamazsınız. Cerrahın ameliyata dalması gibi, süpürmenin dışındaki her şeyi unutamazsınız.

Bir futbol maçı izlerken kendinizi onda kaybedebilirsiniz elbet. Fakat bu edilgin, istem dışı bir dikkattir: hepimiz heyecanlanıp bağırabilir ve bu arada içsel farkındalığımız dahil, her şeyi unutabiliriz. Dövüşe, sefahate veya sevişmeye kendimizi kaptırabiliriz; ama hepsinde de içsel farkındalık terk edilir. Bu farkındalık olmadan dışsal koşulların insafına kalırız.

Bu sahte veya yüzeysel Samadhi'dir. Zihnin birinci koşulundaki Samadhi ise başka bir şeydir. İlkinde eksik olan, içsel denetimdir, kendine hakimiyettir. Mevcut Samadhi'mizde içsel anlayış çok ön planda olmamakla birlikte yine de içten içe uyanığızdır.

Özetle, günlük yaşamda içsel farkındalığı nasıl koruyacağı konusunda kafası karışan öğrenciler hem içsel kişiliğin, hem de dışsal ilginin varolduğu, bu ikisinin de serbestçe eyleme geçebildiği bir koşulun arayışı içindeler. Birinci maddede içsel ilgi yoktu; dördüncü maddedeyse onu yine en önde görüyoruz.

Zen'de olgunlaşanlar kutsal yasayı çiğnemeden serbestçe davranabilirler: onlarda gerek içsel farkındalık, gerek dışsal koşullar olabildiğince etkindir ve ikisine de engel yoktur. Bu, Zen'de olgunlaşmanın meyvesi ve Zen çalışmanın nihai amacı.


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült