Kişisel Gelişim

 

 

Sahte Kişiliğin Şifresinin Çözümü

Debbie Ford
 

Korku ile utanç sahte kişiliğin anası ve babasıdır. Yaralı egomuz derinden hissettiği layık olmama ve güçsüzlük duygularından kendisini arındırmaya çalışarak arkasına saklanabileceği bir maske takar yani bürünebileceği bir kişilik yaratır. Bütün kabul edemediğimiz ve istemediğimiz kısımlarımızı gizlemek bu sahte kişiliğin tek misyonudur. Eğer nüvemizde kim olduğumuzdan hoşnut olsaydık, sahte bir kişilik yaratmamız gerekmezdi. Sahte kişiliğimizi sadece önce başkalarının sonra kendimizin bozduğu, kötüleştirdiği, sakıncalı ve kabul edilemez yaptığı yanlarımızı saklamak ve korumak için yaratırız. Çevresel koşulların ne kadar saçma, ürkütücü veya sıkıcı olduklarına aldırmadan kendimizi onlara uydurmamıza yardım edeceği ümidiyle bu sahte kişiliğe bürünürüz.

Çocukken, duygu ve düşüncelerimizi ifade ettiğimiz için ve davranışlarımızdan ötürü ne kadar çok terslenir, sert bir dille eleştirilir ve anlamsız cezalara çarptırılırsak, gerçek özümüzden o kadar çok uzaklaşırız. Beğenilmeyen bir şey yaptığımız ve annelerimiz ile babalarımız işlerini görmeye uğraşırlarken ağladığımız, çığlık attığımız, çok soru sorduğumuz ya da neşeyle kıkırdayarak oraya buraya koştuğumuz için susturulduğumuz her zaman, farkında olmadan özgün kişiliğimizden koparız. Sadece gerçek kişiliğimizden kopmakla kalmayıp aynı zamanda mutluluk ve coşku kaynağımız ve daima sevgi dolu olan kalplerimizden de ayrı düşeriz. Biz de böylece duygusal yaşamımızı sürdürebilmek için insafsızca gerçek kişiliğimizi gizlemeye başlarız çünkü ancak bu şekilde hareket edersek “doğru” kişi haline geleceğimize, kabul edileceğimize, ait olacağımıza inanırız. Reddedildiğimiz her sefer içimizden biraz daha bölünür, hassas ve sevecen yüreklerimizi koruyabilmek için ördüğümüz görünmez duvarları biraz daha sağlamlaştırırız. Her gün, kazandığımız her deneyimle, bilmeden görünmez bir kale inşa ederiz ve bu kale bizim sahte kişiliğimiz olur. Bu sahte dışa vurum kısıtlı ifade kırılganlıklarımızı, duyarlıklarımızı ve çoğu kez kendimize ait gerçekleri görebilme ve anlayabilme yeteneğimizi gizleyerek öz varlığımıza gölge düşürür.

On yaşıma gelene kadar, bazı talihsizlikler, aşırı dozda reddedilme ve kendi payıma verdiğim birtakım yanlış kararlar yüzünden bu bozulma benim içimde de olmuştu. Önce dünyanın ve hayatımın haksızlıkları olarak gördüklerimin uğrattığı düş kırıklığı olarak kendini gösterdi ve giderek arttı. Yumuşak yaradılışımın yerini yavaş yavaş savunucu bir tutum almaya başladı. Zamanla tatlılığım burukluğa, sevecenliğim sertliğe, açık kalpliliğim içe kapanıklığa, kendime güvenim endişeye dönüştü. En güçlü düşmanım aptallıktı. İ n çok korktuğum şey aptallık etmekti. Ablam, Arielle, hem kahramanım hem de rakibimdi ve beyin dağıtılırken hepsi ona nasip olmuş görünüyordu. Notlarım kötü olmamakla beraber, Arielle’in işlek, açık bir yazısı ve canlı, etkin, hareketli bir ifade tarzı vardı. Dikkat çekmek için karnesini sallayarak evin içinde başı havada dolaşan hep Arielle olurdu. Kendinden emin, dimdik duran Arielle, akıllı kız kardeş yarışmasında altın madalyayı kolayca kazanırdı. Bense kaderime boyun eğmiş, aptal kız kardeş olduğumu kabullenmiştim. Bu teslimiyet zaten kırılgan olan egomu yaraladı. Tanrısal özümün, iç güzelliğimin üzerini utanç ile korkunun kaplaması uzun sürmedi. Kusurlu, eksik, daha aşağı derecede olduğum, yeteri kadar iyi olmadığım için utanıyordum ve zayıflığımı belli edersem herkesin benden kaçacağından, dışarıda bırakılacağımdan korkuyordum.

Bu yaralar masumiyetimin de üzerini kapladı ve beni en değerli armağanımdan yüce kişiliğim, Tanrı ve daha büyük bütün ile bir arada olmaktan ayırdı. Sekiz, dokuz yaşına gelene kadar çoktan çevremdeki herkese benim de zeki, yeterli derecede iyi ve önemli olduğumu kanıtlamaya uğraşmanın eziyetini çekmeye başlamıştım. Yavaş yavaş kibirli, küstah bir dış görünüşe büründüm ve kalbimi becerebildiğim kadar çok sahte cesaret gösterisinin arkasına gizleyerek korudum. Şimdi kendimi çevremdeki dünyadan kopmuş ve (daima etrafımda insanlar olmasına rağmen) ıstırap çekecek kadar yalnız hissediyordum. Olduğumdan başka birisiymişim rolünü canımdan beze beze oynamaya başladım, içimdeki güvensizlik duygusu beni bir “her şeyi bilen” bilen maskesi yapmaya itti. Yeni yarattığım insan yapısı karakterimi korumak için benimkiler de dahil bütün düşünce, inanç ve yargılara karşı koruyucu önlemler alarak maskemin inanılır olmasını sağlamaya çalıştım. Doğrucu bir tavır takınarak bütün inanç ve fikirlerimi etrafımdakilere zorla kabul ettirmeğe kalktım. Bu şekilde nihayet yaralı egoma benim de ablam kadar akıllı olduğumu kanıtlayabileceğimi zannediyordum.

Olduğumdan başka birisiymişim gibi görünmek için böylece göğsümü gere gere yeni yaptığım maskemi taktım. Maskem sahte kişiliğimin yüzü bana kabul edilir olduğunu varsaydığım ve bilinçaltında hassas ve yumuşak kalbimi koruyacağına inandığım sosyal kişiliği kazandırdı. Artık yeni ve düzeltilmiş olan Debbie imdada yetişebilir ve hiç olmazsa şimdilik aslında olduğum kız değil de olmak istediğim kızmışım gibi kendimi satabilirdim. Maskemi takınca kendimden emin ve güçlü, herkesin akıl danışmaya geldiği kız olabilirdim. Ailemin saygı duyduğu, dinlediği en bilge ve en sevecen olan ben olurdum. Daha güzel, daha popüler olan ve başkalarının ne düşündüğüne aldırmayan da ben olurdum. Sahte kişiliğim sağ salim olduğu sürece beni güçten düşüren korkunç başarısızlık ve aptallık duygularından kurtulabilir, beğenilen kişi rolünü oynayabilirdim. Sahte kişiliğimin maskesinin yüzüme daha iyi uymasını sağlayabilmek için gülümsemesini, dans etmesini, rahat insan olmasını ve umursamaz davranmasını öğrendim. Blöf yapmasını öğrendim, daha da önemlisi, yüreğimi korumasını (öyle sanıyordum) ve yetersizliklerimi gizlemesini öğrendim. Yavaş yavaş içimde hissettiğim utanç ve korkuyu örtbas etmenin yollarını keşfettim.

İçten Çürüme

Gerçek ve kusurlu kişiliğimizin keşfedilmeyeceğinden ve foyasının meydana çıkmayacağından emin olmanın tek yolu saklamaya çalıştığımız niteliğin zıddını geliştirmeye girişmektir. Ne müthiş bir kamuflaj, değil mi? Görünüşümüzü değiştiril ve dikkatle arkasına saklanabileceğimiz bir maske takarız ki kimse, kendimiz bile, bizi tanıyamasın. Hor gördüğümüz niteliği olumlu karşıtı olduğuna inandığımız özellikle fazlasıyla telafi etmeye çalışırız. Çocukken görünmez olduğunuzu, en çok sevdiğiniz kişilerin sizi görmediğini, tanımadığını hissetmişseniz, özlemini duyduğunuz dikkati çekmek için ilgi isteyen bir karakter benimseyebilirsiniz. Önemsiz olduğunuzu hissettiyseniz, önemli olduğunuzu hissettirecek bir dış görünüş yaratabilirsiniz.

Bu iş şu şekilde yapılır. Ait olmanın yolunu bulmaya debelenirken bıkıp usanmadan kendimizi ailelerimizin, arkadaşlarımızın, sınıf arkadaşlarımızın beğendiğini zannettiğimiz ve bir parçası olmak istediğimiz diğer dış baskılara uyduğunu sandığımız her şeye dönüştürmeye çalışırız. İyice düşünmeden ışığımızdan, masumiyetimizden, varoluşumuzun en derin gerçekliğinden vazgeçeriz ve gerçek duygu ile düşüncelerimizi içimizde saklayıp ifade etmeyiz. İhtiyaç duyduğumuz sevgiye sımsıkı yapışmaya uğraşırken en kutsal olandan kendimizi geri çekerek gerçek arzularımızın dışına çıkmaya cüret ederiz, imkansızı başarmaya çalışırız yani uyum sağlamak, onaylanmak, sevgi ve şefkatimize layık olduklarını sandıklarımız tarafından sevilmek için didiniriz. İşte! Sahte kişiliğimizi dünyaya getirmeyi böyle başarırız.

Utancımız ve korkumuz bizi arkalarına saklanmak için sayısız maskeler takmaya ikna ederler. Şeytanları olanların sadece biz olmadığımızı, sevgili arkadaşlarımızın ve aile bireylerimizin de şeytanları olduğunu bir türlü anlayamadığımızdan kötü taraflarımızı yadsıyarak gerçekten kim olduğumuzu saklamak için hiç durmadan karakterler söz gelişi, kılıklar yaratmaya başlarız. Kimse karanlık düşüncelerimizi, arzularımızı ve dürtülerimizi anlayamasın diye gerçeği saklayan dış görünüşlerimize bürünürüz. Tabii, buradaki sorun karanlığımızla beraber aydınlığımızı, ışığımızı da gözden kaybetmemizdir. Gerçek yaradılışımızın üstü şimdi bir tortu, bir çöküntü ile kaplanmıştır; artık tamamen ve mekanik olarak en aşağı yönlerimizle yaralı egolarımızla işlevimizi yerine getirmeğe başlarız.

Ayıbı ortaya çıktığı takdirde herkesin ondan kaçacağından ve onu dışlayacağından yüzde yüz emin olan yaralı ego, dış dünyaya göstermek için bir karakter, bir maske tasarladığını unutur. Bu yüzden zeki ve daha gelişmiş olan eşine ulaşma olanağı kaçınılmaz surette yok olur ve yaralı ego ister istemez yaratmış olduğu sahte kişilikle özdeşleşir. Sahte kişiliğin misyonu kendisini kendisine kabul ettirmektir ki bu da akıl almaz bir durumdur çünkü sahte kişilik zaten olduğuna inandığı “kişilikle” yaralarından ötürü uğraşmamak için yaratılmıştır. Sonra, bu yeni kişilik (yani yeniden yaratılıp eskisiyle özdeşleşmiş olan sahte kişilik) yıllarca önce hasarlı olduğuna karar verip kaybetmiş olduğunuz özgün kişilik olmadığını kimse fark etmesin, gerçeği öğrenmesin diye yorulmak bilmeden olmadığı bir kişi olmaya çalışır.

Sahte kişilik utancını, ıstırabını ve gerçek yaradılışını saklamak için birçok yöntemler kullanır. Bu yüzden harika yaratılışımızın aslını, gerçeklerini keşfetmek ve niçin çoğu zaman inanılmaz şekilde kendi kendimizi baltalamak zorunda kaldığımızı öğrenmek çok güçtür. Bunun için önce sahte kişiliğimizin çelik gibi dış cephesini yarıp geçmek ve gerçek yaratılışımızı saklamaya bizi en başta ikna etmiş olan şifreyi çözmek gerekir.

Yaralı ego fark etmiş olduğu yetersizliklerini kamufle etmek için çeşit çeşit maskeler takabilir. Seçilen dış görünüş kişiden kişiye değişir ve çoğumuzun birden fazla sosyal maskesi vardır. Bir arada olduğumuz şahıslara ve yaşamın hangi sahnesinde, hangi aşamasında bulunduğumuza göre değişik maskeler takarız. Birçokları bu dış görünüşleri edinmeye yaralanmış olan egolarını ve yüreklerini burkan utançlarını en iyi şekilde nasıl gizleyebilirler, nasıl en çok sevilirler diye hesap yaptıkları küçük yaşlarda başlarlar. Bazıları başkalarının asıl kişiliklerini nasıl gördüklerine dikkat ederek gözlemlerine uygun bir maske seçerler. Bazıları da kendilerini eleştirenlerin gözlerine görünmemek için görünmez yapacağına inandıkları özel bir dış görünüşe bürünürler. Toplumumuzun beklentisine uyarak tatlı, yumuşak ve masum kişiliğimizi gösterecek olursak, dövüleceğimizden, kullanılacağımızdan, dışlanacağımızdan, alay konusu olacağımızdan korkarak Kabadayı ya da Çetin Ceviz maskesi takmış olabiliriz. Evlerimizde aptallık ayıplanıyorsa, entelektüel züppe başka bir değişle ukala ya da çok bilmiş olmayı seçebiliriz.

Tanıdığımız birisinin işine yaradığını görmüş olduğumuz bir maskeyi de seçebiliriz. Belki okulumuzda İyi Kız, En Klas ya da Efe maskesiyle hava attığı için arkadaşlarımızın hayranlık duyduğu, saygı gösterdiği bir öğrenci vardır ve biz de kendi maskemizi ona benzeyecek şekilde tasarlarız. Belki okulumuzun Bayan Afrodit’inin çevresindeki erkekleri daima baştan çıkardığını, Bay Apollo’sunun da kız arkadaşlarımızı nasıl büyülediğini gözlemişizdir. Belki de asla popüler olamayacağımızı küçük yaşta idrak edip ikinci gelebilmek için Yetkili Destekçi rolünü seçerek ünlü, güçlü ya da bizden daha yüksek statüdeki arkadaşımızın sağ kolu olmaya ve daima yanında bulunmaya özen gösteririz. Suçluluk duygusu ile manevi baskının kuşaktan kuşağa geçtiği bir aileniz de olabilir ve siz de sadece annenizin takmış olduğu maskeye bakarak klasik bir kurban olmaya karar vermiş olabilirsiniz.

Maskelerimizi hangi davranışlarımızın kabul edilebilir hangilerinin kabul edilemez olduğuna hükmettiğimiz sırada ilk gözlemlerimize göre biçimlendiririz. Sonra kabul edilemez farz ettiğimiz özelliklerimizi saklayacağına ya da bize arzu ettiğimiz sevgi ve ilgiyi kazandıracağına inandığımız niteliklere sahip olan kişileri bilinçli veya bilinçsizce kendimize örnek alırız. Kimi küçük bir çocukken bile olduğundan başka birisi olmaya çalıştığını fark eder, kimi reddettiği kabul edilemez yanlarını saklamak için hiç farkına varmadan, gözü kapalı başka bir dış görünüşe bürünür. Şu anda bile, bu satırları okuyan bazılarınız ne demek istediğimi tam olarak anlarken, bazıları da yirmi, otuz hatta kırk yıl önce yapmış olduğu maskesinin en son şeklini taktığını henüz fark edemediğinden özgün kişiliğinin haberi olmadan bu maskenin arkasına gizlenmiş olduğunu göremiyor. Küçük bir çocukken büyükannenizden bir armağan belki uğurlu bir para aldığınızı ve onu kaybetmek istemediğiniz için kimsenin bulamayacağı güvenli bir yere sakladığınızı hayal ediniz. Üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra onu nereye sakladığınızı hatırlayabilir misiniz? Peki, onu sakladığınızı hatırlayabilir misiniz? Aynı şey yara bere almamış olan kişiliğiniz için de geçerlidir. Onu çok uzun zaman saklı tuttuğunuz için kim olduğunu, hatta başlangıçta öyle bir şeyin var olduğunu bile unutursunuz.

Hangi dış görünüşü seçmiş ya da onu bilinçli veya bilinçsizce yaratmış olmanız hiç fark etmez. Maskenizi gerçek yaratılışınızın sizi utandıran yanlarından uzaklaşmak için, daha da önemlisi, istenmeyen yönlerinizin saklı kalmaları, dünyanın gözlerinden ırak olmaları için takarsınız.

Binlerce nedenin herhangi birinden ötürü duymuş olduğunuz utanç yüzünden belli bir maske yapmış olabilirsiniz. Örneğin, karavanda yaşayan yoksul beyaz Amerikalılardan olduğunuzdan utanabilirsiniz ve dehşet içinde, sizi seksi, arzulanan ve popüler gösteren bir maskenin arkasına sığınabilirsiniz. On yıl sonra, kaybolmuş ve yapayalnız olduğunuzu hissederek gerçek benliğinizi aramaya başlarsınız. Gerçek sesinizi, gerçek heves ve tutkunuzu, gerçek yaratılışınızı ararsınız ama maskenizi çıkarıp atamazsınız. Nefret ettiğiniz şey arkasına saklanmış olabilir korkusuyla eliniz varmaz.

Bencil ve kaba olduğunuzdan dolayı ailenizin diğer bireyleri kadar sevilmediğiniz için de utanç duyabilirsiniz. Siz de bu gerçeği sizi hoş, kibar ve özgecil gösteren bir maske ile gizlersiniz. Mükemmel davranışlar, sosyal beceriler, sıcak ve samimi bir gülümseme geliştirirsiniz. Sonra, bir gün kendiniz için yaratmış olduğunuz ve sürekli denetiminiz altında tuttuğunuz bu nezaket hapishanesine daha fazla katlanamayacağınızı anlarsınız, maskenizin ifade etmenize izin verdiğinden çok daha fazlasına sahip olduğunuzu sezmeye başlarsınız ve dış görünüşünüzün sınırlarını aşmaya kalkarsınız. Fakat bu uydurma kişilikten kaçıp kurtulamazsınız. Tekrar kaba, bencil ve sevilmeyen birisi olmaktan utanç duymak istemediğiniz için korkunuz sizi dizginler ve size engel olur.

Belki de bir hiç olduğunuz için utanç duyarsınız. Lisede bu gerçeği ünlü bir Çok Başarılı Öğrenci olarak gizlemeye karar verirsiniz. Öğrenci kuruluna üye seçilirsiniz, durmadan takdirname alarak isminizi okulun şeref listesine yazdırırsınız hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin en eski ve saygın sekiz üniversitesinden birine girmeyi başarırsınız. Yirmi yıl sonra, başarılarınızın sonu gelmediği halde sizi aradığınız gönül doygunluğuna erdiremezler ve içinizdeki boşluk hissi sizi daha çok anlam ve daha çok amaç peşinde koşturur. Artık hem kendinizde hem de yaşamınızda başarılarınızdan daha fazla bir şeyler olduğunu anlamaya başlarsınız. Fakat yine, onlara yaklaştığınız zaman, bir hiç olduğunuzu zannettiğiniz yıllarda duymuş olduğunuz, geçmişin zehirli derin utancını duyarsınız. Aradığınızı kendi içinizde bulmaya çalışacak yerde arkanızı dönüp gider maskenize hoşunuza daha çok gidecek bir biçim vermenin yolunu aramaya başlarsınız.

Dış görünüşümüz yerine iyice oturunca seçmiş olduğumuz maskenin tipi bizi kullanmaya başlar. İyi Kız maskesi takmışsak, yardımsever, nazik ve yararlı gözükeceğimiz fırsatlar ararız. Kurban olmayı seçmişsek, farkında olmadan başkalarının bizi kullanacağı, kötü emellerine alet edeceği, iyi niyetimizden yararlanarak sömüreceği tehlikelere atılırız. Hoşnut Eden olmuşsak, tam yapışılacak adamları buluruz, genelde, bizi beğensinler diye kıvrandığımız kişileri. Kendileri için bir şeyler yapmamızı isteyen ve bizim de, “Hayır, yapamam,” demek için ölürken, “Baş üstüne. Benim için bir zevktir,” diye cevap verdiğimiz kişileri. Başka bir deyişle, rolümüzü tekrar tekrar oynayabilmemize yardımcı olacak insanların ilgisini çekeriz hatta bu rolü oynamak artık katlanılmayacak kadar zor gelmeye, acı vermeye başlamış olsa bile. Taktığımız maske neyse o kişi olduğumuza inandığımız için girmiş olduğumuz kılıklara uygun davranmaya çok özen gösteririz. Asıl kişiliğimizi büründüğümüz kişilikle karıştırırız.

Büründüğümüz kişilikler başlangıçta birer koruyucu mekanizmadır ama kısa zamanda bizi içlerine hapsederler. Bizi kısıtlayan, duygu ve düşüncelerimizi tam olarak ifade etmemizi engelleyen ve bizi tam olarak kendimiz olma yeteneğimizden yoksun bırakan görünmez kafeslerdir. Bu durum tıpkı bir saklambaç oyununa benzer: beğenmediğimiz, istemediğimiz özelliklerimizi saklarız ve sonra maskelerimizin altındaki otantik kişiliğimizi geri kazanmak için onları arayıp bulmak zorunda kalırız.

Sosyal maskelerimiz gelişigüzel veya rastlantı sonucu yaratılmazlar. Kendimizi kötü hissetmemize neden olan, kendi kendimize, “Ben kimim?” diye sorduran olaylar oldukça duyduğumuz utancı gizlemek için yavaş yavaş kademeli olarak yaratılırlar. Uzmanlık alanı duygusal ve ruhsal eğitim olan bir koç ve seminer rehberi olarak son yirmi yılımı toplumun her kesiminden gelen insanlara maskelerini nasıl tanıyacaklarını ve onları parça parça sökmeye nasıl başlayacaklarını öğreterek geçirdim. Tamamen güvenilir ve destekleyici bir ortamda yapay kişiliğin sihirli çözülüşüne tanıklık etmek hayret verici dokunaklı bir deneyimdir. Aslında yaralı egolarımızın çalışma biçimi hakkında sandığımızdan çok daha fazla bilgi sahibiyiz. İleri düzeydeki eğitim programlarımdan birine katılan öğrencilerle geçenlerde yaptığım yoğun bir seminerde, gruptaki herkesten yaşamı boyunca içinde taşımış olduğu utanç nüvesini ve onu gizlemek için takmış olduğu maskeyi paylaşmasını istedim.

Şimdi okuyacaklarınız sizin benim gibi çok aktif, iyi eğitim görmüş, kültürlü erkek ve kadınların gerçeği maskeleyen dış görünüşlerinin arkasına üzücü bir göz atış olacak. Söylediklerini dikkatle okuyunuz belki kendi utancınızı dokuduğunuz ipliğinin ucunu bulup çekmeye ve siz de utancınızı sökmeye başlarsınız. Haydi arkadaşlar, odanın ön tarafında tam karşınızda duran birisinin bu sözleri söylediğini hayal ediniz...

Fingirdek pis bir sürtük olduğum için utanç duyuyorum. Utancımı gösterişsiz, tutucu bir tarzda giyinerek ve kendimi seksten, erkekleri de benden uzak tutarak gizliyorum.

Toplumun dışladığı bir lezbiyen olmaktan utanıyorum. Ayıbımın üstünü komiklik yaparak, birçok arkadaş edinerek ve daima neşe saçan, partiyi canlandıran en hareketli kişi olarak örtüyorum.

Duygusuz, ilgi göstermeyen taş kalpli bir insan olduğum için utanıyorum. Bu gerçeği cana yakın bir kişiliğe bürünerek saklıyorum. Dikkatli bir dinleyici olmaya ve ince bir duyarlılıkla herkesin yardımına koşmaya özen gösteriyorum.

Yeterli derecede iyi, zeki ve güzel olmadığımdan utanıyorum. Eksikliklerimi mükemmelmişim gibi davranarak gizliyorum. Onun için kusursuz çocuklara, harika bir eve ve dünyanın en iyi işine sahibim.

Ben hasarlıyım, arızalıyım, bozulmuşum kaybetmeye mahkûmum. Utancımdan bir şirket eğitmeni ve bir motivasyon konuşmacısı oldum.

Zayıfım, güçsüzüm ve aşağılık herifin tekiyim. Utancımı herkesin gözlerinin içine bakarak ve kendilerini bomba gibi ve çok mutlu hissetmelerini sağlayarak gizliyorum.

Alkolik erkek kardeşim kadar kaçık olduğuma inanıyorum. Utancımı ört bas etmek için adeta para basan bir makine oldum, bütün işlerimi mükemmel bir şekilde çekip çeviriyorum ve bütün gerekli belgeleri son derece düzenli tutuyorum.

Erkeklerden ölesiye korktuğum için utanıyorum. Utancımı ve korkumu gizlemek için dudaklarımı kıpkırmızı boyuyor ve açık saçık seksi elbiseler giyerek edepsizce kendimi teşhir ediyorum.

İnsanların çoğunu küçük gördüğüm için utanç duyuyorum. Utancımı saklayabilmek için oturduğum semtin sorunları ile ilgilenen muhtaçlara bakım ve destek sağlayan insancıl bir lider oldum.

Ben kalbi buz tutmuş bir cadaloz olduğumu son derece sıcakkanlı, sevecen ve hoş bir kişi olarak saklıyorum.

Hastalık derecesinde bir yalancı olduğum için herkese dürüstlüğün ve namuslu olmanın öneminden bahsediyorum.

Zengin çocuğundan başka bir şey olmadığını anlaşılmasın diye başarılı bir iş adamıymışım gibi numara yapıyorum ve milyonlarca dolarlık bir işin sahibiymişim gibi davranıyorum.

İstenmeyen bir ıskarta olduğum için duyduğum utanç yüzünden bir ilişkim olmadan yaşayamıyorum.

Bağnazlığımı her ırktan her renkten insanlarla arkadaşlık kurarak ve onları evime davet ederek gizliyorum.

Bu örneklerin sahte kişiliği yaratan ve biçimlendiren mekanizmayı anlamanıza yardımcı olacağını umarım. Seminerimdeki katılımcıların bu kadar şeffaf ve korunmasız olabilecek cesareti bulabilmeleri zaman aldı fakat bu sürecin sonunda her birinde meydana gelen dönüşüm yaşamlarını değiştirdi, yüreklerini açtırıp duygularını, düşüncelerini açık açık söylettirdi, içlerini döktürdü ve yapılan araştırmaya değdi.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült