Kişisel Gelişim

 

 

Saçmalıklar Karşısında Ağırbaşlı Durmak

George J. Thompson & Jerry B. Jenkins


Ve... Bir Tarz Yakalamak

Girdiğim yardımcı okuma dersini alan çocuklar Büyük Neden Yöntemi adını verdiğim şeyin de bir parçasıydılar. Eğer çocuğunuz varsa bu aşamadan ya geçmişsinizdir ya da geçeceksinizdir. On bir yaşında başlar ve bazen hiç bitmez. Nasihat verip yönlendirebildiğiniz o çocuk aniden bir Neden Çocuğu olur çıkar. Yol polislerinin her gün karşılaştığı o sokak kertenkelelerinden biri haline gelir. Bu tip insanlar her söyleneni, her emri ve hatta her öneriyi sorgularlar. “Ehliyetinizi görebilir miyim, lütfen?” size ya da bana gayet meşru bir istek olarak gelebilir fakat “Tabii ki, işte burada,” yerine “Neden? Ne yaptım ki?” diye tepki veren biri her zaman vardır.

Toplum bu insanlarla doludur; ergenlik yaşındaki çocuğunuzdan eşinize, müşterinize, patronunuza, komşunuza kadar. (Bir sonraki bölümde bu tür insanlar ve diğerleri hakkında daha fazla bilgi verilecektir). İkna edici olmaya zorlanıyoruz ama hiç kimse ikna konusunda eğitilmiyor. Ta ki bu ana dek. Bu da benim hedefim. Zihninizi açmak istiyorum dolayısıyla da sizi motive etmem gerekiyor. Hala okuyor olmanız ise isteğe ve belirli bir beklentiye sahip olduğunuzun göstergesi. Size de söyledim, eğer bunu ben yapabiliyorsam siz de yapabilirsiniz. Eğer ben Sözlü Dövüşü uygulayabiliyorsam herkes becerebilir. Eğer bu sizin beklentinizi yükseltiyor, öğrenerek becerilerinizi iyileştirebileceğinize ve bu sayede başaracağınıza inandırıyorsa siz motive olmuş bir öğrencisiniz.

KİBAR BİR YÖNTEM

Sözlü Dövüş bir zihin alışkanlığı ile başlar. Japoncada ju “kibar” ve do da “yol, yöntem” anlamına gelmektedir; dolayısıyla dövüş sözcüğünü karşılayan judo da “kibar yöntem” anlamına gelmektedir. Bu tanım, judo ve karate gibi sözcüklerin anlamlarının mutlaka savaşı anımsatan ve agresif nitelikte olması gerektiğini sanan pek çok kişi için şaşırtıcıdır. Yaygın olarak şiddet, kargaşa ve ölümcül darbelerin her türlüsü ile dopdolu olan B filmleri ile birlikte anılan karate bile kelime anlamıyla “açık el” ya da “boş el” anlamına gelmektedir. Dövüş sanatları öldürme mekanizmaları değil, kişinin kendisini savunma teknikleridir.

Bir dizi mutlak prensip aracılığıyla Sözlü Dövüşü (kibarca ikna sanatını) öğrendikçe sizi bilinçli bir şekilde yetenekli bir konuşmacı olmaya yönlendirecek yeni zihin alışkanlıkları elde edeceksiniz. Her gün iyi bir iletişim kurmanın mümkün olduğunu göreceksiniz.

Bunu yıllardır araştırmama ve tüm eğitim prensiplerimi aklımın bir köşesinde tutarak bildiğim her şeyi size aktaracak olmama rağmen bu, muhtemelen size en başta doğal gelmeyecektir. Bunun sebebi, gerçekten aydınlanmış bir iletişimin hiç kimseye, en azından benim şu ana dek tanıştığım kişilerden herhangi birine, doğal bir biçimde gelmemesidir. (Elbette Gandhi ile tanışmadım.) Dolayısıyla, eğitimlerimdeki kişileri her zaman “Dilinizin ucuna geliveren sözcükleri asla kullanmayın, aksi takdirde hayatınız boyunca en çok pişmanlık duyacağınız konuşmayı yaparsınız,” diye uyarırım.

1988 kampanyasında George Bush’un favori sloganını hatırlıyor musunuz? “Dudaklarımı okuyun: Yeni vergi olmayacak,” adeta dudaklarından dökülmüştü. Bu, belki de hayatı boyunca pişmanlık duyduğu bir konuşmadır.

Size dilinizin ucuna otomatik olarak gelen sözcüklere dikkat etmeyi öğrettiğim için, bu sözcüklerin yerine geçecek olan Sözlü Dövüş başlangıçta biraz tuhaf gelebilir. Fakat yeni düşünce alışkanlıklarını ve buna karşılık gelen dili giderek öğrendikçe bunlar sonunda rahat gelecek ve otomatik bir hal alacaktır. Maksimum etki için sözcüklerinizi seçmeyi ve ifade etmeyi öğrendikçe gelişmiş iletişimin çok ötesinde birtakım faydalar sağlayacaksınız.

Sakin kalabildiğinizi göreceksiniz, ki bu özellikle değerli bir sanattır. Eğer karşınızdaki kişi canınızı sıkabiliyorsa belirli bir düzeyde size sahip demektir. Onu azarlayarak anlık bir “zafer” kazansanız dahi söz konusu karşılaşma patronunuz tarafından, mahkemede, aileniz tarafından ya da başka herhangi bir ortamda değerlendirildiğinde daha sonra size sahip olabilir.

Genellikle polisler bunu çetin bir biçimde öğrenirler. Cuma gecesi iyi bir tutuklama olduğunu düşündükleri şey söyledikleri ya da yaptıkları bir şey yüzünden Pazartesi sabahı mahkemede değersiz olabilir. İlerledikçe pek çok iyi ve kötü örnekle karşılaşacaksınız.

Bir Sözlü Dövüş öğrencisi olarak aynı zamanda her iki tarafın da küçük düşmediği bir biçimde insanlarla nasıl konuşulacağım öğreneceksiniz. Bu önemlidir çünkü anlaşmazlık ister sokakta ya da müdüriyet binasında isterse mahkemede ya da yatak odasında olsun kişisel karakter her zaman bir kavga meselesidir.

Ayrıca ilginç bir biçimde anında empati kuran basit ifadelerin farkına varacaksınız. Ve anlaşmazlığı bir armağan, kendinizin ustası olma yolunda yardımcı olan bir iletişim oyunu olarak algılayacaksınız.

Yakın zaman içerisinde yabancıların gözünde güvenilirliğinizi anında oluşturan sözcükleri kullanıyor olacaksınız. Arkadaşlarınızla, ailenizle ve iş arkadaşlarınızla konuşurken ilişkileri güçlendirmek adına ne söyleyeceğinizi bileceksiniz özellikle de bu bağlar baskı altındayken. Ve tamamen uzlaşmazlık içinde olduğunuz kişilerle bile sorunsuzca konuşabilmeyi öğreneceksiniz.

Sözlü Dövüş ile zihin düzeni ile sözcüklerin ikili gücünü kullanarak istediğinizi elde etmeyi öğreneceksiniz. Esasında hem içte hem de dışta bir iletişim ustası olabilirsiniz. Ufak başarı diye bir şey yoktur. Sözlü Dövüş size stres, hayal kırıklığı ya da uzlaşmazlık yaratmadan hayallerinizi ve dileklerinizi gerçekleştirme olanağı sunuyor.

Bu esnada, bir daha asla “Neden koca çenemi kapatamadım?” diyerek kendinizi yiyip bitirmeyeceksiniz.

HAYATIN REZİL DARBELERİ

Sekreter sürekli olarak yalan söyleyerek patronun bir toplantıda olduğunu ve telefonunuza cevap veremeyeceğini belirtiyor. Dalgacı genç sanatçı size “sakinleşip hayata karışmanızı” öneriyor. Sözde arkadaşınız her zaman “Mutlaka birlikte yemeğe çıkmamız lazım,” diyor ama her denediğinizde başka bir işi oluyor.

Hayatın standartlaşmış rezil darbelerine hoş geldiniz! Bu daha bir şey değil! Polislerin durumunda olduğu gibi, taşıdığınız en tehlikeli silah saldırıya hazır dilinizdir. Kariyerinizi duraklatacak ve hatta bitirecek bir cümleyi ateşleyebilir. Sokakta bir kavga başlatabilir (ve bunu kanıtlayan yaralarım var). Sizi boşanma mahkemesine yollayabilir (ve o türden yaralarım da var).

Vücudunuz genellikle fiziksel darbeleri atlatabilirken kötü haber, sözcüklerin açtığı duygusal yaraların hafızanızda sonsuza dek kalacak olmasıdır.

İyi haber ise, eğitim sayesinde saçmalıkları ağırbaşlılık ve belirli bir tarz ile karşılamayı öğrenebilirsiniz. Çok azımız karşımıza bu türde bir saçmalığın çıkmadığını iddia edebilir. Esas soru, bu atakların gelip gelmeyeceği değil; bunlarla nasıl başa çıkacağınızdır. Bunlarla zarifçe ve kolayca başa çıkıp sonunda herkesin karlı çıktığını mı düşüneceksiniz? Yoksa kendinizi bir avanak, bir kabadayı, bir ezik, bir aptal veya bunların hepsi gibi mi hissedeceksiniz?

Eğer eleştirileri ya da sataşmaları etkin bir biçimde karşılamayı öğrenirseniz saptırmak gibi diğer Sözlü Dövüş teknikleri hakkında dahi endişe etmenize gerek kalmaz. Bu beceriler önemli ve iyi olmakla birlikte her zaman gerekli değildir. Pratik yaparak hakaretleri zarafet ve gösterişle karşılamayı öğrenebilirsiniz, bu sayede ya tamamen yok olurlar ya da size asla dokunmazlar.

Konfüçyüs’ün yolundan giden filozof Sun-Tzu’nun da söylediği gibi “Yüz savaşta yüz zafer kazanmak en yüksek beceri değildir. Savaşmadan düşmanı alt etmek en yüksek beceridir.”

Bunun modem bir örneği 1990 yılında Clayton W. Williams Jr’nin Texas valilik kampanyasında meydana gelmiştir. Texas’ta bubba sözcüğü güney kırsal kesimlerde yaşayan dar kafalı beyaz çocukları betimlemek için kullanılan soysal bir terimdir ve Williams bubba oylarına oynadığı gerekçesiyle suçlanmıştır. Olayı tartışmak yerine neşeli bir biçimde “Ben bir bubbayım!” diyerek yanıt vermiştir. Bu yaklaşım akıntıyı ters yöne çevirmiş ve neredeyse seçimi kazanmasına yardımcı olmuştur.

Sözlü ataklarla başa çıkmayı öğrenmede ilk adım bir atağın yola çıktığının farkına varmaktır. İkinci adım ise bunun size karşı yola çıktığını kabullenmektir. Bundan sonra kendinizi kutlayın. Sorgulanmak, soru yağmuruna tutulmak ve hatta saldırılmak bile normaldir. Eğer bunu karşılamaya hazırsanız takdiri hak ediyorsunuz. Eleştirilerden kaçınmanın tek yolu ya bir kapsül içerisinde yaşamak ya da tüm hayatınızı herkesi memnun etmeye çalışarak geçirmektir. Bu da oyunu güvenli oynamak, etrafınızı dalkavuklarla sarmak, çok az sorumluluk almak ve diğerleri size ne yap derse onu yapmak anlamına gelmektedir.

Bir fikriniz olduğunda ve diğerlerini sizinle uyumlu biçimde hareket etmeleri için ikna etmeye çalıştığınız anda uzlaşmazlığı davet etmiş olursunuz. Ne kadar yoğun yaşarsanız, dünyada bir fark yaratmaya ne denli çok uğraşırsanız, tatsız ilişkilerin karşısında yaşam dolu ilişkileri ne çok yaratırsanız aynı ölçüde darbelere, pürüzlere ve yaralara da açıksınız demektir. Dürüst ve samimi bir iletişime giden tek yol da budur.

Demokratik bir toplumda en yüksek bakanlığı kim elde eder? Sözlü suiistimali çekmeye, saptırmaya ve atakları karşılamaya yönelik en büyük sektör olan siyaset arenasında hayatta kalmaya dair bir kariyer yapmış olanlar.

Denemek ister misiniz? Görevi mevcut durumu iyileştirmek olan herhangi bir komiteye atanın. Eninde sonunda çekişme ve ihtilaf ile karşılaşacaksınız çünkü pek çok kişi değişime karşıdır. Olayları olduğu haliyle korumak için savaşacaklardır.

İleri iletişim becerilerine ihtiyaç duyanlar yalnızca siyasetçiler ya da durum düzelticiler değildir. Yasa icra görevlileri, öğretmenler, sağlık görevlileri, satıcılar, hizmet personeli kısaca eğitim vermek üzere davet edildiğim tipik gruplar gibi profesyoneller diğerlerinden ihtiyaç duydukları şeyleri almak üzere sözcükleri kullanmayı öğrenmektedir.

Bu gruplardaki insanlar sözlü suiistimal ile para kazanmak üzere başa çıkmaktadır ve hepimiz şu ya da bu zamanlarda bunu yapmaktayız. Anne babalar da kesinlikle bunu yapıyorlar; öğrenciler de, ev hanımları da, kısacası herkes. Bu durumda işin özü tökezlemekten nasıl kaçınmalı ya da incinmeden düşmeyi nasıl öğrenmeli. Saldırı görebilirsiniz; bunda hemen hemen hiç şüphe yok. Esas sorun, daha esnek ve güçlü biri mi yoksa daha ziyade bir kabadayı mı olacağınız.

Bu alanda bir uzman olmama rağmen ben de sürekli tuzaklara düşme eğilimi gösteriyorum. Geçenlerde Albuquerque’deki ofisime arabayla gidiyordum, yaklaşık on yedi yaşındaki bir çocuk tam park yerine girerken önümden arabasıyla geçerek yeni pikabımın süpürgeliğini sıyırdı. Kızmıştım. Arabasından inince “Nereden aldın o ehliyeti?” diye bağırdım.

Sakince bana bakarak “Texas!” dedi ve sonra gitti.

Ofisime gelinceye dek fark edilmemiş bir yetenek ile karşılaşmış olduğumu gördüm. Bir Sözlü Dövüş ustasıydı ve bunun farkında bile değildi. Beni tek bir sözcükle durdurmuştu. Eğer beni daha da sinirlendirip tepkime bir “Sana ne ki, orospu çocuğu” ile karşılık verseydi oracıkta bağırmaya başlardık ve daha sonra kim bilir neler olurdu... Yaşının üç katı, boyunun iki katı ve dövüş sanatları ile polis taktikleri konusunda eğitim görmüş biri olan ben çocuğa ciddi biçimde zarar verebilir ve hayatımı mahvedebilirdim.

Fakat ona bağırdığımda dahi kızmış görünmüyordu. Saldırımı umursamak bir kenara ondan keyif almış gibi bir hali bile vardı.

Eski samuray savaşçıları da savaşlarını böyle görürlerdi. Bu savaşlar için yaşarlardı. Mücadeleyi neşe ve uzlaşmazlık olarak, daha fazla enerji çektiklerine dair bir işaret olarak görürlerdi. Onlar için esas mesele kazanmak ya da kaybetmek değildi hatta ölmek ya da hayatta kalmak da değildi. Esas mesele cesurca olaya dahil olmak, kusursuz bir tarzla savaşmak ve bu karşılaşmadan bir ders çıkarmaktı. Ve savaşçılar mücadeleyi olumlu olarak karşıladıkları için bu mücadelenin bir parçası olurken daha az gergin oluyorlar, ağızlarını kapayıp eğitimlerini unutmaya daha az eğilimli oluyorlardı.

“Ben bir bubbayım” diyen Clayton Williams ve dikkatsiz genç sürücü karşılaşma olgusu hakkında ortak bir sakinliğe sahiptiler. Karşılarındaki tepkisel kişiyi soğuk bir biçimde durduran basit ve doğru bir cevapla yanıt verecek kadar geniştiler. Williams bunu üç sözcükle yaptı. Genç delikanlı ise beni tek bir sözcükle yumuşattı.

İşin sun çok basit: Biri size hakaret eder, karşı koyar ya da saldırırsa sorun yok. Gülün geçin. Bunun hiçbir anlamı olmadığını, size hiç de batmadığını gösterin. Eğer siz de atağa karşılık verip direnç gösterirseniz buna hayat ve inanılırlık kazandırmış olursunuz. Eğer kendinizi savunursanız karşı atağı davet etmiş olursunuz.

Richard Nixon “Ben düzenbaz değilim,” diye açıklama yaptığında neler olduğuna bir bakın. Eğer, yalan söylemek ya da kendini savunmak yerine, kızgınlık ya da tepkisellik ya da kinaye olmaksızın daha öncesinde doğruyu açık bir biçimde söyleseydi siyasi olarak hayatta kalabilirdi. “Aptalca bir harekette bulunduk ve bunu düzelteceğiz,” dediğini bir düşünsenize.

Ülke çapındaki polislere eğitim verirken siyah polis memurlarının hakaretleri duymazdan gelme konusunda genellikle daha başarılı olduğunu görüyorum. Neden? Muhtemelen kendilerine sürekli saldıran bir dünya üzerinde hayatta kalmak zorunda oldukları için. Pek çoğu Saydırma adı verilen bir oyun oynayarak büyümüşler.

Saydırma oyunu çocuklara sözlü suiistimal ile başa çıkmayı öğretir. Gevşekliği ve çevikliği diyalog niteliğindeki oyunlarda öğrenirler. Genellikle birbirlerinin annelerine edilen hakaretler şeklindeki akla gelebilecek en kötü alaylar ardı ardına sıralanır. “Senin anan o kadar aptal ki dışarıda havanın soğuk olduğunu duymuş ve gidip bir kase getirmiş!” “Öyle mi? O zaman seninki de o kadar yaşlı ki kölelikten önce doğmuş!” Bazen saydırmanın kısa bir versiyonu en basit haliyle “senin anan!” şeklindeki hakaret ifadesidir.

Oyunun sonunda oyunculardan bir tanesi olayı kişisel alır ve kızgınlıkla tepki verir. Küçük düşerek güvenirliğini yitirir. Aynı zamanda oyunu da kaybeder ve dalga geçirilir. Saydırma oyununu sürekli ve sürekli oynayarak siyah bir çocuk nihayetinde herhangi bir saldırının ancak kendisinin izin verdiği ağırlıkta karşısına çıkabileceğini anlar. Annesi hakkında yapılan bir hakareti bile çok büyütmemesi durumunda, başka birinin kendisine hakaret etmeyi sürdürmesi için hiçbir sebebi olamayacağını öğrenir. Saldırıya hazır dili çaba harcamadan, güzel sözlerle ve etkin bir biçimde yatıştırmayı öğrenmiş olur.

Uyumlu, Zor ve Korkak

Bazı yerli Amerikalılar, başta Sioux ve Navaho olmak üzere, gözünüzün içine yalnızca iki durumda bakarlar: Ya sizin öz erkek ya da kız kardeşinizdir (ki bu oldukça düşük bir olasılık) ya da sizi nasıl öldürebileceklerini kafalarında ölçüp biçiyorlardır. Diğer yerli Amerikalılar ise el sıkışmayı bir tür saygı ifadesi olarak kabul ederler ve bu yüzden de açık ve güçsüz bir el sunarak yavaşça kapatırlar; elin sert bir biçimde kavranmasını bir tür agresiflik ve üstünlük ifadesi olarak görürler. Pek çok Hispanik kişiye insanların gözünün içine dik dik bakmaması dahi öğretilir çünkü pek çok kültür bunun ruha müdahale olduğuna inanır. Pek çok Asyalı hala bir kimsenin ayakkabılarına bakmanın bir tür saygısızlık olduğunu kabul eder.

Toplumumuz kültürel açıdan daha çeşitli bir hal aldıkça, çoğunluk olarak beyazların da yeri hızla diğerleri tarafından alınıyor. Azınlık sesleri giderek yükseliyor ve kültürel anlamda yapılması ve kaçınılması gereken sayısız kurallar da ortaya çıkıyor.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült