Kişisel Gelişim

 

 

Öpülen, İster Kurbağa Olsun, İster Prens, Beklenti Aynıdır

Saim Koç


Kadınların sonsuza dek sürecek bir romans hayali vardır. Kendisini prensesler gibi hissettirecek erkeği beklerler. Masallarda güzel prenses daima kendisini kurtaracak, onu sonsuza dek mutlu edecek prensini bekler. Prens ya onu öpücükle yüz yıllık uykusundan uyandırır ya ayakkabının teki elinde kapı kapı dolaşarak onu bulur. Bu çocukluk masalları yetişkinlikte de kadınların peşlerini bırakmaz. Bu masalların kendilerini nasıl aciz kıldığının farkında bile değillerdir.

Çoğu kadın prense çevireceği umuduyla kurbağaları öpse de ender de olsa “prensini” bulduğu halde onu kurbağaya çeviren kadınlar da vardır. Partneri değiştirme çabaları her zaman aleyhimize sonuçlanır.

Öpülen, ister kurbağa, ister prens olsun beklenti aynıdır: Onlar mutluğumuzun sorumlusudur. Bu bakış açısıdır ilişkiyi bitiren. Mutluluğumuzun kaderini başkalarının eline bıraktığımız zaman şansımız sıfırdır. Dünyanın her bakımdan ‘en’lerine sahip (en duyarlı, en güzel, en başarılı, en etkileyici vb.) bir partnerin bile böyle bir yeteneği yoktur. İşin sırrı bizdedir; kendi ‘enlerimizi çoğaltmamızdadır.

Ama biz, kendimizle uğraşmak, kendimizi geliştirmek yerine partnerimizle uğraştığımız, onu değiştirmeye çalıştığımız için elimize geçen fırsatları kaçırırız. Partnerimizde arayacağımız esas özellik, kendi mutluluğunun kendi gelişiminden geçtiğinin ne kadar farkında olduğudur.

Beklenti kendimizin dışında ise hayal kırıklığı kaçınılmazdır.

Bizi yanıltmayacak olan tek kişi biziz.

Beklentiyi kendimize çevirdiğimizde her zaman beklediğimize kavuşuruz. Kendi potansiyelimize güvendiğimizde yapmak isteyip de yapamayacağımız hiçbir şeyin olmadığını da görürüz. Evet, bunun için öğrenmemiz gereken şeyler vardır; geliştirmemiz gereken yeteneklerimiz vardır ama kararlılıkla üstüne gittiğimizde imkansız gibi görünen şeyleri bile başardığımızı görürüz.

Çiftlerle yaptığım çalışmalarda şimdiye kadar, mutsuz süren ilişkisinin sorumluluğunu üstlenmiş tek bir kişiye bile rastlamadım.

Tabii ki anlatırken kendi yaptıklarına bir türlü karşılık bulamadıklarından yakınıyorlar. Dinlediğinde, sıradan bir insanı çok etkileyecek hikayeler anlatıyorlar ama baktıkları açı yanlış. Mutsuzluklarının nedenini partnerlerinin duyarsızlığı, kabalığı vb. şeylere bağladıkları anda anlattıklarının hiçbir hükmü kalmıyor. Çünkü kendilerini geliştirmeyen bir ilişki içinde kalmalarının da sorumluluğunu üstlenmiyor, bundan partnerlerini sorumlu tutuyorlar. İşte bu noktada kendilerini çaresiz kılıyorlar.

Ben ilişkilerinde sorun yaşadıkları için bana gelen çiftlere öncelikle mutsuzluklarının sorumluluğunu yüzde yüz üstlenmeleri halinde mutlu bir ilişkiyi başlatabileceklerini anlatırım; tabii kendi özel sorunlarından yola çıkarak. Söylediklerimi kavrayıp harekete geçenler ilişkilerinde inanılmaz gibi gelen bir dönüşüm yaşarlar. Bir mucizeyi gerçekleştirirler. Ama bu bakış açısını kavramamakta direnenler, kendisini beraat ettirip partnerini mahkum etmeye devam edenler de çıkar. Bu sadece onlarla çalışmamızın süresini uzatır. Zaten bu tür çiftlerle mutsuzluklarının sorumluluğunu üstlenmeden sağlıklı bir ilişki için gereken adımların neler olduğunu konuşmam. Konuşmanın bir karşılığı yoktur çünkü.

İlişkiler konusunda “uzmanlaşmış” birçok kişi, birlikteliğin karşılıklı fedakarlığa dayalı olduğu, çiftlerin birbirlerini mutlu etme konusunda sorumlulukları olduğu fikrinden yola çıkar. Bu bakış açısına göre iki taraf da birbirlerine biraz taviz verebilse, biraz fedakarlıkta bulunabilse aralarında güzel bir ilişki doğacaktır.

Temelden yanlış bulduğum bir anlayış.

Bunu öğrenmek için bir uzmana ihtiyacınız yok, henüz hayattaysa babaanneniz ya da anneanneniz de size benzer şeyler söyleyebilir. Hem paranızı da ziyan etmemiş olursunuz.

Biliyorum, mutsuz geçen onca yılın sorumlusu partnerinizken birden bunu tersine çevirmek, mutsuzluğunuzdan kendinizi sorumlu tutmak kolay değil. Ama emin olun, sizi mutluluğa taşıyacak, özgürleştirecek yol bu.

Fedakarlıkta daima bir beklenti vardır. Yapılan fedadan beklenen kar. Bu beklenti asla karşılanamaz. Beklentinin sonu daima hayal kırıklığı ve öfkedir. Oysa sağlıklı ilişkilerde özveri vardır. Özden verilen sevgi ve emek. Özveri ve fedakarlık arasında büyük fark vardır. Fedakarlık, bir beklenti uğruna katlanma durumudur. Özveride ise verenin vermekten keyif alma hali vardır.

Bizi mutsuzluğumuzun sorumluluğunu üstlenmekten alıkoyan şey cezayı kendimize fatura ettiğimiz düşüncesidir.

Mutsuz geçen yılların birikmiş öfkesi vardır içimizde ve mutlaka bunun suçlusu cezalandırılmalıdır. Böyle düşünür, böyle hissederiz. O güne kadar ziyan edilmiş yıllarımızın sorumlusu partnerimizdir ve cezayı hak etmektedir. Onu sevdiğinizi, cezalandırmayı düşünmediğinizi söyleyebilirsiniz ama bu doğru değil. Biz en çok sevdiğimiz insanları cezalandırırız. Varsa, çocuğunuza verdiğiniz cezaları düşünün. Onu sevmiyor musunuz? Peki, neden ceza veriyorsunuz? Ceza sevgisizliğimizin değil, öfkemizin sonucudur.

Cezayı kime verirsek verelim, cezayı verene öfke duymaktan başka bir sonuç yaratmaz.

Bu yüzden mutsuzluğumuzun sorumluluğunu üstlenmek zor gelir bize. Böyle yaparsak cezayı hak etmiş bir suçlu durumuna düşeceğimizi zannederiz. Bunun kendimize yapılmış haksızlık olduğunu düşünürüz. Ve sorumluluk üstlenmemekte direniriz.

Mutsuzluğunun sorumluluğunu üstlenmeyen mutlu bir ilişki yaratamaz.

Sonsuza kadar mutlu sürecek bir ilişki, mutluluğunuzun sorumluluğunu üstlenmekle başlar. Ve en önemli ilişkiniz kendinizle olan ilişkinizdir.

HER AŞK SEVGİYE DÖNME POTANSİYELİNİ TAŞIR MI?

İlişkinin ilk günlerinde hissedilenler sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Bizim aşk hikayemizi okurken bazılarınızın, “Ben de bu duyguları yaşamıştım ama sonu gelmedi” diye içinden geçirdiğini tahmin ediyorum.

Birçok ilişki bizimkine benzer şekilde yoğun duygularla başlasa da ne yazık ki bizimki gibi gelişmiyor. Bilinçsizce yapılan yanlışlar ilişkileri yavaş yavaş olumsuz bir sürece sokuyor. Başlangıcı ne kadar harika olursa olsun, eğer bilinçli bir şekilde beslemiyorsak ilişkimizi adım adım tüketiriz.

Çünkü ilişki canlı bir organizmadan farksızdır ve her canlı gibi beslenmeye ihtiyacı vardır.

Yeterince ve sağlıklı beslenmiyorsa hastalanması kaçınılmazdır. Zamanında ve doğru bir tedavi uygulanmazsa ölür yani ilişki biter. Her hastalıkta olduğu gibi onun da semptomları vardır.

Beslenmek istiyorsanız önce siz beslemeye özen gösterin. Eğer hala beslenemiyorsanız, o ilişki içinde fazla vakit kaybetmeyin.

Her iki tarafın birbirini beslediği ilişkilerde ilk günlerde aşk sevgiye dönüşerek sürer. Her aşkın sevgiye dönüşme potansiyeli vardır. Aşk sevgi değil midir, gibi bir soru gelebilir aklınıza. Aşk beş duyumuzun alarm halinde olduğu duygularımızın çok yoğun yaşandığı bir dönemdir. Bilinçsiz ve nedensizce içine sürüklendiğimiz bir süreçtir. Sevgi ise bilinçli bir süreçtir ve emek gerektirir, özen gerektirir.

Aşk süreci içinde bilinçsizce yaptıklarımızı bilinçlice yapabildiğimizde ilişkimizi mutlu ve doyumlu bir şekilde sürdürürüz.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült