Kişisel Gelişim

 

 

Olmasını İstediğiniz Öyküyü Anlatmak

Nicola Phillips


"Her birimiz, bir şekilde tamama erdirmemiz gereken belirli bir deneyimin izlerini taşırız."

- Michael Rabiger

Dünya üzerindeki tüm insanların birçok ortak noktası vardır:

• Doğarız.

• Güleriz.

• Ağlarız.

• Kabul görmek isteriz.

• Ölürüz.

Temel unsurlar aynıdır; bireysel öyküler bunların nasıl gerçekleştiğine göre değişir.

"Kendinize, buraya nasıl geldim ben diye sorarsınız.

Kendi kendinize, bu benim güzel evim değil, dersiniz Kendi kendinize, bu benim güzel karım değil; dersiniz..."

Konuşan Kafalar

Bugüne kadarki yaşam öykünüzü anlatmak. Nasıl geçti? Dünya yeterince yerinden oynamamış olmalı, yoksa başka bir şeyin peşinde olmazdınız. Öykünüzü nasıl anlatacaksınız? Herhangi bir filmde olduğu gibi:

• konu

• gelişim

• karakterler

• olaylar bulunmalı.

Herhalde bir başlangıcı vardır, ama arayışlarınızın bir bölümü mevcut öyküyü bitirip yenisine başlamak mı istediğiniz, yoksa elinizdeki öyküye yeni bir yön mü vereceğinizle ilgilidir.

"İlk şey Son şey.

Neredeyseniz oradan başlayın."

- Dale Pendell

Öykünün konusu genellikle karakteri açığa çıkarır: yaşamımızda içinde bulunduğumuz durumlar davranış kalıplarımızı ortaya koyar. Öykünüzü anlatan sizin eylemleriniz, tepkileriniz, sezgileriniz ve duygularınızdır. Konunun ve davranış kalıplarının farkında olmak, ne istediğiniz konusunda tercih yapmanızın önkoşuludur. İleriye gitmeden önce nerede olduğunuzu bilmeniz gerekir.

Eğer elinizde kendi başınıza parçalara ayırıp gerekirse bir bölümü bir başkasıyla değiştirebileceğiniz bir yapı varsa, bunun yararı olur. Öncelikle yapıyı tanımanız, onu neyin bir arada tuttuğunu ve onu parçalamanıza neyin yardımcı olabileceğini saptamanız gerek.

Yaşamınızdaki çeşitli koşullara nasıl tepki verdiğinizi incelediğiniz zaman tüm davranışlarınızın temelinde çoğunlukla aynı temanın yattığını görürsünüz.

Davranışlarımızı bu bağlamda anlamak, çeşitli durumlarda bizi harekete geçirenin ne olduğunu, bunun geçmişte ve gelecekte ne gibi etkileri bulunduğunu kavramamız için olağanüstü yararlıdır. Eğer bu değiştirebileceğimiz ve değiştirmek istediğimiz bir şeyse, bu değişimi kabullenebilecek miyiz?

İç çatışma ve mutsuzluk insan deneyiminin olağan ve gerekli parçalarıdır ve çoğunlukla bu hoşnutsuzluk değişik bir şey için arayışın temelini oluşturur. Bu nedenle, öykümüzün daha zor bölümlerine geçmeden, ne istediğimiz şöyle dursun, ne istemediğimizin farkına varmamız hemen hemen olanaksızdır.

Kaçınmak, bizim için zor olan bir şeyi kabullenmekle aynı şey değildir. Kışkırtıcı olayların üzerinden çok uzun bir zaman geçse bile yol açtıkları duygusal tepkiler devam edebilir. Olayların ve onların etkilerinin bilincinde olursak bunların geleceğe yansımalarını da değerlendirebiliriz.

Duygusal mimarimiz bir bela olarak görülmemelidir.

Yaşamımızın anahtarı buradadır. Bizi oluşturan ve biçimlendiren görünmeyen güçler ve sessiz mesajlar mevcuttur.

Bilinç, ne olması gerektiğini değil, ne olduğunu saptamakla ortaya çıkar.

Her gün yaşamımızla ilgili öyküler anlatır ya da dinleriz. Bu öykülerin kimilerinde kahraman, kimilerinde yönetmen ve birçoğunda da izleyici konumundayızdır. Kimi zaman roller birbirine karışır ve öyküdeki yerimizi gözden yitiririz.

Kendi seçtiğiniz hayatı yaşamak, konuyu ve sizin bunun içindeki rolünüzü belirlemekten geçer. Daha geniş kapsamlı yaşam senaryosundaki olgulara göre değişiklikler yapmak ve bunları kendinizinkine uydurmak suretiyle olayların kendi senaryonuzu bozmasına meydan vermezsiniz. Bunlar hem sizi hem de öbür kişileri nasıl geliştirebilir? Öyküyü nasıl yönlendirebilir?

"Bunun yanlış, ötekinin doğru olduğunu söyleyemeyecek kadar uzun yaşadım, yaptım ve hissettim. Başkalarının bana uygun gördüğü biçimde yaşamaktan bıktım. Özerk olmayı seçtim. Karşılıklı bağımlılık içinde bağımsızlık talep ediyorum."

Albert Camus

İçtenlikle bağlandığımız inançlarımızın ve öykülerimizin çoğu çocukluğumuzdan kalmadır. Bu dolaysızlığı ve kırılganlığı yetişkinliğin getirdiği bilgelik ve hoşgörüyle bağdaştırmak güçlü ama erişilmesi çok zor bir amaçtır. Kimileri anlayış ve bilgelik mertebesine asla erişemez; bazıları çocukluk öyküsünün öylesine etkisi altında kalmıştır ki değişmeleri olanaksızdır.

Çoğumuz çocukluktaki bakış açısının ötesine geçemeyiz. Bu, “ben” ve “başıma gelenler” konusuna odaklanmış, son derece benmerkezci bir bakış açısıdır. Burada bir miktar heyecan ve içtenlik söz konusudur, ama takıntılı kişiler bunu yitirmiş gibidirler.

Bir çocuk başkasının bakış açısının önem taşıdığının farkında değildir; başkalarının hisleri umurunda değildir; sadece onlara kendi isteklerini nasıl kabul ettirebileceğini düşünür. Çocukların uzlaşma duygusu yoktur. “Daha sonra” diye bir kavramdan habersizdirler; her şey anında yapılmalıdır. İstedikleri her ne ise ŞİMDİ yerine getirilmelidir.

(Hiç ŞU ANDA çözümlenmesi gereken bir sorun ya da gereksinim karşısında çaresiz kaldığınız oldu mu; bu çaresizliğin mantığa sığar yanı bulunmasa bile?)

Kimileri korkulardan ve zaaflardan uzak, güçlü görünürler. Dünyaya bu açıdan bakmanın yaşamdan hoşnut olmak, kırılganlık ve masumiyet gibi olumlu yanları vardır. Dolayısıyla, bu bakış açısından hareketle, başkalarını kendinize oranla daha güçlü ve daha az kırılgan olarak değerlendirirsiniz. Bu ise çoğunlukla “kurban”ın açısından bir savunma ve korunma stratejisi oluşturur.

Çocukluğun bakış açısını geride bırakmamız va da bunu istememiz pek olası değildir. Yetişkinlerin ne istediğini korkusuzca ve güvenle saptamayı içeren bakış açısı, içinde bulunduğunuz konuma en uygun perspektiftir. Yetişkinler bu olayı değerlendirmenin birden fazla yöntemi bulunduğunu görerek hoşnutluk duyarlar. Bir yetişkinin bakış açısı; deneyimi, uygulanabilirliği, kişiliğiyle ilgili bilgileri ve başkalarının korku ve kırılganlıklarına karşı anlayışlı olmayı kapsar. Uç noktalarda bu, katı, kontrolcü ve yargıcı olabilir.

Kazanım yaptıklarınızla, liyakat kim olduğunuzla ilgilidir."

- Hilary Austen

Kimin haklı kimin haksız olduğuna kim karar verecek? Neye layık olduğunuzu saptamaya çalışmak belki de doğru mu yanlış mı yaptığınızı ya da iyi mi kötü mü olduğunuzu belirlemek kadar yararsızdır.

Eğer iyi ve kötü kavramları mevcutsa her ikisi de olabilirsiniz.

Yargılamaya bayılırız, yargılanmaktan nefret ederiz.

En kötü senaryo olağanüstü yetişkin (kontrolcü ve yargıcı) bir senaryonun olağanüstü çocuksu (kurban) olanla birleşimidir. Başarılı bir işadamı olmayı ve aynı zamanda Virjin Adalarına doğru yelken açmayı istemek kolaydır.

Yaşamınızda bu iki görüşten herhangi birini benimsediğiniz anları anımsayın. Bunun bir model teşkil edip etmediğini düşünün. Bu tür tepkilerinizi harekete geçirecek belirli olaylar ya da kişiler var mı? Bu modelin temelinde yatan bir neden görebiliyor musunuz?

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült